El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Îsrail Oğullarının Haberlerini Rivayet Etmeye İzin Verilmesi

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdussamed kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Benden hadis nakledin ama bana yalan sözleri isnad etmeyin. Her kim kasıtlı olarak bana yalan söz …

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdussamed kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Benden hadis nakledin ama bana yalan sözleri isnad etmeyin. Her kim kasıtlı olarak bana yalan söz isnad ederse, ateşteki yerini hazırlasın. İsrail oğullarından haber nakledin. Bunda bir sakınca yoktur.»

Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Affan kanalı ile Ebu Said el-Hudrî'den rivayet etti ki, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Kur'ân'dan başka hiçbir şeyi benden naklederek yazmayın. Her kim, Kur'ân'dan başka bir şeyi naklederek yazmışsa, silip yok etsin. İsrail oğullarından haberler nakledin, bunun bir sakıncası yoktur. Benden hadis nakledin ama yalan sözü bana isnad etmeyin. Kim kasıtlı olarak yalan sözü bana isnad ederse, ateşteki yerini hazırlasın.»

Ebu Bekir el-Bezzar, Muhammed b. Müsenna kanalı ile Abdullah b, Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

«Allah'ın peygamberi, gece boyunca (sabaha kadar) bize İsrail oğullarından bahsetti. O gece de sadece namaz kılmak için yerimizden kalkmıştık.»

Hafız Ebu Ya'lâ, Ebu Hayseme kanalı ile Cabir'den rivayet etti ki, Rasûluîlah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: İsrail oğullarından haberler nakledin. Çünkü onlarda tuhaflıklar vardı. İsrail oğullarından bir topluluk evlerinden çüap mezarlıkdaki bir kabrin başına gelerek: «Burada iki rek'at namaz kılıp Aziz ve Celil olan Allah'a dua etsek de mezardaki ölülerden biri çıksa, kendisine ölüm hakkında sorular sorsak, o da bize anlatsa....» dediler. Öyle yaptılar. O esnada mezardan bir adam başını çıkardı. Akımda secde izi vardı. Onlara şöyle dedi: «Ey sizler! Benden ne istiyorsunuz? Ben yüz seneden beri ölmüşüm ve şu ana kadar ölümün sıcaklığı vücudumda dinmemiştir. Aziz ve Celil olan Allah'a dua edin de beni eski halime döndürsün.»

Bu, garip bir hadistir,

İsrail oğullarının haberlerini rivayet etmenin caizliği kesinleşmiş ise de bu, onların sahih olan haberlerini rivayet etmenin caizliği şeklinde anlaşılmalı dur. Peygamber Efendimiz'den nakledilen prensiplere aykırılığı bilinen israiliyat haberlerine gelince bunu nakletmek mümkün değildir. Ancak israiliyat haberlerinden, şahinliğine inanılanların rivayeti caizdir. Nitekim Buharı, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Ehl-i Kitap, Tevrat'ı İbranice okur ve Müslümanlar için onu Arapça tefsir ederlerdi. Rasûlullah (s.a.v.)'da şöyle buyurmuştur: «Ehl-i Kitabı, ne doğrulayın ne de yalanlayın. Biz Allah'a iman ettik. Bize indirilene, size indirilene iman ettik. Bizim ilahımız ve sizin ilahınız birdir. Ve biz, ona teslim olmuş kimseleriz.» İmam Ahmed b. Hanbel, Zührî kanalı ile Ebu Nemle el-Ensari'den rivayet etti ki, babası, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında oturuyorken bir Yahudi gelip Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir soru sormuş:

- Ya Muhammed, şu cenaze konuşur mu?

- Allah bilir.

- Ben, bu cenazenin konuştuğuna şehâdet ederim. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), oradakilere şöyle dedi:

«Ehl-i Kitap, size birşey söylerse onları ne doğrulayın ne de yalanlayın. Biz Allah'a, kitaplarına ve peygamberlerine iman ettik, deyin. Eğer söyledikleri gerçekse, onları yalanlamayın. Eğer bâtılsa, onları doğrulamayın.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Şureyh b. Numan kanalı ile Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Hattab oğlu Ömer, Ehl-i kitaptan birinin elinden aldığı bir Tevrat nüshasını, Peygamber (s.a.v.)'e getirdi. Ona okudu. Peygamber (s.a.v.) öfkelenip şöyle dedi: «Bundan hayret mi ediyorlar ey Hattab'm oğlu! Nefsim kudret elinde bulunan Zat'a yemin ederim ki ben, bu dini size saf (ve hurafelerden arınmış) olarak bembeyaz bir şekilde getirdim. Ehl-i Kitaptan birşey sormayın. Size gerçeği söylerler, siz onu yalanlarsınız. Veya size bâtılı söylerler, siz onu doğrularsınız. Nefsim kudret elinde bulunan Zat'a yemin ederim İd eğer Musa hayatta olsaydı, o da mutlaka bana uyardı.» Bu hadisler, Ehl-i Kitabın ellerinde bulunan semavi kitapları değiştirip tahrif ettiklerini, tevil ettiklerini ve hükümlerinin yerlerim değiştirdiklerini ispatlamaktadır. Özellikle onlar hakkında tam bir bilgiye sahip olmadıkları, kendi dillerindeki Arapçalaştırılmış kitapları bize izhar ederken de bunlar hakkında tam bilgiye sahip değildirler.

Nasıl olurda böyle kitapları başka dillere çevirirler! Bu yüzden onların Arapçalaştırdıkları eserlerde büyük hatalar ve çok yanılgılar vardır. Bununla beraber onların kötü amaçları ve bozuk fikirleri de vardır. Bu da ellerindeki mevcut kitaplarda karışıklık olduğunu isbathyor. Bu eserleri , çirkince değiştirip tebdil ve tağyir ediyorlar. Bu hususta, Alah'ın yardımına müracaat ediyoruz. O ne güzel dost ve ne güzel yardımcıdır. Bize gösterdikleri ve bir çok hükmünü gizledikleri Tevrat'a gelince bunda da tahrifler, değiştirmeler, yanlış ifadeler vardır. Bu kitaba bakıp üzerinde düşünen kimse bunu açıkça görür. Hal böyle olunca onlar nasıl olur da temeli bozuk ve ifadesi yanlış, mana ve lafızları değiştirilmiş kitabı, ilahi bir kitap olarak ortaya koyarlar? İşte onlardan en güzel dille nakilde bulunan Kabü'l-Ahbar, Hz.

Ömer zamanında Müslüman olmuş olup Ehl-i Kitaptan çok nakiller yapmıştır. Hz. Ömer (r.a.), onun hak yolda olduğunu tasdik ettiği ve kalbini İslâm'a ısındırmak istediği için naklettiği bazı şeyleri hoş görmüştür. İnsanların çoğu da ondan bol miktarda nakiller yapmışlardır. Bu nakillerin bir kısmı, gerçekten dayanaksız ve bâtıldır. Ama elimizde mevcut gerçek ölçülere uyduğu için bir kısmı da sahihtir. Buharı ile Ebu'l-Ye-man, Hamid b. Abdurrahman'm şöyle dediğini rivayet ederler: "İşittim ki Muaviye, Medine'de Kureyşli bir cemaatten nakilde bulunuyor. Mua-viye, Kabü'l-Ahbar'dan da bahsederek şöyle dedi: «Eğer Kabü'l-Ahbar, Ehl-i Kitaptan nakilde bulunan rivayetçilerin en doğru sözlülerinden ise -ki böyledir- bununla birlikte biz kasıtlı olmaksızın onun bazan yanlış haberler naklettiğini biliyoruz.»

Buharı, îbn Abbas'm şöyle dediğini nakletmiştir: «Allah'ın Rasûlü'ne indirdiği ve sizin okumakta olduğunuz hiçbir şeyle karıştırılmamış olan kitabı elinizde bulunduğu halde siz nasıl olur da Ehl-i Kitaptan haberler sorarsınız? Oysa Rasûlullah (s.a.v.), Ehl-i Kitabın, Allah'ın kitabını değiştirmiş olduklarını ve onu elleriyle yazmış olduklarını size haber vermiştir. Onlar, karşılığında az bir bedel elde edebilmek için elleriyle yazmış oldukları kitabı, "Allah kitabı" diye size takdim etmişlerdir. Size gelen ilim, onlardan birşey sormanıza engel teşkil etmiyor mu? Oysa size indirilen kitabı, onlardan herhangi birinin sizden sorup istediğini görmedik. Peki, ne diye siz onlardan sorup istiyorsunuz?»

İbn Cerir, Abdullah b. Mes'ud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ehl-i Kitaba birşey sormayın. Onlar, size doğru yolu göstermezler. Onların kendileri sapıklığa düşmüşlerdir. Onlardan birşey sorduğunuzda size ya doğruyu söylerler ama siz onu yalanlarsınız, ya da bâtılı söylerler siz onu doğrularsınız.»

En doğru olanı Allah bilir.