Kusayy'm babası Kilab ölünce, Uzre kabilesinden Rebia b. Haram, onun anasıyla evlendi. Üvey babası, onu ve anasını kendi memleketine götürdü. Daha sonra Kusayy, genç yaşta Mekke'ye geldi. Huzaa kabilesinin reisi Huleyl b. Hubşiye'nin kızı Hübba ile evlendi. Huzaalılann dediklerine göre, kendi kızıyla evlenen Kusayy'm çocuklannın çokluğunu gören reis Huleyl, Ka'be'nin idaresini Kusayy'a vermiş ve: "Bu işe, sen benden daha layıksın." demiş. İbn îshak der ki: Bunu, sadece Huzaah-lardan duyduk. Başkalarının anlattıklarına göre Kusayy, Ka'be'nin idaresini ele geçirmek için ana tararından olan kardeşlerinden -ki reisleri de Rizah b. Rebia idi- Kinane ve Kudaa oğullan ile, Mekke çevresindeki Kureyşlilerden ve diğerlerinden yardım istemiş; yardımına gelenlerin desteğiyle güçlenip Huzaahlan Ka'be'den uzaklaştırmış ve yönetimi ele almıştır.
Hacılara izin verme yetkisi, Sufelilerin elinde idi. Bunlar, Beni Gavs b. Mürr b. Üdd b. Tabihe b. îlyas b. Mudar kabilesinden idiler. Onlar, şeytan taşlamaçlıkça başkalan taşlamaz, Mina'dan dönmedikçe başka-lan dönmezdi. Hakimiyetleri yıkılıncaya kadar bu yetki, onlarda kaldı. Onlardan sonra bu yetki, aradaki nesep yakınlığı sebebiyle Beni Sa'd b. Zeyd b. Menat b. Temim'e geçti. Bunlardan ilk olarak bu yetkiyi kullanan Safvan b. Haris b. Şicne b. Utarid b. Avf b. Ka'b b. Sa'd b. Zeyd-i Menat b. Temim olmuştur. Bu yetki, onun ailesinin elinde kaldı. En sonunda Kerib b. Safvan'ın elindeyken İslâmiyet gelip oraya hakim oldu.
Müzdelife'de hacılara hareket iznini verme yetkisi, Advanlılann elindeydi. İslâmiyet gelince bu yetki, onların bu işle görevli son şahsiyeti olan Ebu Seyyare Amile b. A'zel'in elindeydi. Bu zatın adının As; A'zel'in adının da Halid olduğunu söyleyenler olmuştur. Tek gözlü bir katmn üzerinde durur, insanlara Müzdelife'den hareket izni verirdi. Bu görevi kırk yıl müddetle sürdürdü. Diyeti, 100 deve olarak belirleyen ilk kişi odur. Şu sözü ilk olarak söyleyen de odur: "Gayrete gelelim, diye musibet göründü!" Bu sözü, Süheylî nakletmiş tir. Araplar arasıda bir hadise vuku bulunca, Amir b. Zarib el-Advanî'nin hakemliğine başvurulur, onun verdiği hükme razı olunur ve uyulurdu. Bir defasında hünsa (erkek ve dişi organı olan kişi) adamın miras hakkı konusunda fikrini sormuşlardı. Bu konuda nasıl hüküm vereceğini düşünerek uykusunu kaçırmış, geceleyin uyuyamaz olmuştu. Davarlarını gütmekte olan cariyesi Süneyle, onun bu halini görünce, "Babası ölesice, neyin var, niye uyuyamıyorsun bu gece?" diye sormuş, o da kafasını yoran meseleyi cariyeye anlatmış, cariye de bu konuda sana bir çare bulabilirim, demiş ve teklifini şöyle açıklamış: "Hükmünü, hünsanm idrarının çıkış yerine göre ver." Cariyenin bu sözü karşısında Amir: "Vallahi, beni sıkıntıdan kurtardın." demiş ve hükmünü, onun teklifi doğrultusunda vermiş.
Süheylî dedi ki: Bu, emare ve alametlerle istidlalde bulunma türünden verilen bir hükümdür. Bunun şeriatta da yeri vardır. Zira yüce Allah buyurmuş ki:
"Onlar, sahte bir kan ile Yusuf un gömleğini getirdiler." (Yûsuf, ıs.) Yusuf un gömleğinde kurt dişlerinin izi olmadığı halde kardeşleri, onun gömleğine sahte bir kan sürmüşler ve kurt taraûndan parçalanıp öldürüldüğünü söylemişlerdi.
Bir başka ayette de, Cenâb-ı Allah şöyle buyurmuştur: "Eğer gömleği önden yırtılmışsa, o (kadın) doğru söylemiştir. Bu (Yusuf) ise yalancılardandır. Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa, o (kadın) yalan söylemiştir. Bu (Yusuf) ise, doğru söyleyendir." (Yûsuf, 26-27.) Bir hadiste de şöyle buyrulmuştur:
"(Doğum yapıncaya kadar) onu (kendisine zina isnadında bulunduğunuz hamile kadını) bekletin (hemen recmetmeyin.) Eğer kıvırcık saçlı, benzi kül renkli, güzel bir çocuk doğurursa o çocuk, kadınla zina ettiğini iddia ettiğiniz erkeğe aittir."
İbn İshak dediki: Haram aylardaki haramlığı başka aylara erteleme işi, Fukaym b. Adiyy b. Amir b. Salebe b. Haris b. Malik b. Kinane b. Hüzeyme b. Müdrike b. İlyas b. Mudar'daydı.
İbn îshak dedi ki: Araplara ilk erteleme (nesi) yapan, Kalemmes'tir. Kalemmes'in asıl adı Huzeyfe olup Abd b. Fukaym b. Adiyy'in oğludur. Ondan sonra oğlu Abbad.; Abbad'dan sonra Kala' b. Abbad; Kala'dan sonra Ümeyye b. Kala', Ümeyye'den sonra Avf b. Ümeyye, en sonunda da Ebu Sümame Cünade b. Avf b. Kala' b. Abbad b. Hüzeyfe bu işi yapmıştır ki, Kalemmes adıyla bilinen kişi budur. Ebu Sümame, bu işi yapmaktayken İslâmiyet hükümran oldu.
Araplar, hac ibadetlerini eda ettikten sonra onun etrafında toplanırlar, o da onlara hitab eder, haram ayların haramlığını duyurur, bu aylarda kimsenin kimseye sataşmaması gerektiğini bildirirdi.
Bu aylardan birini helal kılmak istediğinde muharrem ayını helal kılar, onun yerine safer ayım haram olarak ilan ederdi M, Allah'ın belirlediği haram ayların sayısını tuttursunlar. Böyle yaparken de şöyle derdi: "Allah'ım! Ben, iki saferden birincisini helal kıldım, diğerinin haramlak hükmünü önümüzdeki yıla erteledim.» Onun bu ertelemesine, Araplar da uyarlardı. Cezl et-Tian diye bilinen Umeyr b. Kays, bir şiirinde şu konuya şöyle değinmiştir.
"Maadd bilir ki, benim kavmimin güzel hasletleri vardır.
Onlar, insanların en şereflileridirler.
Okçulukta var mıdır bizi geçebilen? Kimlere,
Gem çiğnetmedik ki biz, Maadd'a karşı,
Helal ayları haram kılıp da hükmünü ertelemedik mi?"
Kusayy, kavminin lideri ve emrine uyulan büyüğüydü. Arap yarımadasının çeşitli yerlerine dağılmış olan Kureyşlileri toplayıp bir araya getirdi. Kendisine itaat eden Arap kabilelerinin de yardımıyla Huzaalılara karşı savaş açtı, onları Ka'be'den uzaklaştırdı, Ka'be'nin idaresini ele aldı. Bu uğurda kendisi ve taraftarlarıyla Huzaalılar arasında çok çetin çarpışmalar oldu. Neticede Ya'mür b. Avf... b. Kinane'nin hakemliğine başvurdular. O da, Huzaalılardan çok, Kusayy'ın bu göreve layık olduğuna; Kusayy'ın, Huzaalılarla Bekr oğullarından öldürdüğü adamların kanlarının karşılıksız kalmasına, Huzaalılarla Bekr oğullarının öldürdükleri Kureyşli, Kinaneli ve Kudaalı adamların diyetlerinin ödenmesine, Mekke'nin ve Ka'be'nin yönetiminin Kusayy'a verilmesine karar verdi.
Yamür b. Avf... b. Kinane, "Ölen Huzaalılarla Bekr oğullarının kan bedellerini ayaklarımın altına alıp eziyorum." dediği için, ezen ve kıran anlamına gelen Şeddah adını almıştır.
İbn îshak dedi ki: Kusayy, Ka'be'nin ve Mekke'nin idaresini ele aldı. Dağınık yerlerdeki kavmini toplayıp Mekke'ye getirdi. Mekkelilerle kendi kavminin başına geçti. Halk, onu hükümdar olarak tamdı. Ancak, Arap kabilelerinin öteden beri ellerinde bulunan bazı yetkilere karışmadı. O yetkileri, yine sahiplerinde bıraktı. Bu düzeni değiştirmemeyi prensip edindi. Safvan, Advan, Neşe', Mürre b. Avf kabilelerini, kendi işlerinin başında bıraktı. Nihayet İslâmiyet geldi. Bunların tamamını değiştirdi.
KaT) oğullarından hükümdarlığa ilk geçen kişi, Kusayy'dır. Kavmi, onun hükümdarlığım tanıdı, kendisine itaat ettiler. Hicabet, Şikayet, Rifade, Nedve ve Liva görevlerini kendi üzerine aldı. Mekke'deki şerefli görevlerin tamamını eline geçirdi. Mekke'yi, kendi kavmi arasında dört mıntıkaya ayırdı. Kureyşli olan herkesi, Mekke'deki evlerine yerleştirdi. Hak yerini buldu. Onun dönüşünden sonra adaletten kaçan protesto edildi. Kureyşliler, eski mekanlarına yerleştiler. Huzaalılardandan öc alındı. Kureyşliler, eski şerefli evleri Ka'be'yi Huzaalılardan teslim aldılar. Bununla beraber, Huzaalılann oraya diktikleri putlar da onlara devredilmişti. Onların, putlar önünde kurban kesme, putların önünde yalvarıp yakarma, onlardan yardım ve rczık dileme gibi uyduruk adetleri de Kureyşlilere intikal etmişti.
Kusayy, Kureyş kabilelerinin bir kısmını, Mekke vadisinin iç kesimlerine, bir kısmını da dış bölgelerine yerleştirmişti. İç kesimlerde oturanlara Kureyşu'l-Bitah, dış kesimlerde oturanlara ise Kureyşu'z-Zevahir denirdi.
Kusayy; Hicabet, Sedene ve Liva gibi reislikleri uhdesinde toplamıştı. Haksızlıkları ortadan kaldn'mak ve davaları halletmek için bir divan kurmuş, bu divana Darü'n-Nedve adım vermişti. Bir problemle karşılaşıldığında, kabile reisleri gelip Darü'n-Nedve'de toplanır, birbirleriyle müşaverede bulunur ve probleme çözüm bulurlardı. Savaş ilanı, evlenme akidleri, buluğa eren kızların kendilerine mahsus gömleği giymeleri, hep Darü'n-Nedve1 de karara bağlanırdı. Bu divanın kapısı, Mes-cid-i Haram'a açılıyordu. Burası, Abdüddar oğullarından sonra Hakim b. Hüzzam'ın eline geçmiş, o da Muaviye zamanında 100.000 dirheme başkalarına satmıştı. Bu yüzden Muaviye, onu kınamış ve; "Milletinin şerefini 100.000 dirheme sattın." demişti. O da: "Şeref, bu gün takva iledir. Allah'a andolsun ki cahiliye devrinde ben orayı bir tulum şaraba satın almıştım. Şimdi ise 100.000
dirheme sattım. Şahid olun ki bu param da Allah yolunda sadakadır. Şimdi deyin bakalım, aldanan
hangimiz?" demişti.
Dare Kutni bunu, «Esmaü Ricali'l-Muvatta'» isimli eserde anlatmıştır.
Hacılara su verme işini, Hakim b. Hüzzam yürütüyordu. Hacılar hep onun havuzlarından su
içerlerdi. Daha önceleri Cürhümlüler tarafından kapatılan Zemzem kuyusu, o zamanlar daha
bulunup da açılmış değildi. Aradan çok uzun zaman geçtiği için Zemzem kuyusu unutulmuştu. Yeri
bilinmiyordu.
el-Vakidî dedi ki: Arafat'tan inen hacıların Müzdelife'ye gidip yolunu rahatlıkla bulmaları için,
Müzdelife'de ilk olarak ateş yakan Kusayy olmuştur.
Rifade, hac mevsiminin başından sonuna kadar hacılara yemek verme işidir.
îbn İshak dedi ki: Hacılara yemek verme görevim Kureyşlilere yükleyen, Kusayy'dır. Bu zat onlara
şöyle demiş: "Ey Kureyş topluluğu! Sizler Allah'ın komşuları, Mekkeli ve Harem halkısınız. Hacılar
da Allah'ın misafirleri, Beyt'inin ziyaretçileridir. Onlar, ziyafete ve ikrama layıktırlar. Hac
mevsiminde buradan ayrılıncaya kadar, onlara yiyecek ve içecek hazırlayın."
Kureyşliler de onun bu tavsiyesine uyarak her sene mallarının bir kısmını bu iş için ona vergi olarak
verirler, o da Mina günlerinde insanlara yemek hazırlatırdı. Cahiliye devrinde bu görev, İslam'ın
gelişine kadar sürdürülmüş ve nihayet bu güne kadar devam edegelmiştir. Mina günlerinden itibaren
hac mevsiminin bitimine kadar sultanın insanlara dağıttığı yemek, Rifade görevinin bir gereğidir.
Ancak bu görev, îbn İshak'tan sonra yapılmaz olmuştur. Daha sonraları masrafları ve ücretleri
beytül-malden karşılanmak şartıyla taşımaları için bir grup insanın görevlendirilmesi emredilmiştir
ki bunun burada sayılamayacak miktarda faydaları vardır ve bu, gerçekten çok güzel bir
uygulamadır. Ancak şunu da söylememiz gerekir ki bu masraflar, mutlaka beytül-malden ve en
helal fonundan karşılanmalıdır. Ayrıca bu hizmeti zımmî azınlıklara yaptırmak daha uygun olur.
Çünkü onlar, hac görevini ifa eden kimseler değildirler. Bu hizmet Müslümanlara yaptırılacak
olursa, hac görevlerim ifa edememe durumları söz konusu olur. Oysa bir hadis-i şerifte şöyle
Duyurulmuştur:
"Bir kimse, hac yapma gücüne sahip olduğu halde yapmazsa, ister Yahudi olarak, ister Hristiyan
olarak ölsün, önemli değildir. Çünkü nasıl olsa o, Müslüman olarak ölmeyecektir."
Kureyşlilerin sözcüsü, Kusayy'ı övüp kavmi arasındaki şerefini anlatırken şöyle demiştir:
"Ömrüme and olsun ki Kusayy, toplayıcı adını aldı. Fihr'in soyundan gelen kabileleri, Allah onun
vasıtasıyla topladı. Onlar, Mekke vadisini şeref ve efendilikle doldurdular ve Bekr oğullarının
azgınlarını bizden uzaklaştırdılar."
İbn İshak dedi ki: Kusayy'ın Huzaahlarla yaptığı savaş sona erince baba tarafından üç kardeşi;
Hünn, Mahmud ve Cülhüme, beraberlerindeki adamlarıyla birlikte memleketlerine döndüler.
Kusayy'a verdiği cevapta Rizah şöyle demişti:
"Kusayy dan bir elçi geldiğinde, Elçi 'dosta icabet edin.' demişti bize. Atlar sürüp onun çağrısına
koştuk. Hayattan bıkmış tembelleri bir yana attık. Sabaha dek geceleyin yollarda yürüdük. Yok
edilmemek için, gündüzleyin gizlendik.. Kuş sürüleri gibi hızlıdır o atlar, Kusayy'ın elçisine bizi
götürürler, Gizlice Eşmezeyn'den adam topladık. Her kabileden bir grup insan aldık. Bir gece
koşusu için toplanan atlar, Binlerce sayıyı geride bıraktılar. Ascer mıntıkasına uğradıklarında onlar,
Develerin çöktüğü yerin yanından yol buldular. Verikan'dan Rükn şelırine uğradılar. Arc şehrinde
bir kabilenin yanma vardılar. Haly şehrine gittiler ama tadını alamadılar. Merr'de uzun bir gece
kaldılar. Yeni yetmeleri ve bebekleri alçaltırız ki, Atların kişnenıeleriyle kulakları dolmasın.
Mekke'ye varınca mubah kıldık bizler, Grup grup adam öldürmeyi. Onları keskin kılıçların ağzına
veririz, Her taraftan biz insanların aklını alırız. Güçlülerin zayıfları sevkedişi gibi biz, Onları
atlarımızın önüne katar, götürürüz. Huzaalılarla Bekr oğullarını yurtlarında. Öldürdük, bu, nesilden
nesile geçti böylece. Onları, hükümdarın yurdundan sürgün ettik. Ki artık ovalık yerlere
konaklamasınlar. Esirlerini bağlayıp zincirlere vurduk. Onlardan eza gören kabileleri rahatlattık." İbn İshak dedi ki; Rizah, kendi memleketine döndükten sonra Allah, onun ve Hünn'ün zürriyetini çoğalttı. Bu günkü Uzre kabilesi, onların soyundan gelmektedir.
İbn İshak'ın anlattığına göre Kusayy b. Kilab, bu konuda şöyle demiştir:
"Ben, suçsuz ve günahsız Lüeyy oğullan kabilesindenim, Mekke'de evim vardı, orada yetiştirildim. Maaddlılar bilirlerin ben, Mekke'nin Bathasını, Hem de Merve'sini iştiyakla sevmekteyim. Kayzer ile Nabit oğulları yanında yer almazlarsa, Ben de Galib'in yanında yer almayacağım. Rizah, yardımcımdır, onunla yücelirim. Yaşadıkça ben, zulümden korkmayacağım."
el-Umevî'nin, Muhammed b. Hafs'dan rivayet ettiğine göre Rizah, Kusayy'm Huzaalıları kovmasından sonra Mekke'ye gelmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

