Hz. Muhammed'in peygamber oluşundan beş yıl önce Kureyşliler, Ka'be'yi yeniden yapmışlardır. Beyhakî'nin anlattığına göre Ka'be, Hz. Peygamberin Hz. Hatice ile evlenmesinden önce yeniden yapılmıştır. Meşhur görüşe göre Kureyşliler, Hz. Peygamber'le Hz. Hatice'nin evlenmelerinden on yıl sonra Ka'be'yi yeniden yapmışlardır.
Beyhakî, -ilgili bölümde de naklettiğimiz gibi- Ka'be'nin İbrahim peygamber zamanında yapıldığını anlatmış, bu konuda Sahih-i Bu-harî'de İbn Abbas'tan rivayet edilen hadisi nakletmiş, ayrıca Ka'be'nin Adem peygamber zamanında yapılmış olduğuna dair ileri sürülen israiliyata da değinmiştir. Tabii ki bu doğru değildir. Çünkü Kur'ân ayetlerinin zahiri manası, Ka'be'yi ilk yapanın İbrahim peygamber olmasını gerektiriyor. Ka'be'nin arsası, inşaattan önceki çağlarda ve va-
kitlerde de şerefli ve itina gösterilen bir yerdi. Bununla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur: "Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de ki mübarek ve âlemlere hidayet sebebi olan Ka'be'dir. Orada apaçık deliller vardır, İbrahim'in makamı vardır. Kim oraya girerse, güvenlik içinde olur. Oraya yol bulabilen insana, Allah için Ka'be'yi haccetmesi gereklidir." (Âl-i îmrân, 96-97.)
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Zerr'in şöyle dediği rivayet edilir: "Ya Rasûlallah! İlk kurulan mescid hangisidir?" diye sordum. "Mescid-i Aksa'dır." dedi. "İkisinin kuruluşu arasında ne kadar zaman vardır?" diye sordum. "Kırk senedir." dedi. Bu konudan daha önce söz etmiştik. Mescid-i Aksa'yı, İsrail (Yakup peygamber)'in kurduğunu da söylemiştik.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde yer alan bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
"Gökleri ve yeri yarattığı günde Cenâb-ı Allah, bu beldeyi (Mekke'yi) haram kılmıştır. Burası, kıyamet gününe kadar Allah'ın hürme-tiyle haramdır."
Beyhakî, Abdullah b. Amr'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Ka'be yeryüzünün meydana gelişinden 2000 sene Önce vardı."
«Yer uzatılıp düzeltildiğinde...» . Dedi ki: "Yer, Ka'be'nin altından uzatılıp düzeltildi."
Ben, bunun cidden garip bir rivayet olduğu görüşündeyim. Belki de bunları, Yermük savaşında ganimet olarak ele geçirdiği iki deve üzerindeki yükler arasında bulup çıkarttığı is railiyyattan nakletmektedir. O israiliyat arasında münker ve garip şeyler vardır.
Beyhakî, Abdullah b. Amr b. As'tan rivayet etti ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Cenâb-ı Allah, Cebrail'i, Adem ile Havva'ya göndererek kendisi için bir ev (Ka'be) yapmalarım buyurdu. Bu evin planı, Cebrail tarajin-dan çizilmişti. Bunun üzerine Adem (temel) kazmaya;'Havva da (taş) ta-' sımaya başladı. Nihayet temellerin altından su, Adem'e seslenerek; "Bu kadarı yeter ey Adem!" dedi. Ka'be'yi yapıp tamamladıklarında Cenâb-ı Allah, onu tavaf etmesini Adem'e vahyetti ve ona: "Ey Adem! Sen, insanların ilkisin. Bu da ilk yapılan evdir." dedi. Sonra nesiller gelip geçti. Zaman geldi, Nuh orayı ziyaret etti. Sonra aradan yine nesiller geçti. Bir zaman geldi ki, İbrahim, oranın temellerini yükseltti."
Beyhakî dedi ki: İbn Luhay'a bunu, böyle merfu olarak rivayet etti. Ben de bunun zayıf olduğu görüşündeyim. Bu hadisin, Abdullah b. Amr tarafından mevkuf olarak rivayet edilmiş olması, daha kuvvetli ve daha sabittir. Doğrusunu Allah bilir.
Rebî dedi ki: Şafiî, Muhammed b. Ka'b el-Kurazî -veya başka birinin şöyle dediğini rivayet etti: "Adem, hacca gelmişti. Melekler onu karşılayarak: 'İbadetin makbul olsun ey Adem! Ama biz, senden 2000 yıl önce haccetmişiz.' dediler."
Yunus b. Bükeyr, Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet etti: "Hud ve Salih dışında Ka'be'yi ziyaret etmeyen hiçbir peygamber yoktur."
Ben de derim ki: Biz, onların Ka'be'yi ziyaret ettiklerini söylemişiz-dir. Maksat, Ka'be'nin binası mevcud olmasa da onun yerini ziyaret etmektir ki onlar da o yeri ziyaret etmişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Sonra Beyhakî; İbn Abbas'm, İbrahim peygamberin kıssasıyla ilgili hadisini uzun uzadıya nakletmiştir ki, bu hadis, Buharî'nin sahihinde mevcuttur.
Yine Beyhakî, Semak b. Harb'm, Halid b. Ar'are'den rivayetine dayanarak şöyle demektedir:
Bir kimse, Hz. Ali'ye: "Doğrusu insanlar için kurulan ilk ev, Mekke'de ki mübarek ve âlemlere hidayet sebebi olan Ka'be'dir." (Al-i Imrân, 96.) ayetinde sözü edilen ev (Ka'be), yeryüzünde yapılan ilk ev midir?" diye sormuş, o da şu cevabı vermiş: "Hayır, Ka'be, insanlar için içine bereket ve hidayet konulan ilk evdir. Orada, Makam-ı İbrahim vardır. Oraya giren, güvenlik içinde olur. İstersen, onun nasıl yapıldığını sana anlatayım: Cenâb-ı Allah, İbrahim peygamber'e: "Benim için yeryüzünde bir ev yap." diye vahyetti. İbrahim zorlanıp sıkıntıya düştü. Cenâb-ı Allah ta ona sekineti gönderdi. Sekinet, şiddetli esen Hacuc rüzgarıdır. Başı ve sonu vardı. Yılan gibi halkalanıp Ka'be'nin yerinde esti. İbrahim de Ka'be binasını yapmaya başladı. Nihayet Hatim kısmına geldi. Oğluna; "Bana taş bulup getir." dedi. O da taş bulup getirdi. Geldiğinde, Ka'be duvarına hacer-i esvedin konulmuş olduğunu gördü. Babasına; "Bu taş nereden sana geldi?" diye sordu. İbrahim Peygamber de; "Senin binana dayanmayan biri getirdi. Cebrail, gökten getirdi. Sen de bu sözü yay." dedi.
Uzun bir zaman sonra Ka'be yıkıldı. Amalika kabilesi, onu yeniden inşa etti.Çok zaman sonra tekrar yıkıldı. Bu defa Cürhüm kabilesi onu yemden yaptı. Bir müddet sonra yine yıkıldığında Kureyşliler onu yeniden inşa ettiler. Rasûlullah (s.a.v.), o zaman genç bir adamdı. Hacer-i Esved'i yerine koymak istediklerinde anlaşmazlığa düştüler. Nihayet; "Şu karşıdaki yoldan ilk çıkıp gelecek olan adamı aramızda hakem yapalım." dediler. O yoldan ilk olarak çıkıp gelen kişi, Rasûlullah (s.a.v.) oldu. Hacer-i Esvedi yünden bir yaygı içine koymalarını, sonra da her kabileden bir temsilcinin, o yaygının bir ucundan tutarak kaldırmalara nı söyledi. Bu teklin herkesçe uygun görüldü."
Ebu Davut et-Tayalisî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet etti: "Cür-hümlülerin onarmasından sonra yeniden yıkılan Ka'be'yi, Kureyşliler tekrar yaptılar. Hacer-i Esvedi yerine koymak istediklerinde, onu kimin yerine koyacağı hususunda anlaşmazlığa düştüler. Karşıdaki kapıdan içeriye ilk girecek olan adamın, o taşı yerine koyması hususunda anlaşmaya vardılar. Tam o sırada Rasûlullah (s.a.v.), Beni Şeybe kapısından içeri girdi. Bir sergi getirilmesini istedi, getirdiler. O da hacer-i esvedi kendi eliyle alıp serginin ortasına koydu. Her kabileden bir temsilcinin o serginin birer ucundan tutmalarını söyledi. Onlar da böyle yaparak sergiyi tutup kaldırdılar. Rasûlullah (s.a.v.) da sergideki hacer-i esvedi kendi eliyle alıp duvardaki yerine koydu."
Yakub b. Süfyan, îbn Şihab'm şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.), bulûğ çağına erdiğinde kadının biri Ka'be'yi tütsü-lemişti. Tütsülerken ateşten bir kıvılcım sıçrayarak Ka'be'nin örtüsünü yakmıştı. Ka'be de hasar gördükleri için onu tamamen yıkmış ve yeniden inşa etmişlerdi. Sıra, hacer-i esvedi yerine koymaya geldiğinde, onu hangi kabilenin duvara yerleştireceği hususunda anlaşmazlığa düşmüşlerdi. 'Yanımıza gelecek ilk adamı, hakem yapalım." dediler. Belinde kaplan derisinden bir kemer bulunan ve genç bir adam olan Rasûlullah (s.a.v.) yanlarına geldi. Onu hakem yaptılar. Hacer-i Esvedin bir sergi içine konulmasını emretti. Sonra her kabilenin liderini çağırıp, serginin bir kenarından tutturdu. Kendisi de duvara çıktı. Sergiyi yanma kadar kaldırdılar. O da mübarek taşı, eliyle alıp yerine koydu."
Kendisinden daha yaşlı kimseler varken, onların rızası olmadan öne geçmezdi. Kendisine vahiy gelmeden önce onu, güvenilir kişi anlamına gelen "el-Emin" lakabıyla çağırırlardı. Kurban keserken, dua etmesi için mutlaka onu davet ederlerdi. Bu, Zührî'nin siyerinden alman güzel bir rivayettir. Ancak bu rivayette anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), o zaman yeni buluğ çağına ermiş. Halbuki meşhur rivayetlere göre o esnada otuzbeş yaşındaydı. Rahmetli Muhammed b. İshak b. Ye-sar, bunun kesinlikle böyle olduğunu ifade etmiştir.
Musa b. Ukbe dedi ki: Ka'be'nin yeniden yapılışı, bisetten beş yıl önce olmuştur. Mücahid, Urve, Muhammed b. Cübeyr b. Mut'im ve diğerleri de böyle demişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Musa b. Ukbe dedi M: Ficar savaşıyla Ka'be'nin yeniden yapılışı arasında onbeş sene geçmiştir.
Ben de derim ki: Ficar savaşı ile Hilfu'l-Fudul cemiyetinin kurulması, aynı senede olmuştur. Çünkü o senede Rasûlullah (s.a.v.), yirmi yaşındaydı. Bu da îbn İshak'ın söylediğini teyid ediyor. Doğrusunu Allah bilir.
Musa b. Ukbe dedi ki: Kureyşlileri, Ka'be'yi yeniden yapmaya sev-keden etken, üst tarafta örüp kapattıkları kapının üzerinden gelen ve kapıyı yıkan sel sularıydı. Bu suların Ka'be'ye girmesinden korkmuşlardı.
Müleyh adında bir adam, Ka'be'nin kokusunu çalmıştı. Bü yüzden Kureyşiiler, Ka'be'nin binasını sağlam yapmak ve kapısını da biraz yüksek tutmak istemişlerdi ki oraya kimse girenlesin.
Bu iş için para ve işçi hazırladılar. Ertesi gün yıkmak üzere oraya vardıklarında, bu işi yapmalarına Allah mani olur diye korkuyorlardı. Ka'be'nin damına çıkıp yıkmaya başlayan ilk adam, Velid b. Muğîre olmuştu. Velid'in yıkmaya başladığım görünce diğer Kureyşiiler peşpeşe gelip Ka'be'yi yıkmaya başladılar ve nihayet bina, yerle bir oldu. Bu, hoşlarına gitmişti.
Yeniden inşa etmek istediklerinde, işçilerini oraya getirdiler. İşçilerden hiçbiri bir ayak yeri kadar bile öne geçemedi. Çünkü Ka'be'yi bir yılanın çevrelemiş olduğunu ve halkalandığı için başının kuyruğunun yanına vardığını söylediler. Fazlasıyla ürktüler. Yaptıkları iş yüzünden helake sürüklenmekten korktular. Zira Ka'be, onları insanlara karşı koruyan bir güç ve sığmaktı. Onların şerefiydi.
Ka'be, önlerine yıkıldı. Onu yeniden inşa hususunda ihtilafa düştüklerinde; Muğire b. Abdullah b. Amr b. Mahzum kalkıp onlara öğüt verdi; ihtilafa düşmemelerini, inşaat hususunda birbirlerini kıskanmamalarını, bu işi dörde bölmelerini ve inşaat masraflarına haram mal katmamalarım tavsiye etti.
Anlatıldığına göre onlar, bu esaslar çerçevesinde inşaata karar verdiklerinde, Ka'be'yi çevrelemiş olan o yılan semaya çekilip gözlere görünmez olmuş. O zaman bu işin, yüce Allah tarafından olduğunu anlamışlardı. O yılanı bir kuşun alıp götürerek, Ciyad taraflarına bıraktığını söyleyenler de vardır.
Muhammed b. İshak b. Yesar dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.) otuzbeş yaşına girdiğinde Kureyşiiler, Ka'be'yi yemden inşa etmek için toplandılar. Ancak tamamen yıkıp yeniden yapmak değil de damım örtmek istemişlerdi. Çünkü baştan sona yıkmaktan korkuyorlardı. O zamana kadar Ka'be duvarları harçsız olarak taşlann üst üste konulması şeklinde örülmüştü. Bir adam boyundan biraz daha yüksekti. Kureyşiiler, duvarları yükseltip damım Örtmek istemişlerdi. Çünkü bir kaç kişilik bir grup, Ka'be içindeki bir kuyuya saklanmış olan hazineyi çalmışlardı. Bu hazine, yapılan aramalar sonucunda, Beni Müleyh b. Amr b. Huzaa kabilesinden Düveyh admda bir kölenin yamnda bulunmuştu. Kureyşiiler de onun elini kesmişti. Kureyşiiler, hırsızın çaldıktan sonra bu hazineyi Düveyk'in yanma koyduğunu ileri sürmüşlerdir.
Bizans tüccarlarından birine ait bir gemi, Cidde kıyısına vurup parçalanmıştı. Kureyşiiler de geminin tahtalarım alarak, Ka'be'nin damını örtmede kullanmak için hazır hale getirmişlerdi.
el-Ümevî dedi ki: O gemi Bizans imparatorunundu. Tahta, demir ve mermer gibi inşaat malzemeleri taşıyordu. İmparator, onu Bakom er-Rumî ile birlikte, İranlıların yaktıkları Habeşlilere ait kiliseye göndermişti. Gemi, Cidde limanında demirleyeceği yere vardığında Cenâb-ı Allah, üzerine bir fırtına göndermiş ve o da parçalanmıştı.
İbn İshak dedi M: Mekke'de marangozluk yapan Kıptî bir adam vardı. Geminin kırılan tahtalarının bir kısmını onarmaya hazırlanmış, ge-, mideki arkadaşlarının canlarını kurtarmak istemişti.
Ka'be'ye getirilen hediyelerin içine atıldığı kuyudan bir yılan, her gün Ka'be'nin duvarı üzerine çıkıp güneşlenirdi. Kureyşlilerin korktukları şeylerden biri de buydu. Kendisine yaklaşan biri oldu mu, başını kaldırıp ağzını açar ve ağzından değil de derisinden bir ses çıkarırdı. Ondan çok korkuyorlardı. Her zamanki gibi yine bir gün Ka'be'nin duvarına çıktığında, Allah onun üzerine bir kuş göndermiş; kuş, onu kapıp götürmüştü. Kureyşiiler de şöyle demişlerdi: Umarız ki Allah, bizim yaptığımızdan hoşnud olmuştur. Yanımızda hazır işçilerimiz ve tahtalarımız var. Allah, yılana karşı bize yetti, bizi ondan korudu.
Süheylî, Rezin'in şöyle dediğini rivayet eder: Cürhümlüler zamanında hırsızın biri, içindeki hazineyi çalmak maksadıyla Ka'be'ye girdi. O, Ka'be'nin içindeki kuyuya inmişken kuyu çöktü; Cürhümlüler de gelip onu çıkardılar ve çaldığı hazineyi elinden aldılar.
Daha sonra o kuyuya, başı oğlak başı büyüklüğünde bir yılan yerleşti. Yılanın karnı beyaz, sırtı siyahtı. O kuyuda beşyüz yıl süreyle kaldı.
Bu konuda Muhammed b. îshak'm anlattıkları, bundan ibarettir. Yine o dedi ki: Kureyşiiler, yeniden yapmak üzere Ka'be'yi yıkmaya karar verdiklerinde Ebu Vehb b. Amr b. Aiz b. Abd b.İmran b. Mahzum kalkıp Ka'be'nin üzerinden bir taş aldı ama o taş, elinden fırlayıp tekrar eski yerine kondu. O da şöyle dedi: "Ey Kureyş topluluğu! Ka'be inşaatına sadece helal kazancınızı katın. Bu inşaata fahişenin kazancı, faizcinin karı ve insanların herhangi birinden haksız yere alman bir mal sarfedilmesin"
İnsanlar bu sözün, Velid b. Muğire b. Abdillah b. Ömer b. Mahzum'a ait olduğunu söylemişlerdir. Sonra İbn İshak, bu sözü söyleyenin Ebu Vehb b. Amr olduğu görüşünü tercih etmiştir ki, Ebu Vehb de şerefli ve övgüye layık bir insan olup Hz. Peygamber'in babasının dayısıydı.
İbn İshak dedi ki: Sonra Kureyşiiler, Ka'be'nin yeniden yapımı hususunda iş bölümü yaptılar. Kapı bölümünü Abdu Menaf oğullarıyla Zühre oğulları; Hacer-i Esved ile Rükn-ü Yemanî arasını Mahzum oğullarıyla Kureyşlilere iltihak eden bazı kabileler; dam kısmını Cümah oğullarıyla Sehm oğulları; Hicr bölümünü Abdu'd-Dar b. Kusayyoğulla-rıyla Esed b. Abdüluzza oğulları; Hatim tümseğini ise Adiyy b. KaTs oğulları üstlendiler.
Buna rağmen insanlar, Ka'be'yi yeniden yapmak üzere yıkmaktan korktular. Ancak Velid b. Muğîre: "Onu yıkmaya ilk önce ben başlayacağım." dedi ve kazmayı eline alıp Ka'be'nin damına çıktı. "Allahım! Ka'be'ye ürküntü verecek değiliz. Biz hayırdan başka birşey istemiyoruz." diyerek Haceri Esved ile Rükn-ü Yemani tarafındaki duvarı yıkmaya başladı. O duvara yıktıktan sonra işi bırakıp o gece bekledi. Diğerleri dediler ki: "Bakalım, eğer Velid'in başına bir bela gelirse, Ka'be'yi yıkmaz ve eski haline döndürürüz. Ama başına bir bela gelmezse, demek ki, yaptığımız bu işten Allah razı olmuştur."
Sabah olunca, başına herhangi bir bela gelmemiş olarak Velid, kalkıp tekrar işinin başına döndü. Yıkmaya başladı, diğerleri de onunla birlikte yıktılar. Bu arada İbrahim peygamberin kurduğu temele kadar indiler. Orada, dişler gibi birbirine kenetlenmiş yeşil temel taşlarıyla karşılaştılar.
İbn İshak, bazı hadis ravilerinin kendisine şöyle dediklerini söyledi: Ka'be'yi yıkan Kureyşlilerden biri, temel taşlarını sökmek için, iki taşın .arasına demir bir kazma geçirmiş, zorlayınca taş yerinden kımıldamış-tı. Ama bununla beraber Mekke şehri kökten sarsılmıştı. Bu olayla karşılaşınca da temeli sökmekten vazgeçmişlerdi.
Musa b. Ukbe, Abdullah b. Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Ku-reyş kabilesi yaşlıları derlerdi ki; Kureyşliler, Hz. İbrahim ile Hz. İsmail'in koydukları temel taşlarını sökmek için karar verdiklerinde, onlardan biri, ilk temeldeki taşlardan birine uzanıp kaldırdı. Ama o taşın ilk temele ait olduğunu bilmiyordu. Taşı kaldırınca, altından bir şimşek çaktı. Neredeyse adamın gözünü kör edecekti. Taş tekrar onun elinden fırlayarak eski yerine gidip kondu. Hem taşı kaldıran, hem de oradaki diğer işçiler korktular. Kendiliğinden yerine gidip konan taş, o şimşek parıltısını gizledi. İşçiler de evlerine döndüler ve: "Ne bu taşı, ne de hizasındaki diğer taşları oynatın!" dediler.
İbn ishak dedi ki: Kureyşliler, Ka'be'nin temelinde Süryaniee bir yazı buldular. Okuyamadıkları için ne olduğunu bilemediler. Nihayet bir Yahudi, o yazıyı kendilerine okudu. Yazı şöyleydi: "Ben, Mekke'nin sahibi Allah'ım. Orayı, göklerle yeri yarattığım günde yarattım. Güneşi ve ayı şekillendirdim. Mekke'yi yedi melekle çevreleyip korumaya aldım. Yanındaki iki dağ durdukça, Mekke'de yerinde duracaktır. Halkı için oranın suyunda ve sütünde bereket vardır."
İbn İshak dedi ki: Kureyşliler, Makam-ı İbrahim'de, üzerinde şu ibarenin yazılı olduğu bir kitabe bulmuşlardı: "Mekke, Allah'ın saygın olan evidir. Rızkı, üç yoldan gelir. Onun saygınlığını yerlilerin ilkleri ihlal etmez." Şayet söylediği doğru ise Leys b. Ebi Süleym'e göre Kureyşliler, bisetten kırk sene önce Ka'be'ye bir taş bulmuşlar. Taşın üzerinde şunlar yazılıymış: "Hayır eken, gıpta biçer. Şer eken, pişmanlık biçer. Kötülük yapacaksınız da iyilikle mi karşılık göreceksiniz? Eğer dikenden üzüm devşirilirse, bu olur! Ama böyle birşey mümkün değildir."
Said b. Yahya el-Ümevî, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu söyler:
"Makam-ı İbrahim'de üç sahife bulundu. Birinci sahifede şunlar yazılıydı: "Doğrusu ben, Mekke'nin sahibi Allahım! Güneş ile ayı yarattığım günde onu yarattım. Onu, yedi temiz melek ile çevreleyip korumaya aldım. Yerlileri için, et ve sütü bereketli kıldım."
İkinci sahifede şunlar yazılıydı: "Doğrusu ben, Mekke'nin sahibi Allahım! Rahmi (dostluk ve akrabalık bağlarını) yarattım. Ona kendi adımdan türettiğim bir kelimeyi ad olarak verdim. O bağları bağlayanı, ben de (rahmetime) bağlarım. O bağları koparanı, ben de (rahmetimden) koparırım." .
Üçüncü sahifedeyse şunlar yazılıydı: "Doğrusu ben, Mekke'nin sahibi Allah'ım! Hayır ve şerri yaratıp takdir ettim. Elinden hayırlı işler çıkana ne mutlu! Elinden şerli işler çıkana ne yazık!"
İbn îshak dedi ki: Sonra Kureyş kabileleri, Ka'be'yi inşa etmek için taş topladılar. Her kabile,belli miktarda taş topladı. Bundan sonra inşaata başladılar. Nihayet sıra, hacer-i esvedi yerine koymaya geldi. Her kabile; "Bu taşı yerine biz koyacağız!" diyerek anlaşmazlığa düştüler. Tartışıp yeminleştiler. Savaşa hazırlandılar. Öyleki, Abdu'd-Dar oğulları, kan dolu bir leğen getirdiler. Sonra Beni Adiyy b. Ka'b b. Lüeyy oğullarıyla beraber ölüm üzerine sözleştiler. Ellerini, leğendeki kana batırarak yeminlerini pekiştirdiler. Bu yüzden onlara, "Kan yalayıcıları" dendi. Kureyşliler, bu hal üzere dört veya beş gece beklediler. Sonra Mescdd-i Haram'da bir araya gelip müşavere yaptılar ve nihayet adilane bir hüküm vererek anlaştılar.
Rivayet ehli bazı kimselerin ifadelerine göre, o sene Kureyşlilerin en yaşlısı olan Ebu Ümeyye b. Muğîre b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum, toplantı esnasında kalkıp şöyle dedi. "Ey Kureyş topluluğu! Mescid-i Ha-ram'ın kapısından içeriye ilk girecek adamı, anlaşamadığınız bu hususta aranızda hakem yapın. O hakemlik yapıp hükmünü versin."
Kureyşliler, onun dediğini yaptılar, içeriye ilk giren, Rasûlullah (s.a.v.) oldu. Onu görünce de: "İşte bu emin ve güvenilir olan Muham-med'dir. Bunun hakemliğine razı olduk." dediler. Rasûlullah, yanlarına vardığında durumu kendisine anlattılar. O da: "Bana bir yaygı getirin." dedi. Getirdiler. Hacer-i Esvedi eliyle alıp yaygının içine koydu. Sonra da; "Her kabileden bir temsilci, yaygının bir ucundan tutsun. Sonra da hepiniz onu birlikte kaldırın." dedi. Öyle yaptılar. Yaygı içindeki hacer-i esvedi, duvara konulacağı yere getirdiler. Rasûlullah, taşı eliyle alıp duvardaki yerine koydu. Sonra da o taşın üzerine duvar inşaatı devam etti.
Kureyşliler, Rasûlullah'ı, "el-Emin" adıyla adlandırmışlardı. Ahmed b. Hanbel, Saib b. Abdullah'tan rivayet etti ki; Cahiliye döneminde Ka'be inşaatında çalışanlardan biri, Saib'e şunları anlatmış: Yonttuğum bir taşım vardı. Allah'ı bırakıp ona tapıyordum. Yiyemediğim yoğurdu getirip o taptığım taşın üzerine dökerdim. Köpekte gelip üzerindeki yoğurdu yalar, sonra bir ayağını kaldırıp üzerine idrarını yapardı.
Evet, Ka'be'nin inşaatını devam ettirdik. Sıra, hacer-i esvedin yerine konmasına geldi. Ama onu kimse bulamamıştı. Bir de ne görelim! Hacer-i Esveçl, inşaat taşları arasında!.. Ona bakan kişinin yüzü, ayna gibi içinde görülüyor. Kureyşten bir kabile; "Onu, yerine biz koyarız." dedi. Diğerleri de; "Hayır, biz koyarız!" dediler. Neticede; "Aramızı bulacak bir hakem bulalım. Şu yoldan ilk çıkıp gelecek olan adam, bize hakemlik yapsın." dediler. İlk olarak o yoldan Rasûlullah'm çıkıp geldiğini görünce de; "İşte size, el-Emin geldi!" dediler. Durumu kendisine anlattılar. O da hacer-i esvedi bir yaygının içine koydu. Sonra Kureyş kabilelerinin temsilcilerini çağırdı. Yaygının ucundan tutup kaldırdılar. RasûluUah da taşı kaldırıp duvardaki yerine koydu.
İbn îshak dedi ki: Hz. Peygamber zamanında Ka'be, onsekiz zira idi. Kabatî kumaşıyla Örtülürdü. Daha sonra aba kumaşıyla örtülmeye başlandı, îlk olarak Haccac b. Yusuf, onu ipekle örtmüştü.
Ben derim ki: Masrafla baş edemediklerinden dolayı Kureyşliler, Şam yönünde, altı veya yedi zira uzunluğundaki Hatim kısmını inşaat dışında tuttular. Yani Ka'be'yi, ibrahim peygamberin koyduğu temel üzerine inşa edemediler. Ka'be için, doğu tarafında bir kapı açtılar. Her isteyen oraya giremesin, onlar dilediklerini içeri bıraksın, dilemediklerini bırakmasınlar diye, kapıyı biraz yüksek yaptılar.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Hz. Aişe'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) kendisine şöyle demiş:
"Görmedin mi ki kavmin,masraflarla baş edemedi (de Ka'be'yi eski temeli üzerine inşa edemedi.) Eğer küfürden yeni kopmuş olmasalardı, Ka'be'yi yıkar, onun için doğu ve batı taraflarında birer kapı açar, Ha-tim'i de içine katardım."
Bu sebepledir ki îbn Zübeyr, iktidarı ele geçirince Ka'be'yi, Resûlullah(s.a.v.)'ın işaretine uygun şekilde yaptı. Son derece güzel ve parlak olan yeni bina, Hz. İbrahim'in koyduğu temel üzerinde yükselmişti. Biri doğuda, diğeri batıda olmak üzere yere bitişik iki kapısı vardı. İnsanlar, birinden girip diğerinden çıkıyorlardı.
Haccac-ı Zalim, îbn Zübeyr'i öldürünce, îbn Zübeyr'in güya kendi kafasına göre Ka'be ye vermiş olduğu yeni biçimi, bir mektupla zamanın halifesi Abdülmelik b. Mervan'a bildirdi. Halife de, Ka'be'yi eski haline döndürmesini oha emretti. Şam yönündeki duvarına yöneldiler. Taşlarını çıkarıp duvarı çakılla sıvadılar. Taşlan Ka'be'nin zeminine döşedi-ler. Böyle olunca her iki kapısı da yükseldi. Batı tarafmdakini örerek kapattılar. Doğu tarafındaki ise, eski durumunda kaldı. Mehdi ya da oğlu Mansur, halifeliği döneminde İmam Malik'e danışarak Ka'be'yi, İbn Zübeyr projesine göre yıkıp yemden yapmak istediğini bildirdi. Merhum İmam Malik: "Hükümdarların, Ka'be'yi oyuncak haline getirmelerini hoş karşılamam!" diyerek halifenin bu telifini reddetti. Halife de Ka'be'yi eski halinde bıraktı. Şimdi de o halini korumaktadır.
Mescid-i Haram etrafındaki evleri yıktırıp Ka'be'nin çevresini genişleten ilk kişi de Hz. Ömer'dir. O çevredeki evleri istimlak ederek yık-tırmıştı. Halifeliği döneminde Hz. Osman da bu istimlakleri devam ettirerek Ka'be'nin çevresini daha da genişletmişti.
îbn Zübeyr iktidara geçince, Mescid-i Haramın binalarını sağlamlaştırmış, duvarlarını elden geçirip güzelleştirmiş ve kapılarını çoğaltmıştı. Ama Ka'be'nin çevresini daha fazla genişletmemiş ti.
Abdülmelik b. Mervan hilafete geçince, Ka'be'nin duvarlarım daha da yükseltti. İpek örtülerle örtülmesini emretti. Bu işi de onun emri üzerine Haccac b. Yusuf üstlendi.
Ka'be'nin inşasıyla ilgili kıssayı ve bu konuda varid olan hadisleri, "İbrahim ile İsmail, Beyt'in duvarlarını yükselttiklerinde..."ayeti tefsir ederken, tefsirimizde daha geniş anlattık. İsteyen oraya müracaat edebilir. Övgü ve minnet, Allah'adır.
İbn İshak dedi ki: Kureyşliler, istedikleri şekilde Ka'be'nin inşaatını tamamladıklarında Zübeyr b. Abdülmuttalib, inşaatta çalışanları kor-kutan yılanla ilgili olarak şöyle bir şiir söylemiştir:
"Kartal, yılana doğru saldırıya geçtiğinde yılan titriyordu, buna şaştım. Derisinden haşırtı sesi geliyor, bazan da atağa kalkıyordu. Ka'be inşaatına başladığımızda, işi şiddetlendirip bizi ürküttü. Biz de korkuya kapıldık. Yılanı kovmaktan korktuğumuzdan, başı ve göğsü dik bir kartal onun üzerine indi. Yakalayıp götürdü. Ka'be'de çalışmamıza engel kalmadı. Temel ve toprağı bulunan binayı topluca inşa etmeye başladık. Ertesi gün duvarlar yükseldi. Çalışırken, avret yerlerimiz açıktı. Melik b. Lüeyy, bu bina ile onurlandı. Onların aslı kaybolacak değildir. Başta Kilab olmak üzere orada Adiyy ve Mürre oğulları toplandı. Melik, bununla bize şeref hazırladı. Allah katında sevap ve mükafat ümid edilir."
Cenâb-ı Allah'ın, peygamberini cahiliyenin pisliklerinden koruduğunu anlattığımız bölümde de söylendiği gibi, Allah elçisi ile amcası, Ka'be inşaatı için taş taşıyorlardı. Hz. Peygamber, taşlar kendisini incitmesin diye peş temalını omuz üzerine koyduğunda, haya yerlerini açık bırakmaktan men olunmuştu da tekrar peştemahyla örtünmüştü.

