Samoyel, Alkame oğlu Bali'nin oğludur. Alkame, Yehvabin oğlu Yerham'in oğludur. Yehvabin, Sof oğlu Teho'nun oğludur. Sof, Mahis oğlu Alkame'nin oğludur. Mahis, Azriya oğlu Amosa'nm oğludur. Samo-yel'e, Eşmayel diyenler de vardır. Mukatil'in dediğine göre Samoyel, Harun'un mirasçılarmdandır. Mücahid'e göre Samoyel'in adı Eşmoyel olup Helfaka'nm oğludur. Samoyel'in nesebinde daha ileriki babalarının adları zikredilmemiş tir. Doğrusunu Allah bilir.
Süddı, İbn Abbas ile İbn Mes'ud ve sahabelerden bir grupla birlikte Salebî ve diğerlerinin şöyle dediklerini nakleder: Gazze ve Askalan mıntıkasında Amalika kabilesi, israiloğullanm mağlup edip, onlardan çok kimseleri öldürmüşlerdi. Çok sayıda çocuklarım esir almıştı. Lavi kabilesinde artık peygamberlikte sona ermişti. Onlardan hayatta kalan, sadece hamile bir kadın olmuştu. O kadın, kendisine bir erkek evlat na-sib etmesini Cenâb-ı Allah'dan dilemişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah da ona bir erkek çocuk nasib etti. Çocuğa, Eşmoyel adını vermişti. Eş-moyel adının İbranice'deki manası, İsmail'dir. Yani bu kelime, "Allah benim duamı işitti" anlamım taşımaktadır.
Samoyel gelişip yetişkinlik çağına varınca anası, onu bir mescide götürüp orada Allah'a ibadet etmekte olan salih bir adama teslim etti ki onun iyiliklerinden ve ibadetlerinden nasibini alıp bir şeyler öğrensin. Samoyel, o salih adamın yanında kaldı. Delikanlılık çağına vardığında bir gece uyumakta iken mescidin bir köşesinden bir ses duyup uyandı ve korktu. Sandı ki o salih ihtiyar kendisini çağırıyor. İhtiyara: "Sen mi beni çağırdın?" diye sorunca ihtiyar, onu korkutmamak için: "Evet, ben çağırdım. Sen, uyumana bak." dedi. Bunun üzerine Samoyel de uyumaya başladı. Fakat aradan kısa bir süre geçtikten sonra aynı sesi ikinci kez duydu. Sonra üçüncü kez duydu. Bir de baktı ki Cebrail yanma gelip şöyle diyor: "Ey Samoyel! Doğrusu Rabbin seni kavmine peygamber olarak gönderdi". Bundan sonra Samoyel, Kur'ân-ı Kerim'de anlatıldığı gibi kavmim Hakka davet etmeye başladı.
Cenâb-ı Allah, kutsal kitabında şöyle buyurmaktadır:
"Musa'dan sonra îsrailoğullarımn ileri gelenlerim görmedin mi?Peygamberlerine: "Bize bir hükümdar gönder (onun önderliğinde) Allah yolunda savaşalım." demişlerdi."
"Ya size savaş yazılınca savaşmazsanız?" dedi. Dediler: "Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki; oysa biz yurtlarımızdan ve oğullarımız arasından çıkarılıp sürüldük?" Fakat kendilerine savaş yazılınca içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir. Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah, Talut'u size hükümdar gönderdi." Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız. Ona geniş mal da verilmemiştir".Dedi: "Allah onu sizin üzerinize (hükümdar) seçti. O'nun bilgisini ve gücünü arttırdı". Allah mülkünü dilediğine verir. Allah(m lütfü) geniştir. (O, herşeyi) bilendir.
Ve peygamberleri onlara dedi ki: "O'nun hükümdarlığının alameti, tabutun size gelmesidir. Onun için de, Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Ta-lut'un hükümdarlığına) kesin bir alamet vardır".
Tefsircilerin çoğu dediler ki: Bu kıssada anlatılan kavmin peygamberi Samoyel idi. Başkaları ise Şemun olduğunu söylemişlerdir. Diğer bazıları ise Samoyel ile Şemun'un aynı kişi olduğunu ifade etmişlerdir. Bir başka grup ise bu kavmin peygamberinin Yuşa' olduğunu ileri sürmüştür. Bu, imam Ebu Cafer b. Cerir'in, Tarih'inde anlattıklarına çok uzaktır. Çünkü İmam Ebu Cafer, Tarih'inde şöyle der: Yuşa'nm vefatı ile Samoyel'in peygamber olarak gönderilişi arasında 460 senelik bir zaman geçmiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Hülasa, bu kavim, savaşlardan yenik düşüp bitkin hale geldikleri ve düşmanları tarafından ezildiklerinde o zamanki Allah'ın peygamberinden, kendileri için bir hükümdar tayin etmesini talep ettiler iri, o hükümdarın emri altında düşmanlarıyla savaşsınlar. Peygamber, onlara şöyle demişti:
«"Ya size savaş yazılınca savaşmazsanız?" dedi. Dediler: "Bizler neden Allah yolunda savaşmayalım ki?" (Yani Allah yolunda bizi savaşmaktan engelliyecek ne vardır?). Oysa biz yurtlarımızdan ve oğullarımız arasından çıkarılıp sürüldük.» (ei-Bakara, 246.)
Yani bizler savaştan yenik çıkıp sevdiklerimizden ayrı düştük. Öyle ise düşmanlarımızın elinde esir kalıp horlanmakta olan oğullarımız ve çocuklarımız için savaşmamız gerekir.
Onların böyle demeleri üzerine Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu:
"Fakat kendilerine savaş yazılınca (farz kılınınca), içlerinden pek azı hariç, yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir".
Bu kıssanın son kısmında da anlatıldığı gibi o hükümdarla birlikte onların pek azı hariç, nehri geçmediler. Geri dönüp düşmanla yüz yüze gelmekten kaçındılar.
«Peygamberleri onlara dedi ki: "Allah, Talut'u size hükümdar gönderdi.» (el-Bakara, 247.)
Sa'lebî dedi ki: Bu ayette geçen Talut, Kayş b. Efil'in oğludur. Efil, Sara b. Tihort'un oğludur. Tihort, Enis oğlu Efih'in oğludur. Enis, Ya-kub oğlu Bünyamin'in oğludur. Yakub, İbrahim oğlu îshak'ın oğludur.
îkrime ile Süddî dediler ki: Talut, şakacı idi. Vehb b. Münebbih dedi ki: Talut, deri sepicisi idi.
Başkaları ise, onun başka bir sanatla uğraştığını ifade etmişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.
Dediler ki: "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan daha layıkız, ona geniş mal da verilmemiştir".
Denildi ki: Cenâb-ı Allah, peygamber Samoyel'e şöyle vahyetti: Israiloğullanndan hangisinin boyu, şu değnek boyu kadar olur da içinde Kudüs yağı bulunan şu boynuza gelirse o, onların hükümdarı olacaktır. Bunun üzerine İsrailoğulları değneği ellerine alıp kendi boylarını ölçmeye başladılar. Talut'dan başka hiçbiri, değneğin boyu kadar uzun değildi. Talut, peygamber Samoyelın yanma gelince içinde Kudüs yağı bulunan boynuzu elde etti. Samoyel'de ona Kudüs yağını sürdü ve onu hükümdarlığa tayin etti. îsrailoğullarına da şöyle dedi: "Allah onu sizin-üzerinize (hükümdar) seçti. (Savaş hususunda veya diğer her işte) onun bilgisini ve gücünü (ya da boy ve güzelliğini) arttırdı". Ayet-i kerime'den anlaşıldığına göre Talut, îsrailoğullarınm en yakışıklısı ve en bilgilisi idi.
«...Allah, mülkünü dilediğine verir". Hüküm vermek O'na aittir. Yaratmak ve emir vermek O'nun elindedir. Allah(m lütfü) geniştir. (O, her şeyi) bilendir.
Ve peygamberleri onlara dedi ki: "Onun hükümdarlığının alameti, Tabut'un size gelmesidir. Onun içinde, Rabbinizden bir ferahlık ve Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktıklarından bir kalıntı vardır. Onu melekler taşımaktadır. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Ta-lut'un hükümdarlığına) kesin bir alamet vardır.»(el-Bakara, 247-248.)
Bu da, Talut'un iyi bir insan ve veli bir kimse olması nedeniyle onlara getirdiği uğur ve bereketin bir eseridir. Bu vesile ile Cenâb-ı Allah onlara, daha önce ellerinden almış olduğu tabutu geri verdi; düşmanlarım ezdi. Bu tabut nedeniyle düşmanlarına karşı muzaffer oldular."Onda Rabbinizden bir ferahlık vardır". Denildiğine göre ayet-i kerimede geçen tabut kelimesinden kasıt, altından yapılma bir tastır. Onun içinde peygamberlerin göğüsleri ve kalpleri yıkanırmış. Denildiğine göre o tabut sebebi ile kendilerine gelen ferahlık, rüzgar esintisi şeklinde imiş. Yine denildiğine göre o tabut, bir kedi timsali şeklinde yapılmıştı. Savaş anında ses çıkardığında İsrail oğulları muzaffer olacaklarına inanırlarmış. "O tabutta Musa ailesinin, Harun ailesinin geriye bıraktıklarından bir kalıntı vardır".
Tabutun içinde, Tevrat levhalarının parçaları ile Tih sahrasında İsrailoğullarına inen kudret helvasından biraz kalmış idi. "O'nu melekler taşıyorlardı". Yani o tabutu, ey îsrailoğulları, melekler taşıyıp size getirecekler ve siz de onu ayan beyan bir surette göreceksiniz ki, Allah'ın size karşı bir hücceti olsun ve benim size söylediklerimin doğruluklarına dair apaçık bir burhan olsun. Talut'un veli ve salih bir insan olduğunu ispatlayan bir delil olsun. "Eğer inanıyorsanız bunda sizin için (Talut'un hükümdarlığına) kesin bir alamet vardır'.
Denilir ki Amalika kabilesi, bu tabut sayesinde düşmanlarına galip olduklarında ki tabutun içinde ferahlık ve Musa ailesi ile Harun ailesinden kalıntılar vardı. Bir başka rivayete göre tabutun içinde Tevrat da vardı. Tabut tamamen ellerine geçince onu kendi mıntıkalanndaki bir putun altına koydular. Sabah olunca tabutun putun başında durmakta olduğunu gördüler. Onu yine putun altına koydular. Ertesi gün sabahladıklarında tabutun yine putun üstünde olduğunu gördüler. Bu iş böyle devam edince, bunun Allah tarafından yapılan bir iş olduğunu anladılar ve onu mıntıkalarından çıkarıp beldelerine bağlı bir köye yerleştirdiler. Boyun kısımlarında bir hastalık peyda oldu. Bu hastahktan uzun süre kurtulamayınca tabutu bir arabaya yerleştirip iki ineğe bağlayarak mıntıkaları dışına sürdüler. Denildiğine göre melekler, bu arabayı sürerek İsrailoğullan topluluğunun Önüne getirdiler. Peygamberlerinin de haber verdiği gibi, îsrailoğulları bu manzarayı seyrediyorlardı. Tabii yine de meleklerin bu tabutu ne şekilde getirdiklerini en iyi Allah bilir. Ama kuvvetli görüşe göre ayet-i kerimeden de anlaşıldığı gibi tabutu, melekler bizzat taşıyorlarmış. Her ne kadar birinci şeklin daha kuvvetli olduğunu tefsircilerin bir çoğu anlatmakta iseler de doğrusunu Allah bilir.
«Talut, askerler (iy)le ayrılınca dedi ki: "Allah, sizi bir ırmakla deneyecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Ondan (kana kana) tatma-yıp sadece eliyle bir avuç alan bendendir.» (el-Bakara, 249.)
Ibn Abbas ile tefsircilerin çoğu dediler ki bu nehir, Ürdün nehridir. Buna Şeria nehri de denir. Askerleri ile Talut, bu nehrin yanına vardığında bir imtihan dolayısıyla Cenâb-ı Allah'ın peygamberi Samoyel'e verdiği emre dayanarak Talut'da askerlerine şöyle buyruk verdi: Kim bu nehirden içerse benimle beraber olmasın. Bu gazada benden uzak-laşsm. Bundan ancak (kana kana) tatmayıp sadece avucu ile bir defa alan benimle arkadaşlık edebilir.
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: "İçlerinden pek azı hariç, hepsi ondan içtiler".
Süddî dedi ki: Talut'un askerleri 80.000 idi. Ondan 76.000 kadarı içtiler. Geriye 4000 asker kaldı. Buharı, sahihinde şöyle bir hadis nakleder: Bera b. Azib şöyle dedi: Muhammedin sahabeleri olan bizler kendi aramızda konuşuyorduk. Şöyle ki: Bedir savaşma katılan sahabelerin sayısı ile nehri, Talut'la beraber geçen savaşçıların sayısı arasında bir mukayese yapılacak olursa ikisinin de eşit olduğu görülür. Talut'la birlikte nehri geçen askerler, 310 küsur kadardı. Süddî'nin ifade ettiğine göre Talut'un askerleri, 80.000 kadarmış. Aslında bu sayı üzerinde ihtilaf vardır. Çünkü Kudüs toprağına, 80.000 asker sığmaz. Doğrusunu Allah bilir.
Cenâb-ı Allah buyurdu:
«Nihayet Talut ve kendisiyle beraber inanalar, ırmağı geçince: "Bu gün Calut'a ve askerlerine karşı bizim gücümüz yok." dediler.» Kendilerini azımsadılar ve zayıf gördüler. Düşmanlarının çokluğu karşısında şaşıp onlara mukavemet edemeyeceklerini sandılar.
"Allah'a kavuşacaklarına kanaat getirenler ise şöyle dediler: "Nice az bir topluluk var ki, Allah'ın izniyle çok topluluğa galip gelmiştir. Allah, sabredenlerle beraberdir». Yani iman ve yakîn sahibi olan bahadırlarla yiğitler, sabredip mukavemet ruhuna sahip olanlar, düşmanla karşılaşıp mücadele vermeye ve vuruşmaya onları teşvik ettiler.
«(Talut'un askerleri) Calut ve askerlerine karşı çıktıklarında şöyle dediler: "Rabbimiz, üzerimize sabır dök! Ayaklarımızı sağlam tut ve o kafir millete karşı bize yardım et!"» (d-Bakara, 250.)
Cenâb-ı Allah'tan üzerlerine sabır dökmesini, kalplerine itminan vermesini, ayaklarını kaydırmamasını, savaş alanında kendilerine metanet vermesini, gazanın kızıştığı ve savaş alevlerinin tutuştuğu esnada yüreklerini pekiştirmesini dilediler. Batınî ve zahirî dayanıklılık istediler. Düşmanlarına ve kafirlere karşı, münkirlerle zorbalara karşı muzafferiyet istediler. Allah'ın ayetlerim ve nimetlerini inkar eden kimselere karşı galibiyet istediler. Yüce kudretin sahibi, her şeyi görüp işiten, her şeyden haberdar olup bütün işleri yerli yerince yapan Rable-ri, dileklerine cevap verdi ve isteklerini yerine getirdi. Onlar da Allah'ın güç ve kuvveti ile onun izin ve yardımı ile düşmanlarım hezimete uğrattılar. Düşmanlarının sayı ve teçhizatı çok olmakla birlikte yine de Allah'ın verdiği kuvvet sayesinde onları mağlub ettiler. Nitekim Cenâb-ı Allah buna bir nazire olarak mü'minlere hitaben şöyle buyurmuştur.
«Nitekim Allah size Bedir'de de yardım etmişti. Siz o zaman zayıf idiniz. O halde Allah'tan korkun ki şükredesiniz.» (Âl-i Imr;in,i23.)
«Davud, Calut'u öldürdü. Allah ona (Davud'a) hükümdarlık ve hikmet verdi. Ve ona dilediğini öğretti.» (ei-Bakaı-a, 25i.)
Bu ayet-i kerime de Davud (a.s.)'un kahramanlığına delâlet vardır. Yine bu ayet-i kerimede anlatıldığına göre o, düşman ordusunu ezip hezimete uğratmıştır. Düşman askerlerini kırıp geçmiştir. Düşman ordusunun başındaki komutanı öldürmekten daha büyük bir muzafferiyet düşünülemez. Bu sebeble Davud ve askerleri bol miktarda malları ganimet olarak ele geçirmiş; yiğit düşman savaşçılarını esir almışlardı. İman kelimesi, putlar üzerinde yücelmişti. Allah'ın dostları, düşmanlarına galip gelmişti. Gerçek din, bâtıla üstün olmuştu. Bâtılın peşinde koşanlara galip olunmuştu.
Süddî şöyle der: Davud peygamber, babasının çocuklarının arasında en küçük olanı idi. Onüç kardeş idiler. îsrailoğullarınm hükümdarı Talut'un, halkı, Calut'u ve askerlerini öldürmeye, onlarla savaşmaya teşvik ettiğini duydu. Talut şöyle diyordu. Kim Calut'u öldürürse, kızımı ona verir ve onu tahtıma ortak ederim.
Davud peygamber, iyi sapan atmasını bilirdi. İsrailoğullan arasında dolaşmakta iken bir taşın kendisine şöyle seslendiğini işitti: "Ey Davud beni al. Çünkü sen Calut'u benimle öldüreceksin!" Taşın böyle seslendiğini duyan Davud, hemen koşup taşı aldı. Ardından ikinci bir taşta kendisine aynı şekilde seslendi, onu da aldı. Daha sonra üçüncü bir taşın da kendisine aynı şekilde seslendiğini işitince onu da alıp sapanına yerleştirdi. İki ordu karşı karşıya geldiğinde düello yapmak için Calut ortaya çıktı. Kendisiyle vuruşacak bir kimse istedi. Ona karşı Davud çıktı. Davud'a şöyle dedi:
"Geri dön, seni Öldürmek istemiyorum! .
Davud: "Ama ben seni öldürmek istiyorum." dedi. Ve üç taşı alıp sapına yerleştirdi.Sonra sapanını çevirerekiçindeki üç taşı paça haline getirdi. Taşları fırlatarak Calut’a isabet ettirdi.Kafasınıyarıp öldürdü. Böylece Calut'un askerleri paniğe kapılarak gerisin geri kaçtılar. Talut da Davud'a verdiği sözü yerine getirdi. Kızını ona verip tahtına ortak etti. Davud'a büyük payeler verdi. İsrailoğullan arasında onun hükmünü geçerli kıldı. İsrailoğullan da Davud'u sevdiler. Talut'dan
fazla ona meylettiler.
Denildiğine göre Talut, bir müddet sonra Davud'u kıskanmaya başlamış ve onu öldürmek istemişti. Öldürmek için bir tuzak kurmuştu, ama amacına ulaşamamıştı. Âlimler, Davud'u öldürmekten onu mene-diyorlardı. Bunun üzerine Talut, kızarak âlimlere musallat oldu. Az bir kısmı dışında hepsini öldürdü. Bilahare pişman olarak tevbe etti ve kötülüklerine son verdi. Nedametinden dolayı çokça ağlamaya başladı. Mezarlıklara gidip oralarda ağlardı. Öyle ki göz yaşları ile toprağı ısla-tırdı. Günün birinde mezarlıktan kendisine şöyle bir ses geldi: Ey Talüt! Biz hayatta idik, sen bizi öldürdün. Öldükten sonra bile bize eziyet verir
oldun!
Bu ses üzerine Talut daha fazla ağlamaya başladı. Korkusu fazlalaştı. Sonra durumunu kendisine izah edecek bir âlim aradı. Tevbesinin kabul edilip edilemeyeceğini sordu. Kendisine: "Sen hayatta bir âlim bıraktın mı ki şimdi durumuna bir çare bulması için âlim arıyorsun?" denildi. Nihayet bir kadının yanma gitmesini kendisine salık verdiler. Kadının yanma gitti. Kadın onu alıp Yuşa peygamberin mezarının yanı başına getirdi. Kadın, Allah'a dua etti. Yuşa peygamber mezarından kalktı. Ve: "Kıyamet mi koptu?" diye sorunca kadın şöyle cevap verdi: Hayır, ama Talut, sana tevbesinin kabul edilip edilemeyeceğini soruyor.
Yuşa şöyle cevap verdi: Evet, tevbesi kabul edilir; ama bu hükümdarlıktan vazgeçmesi, gidip şehit oluncaya kadar Allah yolunda savaşması gerekir.
Bunun üzerine Talut, hükümdarlığı Davud peygambere bıraktı, onüç evladıyla birlikte o mıntıkadan gitti. Şehit oluncaya kadar Allah yolunda savaştılar. "Allah ona mülk ve hikmeti verdi. Dilediğini ona öğretti" ayet-i kerimesinden kastedilen mana da budur.
Muhammed b. îshak der ki: Mezarında diriltilen ve tevbesinin kabul edileceğini Talut'a haber veren peygamber, Ahtab oğlu Elyesa'dır. Ibn Cerir de böyle bir rivayette bulunmuştur.
Sa'lebî der ki: O kadın, Taîut'u, Samoyel peygamberin mezarının yanı başına getirdi. Samoyel, yaptığı kötülüklerden dolayı Talut'u kına-dı.
Bu rivayet daha münasiptir. Talut'un, Samoyel peygamberi rüyasında görmüş olması daha mantıklıdır. Mezarından dirilip kalkması, mantıklı değildir. Bu, bir peygamberin gösterebileceği bir mucizedir. Oysa Talut'un müracaat ettiği kadın, peygamber değildi. Doğrusunu Allah bilir.
İbn Cerir der ki: Tevrat ehli, Talut'un hükümdarlığı ile çocuklarıyla birlikte Allah yolunda öldürülmeleri arasında geçen zamanın kırk yıl olduğunu söylemişlerdir. Doğrusunu Allah bilir.

