El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Önceki Peygamberlerin Haberleri

Yüce Allah buyurdu ki: «İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitab ettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik. Onu, Ruhü'l …

Yüce Allah buyurdu ki:

«İşte bu peygamberlerden bir kısmını diğerlerinden üstün kıldık. Onlardan Allah'ın kendilerine hitab ettiği, derecelerle yükselttikleri vardır. Meryem oğlu İsa'ya belgeler verdik. Onu, Ruhü'l Kudüs'le destekledik.» (el-Bakara, 253.)

«Nuh'a, ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a, torunlarına, İsa'ya, Eyyüb'e, Yu-nus'a, Harun'a ve Süleyman'a vahyettiğimiz gibi ey Muhammed, şüphesiz sana da vahyettik. Davud'a da Zebur verdik. Peygamberlerden sonra, insanların Allah'a karşı bir hüccetleri olmaması için, gönderilen müjdeci ve uyarıcı peygamberlerden bir kısmını daha Önce sana anlatmış, bir kısmını da anlatmamıştık. Allah, Musa'ya hitab etmişti. Allah güçlüdür, Hakimdir.» (en-Nisâ, 163-165.)

"Sahih" adlı eserinde İbn Hibban ve tefsirinde de İbn Merdeveyh, Ebu Zer'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

«Dedim ki:

- Ya Rasûlallah, kaç peygamber vardır? Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

-124.000 peygamber vardır.

- Ya Rasûlallah, bunların kaçı Rasûl'dür?

- 303'ü Rasûl'dür ki bu da büyük bir sayıdır.

- Ya Rasûlallah, bunların ilki hangisidir?

- Adem'dir.

- Ya Rasûlallah, o nebi ve mürsel miydi?

- Evet. Allah, onu eliyle yarattı. Ve ona kendi ruhundan üfledi. Sonra onu ilk ve tas tamam insan olarak meydana getirdi. Ey Ebu Zer! Bunların dördü Süryanidir. Süryani olanlar şunlardır: Âdem, Şit, Nuh ve Hanuh (ki bu da îdris'tir). Hanuh, kalemle yazan ilk kişidir. Bu peygamberlerin dördü de Araplardandır ki onların adları şöyledir: Hud, Salih, Şuayb ve ey Ebu Zer, dördüncüsü de senin peygamberindir. İsrail oğullarının ilk peygamberi Musa, sonuncusu da İsa'dır.

Peygamberlerin ilki Âdem, sonuncuları da senin peygamberindir.» Ebu'l Ferec bl Cevzî, bu hadisi mevzu hadisler arasında nakletmistir.

Enes b. Malik'ten rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Benden önce geçen peygamber kardeşlerimden 8000 peygamber vardır. Bunlardan sonra İsa gelmiş, sonra da ben geldim.» Bu hadisin rivayet zincirinde adı geçenlerden Yezid er-Rekkaşî, zayıf ravilerdendir.

Enes b. Malik'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Ben 8000 peygamberden sonra peygamber olarak gönderildim. Bu 8000 peygamberin 4000'i, İsrail oğullarmdandır.» Bu hadisin rivayet senedinde sakıncalı ravilerin adlan geçmemektedir. Ancak ben,rivayet senedinde adı geçen Ahmed b. Tarık'ın durumunu bilmemekteyim. Doğrusunu Allah bilir.

İmam Ahmed b. Hanbel'in oğlu Abdullah, Ebu'l-Vedak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Said bana sordu:

— Hariciler, Deccal'm çıkacağını kabul ediyorlar mı? Ben:

- Hayır, dedim. Bunun üzerine Ebu Said, Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu bana söyledi:

«Ben, 1000 ya da daha çok peygamberin sonuncusuyum. Allah, kendisine uyulan bir peygamberi gönderince mutlaka o peygamber, ümmetini Deccal'den sakındırdı. O peygamberlere açıklanmayan hususlar, bana açıklandı. Deccal'm bir gözü kördür. Ve şüphesiz sizin Rab-binizin gözü, kör değildir. Deccal'm sağ gözü kördür. Gözü yuvasından fırlamıştır. O, kireçle sıvalı bir duvar üzerindeki balgam gibidir. Sol gözü de parlak bir yıldız gibidir. Her dilden konuşur. Onun beraberinde yeşil cennet şekilde vardır ki, o şekilde su akar. Beraberinde ateş şekli (sureti) de vardır ki o ateş simsiyah olup duman çıkarır.»

Bu, garib bir hadistir.

Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Cabir'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Doğrusu ben, 1000 ya da daha çok peygamberin sonuncusuyum. O peygamberlerden her biri, mutlaka kendi kavmini Deccal'dan sakındırmış ve onları bu hususta uyarmıştır. O peygamberlerden hiç birine açıklanmamış hususlar, bana açıklanmıştır. Doğrusu, Deccal'm bir gözü kördür. Ve sizin Rabbiniz kör değildir.»

Bu hadisin senedi güzeldir. Bu hadiste, kavimlerini Deccal'a karşı uyaran peygamberlerin sayısı zikredilmiştir. Önceld hadiste ise bütün peygamberlerin kavimlerini Deccal'a karşı uyardıkları ifade edilmektedir. Doğrusunu Allah bilir.

Buharı, Muhammed b. Beşşar kanalı ile Ebu Hazim'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Hüreyre ile beş sene bir arada oturdum.Onun, Peygamber Efendimiz'in şöyle buyurduğunu naklettiğini işittim: «İsrail oğullarını, peygamberler yönetirlerdi. Bir peygamber vefat edince, onun yerine başka bir peygamber gelirdi. Benden sonra peygamber gelmeyecek ama halifeler gelecektir. Ve sayılaıı da çok olacaktır.» Ya Rasûlallah, bize bu hususta ne emredersin? diye sorduklarında Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu:

«İlk halifeye yaptığınız bey'atm şartlarına uyun. Halifelere haklarını verin. Çünkü Cenâb-ı Allah da onlardan, halklarına nasıl muamele ettiklerini soracaktır.»

Buharı, Amr b. Hafs kanalı ile Abdullah b. Mes'ud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bir ara Rasûlullah (s.a.v.)'ı dinleyip ona bakıyordum. O da şöyle anlatıyordu: Peygamberlerden birini, kavmi dövdü. Vücudunu kanattı. O da yüzündeki kanı silip şöyle dedi: «Allah'ım, kavmimi bağışla. Çünkü onlar bilmiyorlar.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrezzak kanalı ile Zeyd b. Eşlem tariki ile bir adamın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Said el-Hudri, sağ elini Peygamber (s.a.v.)'in vücudunun üzerine koydu. Ve: «O kadar şiddetli ateşin var ki vallahi ya Rasûlallah, elimi senin vücudunun üzerine koymaya güç yetiremiyorum.». Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) de Ebu Said'e şöyle demişti:

«Doğrusu, biz peygamberler topluluğuna sevap kat kat verildiği gibi bela da kat kat verilir. Peygamberlerden biri, bitle imtihan edildi ve bit onu Öldürdü. Peygamberlerden biri de fakirlikle imtihan edildi, nihayet o abasını alıp kesti. Peygamberler rahatlık ve refahla sevindikleri gibi başlarına gelen bela ile de sevinirler.»

İmam Ahmed b. Hanbel, Mus'ab'm babası Sa'd'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Dedim ki:

- Ya Rasûlallah, insanların belaya en çok uğrayanları kimlerdir? Peygamber (s.a.v.) şöyle cevap verdi:

- Peygamberler, sonra salih kimseler, sonra derece derece dindar kimseler şiddetli belaya uğrarlar. İnsanlar dindarlıkları derecesine göre belaya uğrarlar. Eğer dinlerinde sağlam iseler, belaları artar. Eğer dinlerinde zayıf iseler, belaları hafifler. Kişi, yer üzerinde günahsız halde yürüyecek duruma gelinceye kadar belaya uğratılır.» Başka bir hadiste de Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Biz peygamberler topluluğu, aynı babanın evlatlarıyız. Dinimiz birdir, ama annelerimiz ayrıdır.» Yani peygamberlerin şeriatları, teferruatta birbirinden farklı iseler de, bu şeriatların bazısı diğerlerini nesh etmişlerse de, neticede hepsi, Allah'ın Muhammed (s.a.v.)'e gönderdiği şeriatta birleşmektedirler. Allah'ın gönderdiği her peygamberin dini, İslâm'dır. Burada İslâm'dan kasdımız, tevhid inancıdır. Buna göre hepsi bir ve ortaksız olan Allah'a ibadet etmekle emrolunmuşlardır. Nitekim Yüce Allah buyurmuş ki:

«Ey Muhammed! Senden Önce gönderdiğimiz her peygambere: «Benden başka tanrı yoktur, bana kulluk edin.» diye vahyetmişizdir.» (el-Enbiyâ, 25.)

«Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz peygamberlere sor, biz Rahman olan Allah'tan başka, kulluk edilecek tanrılar meşru kılmış

miyiZ?» (cz-Zuhruf, 45.)

«And olsun ki, her ümmete: «Allah'a kulluk edin, azdıncılardan kaçının.» diye peygamberler göndermişizdir. Allah, içlerinden kimini doğru yola eriştirdi, kimi de sapıklığı hak etti.» (en-Nahi, 36.)

Evlâdu'1-Ulât (îlât?) tabiri, babaları aynı ama anneleri ayrı olanlar için kullanılır. Peygamber Efendimiz'in önceki paragraflarda nakledilen hadisinde geçen baba kelimesi ile din yani Tevhid inancı kasdedilmiştir. Ana kelimesi ile de muhtelif ahkâm içeren şeriatlar kasd edilmiştir. Nitekim yüce Allah buyurdu ki:

«Her biriniz için bir yol ve bir yöntem kıldık.» (el-Mâide, 48.)

«Herkesin yöneldiği bir yon vardır.» (el-Bakara, 148.)

Çeşitli vakitlerde gönderilmiş olsalar da şeriatların tamamı, bir ve ortaksız olan Allah'a ibadet etmeyi emrederler ki bu da Cenâb-ı Allah'ın bütün peygamberler için meşru kıldığı İslâm dinidir. Allah, kıyamet gününe kadar bu dinden başkasını kabul etmeyecektir. Nitekim O şöyle buyurmuştur:

«Kim İslâmiyet'ten başka bir dine yönelirse, onunki kabul edilmeyecektir. O, ahirette de kaybedenlerdendir.» (âi-i İmrân, 85.)

«Kendini bilmezden başkası İbrahim'in dininden yüz çevirmez. And olsun ki, dünyada onu seçtik, şüphesiz o, ahirette de iyilerdendir.

Rabbi ona: «Teslim ol.» buyurduğunda, «Alemlerin Rabbine teslim oldum.» demişti.

İbrahim, bunu oğullarına vasiyet etti. Yakub da: «Oğullarım! Allah, dini size seçti, siz de ancak O'na teslim olmuş olarak can verin.» dedi. (el-Bakara, 130-132.)

«Doğrusu biz yol gösterici ve nurlandıncı olarak Tevrat'ı indirdik. Kendisini Allah'a teslim etmiş peygamberler, Yahudi olanlara onunla ve Rabbe kul olanlarla bilginler de Allah'ın kitabında elde mahfuz kalanla hükmederlerdi.» (el-Mâide, 44.)

İslâm dini, bir ve ortaksız olan Allah'a ibadet etmek, O'na sağlam bir ihlâs ile bağlanmak, O'ndan başkasından vaz geçmek ve meşru şekilde iyilikte bulunmak demektir. Bu sebeble Cenâb-ı Allah, kendisine verdiği şeriatla birlikte peygamber olarak göndermesinden sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m dininden

başka

bir

dini

kabul

etmemektedir.

Nitekim

yüce

Allah

buyurmuş

ki: .

«Ya Muhammed! De ki: «Ey insanlar! Doğrusu ben, göklerin ve yerin hükümranı, O'ndan başka tanrı bulunmayan, dirilten ve Öldüren Allah'ın, hepiniz için gönderdiği peygamberiyim.» (ei-A'râf, ısa.)

«Bu Kur'ân bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolun-

du.» (el-En'âm, 1.9.)

«Hangi topluluk onu inkar ederse yeri ateştir.» (Hûd, 17.)

Rasûlullah (s.a.v.) da bir hadis-i şeriflerinde: «Ben kızıl tenlilere ve siyah tenlilere peygamber olarak gönderildim.» demiştir. Bu hadiste geçen kızıl tenlilerle siyah tenlilerden, Araplarla Acemlerin kasdedil-diği; başka bir rivayete göre ise insanlarla cinlerin kasdedildiği söylenmiştir. Başka bir hadiste de Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer Musa aranızda bulunsaydı, sonra siz ona uysaydınız ve beni bıraksaydımz mutlaka sapıklığa düşerdiniz.» Bu hususta bir çok hadis nakledilmiştir.

Başka bir hadiste de Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Biz peygamberler topluluğuna mirasçı olunmaz. Bizim terekemiz (bıraktıklarımız), sadakadır.» Bu da peygamberlere mahsus özelliklerdendir. Onların mallarına mirasçı olunmaz. Çünkü dünya ve dünya malı, onların nazarında önemsizdi. Geriye bırakılacak bir mal değildi. Ayrıca onlar, çoluk ve çocukları hususunda Aziz ve Celil olan Allah'a tevekkül edip dayanırlardı. Bu inançları, kendilerinden sonraki mirasçıları için mal bırakma ihtiyacını hissettirmiyordu. Ve onları, diğer insanlara tercih etmelerine gerek bırakmıyordu. Aksine onların bütün terekeleri, muhtaç ve yoksul insanlarla dostları için bir sadaka idi.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Muaviye kanalı ile Abdü Rabbi'l-Ka'be'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Abdullah b. Amr'm yanına vardım. Ka'be'nin gölgesinde oturmaktaydı. Şöyle dediğini işittim: Bir ara bir seferde Rasûlullah (s.a.v.)'la beraberdik. Bir menzile varıp konakladık. Kimimiz çadırını kuruyordu. Kimimiz bineğini otlatıyordu. Kimimiz de atış müsabakası yapıyordu. O esnada namaz için toplanmaya çağrıldık. Bu çağrı üzerine toplandık. Rasûlullah (s.a.v.) da kalkıp bize hutbe irad etti. Hutbesinde şöyle buyurdu:

«Benden önceki her peygamber, mutlaka kendi ümmetine, haklarında hayırlı, bildiği şeyleri göstermiş, haklarında kötü bildiği şeylerden de onları sakındırmış tır. Bu ümmetin de afiyeti evveline verilmiştir. Sonunda şiddetli belaya ve hoşlanmadığınız işlere maruz kalacaktır. Fitneler gelecektir. Ümmetin bir kısmı, bir kısmının kanım akıtacaktır. Fitneler gelecektir. Ve mü'min: «İşte benim helakim budur.» diyecektir. Sonra bu fitneler yok olacaktır. Ardından başka fitneler gelecek ve mü'min: «İşte benim helak sebebim budur.» diyecektir. Sonra bu fitneler de yok olup gidecektir. Sizden her kim Cehennem ateşinden uzak kalmak ve Cennet'e girmekten hoşlanırsa, Allah'a ve ahiret gününe iman etmiş olarak ölümü kendisine kavuşsun. Ve kendisine yapılmasını istediği şeyi insanlara yapsın. Bir kimse, bir imama be'yat edip onunla el sıkışır, gönlünü ona verirse, elinden geldiğince ona itaat etsin. Başka bir imam gelip ilk imamla çekişirse, siz sonradan gelenin boynunu vurun.»

Abdü Rabbi'l-Ka'be diyor ki: Abdullah b. Amr bu sözü söylerken ben, insanlar arasına sokulup ileriye çıktım ve ona:

- Allah aşkına söyle, sen bu sözü bizzat Rasûlullah (s.a.v.)'ın kendisinden mi işittin? diye sordum. O da eliyle kulağını gösterip: «Bu sözü, Rasûlullah'tan şu kulaklarımla duydum. Ve kalbim de bu sözleri hıfzetti.» dedi. Ben de ona:

- İşte amcan oğlu Muaviye, bize mallarımızı aramızda bâtıl sebeplerle yememizi ve kendimizi öldürmemizi emrediyor! Oysa Cenâb-ı Allah: «Ey inananlar, mallarınızı aranızda bâtıl ve haksız sebeplerle yemeyin.» diye emrediyor, dedim. Bunun üzerine Abdullah b. Amr ellerini birleştirip alnına koydu. Sonra biraz başını eğip düşünmeye başladı. Biraz sonra başını kaldırıp şöyle dedi: "Allah'a taat hususunda ona itaat et. Allah'a masiyet hususunda ona isyan et."