Kureyş kelimesi, "takarruş" mastarından türemiştir. Takarruş, dağıldıktan sonra toplanmak manasına gelir. Dağılmış olan Kureyş kabilesi, Kusayy b. Kilab zamanında toplanmıştır. İleride de açıklanacağı gibi dağılmış olan Kureyşlileri Kusayy b. Kilab, Harem'de toplamıştır. Şair Hüzafe b. Ganim el-Adevî, bir şiirinde buna şöyle değinir:
"Babanız Kusayy'a, toparlayıcı denirdi. Fihr'in soyundan gelen kabileleri, Allah onun vasıtasıyla toparlayıp bir araya getirdi."
Bazılarının naklettiklerine göre Kusayy'a, "Kureyş" denirmiş. Bu kelime, şair Ebu Halde elYeşkürî'nin şu şiirinde de görüldüğü gibi toplanıp yığılma anlamına gelmektedir:
"Ömrümüzün başında da sonunda da yığdılar,
Günahları üzerimize kardeşler."
îbn Hişam'm naklettiğine göre bazıları Kureyş kabilesine, ticaret yapıp kazanç sağlama anlamına gelen "takarruş" kökünden türeyen Kureyş adını vermişlerdir.
Cevheri, 'karş', kelimesinin, kazanıp yığmak anlamına geldiğim söylemiştir. el-Ferra'ya göre de Kureyş kabilesine, işte bu anlamı ifade eden Kureyş adı verilmiştir. Bu kabilenin atası, Nadr b. Kinane'dir. Nadr'ın soyundan gelen herkes, Kureyşlidir. Nadr'm babası Kinane'nin, diğer oğullarının soyundan gelenlere Kureyşli denmez, demiştir.
Kars ve takriş kelimelerinin, teftiş anlamına geldiğini söyleyenler de vardır. Hişam b. Kelbî dedi ki: Nadr b. Kinane'ye Kureyş' denirdi. Çünkü o, insanların eksiklerini ve ihtiyaçlarını teftiş edip araştırır ve bunları kendi malıyla giderip kapatırdı. Oğulları da, Mekke'ye gelen hacıların ihtiyaçlarını araştırıp memleketlerine ulaştıracak malî yardımlarla desteklerlerdi. Muhtaçların eksikliklerini araştırır ve onlara teftiş ettikleri, giderdikleri ve dağılan Kureyş kabilesini toparladıkları için onları 'Kureyş' adı verildi.
Takarruş kelimesinin teftiş anlamına geldiğini açıklayan Haris b. Hilizze, bir şiirinde şöyle der:
"Ey konuşup bizi Amr'ın yanında teftiş eden kişi! Acaba Amr, hayatta ebedi mi kalacaktır?"
Bu şiir, Zübeyr b. Bekkar tarafından nakledilmiştir. Kureyş kelimesinin, denizde yaşayan 'Kurs' adındaki bir hayvanın ism-i tasgiri olduğu .da gelen rivayetler arasındadır. Şairin biri demiş ki:
"Kureyş denen hayvan ki, denizde yaşar İnsanlar, onu Kureyş kabilesine isim yapar."
Beyhakî'nin rivayetine göre Muaviye, "Kureyş kabilesine niçin bu adın verildiğini îbn Abbas'a sormuş, o da şu cevabı vermiş: "Denizde yaşayan hayvanların en büyüklerindendir. Zayıf, semiz demeden karşılaştığı her canlıyı yiyen Kureyş adlı bir hayvan vardır." Muaviye de: "Senin bu sözünü teyid edecek bir şiiri, bana okuyabilir misin?" deyince; İbn Abbas, Cemhî'nin şu şiirini okumuş:
"Kureyş denen hayvan, denizde yaşar,
İnsanlar onu, Kureyş kabilesine isim yapar.
Zayıf-semiz demeden her canlıyı yutar.
Kuşlara yemeleri için tüy bile bırakmaz.
Şehirlerde yaşayan Kureyş kabilesi de aynı yolu tutar.
Ahir zamanda, onlara bir peygamber uğrar.
Onlardan çoklarını öldürüp yaralar"
Zayıf bir rivayete göre Kureyş kabilesi, bu ismi, Kureyş b. Haris b. Yahlud b. Nadr b. Kinane'nin adından almıştır. Kureyş b. Haris, Nadr oğullarının delili, rehberi ve erzak sommlusuydu. Halkın yiyeceğini temin ederdi. Azık ve yiyecekleri, kervanlarla başka yerlerden getirirdi. Kervanları meşhur olduğu için Arapların dilinde dolaşırdı. Halk, onun kervanını görünce, "Kureyş'in kervanı geldi!.." derdi. Oğlu Bedir b. Kureyş, şanlı "Bedir Savaşı"nm, yanında yapıldığı Bedir kuyusunu kazan şahıstır. Doğrusunu Allah bilir. Kureyşli bir kimseden bahsederken Ku-reyşî denebileceği gibi, Kureşî de denebilir. Cevheri, bunun kıyasa uygun olduğunu söylemiştir. Şair demiş ki:
"Her Kureyşlinin üzerinde bir heybet vardır, Fazl-ü kerem isteyenin çağrısına hemen koşuverir."
Yine Cevheri demiş ki: "Kureyş kelimesini, kabile anlamında kullanırsan munsarıf; ama boy anlamında kullanırsan gayr-ı munsarıf okursun." Gayr-ı munsarıf olarak okunduğuna örnek olarak şu mısrayı gösterebiliriz:
"Sıkıntı ve problemler, Kureyş'e yetti ve onu yüceltti." Görüldüğü gibi bu şiirde Kureyş kelimesi, boy anlamında kullanıldığı için munsarıf olarak okunmuştur.
Sahih-i Müslim'de rivayet edilen bir hadiste Vasile b. Eska, Hz. Pey-gamber'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
"Allah, İsmail oğulları arasından Kinane'yi seçti. Kinaneliler arasından Kureyş'i seçti. Kureyşlilerden Haşim'i seçti. Haşim oğulları arasından da beni seçti."
Ebu Ömer İbn Abdi'1-Berr demiş ki: "Anlatıldığına göre Muttalib oğulları, Rasûlullah (s.a.v.)'m aşireti; Haşimoğulları, oymağı; Abdu-Menaf oğulları, batnı; Kureyşliler, kabilesi; Mudarhlar da milleti idiler. Allah'ın salat-ü selamı, kıyamete dek Rasûlullah'm üzerine olsun."
İbn İshak dedi ki: "Nadr b. Kinane'nin, Malik ve Yahlud adında iki oğlu vardı. İbn Hişam'm dediğine göre Salt adlı bir oğlu da varmış. Bu oğullarının anası da, Sa'd b. Ez-Zarib el-Advanî'nin kızıdır. Huzaahlar-dan Küseyyir b. Abdurrahman, bir şiirinde şöyle demiş:
"Babam Salt ile Nadir oğullarından olan kardeşlerim,
Seçkin ve parlak simalar değil iniydiler?
Zorluk elbisesindeki dokuma telleri,
Bizi ve ince belli Hadramutluları sıkmıştır.
Eğer Nadir oğullarından değilseniz bırakın,
Erak ağacı, yemyeşil kalsın düzlüklerde."
İbn Hişam'm ifadesine göre Melih b. Amr oğulları, Salt b. Nadr'm soyundan gelirler.İbn İshak der ki: Nadr oğlu Malikin, Fihr adlı bir oğlu doğmuştu. Fihr'in annesi, Cendele binti Haris b. Mudad elAsgar idi. Fihr'in ve eşi Leyla binti Sa'd b. Hüzeyl b. Müdrike'nin de Galib, Muha-rib, Haris ve Esed adlı çocukları doğmuş. İbn Hişam der ki: Cendele binti Fihr, bunların baba bir kız kardeşleri idi.
İbn İshak der ki: Galib b. Fihr ile eşi Selma binti Amr el-Huzaî'nin Lüeyy ve Teynıe adlı oğulları doğmuştu.
İbn Hişam'a göre Galib ile eşi Selma binti Kal) b. Amr el-Huzaî'nin Kays adında bir oğulları doğmuştur.. Selma, aynı zamanda Galibin Lüeyy ve Teyme adlı oğullarının da anasıdır. İbn îshak'a göre Lüeyy b. Galibin; KaT>, Amir, Same ve Avf adlı dört oğlu varmış. İbn Hişam'a göre Haris adında bir oğlunun daha olduğuna dair rivayetler vardır.
İbn İshak'm anlattığına göre Lüeyy'in oğlu Same, kardeşi Amir'le anlaşamamış, Amir onu tehdid etmiş, o da memleketinden ayrılıp Um-man'a göçmüş, gurbet hayatını sürdürdüğü Umman'da ölmüştür.Ölümü de şöyle olmuş: Devesini otlatmaktayken bir yılan, devenin dudağına asılıp ısırmış, deve yere düşünce bu defa yılan, Same'yi ısırıp öldürmüş. Ölürken de; parmağıyla toprak üzerine, şu şiiri yazdığı rivayet edilir:
"Ey göz, Lüeyy oğlu Same için ağla! Yılan, bir asla gibi asıldı canıma. Lüeyy oğlu Same gibisini görmedim, Deve uğruna ölen bir kimse olarak taşıdıklarında. Kardeşlerim Amr ile Ka'b'a haber salın, Onları özlemiş olduğumu söyleyin. Her ne kadar Umman'da evim varsa da, Galibin oğluyum, muhtaç değildim, oradan çıkmaya. Ey Lüeyy'in oğlu, ölümden kaçmak uğruna, Döktüğün bardaklar, dökülmüş değil. Ölümü geri savmak için attın el Lüeyy in oğlu. Atabildiğince at, ama geri çeviremezsin ölümü! Sessiz ve sabırlı kadını, gayret ve mücadeleden sonra, Allah'a sığınmış olarak bıraktın, yalnız başına."
İbn Hişam'a ulaşan bir rivayete göre Same'nin soyundan olduğunu söyleyen bir adam, Rasûlullah (s.a.v.)in yanma gelmiş, "Ben, Same b. Lüeyy'in soyundanım." demiş; Rasûlullah (s.a.v.) da: "Şair mi?" diye sorunca sahabelerden biri şöyle sormuş: "Ya Resûlallah, belki de onun şu beytini kasdetmişsinizdir:
"Ölümü geri savman için attın ey Lüeyy'in oğlu, Atabildiğince at, ama geıi çeviremezsin ölümü!"
O sahabenin bu sorusuna Rasûlullah (s.a.v.), "Evet" diye cevap verdi.
Süheylî'nin anlattığına göre Same'nin nesli devam etmemiştir,
ölürken çocuk ve torunu yokmuş. Zübeyr ise; Galib, Nebit ve Haris adlı oğulları olduğunu söylemiştir.
Same'nin, Irak'ta Hz. Ali'yi sevmeyen bir zürriyeti bulunduğu, Ali b. Ca'din da onlardan biri olduğu rivayet edilir. Ali b. Ca'd, kendisine Ali adını verdiği için babasına küfredermiş.
Buhara şeyhi Muhammed b. Ar'ara da, Same b. Lüeyy soyundandır.
İbn îshakin anlattığına göre Avf b. Lüeyy, Kureyşli bir kervanla birlikte yola çıkmış, Gatafan diyarına varıldığında, arkadaşları bineklerini hızlandırıp onu geride bırakmış, gidip Saiebe b. Sa'd'e haber ulaştırmışlar; Avfm, Beni Zübyan kabilesindeki neseb kardeşi olan Sa'lebe, hemen gelip onu yoldan alıkoymuş, yanında ikamet ettirmiş, onu orada, evlendirip kendisiyle olan bağım kuvvetlendirmiş ve kardeşliğini de pekiştirmiş. Soyu, Zübyan oğulları arasında yayılmış. Kervandaki arkadaşları, Avfı geride bırakıp gittiklerinde yanma gelen Salebe, ona şöyle demişti:
"Ey Lüeyy in oğlu! Deveni artık benim yanımda ıhdır. Milletin seni bırakıp gitti. Gidecek yerin kalmamıştır."
İbn îshak, Hz. Ömer'in şöyle dediğim rivayet eder: "Eğer bir Arap kabilesine yeniden mensub olma imkanım olsaydı, Beni Mürre b. Avf kabilesine mensub olduğumu ilan ederdim. Çünkü onlar arasında, iyi kimseler bulunduğunu ve Avf b. Lüeyy adındaki şahsın ulu bir kişi olduğunu biliriz." İbn îshak der M: Yalancılıkla itham edemiyeceğim bir kimsenin bana anlattığına göre Hz. Ömer, Mürre oğulları kabilesinden bir kaç kişiye: "Eğer nesebinize dönmek isterseniz, dönün." demiştir.
Lüeyy oğullan, Gatafan kabilesinin eşraf, bey ve kumandan takımını teşkil eden kimselerdi. Gatafanlılarla Kayshlar arasında şöhret sahibiydiler. Nesebleri üzerinde durmuş, soylarım yitirmemişlerdi. Nesepleri kendilerine hatırlatıldığında, "Biz soyumuzu red ve inkar etmeyiz. En çok sevdiğimiz soy, bizim soyumuzdur."der, sonra da Lüeyy'in soyundan geldiklerim anlatan şiirler okurlarmış.
Aralarında 'Besi' denen ve uyulagelen bir gelenek varmış. Bu gelenek uyarınca senenin sekiz ayını haram sayar, bu aylarda kimseye ilişmedikleri gibi başkaları da kendilerine ilişmezdi. Bu gelenekleri bütün Araplarca bilinirdi.
Ben de derim ki: Rebia oğulları kabilesiyle Mudarlılar, senenin dört ayını haram sayarlardı. Bunlar da zi'1-kade, zi'1-hicce ve muharrem aylarıdır. Ancak dördüncü ayın hangisi olduğu hususunda Rebia oğulları kabilesiyle Mudarlılar ihtilaf etmişlerdir ki o da, receb ayıdır. Mudarlılar,.recebin cemaziyelahir ile şaban ayları arasında olduğunu; Rebia oğullarıysa şaban ile şevval ayları arasında olduğu söylemişlerdir.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Bekre'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.), Veda Haccı Hutbesi'nde şöyle buyurmuştur:
"Zaman, Allah'ın göklerle yeri yarattığı gündeki haliyle dönmektedir. Sene, oniki aydır. Bu ayların dördü haramdır. Haram ayların üçü, ard ardadır. Bunlar; zi'1-kade, zi'1-hicce ve muharrem aylandır. Mudar-lılarm recebi ise, cemaziyelahir ile şaban aylan arasındadır."
Bu hadis, Rebialılann değil de Mudarlılann söylediklerinin doğruluğuna, yani receb ayının cemaziyelahir ile şaban aylan arasında bulunduğuna dair kesin bir nassdır. Onur ve üstünlük sahibi yüce Allah, bu konuda şöyle buyurmuştur:
"Doğrusu aylann sayısı; gökleri ve yeri yarattığı günden beri Allah'ın kitabında on iki aydır. Bunlardan dördü, haram olanlardır." (et-Tevbe, 36.)
Bu ayet-i kerime, haram aylann sayısının sekiz olduğunu söyleyen Beni Avf b. Müeyy kabilesinin görüşlerim reddetmektedir. Bu kabile, Allah'ın hükmüne ilave yapmış, ilahî hükümden olmayan şeyleri, ilahî hükmün kapsamına sokmuştur. Hadiste geçen; 'Haram aylann üçü, ard ardadır.' sözü, muharremin haramhğmı safer ayına erteleyen, nesie (erteleme) ehli kimselerin uygulamalanm reddetmektedir. Yine hadiste geçen 'Mudarlılann recebi...' sözü de Rebialılann görüşlerini reddetmektedir.
İbn İshak'm ifadesine göre Ka'b b. Lüeyy'in; Mürre, Adiyy ve Hüseysa adında üç oğlu olmuştur. Mürre'nin de Kilab, Teyme ve Yakaza adlı üç oğlu doğmuştur. Bu çocuklarından her birinin anası ayndır.
Kilab ile zevcesi Fatıma binti Sa'd b. Seyel'in Kusayy ve Züheyr adlı iki oğullan doğmuştur. Fatıma'nın babası Sa'd b. Seyel, Yemen'de yaşayan ve Beni Diyl b. Bekr b. Abdu Menat b. Kinane'nin müttefiki olan Cu'sumetü'1-Esd kabüesindeki duvarcılardandır. Şairin biri, onun hakkında şöyle demiştir:
"Bunca insan içinde biz, Sa'd b. Seyel gibisini görmedik. İyi çalışan bir süvaridir o, Mızrağım değdirdiğini düşürür. Öyle bir süvaridir ki o, Şahin ve keklik gibidir, at üstünde."
Süheylî der ki: Seyel'in asıl adı, Hayr b. Cemale'dir. Kendisi için, kı-hçlann altın ve gümüşle kaplandığı ilk şahıs odur.
İbn İshak der ki: Sa'd b. Seyel'e duvarcı denmesinin sebebi şudur: Amir b. Amr b. Hüzeyme b. Cu'sume, Haris b. Mudad el-Cürhümî'nin kızıyla evlendi. O zamanlar Cürhümiler, Ka'be'nin idaresini uhdelerinde bulundurmaktaydılar. Amir de Ka'be'ye bir duvar yaptığı için duvarcı adını aldı. Oğullanna da 'duvarcılar' adı verildi.

