Cenâb-ı Allah, Âl-i îmrâıı sûresi 83. ayette, lanetli HrisUyanlara reddiyede bulunmaktadır. Onlar, Cenâb-ı Allah'ın oğlu olduğuna dair iddiada bulunmaktadırlar. Oysa ki yüce Allah, onların söylediklerinden münezzeh ve yücedir.
Necranlı Hristiyani ardan bir heyet, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelerek sahip oldukları bâtıl bir inanç olan teslis akidesini ona anlattılar. Kendi inançlarına göre Allah'ın, üçün üçüncüsü olduğunu iddia ettiler. Mezheplerinin farklı görüşleriyle birlikte teslis inancını oluşturan üç unsur şunlardır: 1Zat-ı Mukaddes, 2- İsa, 3- Meryem.
Cenâb-ı Allah, Âl-i İmrân sûresinin baş kısmında indirmiş olduğu ayetlerde İsa'nın, Allah'ın kullarından bir kul olduğunu açıklamıştır. Diğer yaratıklara şekil ve suret verdiği gibi ona da ana rahminde şekil ve suret vermiştir. Onu, Adem'i babasız ve anasız yarattığı gibi babasız yaratmıştır. Ona, "ol" demiş, o da oluvermiştir. Cenâb-ı Allah, anası Meryem'in onu nasıl doğurduğunu ve ona nasıl hamile kaldığını da beyan buyurmuştur. Ayrıca bütün bu hususları Meryem sûresinde de izah etmiştir. Nitekim Cenâb-ı Allah yardım ve tevfikini ihsan ederse, ileride o sûrede de bundan bahsedeceğiz. Doğru sözlülerin en doğrusu olan yüce Rabbimiz buyuruyor ki:
"Allah Adem'i, Nuh'u, İbrahim ailesini ve İmran ailesini seçip âlemlere üstün kıldı. (Bunlar) birbirinden türeyen bir nesildir. Allah işiten, bilendir. İmran'm karısı demişti ki: "Rabbim, karnımda olanı tam hür olarak sana adadım. Benden kabul buyur. Şüphesiz sen işitensin, bilensin." Onu doğurunca - Allah onun ne doğurduğunu bilirken - yine şöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum, erkek, kız gibi değildir. Ona Meryem adını verdim. O'nu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum." Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu, onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi. Ve Zekeriyya'yı da o (nun bakımı) na memur etti. Zekeriyya, onun yanma, mabede her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi, (o da) "Bu, Allah tarafından." derdi. "Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir." (Âl-i tmrân, 33-37.)
Yüce Allah, Adem peygamberi seçtiğim ve onun soyundan olup kendisinin şeriatına tâbi olan, taatinden ayrılmayan kimseleri de mümtaz
kıldığım bildiriyor. Sonra da özellikle İbrahim ailesinden bahsediyor. İsmail oğullarını da onların arasına katıyor. Sonra bu temiz ve necip ailenin fazilet ve üstünlüğünü bildiriyor. Bunlar İmran ailesidir. İm-ran'dan kasıt, Meryem'in babasıdır.
Muhammed b. İshak dedi ki: İmran, Emon oğlu Başim'in oğludur. Emon, Hazkıya oğlu Mişan'm oğludur. Hazkıya, Mosin oğlu îhrik'in oğludur. Mosin, Emsiya oğlu Azaziya'mn oğludur. Emsiya, Ahriho oğlu Yaviş'in oğludur. Ahriho, Yehfaşat oğlu Yazemin oğludur. Yehfaşat, İyanı oğlu İsa'nın oğludur. İyam, Davud oğlu Rahio'nm oğludur.
Ebul-Kasım İbn Asakir dedi ki: Meryem, Masan oğlu İmran'm kızıdır. Masan, Eyod oğlu Azir'in oğludur. Elyod, Sadok oğlu Ahnez'in oğludur. Sadok, İlyakim oğlu îyazoz'un oğludur. İlyakim, Zeryabil oğlu İbod'un oğludur. Zeryabil, Yuhanna oğlu Şaltal'm oğludur. Yuhanna, Emon oğlu Berşan'm oğludur. Emon, Hazkıya oğlu İsa'nın oğludur. Hazkıya, Mosan oğlu Ahaz'm oğludur. Mosan, Yoranı oğlu Azriya'mn oğludur. Yoram, İşa oğlu Yoşafat'm oğludur. İşa, Rahiam oğlu îban'm oğludur. Rahiam, Davud oğlu Süleyman'ın oğludur. Allah'ın salat-ü selamı üzerlerine olsun. Bu silsilede, Muhammed b. İshak'm anlattığından, farklı isimler vardır.
Meryem'in, Davud peygamberin sülalesinden olduğu hususunda ihtilaf yoktur. Babası İmran'dır. İmran, kendi zamanında îsrailoğulla-rımn ehl-i salah kimselerindendir. Meryem'in anası Fakot kızı Han-na'dır. Fakot, Kabil'in kızıdır. Hanna, ibadet ehli kadınlardandı. O zamanın peygamberi olan Zekeriyya (a.s.), Meryem'in bacısı Eşya'm koca-sıydı. Cumhur-u ulema bu görüştedirler. Bir rivayete göre Zekeriyya, Meryem'in teyzesi Eşya'mn kocasıdır. Doğrusunu Allah bilir.
Muhammed b. îshak ile diğerlerinin anlattıklarına göre Meryem'in anası hamile kalmazmış. Günün birinde bir kuşun, yavrusuna ağzından yiyecek verdiğini görmüş, bunu görünce bir çocuk sahibi olma arzusuna kapılmış. Eğer hamile kalırsa çocuğunu Mescid-i Aksa'ya ibadet için yerleştireceğini ve oraya vakfedeceğini adamıştı. Anlatıldığına göre bu adağından sonra aradan zaman geçmeksizin hayız kanaması görmüştü. Temizlenince de kocası kendisiyle cinsel ilişkide bulunmuş ve Meryem'e hamile kalmıştı.
"Onu doğurunca - Allah onun ne doğurduğunu bilirken - yine şöyle dedi: "Rabbim, onu kız doğurdum. Erkek, kız gibi değildir."»
Yani Mescid-i Aksa'ya hizmet hususunda kadınlar, erkekler kadar becerikli olmazlar. O zamandaki insanlar erkek evlatlarını, Mescid-i. Aksa'ya hizmetçi olarak adarlardı.
"Ve ben ona Meryem adını verdim." Bu ayet-i kerime gösteriyor ki, o zamandaki insanlar, çocuklarına doğdukları günde isim verirlermiş. Buhari ve Müslim'in sahihlerinde de sabit olduğu gibi Enes hazretleri, kardeşini Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma götürmüş, Rasûlullah da onun damağına tatlı birşey sürerek Abdullah adım vermiş.
Hasen'in Semüre'den merfu olarak rivayet ettiği bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:
«Her çocuk (doğumunun) yedinci gününde kendisi için kesilecek olan akika (kurbanı) karşılığında rehinedir. Sonra kendisine isim verilir ve başı tıraş edilir.»
«(Allah'ım), onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.» mealindeki ayet-i kerimeye gelince, bu ayet-i kerimedeki duası kabul olunmuştur. Nitekim onun adağı da kabul edilmişti.-İmam Ahmedb. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Doğan her çocuğa, doğduğu esnada şeytan dokunur. Bu nedenle de çocuk bağırarak ağlar. Ancak Meryem ile anasına şeytan dokunmuş değildir." Sonra Ebu Hüreyre der ki: "Eğer dilerseniz çocuk doğduğu esnada onun üzerine şu ayeti okuyun.
Ahmedb. Hanbel, Aclan'dan rivayet ederek Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Ademoğullarından her yeni doğana şeytan, parmağıyla dokunur. Ancak İmran kızı Meryem ile oğlu İsa'ya şeytan dokunmuş değildir.»
Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek peygamber (s.a.Vi) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Anasının doğurduğu her insanın iki böğürüne şeytan yumrukla vurur, ancak Meryem ile oğlu bu darbenin dışında kalmışlardır. Görmez misiniz ki çocuk, ana rahminden düştüğünde nasıl bağırarak ağlar?» Orada bulunan sahabeler evet, öyledir ya Rasûlallah, dediler. Buyurdu ki: «İşte şeytan, onun iki böğrüne yumruk vurduğu zaman böyle ağlar.»
Kays, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Rasûlullah (ş.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Doğan her çocuğu şeytan, bir ya da iki defa sıkar, ancak Meryem oğlu İsa ile Meryem bunun dışında kalmışlardır.» Rasûlullah böyle dedikten sonra şu ayet-i kerimeyi okudu.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Doğduğu esnada bütün Adem oğullarına şeytan bir darbe vurur. Ancak Meryem oğlu İsa bunun dışında kalmıştır. Şeytan ona vurmaya gittiğinde örtüye vurmuştu.»
«Rabbi onu güzel bir şekilde kabul buyurdu. Onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve Zekeriyya'yı da o (nun balamı) na memur etti.» (Âl-i İmrân, 37.)
Çoğu tefsircilere göre anası, onu doğurduğunda bez sarmış sonra da götürüp mescide bırakmıştı. Orada kalmakta olan abid kimselere teslim etmişti. Meryem, onların imamlarının ve namaz sahiplerinin kızıydı. Onun üzerinde çekiştiler. Kuvvetli görüşe göre anası, onu emzirip bir süre besledikten sonra onlara teslim etmişti. Onlara teslim ettikten sonra da onun bakımını hangisinin üstleneceği hususunda kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdi. O zamanın peygamberi Zekeriyya (a.s.) idi. Zekeriyya, Meryem'i yanına almak ve bakımını üstlenmek istedi. Çünkü kendi baldızının, ya da başka bir rivayete göre hanımının teyzesinin kızıydı. Arkadaşları bu hususta kendisiyle anlaşmazlığa düştüler. Aralarında kura çekmek istediler. Kader, Zekeriyya'dan yana oldu. Kur'a da kazanan o oldu. Çünkü teyze, ana yerindedir.
Zekeriyya, kur1 ada arkadaşlarım yendiği için "Ve o (nun bakımı) na Zekeriyya'yı memur etti."
Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
"(Ey Muhammed), bunlar sana vahyettiğimiz, görünmez âlemin haberlerin dendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin; çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin." (Âi-i tmrân, 44.)
Rivayetçiler derler İd: Mescidde bulunan abidler kendi aralarında kur'a için bilinen kalemlerini attılar. Sonra alıp bir yere bıraktılar. Buluğa ermemiş bir çocuğa, gidip o kalemlerden birini almasını söylediler, çocuk gidip kalemlere elini attığında, Zekeriyya'nın kalemim alıp çıkardı. Böylece kur'ayı Zekeriyya kazanmış oldu. Arkadaşları, ikinci kez kur'a çekmek istediler ve kalemlerini bir nehire atarak hangisinin kalemi, nehrin akıntısının tersine doğru giderse, kur'ayı onun kazanacağını söylediler. Ve böyle de yaptılar. Neticede Zekeriyya'nın kalemi, nehrin akıntısının tersine gitti. Diğerlerinin kalemleri nehrin akıntısı doğrultusunda gitti.
Arkadaşları kendisinden üçüncü kez kur'a çekmeye katılmasını istediler. Bu durumda hangisinin kalemi, nehrin akıntısı doğrultusunda giderse kur'ayı onun kazanacağını söylediler. Böyle yaptılar, yine kur'ayı kazanan, Zekeriyya oldu. Böylece Meryem'in bakımım o üstlendi. Çünkü şer'an da kaderen de birçok bakımlardan onun bakımım üstlenmeye o daha layıktı.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Zekeriyya, onun yanına, mabede her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da). "Bu, Allah tarafından." derdi. "Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."» (Âl-i îmrân, 37.)
Tefsirciler dediler ki: Zekeriyya, Meryem için mescidde yüksek bir yer yaptı. Meryem'den başkası oraya girmiyordu. O, kendine mahsus yerinde Allah'a ibadet eder ve üzerine düşen mescid hizmetlerini ifa ederdi. Nöbeti geldiğinde bu işleri yapardı. Boş kaldığında da geceli gündüzlü Allah'a ibadet ederdi. O kadar çok ibadet ederdi ki, neticede İsrail oğulları arasında onun ibadeti, darb-ı mesel haline geldi. Kendisinde görülen üstün haller ve şerefli vasıflar nedeniyle şöhret buldu. Öyleki, Allah'ın peygamberi Zekeriyya, onun ibadet yerine girdiğinde, her defasında onun yanında mevsimsiz rızıklar ve görülmemiş meyveler görürdü. Yazın meyvesini kışın, kışın meyvesini de yazın görürdü. Bunu: "Bu, sana nereden?" diyerek sorardı. Meryem de: "Bu, Allah ka-tındandır." diyerek cevap verirdi. Yani bu, Allah'ın bana bahşettiği bir, rızıktır, derdi. "Doğrusu Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."
İşte bu esnada ve bu makamda Zekeriyya peygamber, kendi sulbünden bir oğlan çocuk doğmasını, her ne kadar yaşı ilerlemişse de bu nimete nail olmasını Rabbinden diledi ve şöyle dedi:
«Rabbim, bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin» dedi. (Âl-i Imrân, 38.)
Bazıları, onun şöyle dua ettiğini söylerler: «Ey Meryem'e zamansız meyveleri rızık olarak veren Allah'ım! Her ne kadar yaşım ilerlediği için zamanı değilse de bana bir evlat bahşet.»
"Melekler, demişti ki: "Ey Meryem, Allah seni seçti, temizledi ve seni dünyaların kadınlarına üstün kıldı. Ey Meryem, Rabbine divan dur, secde et ve (onun huzurunda eğilenlerle beraber eğil!"
"(Ey Muhammed), bunlar sana vahyettiğimiz görünmez âlemin ha-berlerindendir. Meryem'e hangisi kefil olacak diye kalemlerini atarlarken sen onların yanında değildin. Çekiştikleri zaman da sen yanlarında değildin. Melekler demişti ki: "Ey Meryem, Allah seni, kendisinden bir kelime ile müjdeliyor: Adı Meryem oğlu İsa Mesih'tir; dünyada da ahi-rette de yüzde (şerefli) ve (Allah'a) yakın olanlardandır. Beşikte ve yetişkinlikte insanlarla konuşacak ve iyilerden olacaktır." Dedi ki: "Rabbim, bana bir insan dokunmamışken benim nasıl çocuğum olur?" Allah, böylece dilediğini yaratır, dedi, bir şey (in olmasın) istedi mi ona "ol" der, o da oluverir. Ona kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncü'i öğretecek. Onu İsrailoğullarma (şöyle diyen) bir elçi yapacak: "Ben size Rabbiniz-den bir mucize getirdim. Ben çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, ona üflerim, Allah'ın izniyle kuş hemen oluverir. Körü ve alacalıyı iyileştiririm. Allah'ın izniyle ölüleri diriltirim; evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm. Eğer inanıcı iseniz elbette bunda sizin için bir ibret vardır. (Ben), benden Önce gelen Tevrat'ı doğrulayıcı olarak, size haram kılman bazı şeyleri helal yapayım diye gönderildim. Size Rabbinizden bir mucize getirdim. Allah'tan korkun, bana itaat edin. Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir, ona kulluk edin, doğru yol budur." (âi-i Wân, 42-51.)
Yüce Allah, meleklerin Meryem'e müjde vererek şöyle dediklerini anlatıyor: Allah, seni, zamanındaki diğer bütün kadınlara üstün kılıp seçmiştir. Sana bir insan dokunmadan senden çocuk doğurtmak için seni seçmiştir. Bu çocuğun da şerefli bir peygamber olacaktır. «Beşikte iken insanlarla konuşacaktır.» Yani küçüklüğünde insanları, ortaksız olan tek Allah'a kulluk etmeye davet edecektir. Yaşlandığında da bu davetini devam ettirecektir.
Bu ifadeler daha doğmadan önce İsa peygamberin yaşayıp ihtiyarlık dönemine ulaşacağını ve o dönemde de insanları Allah'a kulluğa davet edeceğini göstermektedir.
Meryem, Allah'a çokça ibadet etmeye, gönülden ona kulluk etmeye, secde ve rükûa ara vermemeye, bu üstünlüğün ehli olmaya ve bu nimetlere şükretmeye memur edilmişti. Rivayete göre o, o kadar çok namaz kılarmış ki, ayaklarmın tabanları yanlırmış. Allah ondan hoşnut olsun ve ona rahmet etsin. Ana ve babasına da merhamet etsin.
Melekler ona: «Ey Meryem, Allah seni seçti.» dediler. Yani seni seçkin bir kul yaptı. Ve seni düşük ahlaklardan arındırarak güzel vasıflar verdi. Seni âlemlerin kadınlarından üstün kıldı. Yani zamanında bulunan dünyadaki kadınların tümünden efdal kıldı. Nitekim bu manada Cenâb-ı Allah, Musa peygambere şöyle hitap etmiştir: «... Elçiliklerimle ve konuşmamla seni insanların başına seçtim.» (el-A'râf, 144.) Aynı şekilde İsrailoğulları hakkında da Cenâb-ı Allah şöyle bir ifade kullanmıştır: «Andolsun biz, onları, bilerek âlemlere üstün kıldık.» (ed-Duhân, 32.)
Bilindiği gibi İbrahim peygamber, Musa peygamberden daha üstündür. Muhammed (s.a.v.) ise, her ikisinden-daha üstündür. Aynı şekilde Muhammed ümmeti de, Önceki ümmetlerin tümünden daha üstün ve faziletlidir. Sayıca onlardan çok olup ilmen de onlardan fazladır. Amelen de îsrailoğullarmdan ve diğerlerinden daha fazladır.
"Ve seni dünyaların kadınlarına üstün kıldı." Bu ayet-i kerimede umum manasının kasdedildiği mahfuzdur. Buna göre Meryem (a.s.) kendisinden önceki ve sonraki bütün dünya kadınlarının hepsinden daha üstündür. Çünkü bazılarına göre o, peygamberdir.
İshak'm anası Sâre ile Musa'nın anası da peygamberdir, diyenler olmuştur. Böyle diyenler meleklerin, bu kadınlara hitap ederken kullandıkları ifadeleri ve ayet-i kerimede Musa'nın anasına vahyedildiğine dair sarfedilen ifadeyi delil olarak ileri sürmüşlerdir. Nitekim İbn Hazm ile diğerleri bu görüştedirler. Şu halde Meryem'in, İshak'm anası Sâre'den daha üstün olmasına engel olacak herhangi bir husus mevcut değildir. Çünkü "Ve seni dünyadaki kadınlara üstün kıldı." ayet-i kerimesindeki ifadeler umumidirler. Ayrıca bu ifadelere ters düşecek başka ayetler de mevcut değildir. Doğrusunu Allah bilir.
Ebu'l-Hasen el-Eş'arî ile ehl-i sünnet vel-cemaatten olan diğer bazılarının naklettiklerine göre cumhur-u ulema, peygamberliğin sadece erkeklere mahsus olduğu görüşündedirler. Kadınlardan herhangi birisi, peygamber olmuş değildir. Meryem'in en yüksek makamı, ancak şu ayet-i kerimede ifade buyurulmuştur:
"Meryem oğlu Mesih, bir elçiden başka birşey değildir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Annesi de dosdoğrudur." (el-Mâide, 75.) Bu ayet-i kerimeye göre Meryem'in, kendisinden önceki ve sonraki meşhur sıddi-ka (dosdoğru) kadınlardan üstün olması için herhangi bir engel mevcut değildir. Doğrusunu Allah bilir. Meryem; Müzahim kızı Asiye, Huveylid kızı Hatice, Muhammed (s.a.v.) kızı Fatıma ile bir arada zikredilmiştir. Allah onlardan razı olsun ve onları da razı kılsın.
Hişam b. Urve, Ebu Talib oğlu Ali'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
«(Âlemdeki) kadınların en hayırlısı, İmran kızı Meryem'dir. (Alemdeki) kadınların en hayırlısı, Huveylid kızı Hatice'dir.»
Ahmed b. Hanbel, Enes'den rivayet ederek Rasûlullah. (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Dünyadaki kadınlardan, dördü sana yeter: İmran kızı Meryem, Firavun'un zevcesi Asiye, Huveylid kızı Hatice, Muhammed kızı Fatıma.»
Ebu Bekir b. Zenceveyh, Enes'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu söylemiştir: «Dünyadaki kadınların en hayırlısı dörttür: İmran kızı Meryem, Firavun'un zevcesi Asiye, Huveylid kızı Hatice, Rasûlullah Muhammed'in kızı Fatıma.»
İmam Ahmed b, Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Peygamber (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Kadınların en hayırlısı develere bindiler (yani en hayırlı kadınlar Arap kadınlarıdır.) Kureyş kadınlarının en iyisi de, küçüklüğünde çocuğuna şefkat gösteren ve kocasının hukukuna riayet edendir.» Ebu Hu-reyre dedi ki, Meryem, deveye asla binmiş değildir.
Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söyledi: "Kadınların hayırlıları deveye bindiler ki, onlar da Kureyş'in kadınlarıdırlar. Kadınların en hayırlısı, küçüklüğünde çocuğuna şefkat gösterendir. Elindeki malı azaldığında kocasına karşı merhametli olandır."
Ebu Hüreyre dedi ki: «İmran'ın kızının (Meryem'in) deveye binmemiş olduğunu Rasûlullah elbetteki biliyordu.»
Ebu Ya'lâ el-Musilî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Rasûlullah (s.a.v.) yere dört çizgi çizdi ve: "Bunun ne olduğunu biliyor musunuz?" diye sordu. Orada bulananlar, Allah ve Rasûlü daha iyi bilir, dediler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle cevap verdi. "Cennetliklerin kadınlarının en üstünü, Huveylid kızı Hatice, Muhammed kızı Fatıma, İmran kızı Meryem ve Müzahim kızı Asiye ki o da Firavun'un zevcesidir."»
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, Ebu Seleme'den rivayet etti ki, Hz. Aişe, Hz. Fatıma'ya şöyle sormuştu: "(Vefatı esnasında) Rasûlullah'm üzerine atıldığında ağlamış sonra gülmüştün, bunun sebebi neydi?"
Hz. Fatıma dedi ki: "(Babam Rasûlullah) bu acısından vefat edeceğini bana söyleyince ağladım. Sonra tekrar üzerine atılıp yumuldum. Bana dedi ki: "Aile efradım arasında bana ilk kavuşacak olan sensin ve sen cennetliklerin kadınlarının hanım efen di sis in. Ancak İmran kızı Meryem de onların hanıniefendisidir." Böyle deyince gülmeye başladım." Bu hadisi, Ahmed b. Hanbel de rivayet etmiştir. Bu hadis gösteriyor ki Meryem ile Fatıma, mezkur dört kadın içinde en faziletli olanlardır. Sonra müstakil olarak Meryem'in istisna edilmesi, onun Fatıma'dan daha üstün olduğu ihtimalim ortaya koymaktadır. Fakat fazilette her ikisinin de eşit olma ihtimali vardır.
Ebu'l-Kasım İbn Asakir, İbn Abbas'dan rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Cennetliklerin kadınlarının hanımefendileri, İmran kızı Meryem, sonra Fatıma, sonra Hatice, sonra da Firavun'un zevcesi Asiye'dir.» İbn Mirdeveyh'in rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmaktadır:
«Erkeklerin çoğu, tam ve eksiksiz olmuştur. Kadmlarmsa ancak üçü mükemmel olabilmiştir: İmran kızı Meryem, Firavun'un zevcesi Asiye ve Huveylid kızı Hatice. Aişe'nin diğer kadınlara üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir.»
Ebu Davud dışındaki diğer Kütüb-ü Sitte sahiplerinin, Ebu Musa el-Eş'arî'den rivayet ettikleri bir hadis-i şerifde Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
«Erkeklerden çoğu, tam ve eksiksiz olmuştur. Kadınlardansa ancak Firavun'un zevcesi Asiye ile İmran'ın kızı Meryem mükemmel olabilmişlerdir. Aişe'nin diğer kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir.»
Rivayetinde Buharı ile Müslim'in ittifak ettikleri gibi bu, sahih bir hadistir. Bu hadisteki ifadeler, âlemdeki kadınlar arasında üstünlüğü sadece Meryem ile Asiye'ye tahsis etmektedirler. Ancak bununla kasde-dilen mana, kendi zamanlarındaki kadınlara nisbetle olan üstünlük ve efdaliyetleridir. Çünkü bu kadınlardan her biri, küçüklüğünde birer peygamberi besleyip büyütmüşlerdir. Asiye, Allah ile konuşma şerefine ermiş olan Musa'yı besleyip büyütmüştür. Meryem de kendi çocuğunu yani Allah'ın kulu ve elçisi olan İsa'yı besleyip büyütmüştür. Bu demek değildir ki, ümmeti Muhammed içinde Hatice ve Fatıma gibi kadınlar kamil değildirler. Zira Hatice, peygamberlik görevini almasından on-beş sene önce ve peygamberlik görevini almasından yirmi sene sonra, hatta daha fazla bir müddetle Rasûlullah'a hizmet etmiştir. Onun, samimi bir yardımcısı olmuştur. Canıyla ve malıyla ona destek olmuştur. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnut kılsın.
Rasûlullah'ın kızı Fatıma'ya gelince bu, diğer kardeşlerine nisbetle daha üstün ve faziletli kılınmıştır. Çünkü o, Rasûlullah'ın vefatını görmek gibi bir musibete maruz kalmıştır. Oysa diğer kardeşleri, Rasûlullah'ın sağlığındayken vefat etmişlerdir.
Aişe'ye gelince o, Rasûlullah'ın en çok sevdiği zevcesi idi. Ondan başka bakire bir kadınla evlenmiş değildi. Ne bu ümmetde, ne de diğer ümmetlerde onun kadar bilgili ve anlayışlı bir kadın tanınmış değildir. Ifk hadisesinde iftiracılar, onun aleyhinde iddialarda bulunduklarında Cenâb-ı Allah, onun için gayrete gelip gazaplanmıştı. Onun suçsuzluğunu, yedi kat gök üzerinden ilan ederek insanlara duyurmuştu. Rasûlullah'ın vefatından sonra yaklaşık olarak elli sene kadar daha yaşamıştı. Ondan insanlara Kur'ân-ı Kerim'i ve sünnet-i seniyyeyi tebliğ ediyordu. Müslümanlara fetva veriyor, anlaşmazlığa düşenlerin aralarım buluyordu. Müminlerin analarının en şereflisi idi. Hatta gelmiş geçmiş bazı âlimlerin görüşlerine göre o, Peygamber (s.a.v.)'in kızlarının ve oğullarının anası olan Huveylid kızı Hatice'den daha üstündü. Fakat burada üstünlüğü her ikisine eşit olarak vermek, herhalde daha güzel olur.
Hz. Aişe'nin üstünlük ve efdaliyetini ispatlayan, şu hadis-i şeriftir: «Aişe'nin diğer kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir.» Bu hadisteki ifadeler, mezkur kadınlara nisbetle umumiyet ifade edebildiği gibi, mezkur olmayan diğer kadınlara nisbetle de umumilik ifade edebilir. Doğrusunu Allah bilir.
Bizim burada anlatmak istediğimiz, İmran kızı Meryem (a.s.)'dir.
Zira Cenâb-ı Allah onu, zamanındaki kadınlara üstün kılıp pisliklerden ve günahlardan arındırmış ti. Önce de söylediğimiz gibi onun üstünlüğü, bütün zamanlardaki kadınlara nisbetle de olabilir. Bir hadis-i şerifte anlatıldığına göre o, Cennet'te Hz. Peygamber'in zevcelerinden biri olacaktır. Onun yanı sıra Müzahim kızı Asiye de Peygamber Efendimizin zevceleri arasına katılacaktır. İbn Kesir tefsirinde bazı selef ulemasından naklettiğimize göre Tahrîm sûresinin beşinci ayet-i kerimesinde geçen «Dullar ve bakireler» mevzuu üzerinde görüş beyanında bulunan Rasûlullah (s.a.v.) şöyle demiştir: «Duldan kasıt Asiye'dir. Baki-re'den kasıt da İmran kızı Meryem'dir.» Biz bu hususu, Tahrîm sûresinin tefsirini yaparken son kısımlarda açıklamıştık. Doğrusunu Allah bilir.
Taberanî, Sa'd b. Cenade'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Şüphesiz Cenâb-ı Allah, Cennet'te beni İmran kızı Meryem, Fira-vun'un zevcesi (Âsiye) ve Musa'nın kız kardeşi ile evlendirdi.»
Bu hadisi, Ebu Cafer el-Akili Abdunnur rivayet etmiştir. Bu rivayette Abdunnur'un şöyle bir ilavesi vardır: «Dedim ki, ya Rasûlallah, bu kadınlar sana mübarek olsunlar.»
Zübeyr b. Bikar, Ebu Davud'dan rivayet ederek şöyle dedi: «Rasûlullah (s.a.v.) ölüm hastalığında olan Hatice'nin yanma gitti ve Ona şöyle dedi: "Ey Hatice! Benim için sıkıntı çektiğini görüyorum, Oysa sıkıntıları, Cenâb-ı Allah bazan çok hayırlı durumlara çevirir. Bilmez misin ki Cenâb-ı Allah Cennet'te seninle birlikte beni, İmran kızı Meryem, Musa'nın kız kardeşi Gülsüm ve Firavun'un zevcesi Asiye ile de ev-lendirmiştir?!" Hatice dedi ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Gerçekten Allah seni bunlarla evlendirdi mi?" Evet, diye buyurdu. Hatice de: "Çoluk çocuğun bol olsun." dedi.»
İbn Asakir, İbn Abbas'tan rivayet ederek dedi ki: «Rasûlullah (s.a.v.), ölüm hastalığında bulunan Hatice'nin yanma gitti ve1 ona şöyle dedi: "Ey Hatice! (Cennet'te) kumalarınla karşılaştığında onlara benden selam söyle." Hatice dedi ki: "Ya Rasûlallah, benden önce evlenmiş miydin?" Rasûlullah şöyle cevap verdi: "Hayır, yalnız Cenâb-ı Allah beni îmran kızı Meryem, Müzahim kızı Asiye ve Musa'nın kız kardeşi Gülsüm ile evlendirmiştir."»
İbn Asakir, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet etti: «Cebrail, Rasû-lullah'a vahiy getirerek yanında oturdu. Rasûlullah ile sohbet etmeye başladı, o esnada Hatice de yanlarına uğradı. Cebrail, "Ya Muhammed bu kimdir?" diye sorunca Rasûlullah :"Bu, ümmetimin sıddıkası (doğru sözlüsü) dür" dedi. Cebrail dedi ki: "Onur ve üstünlük sahibi Rabbimden ona bir mektup getirmişim. Rabbim ona selam söylüyor ve Cennet'te onun için; alevlerden uzak, içinde yorgunluk ve gürültü olmayan, kamıştan yapılma bir köşk hazırlandığını müjdeliyor." Bunun üzerine Hatice dedi ki: "Allah selamdır. Esenlik ondandır. Allah'ın selamı, ikinizin üzerine olsun. Allah'ın rahmet ve berakatı da Rasûlullah'm üzerine olsun. Şu kamıştan yapılma ev neyin nesidir?" Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "İçi oyulmuş inciden yapılmadır. îmran kızı Meryem'in evi ile Müzahim kızı Âsiye'nin evi arasındadır. Kıyamet gününde onlar da benim zevcelerimden olacaklardır."»
Hz. Hatice'ye Allah'tan selam gönderildiği ve Cennet'te; içinde gürültü ve yorgunluk olmayan bir evin, onun için hazırlanmış olduğuna dair müjdenin gönderilmesi, sahih hadisde mevcuttur. Ancak bu eklemelerle buraya dizilmiş olan ifadelerde gerçekten bir gariplik vardır. Bütün bu gibi hadislerin senetlerinde ihtilaf vardır.
îbn Asakir'in rivayetine göre Muaviye, Mescid-i Aksa'nın yanındaki kayalık hususunda Kabü'l Ahbar'a sormuş, o da şöyle cevap vermiş: "O kaya, bir hurma ağacının üzerinde olacaktır. Hurma ağacı da, Cennet'teki ırmaklardan birinde olacaktır. Hurma ağacının altında İmran kızı Meryem'le Müzahim kızı Asiye duracaklardır. Bunlar, kıyamet ko-puncaya kadar cennetlikler için gerdanlık dizeceklerdir,"
Ben derim ki: Kâbü'l-Ahbar'm bu sözleri, israiliyattan alınmadır. Bu gibi sözler, onların bazı zındıklarının, ya da cahillerinin uydurmalarıdır. Doğrusunu Allah bilir.

