'Hevatifü'1-Cann' adlı eserinde Hafız Ebu Bekr Muhammed b. Cafer b. Sehl el-Haraitî, Ubade b. Samit'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: îyad heyeti Rasûlullah (s.a.v.)'a geldiğinde kendilerine sordu:
- Ey iyad topluluğu! Kuss b. Saide ne yapıyor?
- O öldü ya Rasûlallah.
- Bir gün onu, Ukaz panayırında kızıl renkli bir deve üzerinde gördüm. Parlak ve güzel sözler söylüyordu. Ama o sözleri hatırlayamıyorum şimdi.
- (Topluluğun arka saflarında bulunan bir bedevi kalkarak konuştu:) Onun o gün söylediği sözleri ben hatırlıyorum ya Rasûlallah.
Adamın böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.) sevindi. O adam dedi ki: Ya Rasûlallah, Kuss o gün şöyle bir konuşma yapmıştı: "Ey insanlar! Gelin, dinleyin. Biliniz ki gidenler gitmiştir. Gelecek olanlar da mutlaka gelecektir. Gece, karanlıktır.Gökte burçlar vardır. Deniz, fırtınalı ve gürültülüdür. Yıldızlar, ışık saçar. Dağlar, yere kuvvet verir. Nehirler akıp gider. Gökte haber, yerde de ibret vardır. Bakıyorum ki insanlar gidiyorlar, ama geri dönmüyorlar. Orada ikamete razı oldular da mı ikamet ettiler, yoksa kendi hallerine bırakıldılar da uykuya mı daldılar? Kuss, içinde şüphe bulunmayan bir yeminle Allah'a yemin ediyor ki, Allah'ın bir dini vardır. Ve onu, sizin bu dininizden daha çok beğenir.
"İlk giden nesillerde bizim için ibretler var.
Ölüme giden yolları gördüm, ama,
Ölümden dönüş yolunu görmedim asla.
Halkımın irili ufaklı hep ölüme gittiğim gördüm,
Ölüme giden, geçip gider, sana gelmez.
Öte tarafta kalan da sana asla dönmez.
Ben, şunu kesin olarak anladım ki, .
Halkımın gittiği yere, ben de gideceğim."
Taberanî, bu olayı, "el-Mucemü'1-Kebir" adlı eserinde başka bir şekilde rivayet ederek İbn Abbas'ın şöyle dediğini anlatır: "Abdülkâys heyeti, Hz. Peygamberin yanma geldi. Hz. Peygamber, onlara: "Hanginiz Kuss b. Saide el-İyadî'yi tanır?" diye sordu. Onlar da, "Hepimiz onu tanırız ya Rasûlallah." dediler. "O ne yapıyor?" diye sorunca, "Kızıl renkli bir deve üzerinde Ukaz panayırında gördüm onu. İnsanlara hitapta bulunarak şöyle diyordu: "Ey insanlar! Toplanın, kulak verin ve dinleyin. Yaşayan ölür. Ölen gider. Her gelecek olan da gelir. Gökte haber, yerde de ibretler var. Yeryüzü bir döşek gibi serilmiş, gökyüzü de bir tavan gibi yükseltilmiştir. Yıldızlar, titreşip parlar. Denizlerin suyu tükenmez. Kuss, doğru olarak yemin eder ki, eğer işte rıza varsa, sonu kızgınlık olacaktır. Şüphesiz Allah'ın bir dini vardır ki o din, sizin bu dininize nisbetle O'nun daha çok hoşuna gider. Görüyorum ki, insanlar gidiyorlar, ama geri dönmüyorlar. Orada ikamete razı oldular da yerleştiler mi, yoksa kendi hallerine bırakıldılar da uykuya mı daldılar?"
Kuss'un bu hitabesini naklettikten sonra Hz. Peygamber: "Aranızda Kuss'un şiirlerini bize aktaracak kimse var mı?" diye sorduğunda, orada bulunanlardan biri, onun şu şiirini okumaya başladı.
"İlk giden nesillerde bizim için ibretler var, Ölüme giden yolları gördüm, ama asla, Ölümden dönüş yolunu görmedim. Halkımın irili ufaklı hep ölüme gittiğini gördüm. Ölüme giden geçip gider, sana gelmez.
Öte tarafta kalan da sana asla dönmez. Şunu ben kesin olarak anladım ki, Halkımın gittiği yere ben de gideceğim."
Muhammed b. îshak, Hasan-ı Basrî'nin oğlu Hasanın şöyle dediğini rivayet eder: Carud b. Mualla b. Haneş b. Mualla el-Abdî, Hristiyandı. Kitapları güzel tefsir edip yorumlamayı biliyordu. İranlıların yaşantı ve sözleri hakkında bilgi sahibi idi. Tıp ve felsefe alanında derin bilgisi olan, edep ve dehası açıkça görülen, güzelliği eksiksiz, mal ve servet sahibi bir kimse idi. Yaşlı, görgülü, iyi konuşan, beyan, hüccet ve burhan sahibi Abdülkâys heyetiyle birlikte Hz. Peygamberin yanma gelmişti. Huzuru saadete vardığında önünde durup eliyle ona işarette bulunmuş ve şu şiiri okumaya başlamıştı:
"Ey hidayet peygamberi, sana gelen adamlar,
Sahralarla serapları katedip geldiler.
Sana gelmek için düzlükleri aşk ile katettîler.
Senin yolunda sayılamayacak güçlükler çektiler,
Bakmaya kıyamadığın yağız atları,
Develerimiz süratlendir dikçe süratlendirdi.
Ağzı gemli, serkeş ve yıldız gibi parıldayan,
Parlak atlar, kat ettiler bu mesafeyi.
Kalplere korku salan bu büyük ve korkunç,
Günün şiddetini defetmek isterler.
Bunlar insan topluluklarını artırırlar.
Sapıklıkta devam edenlerden koparlar.
Allah'tan gelen ve elde edilmesi istenen,
Bir nur, burhan ve nimete yönelirler.
Ey Amine'nin oğlu! Allah, hayrı sana tahsis etti.
Hayır yağmurları sağanak halinde üzerine yağar.
Ey Allah'ın hücceti, geride kalan şaşkınlar gibi olma,
O hayırdaki payını fazlasıyla al."
Bu şiiri okuduktan sonra Hz. Peygamber, onu yanma alıp oturttu. Ona: "Ey Carud! Sen ve kavmin, belirlenen zamanı kaçırdınız." dedi. Carud ise şöyle karşılık verdi: "Anam babam sana feda olsun. Senden geri kalan, payını kaçırmış olur ki bu da çok büyük bir zarar ve şiddetli bir cezadır. Ben, seni görüp işitip te senden başkasına uyan kimselerden değilim. Şu anda bildiğin gibi, ben bir dine mensubum. O dini bırakıp senin dinine girmek için sana geldim. Benim bu davranışım, zararımı, suç ve günahımı silip, Rabbimi benden razı kılmaz mı?" Hz. Peygamber, ona: "İşte ben, sana bunu garanti ederim. Şimdi sen samimi olarak Allah'ın birliğine iman et. Hristiyanlıktan da vazgeç." dedi. Carud: "Anam babam sana feda olsun, elini uzat. Ben, Allah'tan başka ilah bulunmadığına, bir ve ortaksız olduğuna şahadet ediyorum.
Senin de O'nun kulu ve elçisi Muhammed olduğuna şahadet ediyorum." dedi. Kendisi ile birlikte beraberindeki kavmi de Müslüman oldu. Müslüman olmalarından dolayı Hz. Peygamber sevindi.Onları memnun edip sevindirecek kadar ikramlarda bulundu. Sonra da onlara yönelerek şöyle sordu: "Aranızda Kuss b. Saide el-İyadî'yi tanıyan var mı?" diye sordu. Carud şöyle cevap verdi: "Anam babam sana feda olsun. Onu, hepimiz tanırız. Bunlar arasında onun durumunu ve haberini en iyi bilen benim. Ya Resûlallah, Kuss, Arap boylarından biridir. Varlığını 600 sene sürdürmüştür. Sonra bir kısmı çöllerde, bir kısmı dağlarda olmak üzere ondan beş batın türemiştir. Mesih gibi gökleri teşbihle çmlatırdı. Hiçbir yerde durmaz, hiçbir evde karar kılmaz, hiçbir komşu da -belli bir süre ikamet etmediği için- ondan yararlanamazdı.
Kıldan dokunmuş elbise giyer ve kilim üzerine otururdu. İbadetten, zahidlikten kopmazdı. Seyahatlerinde deve kuşu yumurtası içer, yırtıcı hayvanlarla arkadaşlık eder, karanlıklara gizlenir, görüp ibret alır, düşünüp tecrübe ederdi. Bu özelliklerinden dolayı ata sözlerine konu oldu. Musibetlerden kurtulmak için insanlar, onun yüzü hürmetine Allah'tan dilekte bulunurlardı. Havarilerin başı Simon'un mertebesine ulaştı. Kendini dindarlık ve tevhide veren ilk Arap odur. Allah'ın varlığını gönülden ikrar edip ibadetim" ifa etmiş, ölüm sonrası diriliş ve hesaba yakinen inanmış, insanları, aki-betlerini ve ahiretlerini berbad etmekten sakındırmış, vakit kaybetmeden salih amel işlemelerini tavsiye etmiş, ölümün mutlaka geleceğini hatırlatmış, ilâhî yazgıya (kadere) tasada ve kıvançta teslim olmuş, mezarları ziyaret edip ahiret hayatım hatırlamış, şiirler inşat etmiş, kader üzerinde düşünmüş, semadan ve mahlukatm üremesinden haber vermiş, yıldızları anlatıp suyu keşfetmiş, denizlerin evsannı anlatıp eserleri bilmiş, süvari olarak hitapta bulunmuş, sürekli va'z etmiş, öfke ve gazaptan sakındırmış, mektuplar gönderip korkulu her şeyi anlatmış, hitabelerinde sert ifadeler kullanmış, yazılarını açıklayıcı bir üslûpla yazmış, zamanın musibetlerinden korkutmuş, yükten ve ağırlıktan sakındırmış, işin önemini bildirmiş, küfürden uzaklaştınnış, hanif dinine meyledip başkalarını da o dine girmeye teşvik etmiş, insanları lâhutî aleme ve dindarlığa davet etmişti.
Günün birinde Ukaz panayırında şöyle bir konuşma yapmıştı:
"Doğu, batı., öksüzlük, topluluk.. Savaş, barış., yaş, kuru.. Tatlı, tuzlu.. Güneşler, aylar, rüzgarlar, yağmurlar.. Gece, gündüz.. Dişiler, erkekler.. Karalar, denizler.. Taneler, bitkiler.. Babalar, analar.. Topluluklar, dağınıklıklar.. Peşpeşe gelen alametler.. Nur (Işık), karanlık.. Varlık, yokluk.. Rab ve putlar.. Halk saptı.. Üreyip doğan.. Diri gömülüp yok olan.. Terbiye, biçilip gitmiş.. Zengin ve yoksul.. İyi ve kötü.. Gafiller helak olsun.. İşçi, işini iyi yapsın.. Emel sahibi, emel peşine düşmesin.. Hayır, Allah birdir. Doğmamış ve doğurulmamıştır. İlk yaratan da, son yaratan da, öldüren de, sonra dirilten de odur. Erkeği ve dişiyi yaratan O'dur. Dünya ve ahiretin Rabbi O'dur.
Şimdi ey İyad halkı! Nerede Ad ve Semud kavmi? Nerede babalar ve dedeler? Nerede hastalar ve yaşlılar? Hepsinin varacakları bir son vardı. Kuss, kulların Rabbine, yeri bir döşek gibi döşeyen'e yemin eder ki, sûra üflendiği, halkın çağrıştığı, yerin aydınlandığı, öğütçünün öğüt verdiği, rahmetten ümit kesenin kenara itildiği, hakkı düşünenin gerçeği gördüğü günde hepinizin birer birer haşr olunacağına yemin eder. Meşhur gerçekten, parlak nurdan, en büyük hedeften sapan kimseye; kudret sahibi Allah'ın hüküm verdiği, uyarıcı Muhammed (s.a.v.)'in hazar bulunduğu, yardımcının bulunmadığı, adalet terazisinin kurulduğu, kusurların ortaya döküldüğü, bir grup insanın Cennete, bir grubun da çılgın alevli ateşe gittiği günde yazıklar olsun!,."
Kuss b. Saide, bir şiirinde de şöyle demiştir:
"Aşırı tutkusuyla gönül andı onu.
Arasında gündüz olan geceleri yad etti.
Bulutlardan boşalan sağanak yağmur,
Damlaları arasında ateş vardı.
Ateş ışığı gözleri kamaştırıyordu.
Şimşek parıltısı, gözler önünde uçuyordu.
Sağlam köşklerde hayırlar vardı.
Diğerleri ise, ıssız ve bomboştu.
Yeri durduran, yüce dağlardır.
Denizlerin suları ise engindir.
Yıldızlar, gece karanlığında parlar,
Bunların döndüğünü her gün görürüz.
Sonra güneşi, gecenin ayı kışkırtır.
Hepsi birbirini hızla takib eder.
Büyük, küçük karışık olan her şey,
Gün gelir toprağa girer, mezar olur.
Şaşmayan kalblerin tahminleri bile,
Bir çok şeyi kavrayamaz, aciz kalır.
Doğruyu görüp ibret alan kimseler için,
Benim bu söylediklerim, Allah'a giden yolu gösterir."
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Her ne kadar başka şeyleri unutsam da Kussun, Ukaz panayırında kızıl bir deve üzerinde insanlara hitapta bulunurken söylediği şu sözleri unutmam: "Toplanın, dinleyin. Dinleyince de anlayın. Anlayınca da faydalanın. Söyleyin. Söyleyince de doğru söyleyin. Yaşayan ölür. Ölen gider. Her gelecek olan gelir. Yağmur, bitki, diriler ve ölüler. Gece karanlıktır, göklerde burçlar vardır. Yıldızlar ışık saçar, Denizler dolup taşar. Işık ve karanlıklar, gece ve gündüzler, iyilik ve kötülükler. Gökte haber, yerde de ibret var. Kalb gözü açık olanlar, bundan hayret ederler. Yer, döşek'gibi serilmiş. Gök de tavan gibi yükselmiştir. Yıldızlar batar ama denizler batmaz. Ölümler yakındır. Zaman hıyanet eder, neşter ucu gibi keskin, adalet terazisi gibi hassastır. Kuss, içine asla yemin ve günah katmaksızın yemin eder ki, eğer bu işte bir hoşnutluk varsa, ileride kızgınlık olacaktır!..
Ey insanlar! Allah'ın öyle bir dini var ki, onun nazarında o din, şu anda içinde bulunduğunuz dinden çok daha makbul ve sevimlidir. Ve o dinin zamanı da gelmiştir. Neler oluyor? Görüyorum ki bazı insanlar gidiyor, ama geri dönmüyorlar. Orada kalmaktan razı oldular da onun için mi oraya yerleştiler? Yoksa orada kendi hallerine bırakıldılar da uyudular mı?"
Böyle dedikten sonra Hz. Peygamber, ashabından bazısına dönüp: "Kuss'un şiirlerini bize okuyacak var mı?" diye sordu. Orada bulunan Hz.Ebu Bekir, şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah.. Ukaz panayırı kurulduğu gün, onun şöyle dediğini duydum:
"İlk giden nesillerde, bizim için ibretler var. Ölüme giden yolları gördüm,ama, Ölümden dönüş yolunu görmedim asla. Halkımın irili ufaklı hep ölüme gittiğini gördüm. Ölüme giden geçip gider, sana gelmez. Öte tarafta kalan da sana asla dönmez. Şunu ben kesin olarak anladım ki, Halkımın gittiği yere, ben de gideceğim."
Abdülkays heyetinde bulunan iri başlı, uzun boylu, omuzlarının arası geniş bir adam kalkıp şöyle dedi: "Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah. Ben de Kuss'ta tuhaf ve hayret verici bir hal gördüm." Rasûlullah (s.a.v.): "Ne gördün ey Abdülkaysli kardeş?" diye sordu. Adam şöyle cevap verdi: Gençliğimde bir yolculuğa çıkmıştım. Kafilem-deki develerden dördü kaçıp gitti. Taşlıklı, dikenli, otlu, gelincikli erak ağacı bulunan, deve kuşlarının dolaştığı bir çöle dalıp gittiler. Peşlerine düştüm. Nihayet bir tepeye vardım. Tepenin yamacında taze erak mey-veleriyle dopdolu, dalları yere uzanmış bir ağaç gördüm. Ağacm altında bir de baktım ki Kuss b. Saide duruyor. Elinde bir kırbaç var. Yanma yaklaştım, "Hayırlı sabahlar" dedim. O da: "Sabahın hayır olsun" diye karşılık verdi. Kuss'un yanındaki pınara bir çok yırtıcı hayvan su içmeye geliyordu.Hayvanlar sıraya uymayıp biri, diğerinden önce içmeye
kalkışacak oldu mu, Kuss, elindeki kırbaçla hemen ona vuruyor ve sıraya uymasını sağlıyordu. Vururken de: "Azıcık sabret bakalım, arkadaşın suyunu içinceye dek bekle." diyordu. Ben, bu manzaradan çok ürk-tüm. Bana, "Korkma" dedi. Bir de ne göreyim: Orada iki mezar ve aralarında da bir mescid. "Bu iki mezar da ne?" diye sordum. Bu mezarda yatanlar kardeştiler. Her ikisi de burada yüce Allah'a ibadet ederdi. Ben de ölüp aralarına katılıncaya dek, mezarları arasında, burada Allah'a ibadet edeceğim, diye cevap verdi. Kendisine: "Kendi kavminin yanma varıp hayırlı işlerinde onlarla beraber olsan, kötü işlerinde de onlara muhalefet etsen, böylece onları sakındırsan iyi olmaz mı?" diye teklifte bulundum. Bana şu cevabı verdi: "Anası ölesice.. Bilmez misin ki Hz.İsma-il'in soyu, babalarının dinini bırakıp başka ve ters olan şeylere uymuş, Allah'a koştukları ortakları yüceltip ululamışiardır?" Böyle dedikten sonra o iki mezara dönüp şu şiiri okumaya başladı:
"Dostlarım uyanın, uyuduğunuz çok oldu artık.
Emek ve gayretiniz kiranızı karşılamıyor mu yoksa?
Çoktandır uyuduğunuz için midir ki sizi çağırana,
Cevap vermiyorsunuz, sizi çağıran ve seslenen,
Sizin tarlanızı sulayan kimse gibidir.
Bilmez misiniz ki Necran'dan yalnız ben geldim.
Benim, sizden başka da dostum yoktur.
Mezarınız başında duruyorum ve ben,
Buradan asla ayrılacak da değilim,
Geceler döndükçe, ya da sesinizi alıncaya dek...
Hayat boyu yüreğini dağladığınız için mi,
Size tutkun olan kişi, hep üzerinize ağlar.
Şayet bir kimse bir başkasına feda olsaydı,
Kendimi harcayıp size feda ederdim canımı!
Ölüm ve siz, ikiniz, sanki benim ruhum için.
En yakın hedefsiniz, mezarınıza gelmek istiyor."
Bu şiiri dinledikten sonra Hz. Peygamber şöyle buyurdu: "Allah, Kuss'a rahmet eylesin. Ama kıyamet gününde o, tek bir ümmet olarak diriltil(ip haşredil)ecektir."
Beyhakî ile İbn Asakir de bu hadisi başka bir senedle Abdullah b. Abbas'tan rivayet ederler. Buna göre Carud b. Abdullah, Medine'ce Hz. Peygamber'in yanına gelerek yukarıdaki rivayette geçen sözlerin aynısını veya nazmına, nesrine bir çok ilaveler yaparak uzun uzadıya anlatır. Anlattığı şeyler arasında, devesini kaybedip peşine düşen ve arayan adamın şu sözleri de vardı: Bir vadide geceledim. Orada ölebilirdim, güvensizlik içindeydim. Kılıcımdan başka dayanıp güveneceğim bir şey yoktu. Yıldızları gözetliyor ve karanlığa göz ucuyla bakıyordum. Gece sona erip tan yeri ağarmaya başlayınca, görünmez yerden bir ses geldi. Sesin sahibi şöyle diyordu:
"Ey sıcak geceye sığınıp yatan, Allah, Harem'de bir peygamber gönderdi. Haşimî'dir, vefalıdır, cömerttir. Karanlıkları ve müphemlikleri açıcıdır."
Sağa sola baktım, fakat hiç kimseyi göremedim ve hiçbir yerden ses gelmiyordu. Bu defa da ben, o sesin sahibine cevaben şöyle dedim:
"Ey gece karanlığında seslenen, Hoşgeldin, safa geldin. Çünkü bana ilham verdin, Hoş ve güzel söyledin, açıkla, Allah seni hidayete erdirsin. Davet ettiğin şey, ganimet gibidir. Kıymetlidir, elde edilmesi istenir."
Ben, bu şiirimi tamamladıktan sonra yine o sesi duymaya başladım, şöyle diyordu: "Nur çıktı. Yalan batıl oldu. Allah, taçlı, miğferli, keman kaşlı, ela gözlü Muhammedi, asil ve sert bir millete peygamber olarak gönderdi. Onun kızıl renkli devesi vardır. Allah'tan başka ilah bulunmadığına şahadet eder. Ovalık ve dağlık yerlerde yaşayan, siyah, beyaz herkese, peygamberdir o." Böyle dedikten sonra şu şiiri okumaya başladı:
"Mahrukatı boş yere yaratmayan Allah'a hamdolsun. İsa'dan sonra bizi bir gün dahi başıboş bırakmadı. Râsûllerin en hayırlısı Ahmed'i bize gönderdi. Kafileler hacca gittiği sürece Allah ona rahmet etsin."
Bu rivayette, Kuss b. Saide'nin şu şiiri de yer almaktadır:
"Ey Ölümü ve mezardaki ölümü haber veren! Üzerlerindeki elbise kalıntılarında delikler var. Onları kendi hallerine bırak, bir gün onlara seslenilir. Uykudan uyandıklarında akılları başlarına gelir. Ölüm sonrasında, eskisi gibi yeniden yaratılırlar. Kimi çıplak, kimi giyiniktir onların, Kiminin elbisesi yeni, kimininki de eskidir."
Bu hadisin başka bir varyantına göre İbn Abbas, bu olayı anlatıp mezkur şiiri okumuş ve: "Onun mezarının yanında, şu şiirin yazılı olduğunu görmüşler:
"Ey Ölümü ve mezardaki ölüleri haber veren!
Üzerlerindeki elbise kalıntılarında delikler var.
Onları kendi hallerine bırak, bir gün onlara seslenilir.
Baygın kimse gibi uykudan uyandırılırlar.
O ölülerin kimi çıplak, kimi giyiniktir.
Kiminin elbisesi yeni, kimininki eski ve soluktur."
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Beni hak ile gönderen (Allah)1 a yemin ederim ki Kuss, ölüm sonrası dirilişe iman etmiştir."
Beyhakî, Enes b. Malikin şöyle dediğini rivayet eder: İyad heyeti, Hz. Peygamberin yanına geldi. Rasûlullah, onlara: «Kuss b. Saide ne yapıyor?" diye sordu. Onlar da 'Vefat etti!' dediler. Hz. Peygamber: "Onun bir konuşmasını dinlemiştim, ama şimdi o sözleri hatırlayamıyorum." dedi. Orada bulunanların bazısı: "Biz hatırlıyoruz ey Allah'ın elçisi!" deyince, Hz. Peygamber: "Hadi öyleyse söyleyin bakalım." dedi. Heyetin sözcüsü konuşmaya başladı: Kuss, bir gün Ukaz panayırında şöyle bir hitabede bulunmuştu:
"Ey insanlar! Kulak verin,dinleyin ve düşünün. Her yaşayan ölür. Her Ölen gider. Her gelecek olan da gelir. Gece, karanlıktır. Gökte burçlar vardır. Yıldızlar, parlar. Denizler, dolup taşar. Dağlar, yerleri çiviler. Nehirler, akar. Şüphesiz gökte haber, yerde de ibretler vardır. Görüyorum ki insanlar ölüp gidiyor, bir daha geri gelmiyorlar. Orada ikamete razı olup temelli yerleştiler mi, yoksa kendi hallerine bırakıldılar da uydular mı? Kuss, içinde hiç günah bulunmayan bir yeminle Allah'a yemin eder ki, Allah'ın bir dini vardır. Ve o dini, sizin bu dininize göre kendisine daha çok sevimli ve makbuldür." Böyle dedikten sonra Kuss, şu şiiri okumaya başladı:
"İlk giden nesillerde, bizim için ibretler var. Ölüme giden yolları gördüm, ama, Ölümden dönüş yolunu görmedim asla, Halkımın irili ufaklı hep ölüme gittiğini gördüm. Ölüme giden geçip gider, sana gelmez. Öte tarafta kalan da sana asla dönmez. Şunu ben, kesin olarak anladım ki Halkımın gittiği yere, ben de gideceğim."

