El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Lokmanın Kıssası

Yüce Allah buyurdu ki: «And olsun ki, Lokman1 a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir. Övülmeye layık …

Yüce Allah buyurdu ki:

«And olsun ki, Lokman1 a, Allah'a şükretmesi için hikmet verdik. Şükreden kimse ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden ise, bilsin ki, Allah her şeyden müstağnidir. Övülmeye layık olandır. Lokman, oğluna öğüt vererek: «Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür.» demişti. Biz insana, ana ve babasına karşı iyi davranmasını tavsiye etmişizdir. Annesi onu, güçsüzlükten güçsüzlüğe uğrayarak karnında taşımıştı. Çocuğun sütten kesilmesi iki yıl içinde olur. Bana ve ana babana şükret diye tavsiyede bulunmuşuzdur. Dönüş banadır. Ey insan oğlu! Ana baba, seni, körü körüne bana ortak koşman için zorlarlarsa, onlara itaat etme. Dünya işlerinde onlarla güzel geçin. Bana yönelen kimsenin yoluna uy. Sonunda dönüşünüz banadır. O zaman yaptıklarınızı size bildiririm. Lokman: «Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde yahut yerin derinliklerinde de bulunsa, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latiftir, haberdardır. Ey oğulcuğum! Namazı kıl, uygun olanı buyurup fenalığı önle, başına gelene sabret, doğrusu bunlar, azmedilmeğe değer işlerdir. İnsanları küçümseyip yüz çevirme, yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Şüphesiz ki Allah, kendini beğenip övünen kimseyi sevmez. Yürüyüşünde tabii ol, sesini kıs. Seslerin en çirkini şüphesiz merkeplerin sesidir.» (Lokman, 12-19.)

Lokman'ın şeceresi şöyledir: Lokman b. Anka b. Sedun. Lokman b. Saran olduğu da söylenir. Süheylî, İbn Cerir ve Kuteybe'den naklederek böyle demiştir. Süheylî'nin ifadesine göre Lokman, Eylelilerin Nobe kesimindendir.

Ben derim ki: Lokman, ibadetine bağlı, fasih konuşan, büyük hikmet sahibi salih bir adamdı. Bir rivayete göre o, Davud peygamber zamanında kadı imiş. Doğrusunu Allah bilir.

Süfyan-ı Sevrî, Eş'as kanalı ile îbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Lokman, Habeşli marangoz bir köle idi".

Katade, Abdullah b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Cabir b. Abdullah'a sordum:

- Lokman hakkında en son bilginiz nedir?

- O, kısa boylu, tıknaz bir adam olup Nobeli idi.

Yahya b. Said el-Ensarî, Said b. Müseyyeb'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Lokman, Sudanlı olup iri dudaklı bir kimse idi. Allah ona hikmet vermişti. Ama peygamberlik vermemişti."

Evzaî, Abdurrahman b. Harmele'nin kendisine şöyle dediğini nakletmiştir: Siyahi bir adam, Said b. Müseyyeb'e gelerek siyahlığım ona sordu, o da şöyle cevap verdi: "Siyah olduğun için üzülme. Çünkü insanların en hayırlısı üç kişi var ki bunlardan biri Sudanlı Bilal'di. Diğeri Ömer'in azadlısı Mehca idi. Üçüncüsü de Lokman Hekim'di ki o da siyahi idi. Nobeli olup iri dudaklı idi."

A'meş, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Lokman, iri dudaklı, yarık ayaklı siyahi bir köle idi."

Ömer b. Kays dedi ki: "Lokman, iri dudaklı, geniş tabanlı siyahi bir köle idi. Bir mecliste oturup sohbet ederken adamın biri gelip ona şöyle sordu:

- Sen falan yerde benimle birlikte koyun çobanlığı yapan falan adam değil misin? .

- Evet.

- Gördüğüm şu mertebeye seni ulaştıran şey nedir?

- Doğru söz ve beni ilgilendirmeyen şeyler karşısında susmaktır." dedi.

İbn Ebi Hatim, Ebu Zur'a kanalı ile Abdurrahman b. Ebi Yezid b. Cabir'in şöyle dediğim rivayet etmiştir:

"Cenâb-ı Allah, hikmetinden ötürü Lokman Hekim'in mertebesini yüceltti. Onu daha önce tanıyan bir adam gelip kendisine şöyle bir soru sordu:

- Dün benim koyunlarımı otlatan falan köle değil misin?

- Evet.

- Gördüğüm şu mertebeye seni ulaştıran şey nedir?

- Allah'ın takdiri, emanetin sahibine verilmesi, doğru konuşma ve beni ilgilendirmeyen şeylerle ilgilenmemedir."

İbn Vehb, Abdullah b. Ayyaş kanalı ile Afre'nin azadlısı Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Adamın birisi, Lokman Hekim'e gidip şöyle sordu:

- Sen, Beni Nehhas'm kölesi Lokman değil misin?

- Evet.

- Sen koyun otlatan siyahi çoban değil misin?

- Siyahlığım zaten görünen birşeydir. Bu duruma gelişimi ne diye hayretle karşılıyorsun?

- İnsanlar senin ikametgahında oturuyorlar. Kapında yığılıyorlar. Sözlerini kabul ile karşılıyorlar. Bunun sebebi nedir?

- Ey kardeşimin oğlu! Sen de benim söylediklerimi yaparsan benim mertebeme ulaşırsın.

- Nedir o söyleyeceğin şey?

- Gözümü kapadım, dilimi tuttum, az yiyecekle yetindim, tenasül organımı haramdam korudum. Sözümü yerine getirdim. Ahde vefa gösterdim. Misafirime ikramda bulundum. Komşumu muhafaza ettim. Beni ilgilendirmeyen şeylere karışmadım. İşte bu saydığım şeyler, beni görmüş olduğun bu mertebeye ulaştırdı."

İbn Ebi Hatim'in rivayetine göre Ebu Derda, günün birinde Lokman Hekim'den bahsederken şöyle demiştir: "Lokman Hekim'e mal, aile, soy ve insanlardan ayına özellikler verilmemişti. Ancak o iri yarı, cesaretli, uzun uzadıya düşünen, susan, derin görüşlü bir kimse idi. Gündüzleri asla uyumazdı. Onun bir yere tükürdüğünü, boğazım temizlemek için öksürür gibi yaptığım, küçük ve büyük abdest yaptığım, güsl ettiğini, boş şeylerle uğraştığını ve güldüğünü hiç kimse görmedi. Hikmetli sözler dışında başka birşey söylemezdi. Söylediği sözü tekrar dinlemek için insanlar, onu yeniden konuştururlardı. Evlendi, çocuğu oldu, çocukları öldü ama üzerlerine ağlamadı, sultanların, hakimlerin yanma gider, düşünür, tefekkür eder, ibret alırdı. İşte bu yüzden o yüksek mertebeye ulaştı."

Bazılarının anlattıklarına göre Lokman'a peygamberlik teklif edilmiş, ancak o peygamberlik yükünü taşıyamayacağından korktuğu için hikmeti tercih etmiştir. Çünkü hikmet, peygamberlikten daha kolaydır. Ancak bu hususta ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir. İleride de anlatacağımız gibi ona peygamberlik teklif edildiği, ancak onun bunu kabul etmeyip hikmeti seçtiği hususu, Katade'den rivayet edilmiştir. İbn Ebi Hatim ile İbn Cerir, îkrime'den rivayet ettiler ki, Lokman peygamberdi. Ancak bu zayıf bir rivayettir. Cumhur-u ulemadan nakledilen meşhur görüşe göre Lokman, Allah'ın veli kullarından hakim bir kimsedir. Peygamber değildir. Cenâb-ı Allah, Kur'ân'da ondan bahsetmiş, onu övmüş ve oğluna verdiği öğütleri nakletmiştir. Oğlu, yaratıklar arasında onun en çok sevdiği ve en çok şefkat gösterdiği kimse idi. Bu sebeple ilk öğütlerini oğluna yapıp şöyle demişti: «Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu, eş koşmak büyük zulümdür.» Oğlunu, Allah'a eş koşmaktan menedip sakmdırmıştı.

Buharı, Kuteybe kanalı ile Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: «İnanıp imanlarına haksızlık karıştırmayanlar.....» ayet-i kerimesi nazil olduğu zaman bu ayet, Rasûlullah (s.a.v.)'in ashabının çok ağrına gitti ve onlar:

- Hangimiz imanına haksızlık katmamaktadır? dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: «Durum sizin dediğiniz gibi değildir, siz Lokman'm, oğluna şöyle dediğini işitmediniz mi? «Ey oğulcuğum! Allah'a eş koşma, doğrusu eş koşmak büyük zulümdür (haksızlıktır).»

Cenâb-ı Allah, daha sonra insanın anne ve babasına iyi davranmasını tavsiye edip evlat üzerindeki haklarını açıklıyor ve bu haklara mutlaka rivayet edilmesi gerektiğini buyuruyor. Evladın, müşrik olsalar bile ana ve babaya ihsanda bulunmasını, sadece dinlerine girme hususunda onlara itaat edilmemesini beyan ediyor, bundan sonra Lokman'm oğluna verdiği öğütleri haber veriyor: «Ey oğulcuğum! İşlediğin şey, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, bir kayanın içinde veya göklerde, yahut yerin derinliklerinde bulunsa da, Allah onu getirip meydana kor. Doğrusu Allah Latiftir, haberdardır.» Cenâb-ı Allah, kişiyi insanlara zulmetmekten, bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa onlara haksızlık etmekten men ediyor. Ve yapılacak haksızlığı hesap yerinde ele alacağını, mizana koyacağını beyan ediyor: «Doğrusu Allah zerre ağırlığınca dahi zulmetmez.»

«Kıyamet günü doğru teraziler kurarız, hiçbir kimse hiçbir haksızlığa uğratılmaz. Hardal tanesi kadar olsa bile yapılanı ortaya koyarız, hesap gören olarak biz yeteriz.» (oi-Enbiyâ, 47.)

Cenâb-ı Allah, hardal tanesi kadar küçük olsa bile yapılan haksızlığın mutlaka kendisi tarafından bilineceğini haber veriyor. Yapılan küçük bir haksızlık, kapısı, penceresi olmayan sağır bir kayanın içinde olsa bile ve bu kaya parçası da yerin veya geniş olan göklerin karanlıkları içinde gizli olsa dahi yerini Cenâb-ı Allah mutlaka bilir. «Doğrusu Allah Latiftir, haberdardır.» İlmi dakiktir, zerreler dahi O'na gizli kalmaz. Görenlerin gözlerine görünen veya görünmeyen hiç birşey O'na göre gizli değildir.

«Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi, yaşı kuruyu -ki apaçık kitaptadır- ancak O bilir.» (el-En'âm,59.)

«Gökte ve yerde görünmeyen her şey şüphesiz kitab-ı mübindedir.»(en-Neml, 75.)

«Görülmeyeni bilen Rabbime andolsun ki, o saat size muhakkak gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Bundan daha küçüğü ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık kitaptadır.»(Sebe1, 3.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Hasan b. Musa kanalı ile Ebu Said el Hudri'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Sizden birisi, kapısı ve penceresi bulunamayan sağır bir kaya içinde amel yapsa bile, her ne olursa olsun onun ameli insanlara görünür ve ortaya çıkar.»

Lokman, daha sonra öğütlerine devam ederek oğluna şöyle demişti: «Ey oğulcuğum! Namazı kıl.» Yani hakkıyla ve tariflerine, vakitlerine, rükû, secde ve itidaline, huşuuna, ahkâmına riayet ederek namazı eda et. Namazda yasaklanan davranışlardan da uzak dur. «Uygun olanı bulup fenalığı Önle.» Gücün ve takatin nisbetinde iyiliği emredip, kötülükten sakındır. Eğer yapabilirsen elinle, yapamazsan dilinle, bunu da yapamazsan kalbinle iyiliğe taraftar olup, kötülükten men edici ol.

Lokman, oğluna sabrı da öğütleyerek şöyle dedi: «Başına gelene sabret.» Çünkü iyiliği emredip kötülükten sakındırmak durumunda olan kişiye bazı saldırılar ve tecavüzler olabilir. Ama iyi son (hayırlı aki-bet), bu gibi kimseler içindir. Bu sebeple Lokman, oğluna bu durumda sabırlı olmasını tavsiye etmiştir. Sabrın sonunun, genişlik ve selamet olduğu bilinmektedir. «Doğrusu bunlar, azmedilmeye değer işlerdir.» Bunlar yapılması zorunlu ve kaçınılmaz olan şeylerdir. «İnsanları küçümseyip yüz çevirme.» İnsanlara karşı mütekebbir olma. Sen onlarla konuşurken, onlar seninle konuşurlarken büyüklük taslayarak, onları horlayarak yüz çevirme.

Lügat bilginleri dediler ki: Bu ayet-i kerimenin aslanda geçen "su'r" kelimesi, develerin boyunlarına isabet eden bir hastalığın adıdır. Bu hastalığa yakalanan develer, başlarını sağa veya sola çevirirler. İşte insanlarla konuşurken veya insanlar kendisiyle konuşurlarken mütekebbirane bir surette yüzünü onlardan çeviren kimse, boynu hastalanıp yüzünü sağa veya sola çeviren deveye benzetilmiştir. Ebu Talib de su'r kelimesini kullandığı bir şiirinde şöyle demiştir:

"Biz öteden beri haksızlığı onaylamayız, biz yüzleri bir tarafa eğip çevirdikleri zaman doğrulturuz." Aynı kelimeyi şiirinde kullanan Amre b. Huyey et-Tağlibî de şöyle demiştir:

"Zorba kimse, yüzünü çevirdiği zaman biz onun yüzünü doğrulturuz ve yüzü doğrulur."

Lokman, oğluna öğüt vermeye devam ederek şöyle demişti:

«Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez.» Lokman, oğlunu kibir ve azametle insanlara karşı üstünlük taslayarak gururlu bir şekilde yürümekten men etmişti. Nitekim yüce Allah da bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

«Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen, ne yeri delebilir ne de boyca dağlara ulaşabilirsin.» (el-Isrâ, 37.)

Bu hızlı yürüyüşünle beldeleri katedemezsin, kuvvetli basarak bu yürüyüşünle yerleri delemezsin, büyüklenip gurur taslamakla uzunluk bakımından dağlara ulaşamazsın. Kendi nefsine baskı yap. Sen, miktarının dışına çıkamazsın, kapasiteni aşamazsın.

Hadiste belirtildiğine göre adamın birisi, gururlu bir şekilde salınarak aba ve izanyla yürümekte iken Cenâb-ı Allah, onu aniden yere batırır. O adam, kıyamet gününe kadar da yerin dibine batmaya devam edecektir. Başka bir hadiste de şöyle Duyurulmuştur:

«Eteğini yerde sürümekten sakın. Çünkü bu, Allah'ın sevmediği mütekebbirİlktendir.» Nitekim Cenâb-ı Allah da yukarıdaki ayet-i kerimede şöyle buyurmuştu: «Allah, kendini beğenip övünen hiç kimseyi şüphesiz ki sevmez.» Cenâb-ı Allah insanı salınarak yürümekten men ettiğine göre ona, mutedil bir şekilde yürümesini emretmiştir. Çünkü insan, yürümek zorundadır. Allah, insanı kötülük yapmaktan men etmiş, hayırlı olmak ve hayır işlemekle emr etmiştir. Bu yüzden «Yürüyüşünde mutedil ol.» emrini vermiştir. Yani ne çok ağır ol, ne de koşarcasına yürü. Bu ikisi arasında mutedil bir yürüyüşle yürü. Nitekim yüce Allah, bir ayet-i kerimede şöyle buyurmuştur:

«Rahman'ın kulları, yeryüzünde mütevazi yürürler. Bilgisizler kendilerine takıldıkları zaman onlara güzel ve yumuşak söz söylerler.»(el-Furkân, 63.)

Lokman, bundan sonra oğluna Öğüt vermeye devam ederek şöyle demişti: «Sesini kıs.» Yani konuşurken sesini yükseltme. Çünkü seslerin en yükseği ve çirkini eşek sesidir. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde bulunan bir hadiste, geceleyin eşek sesi ve anırması duyulduğunda Eûzu Billah demek emredilmektedir. Çünkü o esnada anıran eşek, şeytanı görmüştür. Bu yüzden gereksiz yere sesi yükseltmekten, özellikle esneme anında ses yükseltmekten insan menedilmiştir. Esneyen kimsenin sesini kısması ve ağzını kapatması müstehaptır. Hadiste de sabit olduğu gibi Rasûlullah (s.a.v.) böyle yapmıştır. Bunun için bizim de böyle davranmamız müstehab kılınmıştır.

Ezan okurken, dua yaparken, savaş esnasında düşmana karşı sesi yükseltmenin meşru olduğu bilinmektedir. Kur'ân okurken, hikmetli şeyler söylerken, faydalı tavsiyelerde bulunurken, serden menedici ve hayır içerici öğütler verirken sesi yükseltmek meşrudur.

îmam Ahmed b. Hanbel, Ali b. İshak kanalı ile îbıı.Ömer'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) bize haber verdi ki, Lokman Hekim şöyle demiştir: «Allah'a birşey emanet bırakılınca O, onu muhafaza eder.» İbn Ebi Hatim, Ebu Said el-Eşced kanalı ile Kasım b. Muhaymere'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: Lokman, oğluna şöyle dedi: «Ey oğulcağızım! Doğrusu hikmet, miskinleri hükümdarların meclisinde oturttu.»

Avn b. Abdullah'tan rivayet olunduğuna göre Lokman oğluna şöyle demiştir: «Ey oğulcağızım! Bir kavmin meclisine vardığın zaman onları İslâm'ın okuyla kanat. Yani onlara selam ver. Sonra meclislerinin bir tarafında otur. Onların konuşmaya başladıklarını görmedikçe sen konuşma. Eğer Allah'ın zikrine dalarlarsa, sen de okunu onlarla beraber parlat. Eğer başka şeye dalarlarsa, okunu onlardan başka tarafa yönelt.»

Hafs b. Ömer'den rivayet olunduğuna göre Lokman, yanına bir torba hardal koymuş ve oğluna öğüt vermeye başlamış. Her bir öğütte, torbadan bir hardal tanesi çıkarırmış. Öğüt vermeye devam etmiş, nihayet hardal tükenmiş, sonra da oğluna şöyle demiş: «Ey oğulcuğum! sana öyle öğütler verdim ki eğer bunlar bir daha verilmiş olsaydı, dağ çatlardı.» Böyle deyince Lokmanın oğlu çatladı.

Ebu'l Kasım et-Taberanî, Yahya b. Abdulbaki el-Misisî kanalı ile İbn Abbas'tan rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Siyahileri tutun, çünkü onlardan üç kişi cennetliktir: Lokman Hekim, Necaşi ve müezzin olan Bilal.»

Bu garip ve münker bir hadistir.

İmam Ahmed b. Hanbel, "Zühd" kitabında Lokman Hekim'in hayatından bahsetmiş ve bahsederken de önemli ve çok faydalı şeylerden söz edip şöyle demiştir:

«Doğrusu biz, Lokman'a hikmet vermişizdir.» ayet-i kerimesiyle ilgili olarak Vekî bize, Mücahid'in şöyle dediğini anlattı: «Bu ayette geçen hikmet kelimesiyle, anlayış ve isabetli karar verme kasdedilmiştir. Buradaki hikmet kelimesi, peygamberlik anlamına gelmemektedir.»

Rivayete göre İbn Abbas, Lokman'm Habeşî bir köle olduğunu söylemiştir.

Said b. Müseyyeb'in ifadesine göre Lokman, terzi imiş. Malik b. Dinar'dan rivayet olunduğuna göre Lokman, oğluna şöyle bir öğüt vermiş: «Ey oğulcağızım! Allah'ın taatım ticaret edin. Bu durumda ticaret eşyan olmaksızın kâr elde edersin.»

Muhammad b. Vasi'den rivayet olunduğuna göre Lokman, oğluna şöyle demiştir: "Ey oğulcağızım! Allah'a karşı gelmekten sakın ve takvalı ol. Kalbin günahkar olduğu halde insanlar takvalı olduğunu zannederek sana ikramda bulunsunlar diye Allah'tan korkar olduğunu insanlara gösterip riyakarlık yapma."

Yezid b. Harun'dan rivayet olunduğunla göre Halid er-Ribî şöyle demiştir: Lokman, Habeşi bir köle olup marangozluk yapardı. Efendisi ona:

- Bana bir koyun kes, dedi. O da koyun kesti. Efendisi Ona:

- Koyunun en lezzetli ve en hoş iki parça etini bana getir, dedi. Lokman da ona koyunun dilini ve kalbini getirdi. Efendisi:

- Şu dilden ve kalpten daha lezzetli ve daha hoş bir et parçası yok muydu? diye sorunca Lokman:

- Hayır, diye cevap verdi. Efendisi sustu, bir süre ses çıkarmadı Sonra:

- Bana bir koyun daha kes, dedi. Lokman, ona bir koyun daha kesti. Efendisi ona:

- Bu koyunun en pis iki parça etini at, dedi. Lokman da koyunun dilini ve kalbini attı. Efendisi ona şöyle dedi:

- Sana koyunun en lezzetli ve en hoş iki parça etini bana getirmeni söylemiştim. Sen de bana onun dilini ve kalbim getirmiştin. Sonra başka bir koyun kesmeni ve 6 koyunun en pis ve hoş olmayan iki parça etini atmanı söylemiştim, sen de onun dilini ve kalbini attın. Bu ne demek oluyor?

Lokman, ona şu cevabı verdi:

- Düzgün oldukları zaman dilden ve kalpten daha hoş birşey yoktur. Kötü oldukları zaman da dilden ve kalpten daha pis birşey yoktur.»

Ebu Osman'dan rivayet olunduğuna göre Lokman, oğluna şöyle öğüt vermiş: "Cahilin dostluğuna rağbet etme. Çünkü o, senin kendisi tarafından yapılan işlere razı olacağım zanneder. Hikmet sahibi kimsenin gazabını küçümseme. Çünkü o, seni mahrum bırakır."

Abdullah b. Zeyd'den rivayet olunduğuna göre Lokman, şöyle demiştir: "Dikkat edin. Allah'ın kudret eli, hikmet sahibi kimselerin ağızları üzerindedir. Onlardan birisi, sadece Allah'ın kendisine müyesser kıldığı şeyleri söyler. Başka şeyleri söylemez."

İbn Cüreyc dedi ki: "Ben, geceleri başımı kaldırıp gözlerimi açardım. Ömer bana dedi ki:

- Sen, Lokmanın, «Gündüz başı kaldırıp gözü açmak, zillet ve ma-zarrettir. Geceleyin ise bu mucizedir." dediğini bilmiyor musun? Onun için geceleyin başını kaldırıp da gözünü açma!

Ben de ona dedim ki:

- Lokman in üzerinde herhangi bir borç yoktu."

Süfyan'dan rivayet olunduğuna göre Lokman, oğluna şöyle demiş: "Ey oğulcuğum! Ben, susmaktan dolayı asla pişman olmadım. Konuşmak gümüş ise, susmak altındır."

Katade'den rivayet olunduğuna göre Lokman, oğluna şöyle demiştir: "Ey oğulcuğum! Serden uzak dur ki, o da senden uzak dursun. Çünkü şer, kötü kimseler için yaratılmıştır."

Ebu Muaviye'den rivayet olunduğuna göre Hişam'm babası Urve şöyle demiştir: "Hikmette şöyle yazılıdır: «Ey oğulcuğum! Arzu ve isteklerden uzak dur. Çünkü bütün arzu ve istekler, akrabayı akrabadan uzaklaştırır. Yakım, uzak tutar. Neşe ve sevinç yok olduğu gibi hikmet de yok olur. Ey oğulcuğum! Çokça öfkelenmekten uzak dur. Çünkü şiddetli derecede öfkelenmek, hikmet sahibi kimsenin kalbini helak eder."

imam Ahmed b. Hanbel,Abdurrahman b. Mehdi kanalı ile Ubeyd b. Umeyr'den rivayet etti ki, Lokman, oğluna öğüt verirken şöyle demiştir: "Ey oğulcağızım! Meclisleri itina ile seç. Bir mecliste Aziz ve Celil olan Allah'ın anıldığını görürsen, sen de o^ meclis tekilerle beraber otur. Çünkü sen, âlim isen ilmin sana fayda verir. Eğer bilgisiz biri isen onlar sana öğretirler. Ve Allah onlara rahmeti ile tecelli edecek olursa O'nun

rahmetinden sen de nasibini alırsın. Ey oğulcağızım! İçinde Allah'ın anılmadığı bir mecliste oturma. Çünkü eğer sen âlimsen, bu durumda sana fayda vermez. Eğer bilgisiz biri isen onlar bilgisizliğini daha da fazlalaştırırlar. Bundan sonra Allah onlara eğer gazab ederse, sen de o gazabtan hissedar olursun. Ey oğulcağızım! Mü'minlerin kanlarım akıtan güçlü kimseye imrenme. Çünkü Allah katında, onu öldürecek olan ölümsüz bir katil vardır."

Ebu Muaviye, Hişam'm babası Urve'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hikmette şöyle yazılıdır: "Konuştuğun kelime, tatlı ve hoş olsun. Yüzün güleç olsun ki insanlar seni, kendilerine birşey verenden daha çok sevsinler.

Merhametli olmak, hikmetin başıdır.

Başkalarına merhamet ettiğiniz gibi size de merhamet edilir.

Ne ekerseniz, onu biçersiniz.

Dostunu ve babanın dostunu sev."

Abdürrezzak, Ma'mer ve Eyyüb vasıtasiyle Ebu Kalabe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Lokman'a şöyle bir soru soruldu:

- İnsanların hangisi (laha sabırlıdır?

- Arkasından minnet edilmeyen ve başa kakılmayan sabır, daha

kıymetlidir.

- İnsanların hangisi daha âlimdir?

- İnsanların bilgisinden istifade ederek kendi bilgisini artırandır.

- İnsanların hangisi daha hayırlıdır?

- Zengin kimse, daha hayırlıdır.

- Malı ve serveti çok olan kişiyi mi kastediyorsun, zenginlik bu mudur?

- Hayır. Asıl zengin kişi odur ki, kendisinden bir hayır taleb ederken hayrı onun yanında bulursun ve sana verir. Aksi takdirde o kendi nefsini, insanlardan müstağni kılmış bir kimse demektir."

Süfyan b. Uyeyne'den rivayet olunduğuna göre Lokman Hekim'e sordular:

- İnsanların hangisi daha kötüdür? O da:

- İnsanların kendisini kötü görmelerine aldırış etmeyendir, diye cevap verir.

Ebu's-Samed, Malik b. Dinar'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Hikmette şunun yazılı olduğunu gördüm:

- Cenâb-ı Allah, insanların heveslerine göre konuşan kimselerin kemiklerini dağıtır.

Yine hikmette şunun yazılı olduğunu gördüm:

- Bilmediğini bilmen ve bildikten sonra onunla amel etmemende senin için bir hayır yoktur. Çünkü bu durumdaki bir kimse, odun

toplayıp demet haline getiren, sonra onu omuzlamaya çalışan ama kaldıramayan, bundan sonra da o demete bir demet daha ekleyen kimseye benzer."

Abdullah b. Ahmed, Hakem b. Ebu Züheyr vasıtasiyle-Ebu Said'den rivayet etti ki, Lokman, oğluna şöyle demiştir: "Ey oğulcuğum! Senin yemeğini ancak takvalı kimseler yesin. İşinde de âlimlere danış, onlarla istişare yap."

İbn Ebi Hatim, Ebu'l-Abbas b. Velid kanalı ile Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Cenâb-ı Allah, Lokman'ı peygamberlik ve hikmet sahibi olmak arasında seçim yapma hakkına sahip kıldı. O da peygamberliği değil de hikmet sahibi olmayı seçti. Cebrail, uykudayken ona geldi. Ona hikmeti akıttı. Uyanınca da hikmetli sözler söylemeye başladı."

Sa'd, Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir. Lokman'a şöyle bir soru soruldu:

- Rabbin seni seçim yapma hakkına sahip kıldığı halde niçin peygamberliği değil de hikmet sahibi olmayı seçtin?

Lokman da şu cevabı verdi:

- Eğer peygamberlik bana direkt olarak gönderilmiş olsaydı, ondan kurtulmayı Allah'tan dilerdim. Ve onun yükümlülüklerini yerine getireceğimi de ümid ediyordum. Ama Rabbim beni seçim yapma hakkına sahip kılınca ben peygamberlik yükünü kaldıramamaktan korktum. Onun için hikmeti tercih etmek daha hoşuma gitti.

Cenâb-ı Allah, bir ayet-i kerimede: «Doğrusu biz Lokman'a hikmet vermişizdir.» buyuruyor. Bu ayet-i kerimede geçen hikmet kelimesiyle anlayış, fıkıh ve İslâmiyet kastedilmiştir. Lokman, peygamber değildi. Ona vahiy gelmemişti. Mücahid, Said b. Müseyyeb ve îbn Abbas gibi seleften bir çokları, bu görüşte olup kati ifadeler kullanmışlardır. Doğrusunu Allah bilir.