İmam Ahmed b. Hanbel, Vehb b. Cerir vasıtasiyle Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Sadece üç kişi beşikte konuşmuştur. Bunlardan birisi, Meryem oğlu İsa'dır. İsrail
oğullarından âbid bir adam vardı. Adı Cüreyc'di. Bu adam bir manastır inşa etti. Manastırında ibadet etmeye başladı. İsrail oğulları, onun ibadetinden söz etmeye başladılar. Onlardan fahişe bir kadın:
- isterseniz ben bu âbidi yoldan çıkarırını, dedi. Onlar da:
- Biz de böyle yapmam istiyoruz, dediler. Fahişe kadın manastıra gidip Cüreyc'e musallat oldu.
Cüreyc, ona iltifat etmedi. Fahişe kadın gidip bir çobanla yattı. Çoban, koyunlarını Cûreyc'in manastırının duvarları dibinde otlatıyordu. Fahişe kadın, çobandan hamile kaldı. İsrail oğulları:
- Karnındaki şu çocuğun babası kimdir? diye sordular. Fahişe kadın:
- Cüreyc'dir, dedi. Manastıra gittiler. Cüreyc'i dışarı çıkararak kendisine sövdüler, dövdüler ve manastırını yıktılar. Onlara:
- Niçin böyle yapıyorsunuz? diye sorunca onlar:
- Sen, şu fahişeyle zina yaptın. İşte o da bir çocuk doğurdu, dediler.
- Nerede o çocuk? diye sorunca:
- İşte çocuk şurada, dediler. Cüreyc kalkıp namaz kıldı. Dua etti. Sonra gidip parmağı ile çocuğa dokundu ve:
- Allah aşkına söyle ey çocuk, senin baban kimdir? diye sordu. Çocuk da:
- Ben çobanın oğluyum, dedi. Bunun üzerine İsrail oğulları, Cûreyc'in üzerine kapanıp öpmeye başladılar ve:
- Manastırını altından inşa ederiz, dediler. Cüreyc:
- Altından yapmanıza gerek yok. Onu tekrar eskisi gibi inşa edin, dedi.
Bir kadın çocuğunu emzirmekte iken yanından yakışıklı bir süvari geçti. Kadın: "Allah'ım, benim oğlumu da şu süvari gibi yakışıklı kıl." dedi. Memesini emmekte olan çocuğu, memeyi bıraktı ve süvariye dönüp: "Allah'ım, beni bunun gibi yapma." dedi. Sonra yeniden anasının memesini emmeye başladı. (Ebu Hüreyre diyor ki: Bunu anlatırken Rasûlullah (s.a.v.)'a bakıyordum. O, çocuğun nasıl davranmış olduğunu bize hikaye ediyordu. Bizzat kendi mübarek parmağını da ağzına koyup emiyordu. Böylece çocuğun nasıl hareket etmiş olduğunu bize anlatmak istedi.) Çocuğunu emzirmekte olan kadın sonra yoluna devam etti. Dövülmekte olan bir cariye gördü ve: "Allah'ım, benim çocuğumu, bu kadımn haline sokma." dedi. Çocuk, emmekte olduğu memeyi bırakıp cariyeye baktı ve: "Allah'ım, beni bunun gibi yap." dedi. Ana ile çocuğu karşılıklı konuştular. Ana dedi ki: «Arkamda yakışıklı bir süvari gördüm ve: "Allah'ım, benim oğlumu da bu süvari gibi yap." dedim. Sen, "Allah'ım, beni bu süvari gibi yapma, dedin. Şu dövühnekte olan cariyenin yanına geldiğimizde: "Allah'ım, benim oğlumu şu cariyenin durumuna sokma." dedim. Sen, "Allah'ım, beni bu cariye gibi yap." dedin!.
Çocuk dedi ki: "Anacığım, o gördüğün yakışıklı süvari, zorbalardan biri idi Şu cariyeninse zina ettiğini söylüyorlar. Aslında bu, zina etmiş değildir. Hırsızlık yaptığını söylüyorlar. Aslında bu hırsızlık yapmış değildir. Bu diyor ki: Allah bana yeter."
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: İsrail oğullarında Cüreyc adında bir adam vardı. Kenıji manastırında ibadet ederdi. Bir gün anası (namaz esnasında) ona geldi:
- Ey Cüreyc, ey oğulcuğum! Çık da seninle konuşayım. Ben senin ananım. Çık da seninle konuşayım, dedi. Cüreyc:
- Ey Rabbim! Namazımı mı kılayım, yoksa anamla mı konuşayım? dedi. Ve namazım kılmaya devam etti. Sonra anası başka bir gün geldi, defalarca ona seslendi ve:
- Ey Cüreyc, ey oğulcuğum, çık da seninle konuşayım, dedi. Namaz kılmakta olan Cüreyc;
- Ey Rabbim! Namazımı mı kılayım, yoksa anamla mı konuşayım? dedi ve namazını kılmaya devam etti. Anası da: "Allah'ım, Cüreyc'e fahişeleri göstermedikçe onu öldürme." dedi. Manastırının yanında ailesinin koyunlarını gütmekte olan bir çoban vardı. Manastırın gölgeliğine geldi. Derken fahişe bir kadın onun yanma geldi. Zina yaptılar, kadın hamile kaldı. Yakalandı. İsrail oğulları, zina yapan adamlarını öldürürlerdi. Kadına sordular!
- Karnındaki çocuğun babası kimdir? Kadın:
- Şu manastırdaki Cüreyc'dir, dedi. Kazma ve küreklerini alıp manastıra geldiler:
- Ey Cüreyc, ey iki yüzlü ve riyakâr kimse! İn de seninle hesaplaşalım, dediler. Cüreyc, aşağı inmedi. Namazına devam etti. Manastırını yıkmaya başladıklarını ve bunu devam' ettirdiklerini görünce aşağı indi. Onun ve hamile kadının boynuna ip geçirdiler. Arkalarından sürükleyip halka teşhir ettiler. Cüreyc de parmağını kadının karnı üzerine koyup:
- Ey çocuk, senin baban kimdir? diye sordu. Kadının karnındaki çocuk da:
- Falan koyun çobanıdır, dedi. Bunun üzerine İsrail oğulları Cüreyc'i öpmeye başladılar.
- İstersen manastırını altın ve gümüşten yaparız, dediler. Cüreyc de:
- Hayır, eski haline döndürün, dedi. Bunun siyakında garabet vardır.
Beşikte konuşan bu üç kişiden diğer birisi, Meryem oğlu İsa'dır. Onunla ilgili açıklamalar, önceki kısımlarda verilmiştir. Diğeri de Cüreyc'in oğlu olduğu söylenen ama aslında zinakâr kadınla ilişki kuran çobanın oğludur. Bu çocuğun adı, Buharî'nin sahihinde de açıkça ifade edildiği gibi Yabus'dur. Üçüncüsü ise, kucağında emzirmekte olduğu kadının çocuğudur ki kadın, kucağındaki çocuğunun yakışıklı süvari gibi olmasını dilemişti ama çocuğun kendisi, suçsuz olduğu halde zina ile itham edilen ve, "Allah bana yeter, o ne güzel vekildir." diyen cariye gibi olmayı dilemişti.
Buharı, Ebu'l-Yeman kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Bir ara kadının birisi kucağında çocuğunu emzirmekte iken yanından bir süvari geçti. Ve: "Allah'ım, oğlum şu süvari gibi olmadıkça canını alma." diye dua etti. Çocuğu ise: "Allah'ım, beni bu süvari gibi yapma." deyip yeniden anasının memesini emmeye başladı. Sonra o kadın yoluna devam etti ve sürüklenip kendisiyle oynanmakta olan bir cariye görünce, "Allah'ım, oğlumu bunun gibi yapma." dedi. Oğlu da: "Allah'ım, beni bunun gibi yap." dedi. O süvari kafirdi. O cariye ise zina yapmakla itham ediliyordu. Ama o: "Allah bana yeter." diyordu. Hırsızlık yaptığını iddia ediyorlardı, ama o: "Allah bana yeter." diyordu.

