El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Kisra Sarayının Sarsılması

Hz. Peygamberin doğduğu gece İran'da saray balkonlarının yıkılıp yere düşmesi, Mecusilerin ateşinin sönmesi, Mubezan'ın rüya görmesi ve diğer benzeri işaretler meydana gelmiştir. Ebubekir Muhammed b. Cafer b. Sehl …

Hz. Peygamberin doğduğu gece İran'da saray balkonlarının yıkılıp yere düşmesi, Mecusilerin ateşinin sönmesi, Mubezan'ın rüya görmesi ve diğer benzeri işaretler meydana gelmiştir.

Ebubekir Muhammed b. Cafer b. Sehl el-Haraitî, "Hevatifül-Cann" adlı kitabında -155 yaşındakiHani el-Mahzumfnin şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.)'m doğduğu gece, kisranm sarayı sarsılmış ve sarayın ondört balkonu yere düşmüş, İran'daki Mecusilerin 1000 yıldan beri ara vermeden yanan ateşi sönmüş, Buhayra gölü kurumuştu. Kisra Mubezan'da,rüyasmda damızlık develerin soylu atları önlerine kattıklarını, Dicle'yi geçip ülkelerine yayıldıklarını görmüştü. Sabah uyandığında bu rüyadan ürkmüş, ancak yiğitliğine yediremediğinden dolayı sabretmiş ve korkmuyormuş gibi görünmüştü. Daha sonra bunu, vezirlerinden gizleyemeyeceğini anlayınca onları toplantıya çağırdı; taam giyip tahta oturdu. Vezirler toplandıklarında onlara, "Sizi niçin toplantıya çağırdığımı biliyor musunuz?" diye sordu. Onlar da, "Hayır, ancak hükümdarımız bize açıklarsa öğreniriz." dediler. Toplantı devam etmekteyken, kendisine Mecusi ateşinin söndüğünü bildiren bir mektup geldi. Bu, onun üzüntüsünü daha da artırdı.

Mubezan: "Allah, memleketin ahvalini düzeltsin." dedikten sonra rüyasını ve rüyada gördüğü develeri anlattı. "Bu ne olabilir ey topluluk?" diye sordu. Onlar da şu cevabı verdiler: "Arap diyarında bir olay meydana gelecektir. Olayın kahramanı, onların en bilgilüerindendir." Bu konuşmalardan sonra kisra, valilerinden Numan b. Münzir'e bir mektup yazdı. Mektubunda, "Bana, soracağım sorulara cevap verecek bilgili bir adam gönder..." dedi. Numan b. Münzir de ona Abdülmesih b. Amr b. Hayyan b. Bukayle el-Gassanf yi gönderdi. Adam, huzuruna var-" dığında kisra ona; "Senden sormak istediklerim hakkında bilgin var mı?" diye sordu. Adam dedi ki: "Bana haber verirsin. Ya da hükümdarım, sormak istediğini sorar. Eğer bilirsem, cevabını veririm. Bilemezsem, bilen birini size haber veririm." Nihayet sorular soruldu. Cevap vermekten aciz kalınca dedi ki: "Bu konuları dayım Satih bilir. Şimdilerde o, Şam'ın yüksek mahallelerinde ikamet etmektedir."

Bunun üzerine kisra, Abdülmesih'e; "Ona git. Sana sorduklarımı ona sor. Alacağın cevapları bana getir!" dedi. Abdülmesih, yola çıkıp Sa-tih'in yanına vardı. Ölmek üzere olan Satih'e selam verdi, konuşmaya başladı, ama Satih cevap vermiyordu. Bunun üzerine şöyle bir şiir okudu:

'Yemenin civannıerd adamı sağır mı oldu, yoksa duyuyor da cevap mı vermiyor? Yoksa öldü mü, yoksa halka gelen ölüm, onu kapıp götürdü mü? Ey problemleri çözen kişi, senin hanedanından olan kabile şeyhi sana geldi. O, bu problemleri çözemedi, aciz kaldı. Annem de Zi'b b. Hacen kabilesindendir. Mavi gözlü, keskin dişli ve söylenenleri dinlemek için kulak kabartan, beyaz tenli, geniş abalı, iri bedenli bir kimseyim ben. Acem hükümdarının elçisiyim. Gözlerimi, uyku bürüdü. İri cüsseli rahvan deve, beni uzak yerlerden getirdi. Yıldırımlardan ve zamanın kuşkulu hallerinden ürkmeden, mesafeler katedip geldim sana. Tepeleri aştım, nihayet göğsü ve sırtının altı çıplak bir adama geldim. Sanki Seken dağının iki yanı sarsıldı da harekete geçen rüzgar, çevredeki yığılı topraklarla o çıplağın açık yerlerini örttü."

Satih, Abdülmesih'in şiirini dinledikten sonra başını kaldırıp konuşmaya başladı: "Abdülmesih, rahvan deveye binip Satih'in yanma geldi. Satih ise, ölmek üzeredir. Abdülmesih'i; kisranm sarayı sarsıldığı, Mecusilerin ateşi söndüğü, Mubezan1 da rüya gördüğü için, Sasan oğullarının hükümdarı göndermiştir. Mubezan, rüyasında damızlık develerin, rahvan atları önlerine kattıklarım ve Dicle'yi aşarak öte ülkelere yayıldıklarını görmüştü.

Ey Abdülmesih! Okuma çoğaldığında, büyük bastonun sahibi ortaya çıktığında, Semave vadisi taştığında, Sava gölü kuruduğunda, Mecusi ateşi söndüğünde Şam, artık Satih için Şam olmayacaktır. Şam'a, kisranm sarayındaki balkonlar sayısınca kral ve kraliçeler hakim olacaktır. Gelecek olan her şey, mutlaka gelecektir." Böyle dedikten sonra Satih yerinden ayrıldı. Abdülmesih de kalkıp bineğine bindi. Binerken şu şiiri okuyordu:

"Haydi, paçaları sıva bakalım. Sen, azimli ve girişkensin. Hiçbir ayırma ve değiştirme, seni korkutmasın. Sasanîlerin memleketi elden giderse, bu onları korkutur. Halbuki zamanın devir ve dönemleri var. Onlar bir yere geldiklerinde, saldırılarından aslanlar, bile korkar. Sarh'm kardeşi Behram ve kardeşleri ile Hürmüzan ve Sabur, onlardandır. İnsanlar, baba bir kardeşler gibidirler. Birinin gücünün azaldığını bildiler mi, artık o hakir olur ve terk edilir. Niceleri var ki, onların çok kulaklı arkadaşları vardır.Onları, zurnalar eğlendirirken ortaya çıkarlar. Bımlarsa ana bir kardeşlerdir. Bir mal ve akar (gelir getiren) gördüklerinde böyle yaparlar. Diğerleri gayb tarafından korunup yardım görürler. İyilikle kötülük, aynı ölçüde ve birbirlerine bitişiktir. İyiliğin peşinden gidilir, kötülüktense kaçınılır."

Abdülmesih, ldsranın yanma döndüğünde, Satih'in söylediklerini ona anlattı. Kisra da, "Bizden ondört kral, hüküm sürünceye kadar neler olur neler.. O zamana kadar Allah büyüktür." dedi. Kisra hanedanından on hükümdar, dört yıl içinde gelip geçti. Kalan dört hükümdarsa, Hz. Osman'ın halifeliği zamanında tahtta oturdular. Beyhakî'nin de bu doğrultuda bir rivayeti vardır.

Sasanî saltanatı, Yezdicürd (Yezdücerd?) b. Şehriyar b. Pervaz b. Hürmüz b. Nuşirevan zamanında yıkıldı. Bu, onların son hükümdarı oldu. Bunun zamanında saray yarılıp çatladı. Ataları ve selefleri 3164 seı ne hüküm sürmüşlerdi. İlk hükümdarları Ciyomert b. Ümeym b. Laviz b. Sam b. Nuh idi. îbn Asakir'in ifadesine göre Satih'in asıl adı, Rebi b. Rebia b. Mesud b. Mazin b. Zi'b b. Adiyy'b. Mazin b. Ezd'dir. Babasının, Rebia değil de Mesud olduğunu söyleyenler de vardır. Anası, Red'a binti Sa'd b. Haris el-Hacurî'dir. Nesebi hakkında başka şeyler söyleyenler de vardır. Satih, Cabiye'de yaşardı.

Ebu Hatim es-Sicistanfnin bu konuda şöyle dediği rivayet edilir: Aralarında Ebu Ubeyde ve diğerlerinin de bulunduğu bazı âlimlerin şöyle dediklerini işittim: Satih, Lokman b. Ad'dan sonra yaşamıştır. Se-belileri bastıran Arim selinden sonra doğup Hükümdar Zi Nüvas'm zamanına kadar yaşamıştır. Bu da yaklaşık üç asırlık bir zamandır. Bahreyn'de ikamet ederdi. Abdülkays kabilesi, Satih'in kendilerinden olduğunu söylerler. Fakat Ezdiler bunu kabul etmeyip kendilerinden olduğunu iddia ederler. Muhaddislerin çoğu der ki: Satih, Ezd kabilesinden-dir. Ancak onun, Ezd kabilesinden olduğunu, oğlundan başka söyleyen biri bulunduğunu bilmiyoruz.

îbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilir: "Satih'in insana benzer tara-fi yoktu. Tahta kütük üzerine konulan et gibiydi. Başı, gözleri ve avuçları dışında, vücudunda ne kemik ne de sinir vardı.. Ayaklarından boynuna kadar tıpkı elbise gibi durulurdu. Dilinden başka hareket eden bir organı yoktu." Başkalarının anlattıklarına göre Satih, öfkelendiğinde şişinerek otururmuş.

Yine İbn Abbas'ın anlattığına göre Satih, Mekke'ye gelmiş, onu Mekke reislerinden oluşan bir grup karşılamış. Aralarında Kusayy'm oğullan Abdü'ş-Şems ile Abdumenaf da bulunuyormuş. Ona, bazı şeyler sormuşlar; o da, onlara doğru cevaplar vermiş. Ahir zamanda neler olacağını sormuşlar; demiş ki; "Cevabınızı benden ve Allah'ın bana verdiği ilhamdan alın. Şimdi siz ey Arap topluluğu, ihtiyarlık dönemindesiniz.

Sizin ve Acemlerin görüşü aynidir. Sizde, bilgi ve anlayış yoktur .Ardınızdan anlayışlı birileri gelecektir. Onlar, her çeşit bilgiye talib olacaklar, putları kıracaklar, Çin şeddine kadar uzanacaklar, Acemleri Öldürecekler, ganimet isteyeceklerdir.

Adı, sânı ebediyete kadar sürecek, amacına ulaşacak olan hidayet kılavuzu peygamber, bu belde (Mekke)den çıkacaktır. İnsanları, doğru yola iletecek, Yeğus putunu ve yalancılığı reddedecek, Allah'tan başka şeylere tapmaktan uzak duracak, yalnız bir olan Rabbe ibadet edecek, sonra Allah onu vefat ettirip Makam-ı Mahmud'a götürecek, yerden alacak, göktekiler onu müşahede edeceklerdir. Ondan sonra yönetime Sıddık geçecek tir. O, hüküm verirken doğru hüküm verecektir. Hakkı sahibine verirken tam verirdi. Ne fazla, ne de eksik. Sonra o peygambe-rin Hanif dininde, yönetime tecrübeli dâhi geçecektir . İctihadlar yaparak dini muhkemleştirecektir." Satih böyle konuştuktan sonra Hz. Osman'ı ve onun şehid edileceğini anlatmış; Ondan sonra Emeviler ve Abbasiler devrinde vuku bulacak savaşları, meydana gelecek kavga ve fitneleri haber vermiştir.

Bu anlattıklarımızı İbn Asakir, senediyle birlikte İbn Abbas'tan

nakletmiştir.

Daha önce de anlatıldığı gibi Yemen hükümdarı Rebia b. Nasr, bir rüya görmüştü. O, bu rüyasını söylemeden, rüyada neler gördüğünü Satih kendisine anlatmış, bu arada da, Yemen'de baş gösterecek fitneleri ve devletlerde meydana gelecek değişiklikleri, nihayet hükümdarlığın Seyf b. Zi Yezen'in eline geçeceğini bildirmişti.

"Hükümdar Rebia b. Nasr, Satih'e sormuş:

- Seyf b. Zi Yezen'in hükümdarlığı devam mı edecek, yoksa sona mı erecek?

- Sona erecek.

- Kim, sona erdirecek?

- Allah tarafından kendisine vahiy gelen zeki bir peygamber sona erdirecektir.

- O peygamber, kimlerdendir?

- Galib b. Fihr b. Malik b. Nadr oğullarındandır. Hakimiyet, zamanın sonuna dek onun kavminin elinde kalacaktır.

- Zamanın sonu var mı ki?

- Evet... O vakitte ilk insanlarla son insanlar bir araya gelecek; iyilik yapmış olanlar mutlu, kötülük yapmış olanlar da mutsuz olacaktır.

- Bana anlattıkların gerçek midir?

- Evet... Tan yerine, karanlık geceye ve dolunaya and olsun ki, sana . söylediklerim gerçektir."

Önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi meşhur kahinlerden Şıkk'ta bir başka ifadeyle bu anlamda sözler söylemiştir.

Satih'in bu konuda şöyle bir şiiri de vardır:

"Gizlilikte de açıklıkta da Allah'tan korkun. Emanetin doğruluğunu, hiyanetle karıştırmayın. Bitişik komşunuz (Hz. Muhammed) için kale ve kalkan olun. Zamanın musibetleri onu kuşattığında ona destek olun ve onu koruyun."

Bunu İbn Asakir rivayet etmiştir. Sonra Muafa b. Zekeriya el-Cerirî de bunu rivayet ederek şöyle demiştir: Satih'le ilgili birçok haber vardır. Bu haberleri, birçok ilim adamı derlemiştir. Meşhur görüşe göre bu, bir kahindir. Onun özellikleri ile peygamber olabileceğini, Rasûlullah'ın ifade ettiğini söyleyenler de vardır. Buna dair bir rivayet mevcuttur. Ancak bu rivayetin senedinin sağlam olup olmadığını Allah bilir. Güya Hz. Peygamber'e Satih hakkında soru sorulduğunda o şöyle buyurmuş:

"O bir peygamberdir. Kavmi onu zayi etti (değerini bilemedi)."

Bence bu hadisin, bilinen İslâmî kitapların hiç birinde yeri olmadığı gibi aslı da yoktur. Bunun senedini kesinlikle görmüş değilim. Halid b. Sinan'dan bahsedilirken onun hakkında da buna benzer şeyler rivayet edilmiştir ki o rivayetler de sahih değildir.

Bu rivayetler, Satih'in güzel bir bilgiye sahip olduğunu ispatlıyor. Bilgisinde, iman ve tasdik kokusu vardır. Ama el-Cerirî'nin de dediği gibi o, İslâm dönemine kavuşmamıştı. Daha önce anlatıldığı gibi o, yeğenine şöyle demişti: "Ey Abdülmesih! Okuma çoğaldığında, büyük bastonun sahibi ortaya çıktığında, Semave vadisi taştığında, Sava gölü kuruduğunda, Mecusilerin ateşi söndüğünde Şam, artık Satih'in Şam'ı olmayacaktır. Onlardan on dört kral ve kraliçe hükümran olacaktır. Gelecek olan herşey mutlaka gelir." Böyle dedikten sonra Satih ölmüştü. Bütün bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m doğumundan bir ay veya daha kısa bir zaman sonra cereyan etmişti. Satih, Şam'ın Irak sınırında vefat etmişti. Durumu ne idi, sonu ne oldu? Allah bilir. İbn Tarrar el-Cerirî, onun 700 yıl yaşadığını söylemiştir.Başkaları ise 500 yıl yaşadığını söylemişlerdir. 300 yıl yaşadığını söyleyenler de vardır. Doğrusunu Allah bilir.

İbn Asaldr'in rivayetine göre hükümdarın biri, babasının kim olduğu hususunda ihtilaf vuku bulan bir çocuğun soy durumunu Satih'e sormuş. O da bir topluluk huzurunda uzun, net, açık ve edebî bir konuşma yaparak çocuğun babasının kim olduğunu anlatmış. Hükümdar: "Ey Satih! Söylermisin bütün bunları nereden biliyorsun sen?" diye sormuş, Satih'te şöyle demiş: "Bu bilgi benim değildir. Ne kesin konuşabilirim, ne de herhangi bir tahminde bulunabilirim. Ancak ben bu bilgiyi, Tur-i Sina'da vahiy işiten bir kardeşimden aldım."

Hükümdar; "Yoksa o kardeşin, senden ayrılmayan ve hep beraberinde bulunan bir cin midir?" diye sorunca Satih: "Ben nereye gidersem o da benimle beraber gider. Hep benimle beraberdir. Ben sadece onun söylediklerini söylüyorum." demiş.

Daha Önce anlatıldığı gibi Satih ve bir başka kahin Şıkk b. Mus'ab,. aynı günde, (pazar gününde) doğmuşlardı. Doğdukları gün, ikisini de o zamanın kahinlerinden Tarife binti Hüseyn elHamidiye'nin yanına götürmüşler, o da her ikisinin ağzma tükürmüş, böylece kahinlik, o kadın-dan bunlara geçmiş. O kadın aynı gün ölmüş. Anlatıldığına göre Şıkk, yarım insan şeklindeymiş. Halid b. Abdullah el-Kasrî'nin, onun sülalesinden olduğu söylenir. Şıkk, Satih'ten bir asır önce ölmüştür. Satih'in yeğeni Abdülmesih b. Kays b. Hayyan b. "Bukayle el-Gassanî en-Nasranî ise, uzun süre yaşayanlardan olmuştur.

İbn Asakir, tarih'inde onun biyografisini anlatmış, Hire şehri için Halid b. Velid ile barış antlaşması yapanın, o olduğunu bildirmiştir. Onun hakkında uzun bir hikaye anlattıktan sonra Halid b. Velid'in, onun elinden, anında öldürücü bir zehir alıp yediğini, zehiri alırken; "Adı anıldığında hiçbir şeyin zarar veremeyeceği göklerin ve yerin Rabbi Allah'ın adıyla..." dediğim, böyle dedikten sonra zehiri yediğini, hastalandığını, sonra eliyle kendi göğsüne vurduğunu, biraz terledikten sonra ayıldığını söylemiştir.

Ebu Nuaym'm rivayetine göre Merrü'z-Zahran'da İss adında bir rahip varmış. As b. Vail'in himayesindeymiş. Allah ona çok ilim vermiş. Bilgisi, merhameti ve güzel huyu sayesinde Mekkelilere büyük faydalar sağlamış. Devamlı olarak manastırında bulunurmuş. Senede bir gün Mekkelilerin karşısına çıkar ve şöyle dermiş: "Ey Mekkeliler! İçinizde yakın zamanda bir çocuk doğacak. Araplar ona tabi olacak, o da Acemlere hakim olacaktır. Şimdilerde artık o gelmek üzeredir. Onun zamanına ulaşıp ta ona tabi olan kimse, istediğini elde etmiş olur. Onun zamanına ulaşıp ta ona muhalefet eden kimse, hedefi şaşırmış ve istediğini elde edememiş olur. Allah'a yemin olsun ki sırf ona kavuşmak için, şarap ve mayalı ekmek diyarını bırakıp açlık ve sefalet diyarına geldim."

Mekke'de bir çocuk doğunca mutlaka gider, onu sorar, sonra da yukarıdaki sözlerini tekrarlardı. Ona: "Bize, doğmasını beklediğin çocuğun özelliklerim anlat hele." dediklerinde, "Hayır..." cevabını verirdi. Hz. Peygamber'e kavminden zarar geleceğini bildiği için, ona en ufak bir zarar dokunmasın, diye evsafı hakkında bildiklerini kendine saklardı. Rasûlullah (s.a.v.)'m doğduğu sabah Abdülmuttalib oğlu Abdullah, evden çıkıp rahip îss'in manastırı yanma geldi. Orada durup: "Ey İss!.." diye seslendi. İss: "Kim bu seslenen?" diye sorunca da; "Ben, Abdullah..." dedi. Bunun üzerine rahip İss, eğilip Abdullah'a baktı ve ona şöyle dedi: "Pazartesi günü doğan çocuğun, pazartesi günü peygamber olacağını ve pazartesi günü vefat edeceğini size söylediğim yavrunun babası sen ol." Abdullah, "Bu sabah bir oğlum oldu" dedi. "Adım ne koydun?" diye sorunca, "Muhammed koydum." dedi. Bunun üzerine rahip îss, şunları söyledi: "Ey Ka'be ehli kimseler; vallahi doğması beklenen çocuğun sizin aileden olmasını arzuluyordum. Onda üç özellik vardır: 1Onun yıldızı, dün doğdu. 2- O, bu gün doğdu. 3- Onun adı, Muhammed'dir. Şimdi ona git. Özelliklerini sana anlatmış olduğum çocuk, senin bu gün doğan oğlundur!"

Abdullah, sordu: "Sözünü ettiğin çocuğun, benim oğlum olduğunu nereden biliyorsun? Belki bu gün ondan başka bir çocuk daha doğmuştur." Abdullah'ın bu sorusu üzerine rahip İss, şunları söyledi: "Sözünü ettiğim çocuğun adı, seninkinin adına uyuyor. Cenab-ı Allah'ın, âlimlere verdiği ilim, hüccettir. Bunun kanıtı da şudur: Şu anda bebeğiniz sancılanmaktadır. Rahatsızlığı üç gün sürecektir. Üç gün de aç kalacak, sonra iyileşecektir. Sen dilini tut, kimseye onun hakkında birşey söyleme. Çünkü ona duyulan kıskançlık kadar, hiç kimse kıskanılma-yacaktır. Onun kadar da hiç kimseye saldırılmayacaktır. Onun daveti ortaya çıkıncaya kadar yaşarsan, kavminden o kadar zulüm görürsün ki, o zulme ancak sabır ve zilletle katlanabilirsin. Başka türlü katlanmana imkan yoktur. Öyleyse dilini tut, onun hakkında bir açıklama yapma."

Abdullah, "Ömrü ne kadar olacak?" diye sorunca rahip İss dedi ki: "Ömrü uzunda olsa, kısa da olsa yetmiş yaşına varmayacak, altmış bir veya altmış üç yaşında vefat edecektir. Onun ümmetinin yaş ortalaması da o civardadır."

Ebu Nuaym'den gelen garib bir rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), muharremin onunda ana rahmine düşmüş, fil vakasından sonraki yirmiüçüncü senenin ramazan ayının onikisinde pazartesi günü doğmuştur.