Yüce Allah buyurdu ki:
"Sebelilerin yurdlannda Allah'ın kudretine bir ayet vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbımzın rızkından yeyin ve O'na şükredin, işte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab" denmişti. Ama onlar yüz çevirdiler, böylece Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Ve onların iki bahçesini buruk yemişli, ılgınhk ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik.
İşte böylece, küfretmiş olmalarından ötürü onları cezalandırdık. Biz küfredenlerden başkasını cezalandırır mıyız?
Onlarla, mübarek kıldığınız kasabalar arasında, gorünebilen kasabalar var ettik. Ve orada gezilecek belirli yerler yaptık. Oralarda geceleri ve gündüzleri emniyet içerisinde gezin.
Fakat onlar dediler ki: "Rabbımız, yolculuklarımızın arasım uzaklaştır." Ve kendi öz nefislerine zulmettiler. Bizde onları efsaneler kılı-verdik, darmadağınık ettik. Doğrusu bunlarda, pek sabreden ve çok şükr eden herkes için dersler vardır." (Sebe\ 15-19.)
Aralarında Muhammed b. İshak'm da bulunduğu neseb âlimleri dediler ki: Sebe'nin adı, Abdüşşems'dir. Abdüşşems, Yeşcüb'ün oğludur. Yeşcüb, Ya'rüb'ün oğludur. Ya'rüb de Kahtan'm oğludur. Dediler ki: Kendisi şarap satın alan ilk Arap olduğu için Abdüşşems'e, Sebe' adı verilmiştir, insanlara kendi malından bazı şeyler verdiği için ona, mal anlamına gelen Raiş denirdi. Süheylî'nin ifadesine göre ilk defa taç giyen de odur. Onun müslüman (Hanif dinine mensup) bir kimse olduğunu söyleyenler de olmuştur. Rasûlullah (s.a.v.)'ın bir peygamber olarak geleceğini bir şiirinde şöyle müjdelemiştir:
"Bizden sonra büyük bir mülke hakim olacaktır.
Harama izin vermeyen bir peygamber.
Ondan sonra kendilerinden bazı hükümdarlar, o mülke hakim olacaklardır. Kimseyi yermeksizin kullara hükmedeceklerdir.
Onlardan sonra bizden bazı hükümdarlar, o mülke hakim olacaklardır.
Hükümdarlık, bizde paylaşma ile olacaktır.
Kahtan'dan sonra bir peygamber hakim olacaktır.
Takvalı ve mütevazi... İnsanların da en hayırlısı.
Adı Ahmed olacak. Keski ben, onun peygamber oluşundan sonra bir
yıl daha yaşayaydım.
Bütün silahım ve mühimmatımla ona destek olur, yardımımla onu
güçlendirirdim.
Ne zaman ortaya çıkarsa onun yardımcıları olun. Onunla karşılaşan, selamımı ona iletsin."
İmam Ahmed b. Hanbel, Abdullah b. Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Adamın biri Hz. Peygamber'e Sebe'nin bir erkek mi, yoksa bir kadın mı, yahut bir yer mi olduğunu sordu.Peygamber Efendimiz ona cevaben şöyle buyurdu:
"Hayır, Sebe' bir erkek adıdır. On çocuğu vardı. Altısı Yemen'de, dördü de Şam'da yaşamıştı. Yemen'de yaşayanlar; Mezhic, Kinde, Ezd, Eş'arîler, Enmar ve Himyer (idi ki bunların hepsi de Arab)dir. Şam'da-kilerse Lahm, Cüzam, Amile ve Gassan'dır."
Yukarıdaki soruyu Peygamber Efendimiz'e soran adamın Ferve b. Mesîk el-Gatifî olduğunu tefsirimizde (İbn Kesir) açıkladık. Mezkur hadisin rivayet yolları ve lafızları hakkında detaylı açıklamaları, adı geçen tefsirde naklettik. Allah'a hamdolsun.
Asıl söylemek istediğimiz şudur ki, Sebe' adı, yukarıda nakledilen hadiste adı geçen kabilelerin tamamını kapsamına almaktadır..Bu kabileler arasında, Yemen'de hüküm sürmüş olan Tübbalılar da vardır. Bunların hükümdarlarının taçları vardı. Saltanat tahtında oturdukları sırada taç giyerlerdi. Farslarm hükümdarları olan Kisralar da böyle yapardı. Araplar, Şahr ve Hadramut'la birlikte Yemen'e hükmeden hükümdarlara Tübban; Şam ve el-Cezire'ye hükmedenlere Kayser; harslara hükmeden hükümdarlara Kisra; Mısır'a hükmeden hükümdarlara Firavun; Habeşistan'a hükmeden hükümdarlara Necaşî; Hindistan'a hükmeden hükümdarlara Batîeymus adını verirlerdi.
Yemen'deki Himyer hükümdarlarından biri de Belkı's'tır. Bunların imrenilecek bir halde bol rızıkları, çok meyveleri ve bereketli ekinleri vardı. Bununla beraber doğru yolda ve hidayet üzere bulunuyorlardı. Allah'ın nimetlerine karşı nankörlük edip küfre saptıkları zaman Allah, onların kavimlerini helak yurduna kondurdu.
Muhammed b. İshak'm, Vehb b. Münebbihten naklettiğine göre Cenâb-ı Allah, onlara on üç peygamber göndermiştir. Süddî'nin görüşüne göre onlara 12.000 peygamber gönderilmiştir! Doğruyu, Allah daha iyi bilir.
Demek istediğimiz şudur ki, onlar, doğru yoldan çıkıp sapıklığa girdiler. Allah'ı bırakıp güneşe secde ettiler. Bu sapıklıkları, Belkıs'tan önce başladığı gibi onun zamanında da devam etmişti. Arim seline maruz kalıncaya dek bu sapıklıklarını sürdürmüşlerdi. Nitekim bu hususta yüce Allah şöyle buyurmuştur:
"Ama onlar yüz çevirdiler, böylece Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik. Ve onlann iki bahçesini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde birazda sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik. İşte böylece küfretmelerinden ötürü onları cezalandırdık. Biz, nankörden başkasına ceza mı veririz?" (Sebe', 16-17.)
Selef ve halef ulemasından bir çok tefsirci ile diğerlerinin anlattıklarına göre iki dağ arasından akıp gelen suları toplayan Me'rib barajı vardı. Çok eski zamanlarda oraların insanları, iki dağ arasında çok sağlam bir sed (baraj) yapmışlardı. Böylece sular toplanarak o iki dağın tepelerine varacak kadar yükselmişti. Baraj çevresine bahçeler* bostanlar, hoşa giden meyve ağaçlan dikmiş, bir çok ekin ekmişlerdi. Bu barajın inşaatını Sebe' b. Ya'rüb başlatmış ve yetmiş vadinin suyunu oraya bağlamıştı. Barajın otuz çıkış ağzı vardı. Bu ağızlarından sular akardı. Baraj inşaatı tamamlanmadan Sebe' b. Ya'rüb ölmüştü. Kendisinden sonra inşaatı Kral Himyer tamamladı. Barajın her kenarı bir fersah uzunluğundaydı.
Sebe' halkı imrenilecek bir haldeydi. Bolluk ve refah içinde, güzel günler geçiliyorlardı. Öyleki Katade ve diğerlerinin anlattıklarına göre basma zenbil koyup yürüyen bir kadın, ağaçlardan düşen olgun meyvelerin çokluğundan dolayı kısa sürede zenbilinin dolduğunu görürmüş. Havası hoş ve çevresi güzel olduğundan, oralarda pire ve insana eziyet veren haşereler bulunmazmış. Nitekim yüce Allah buyurmuştur ki:
"Sebe'lilerin yurdlarmda Allah'ın kudretine bir ayet vardır: Sağlı sollu iki bahçe vardı. Onlara: "Rabbmızm rızkından yeyin ve O'na şükredin.İşte hoş bir şehir ve bağışlayan bir Rab, denmişti" (Sebe\ 15.)
"Ve Rabbımz size şöyle bildirmişti: "Andolsun, şükrederseniz elbette size nimetini arttırırım ve eğer nankörlük ederseniz azabım pek çetindir." (tbrâhîm, 7.)
Sebe' halkı, Allah'tan başkasına taptı. O'nun verdiği nimetinden dolayı da sunardılar. Kasabaları birbirine yakındı, aralarında güzel bahçeler vardı, yolları güvenliydi. Bütün bunlardan sonra, yolculuklarının arasının uzaklaştırılmasını, zorluk ve yorgunlukla yolculuk etmeyi istediler. Sahib oldukları hayrın, şerle değiştirilmesini taleb ettiler. Aynı şekilde İsrail oğulları da ellerindeki bıldırcınların ve kudret helvasının sebze, salatalık, sarımsak, mercimek ve soğanla değiştirilmesini istemişlerdi. Sebe' halkı, bu büyük nimetten ve yaygın güzellikten yoksun bırakıldı. Yurdları harab edildi, darmadağın hale geldi. Kulların yüzüne savruldu. Bu konuda Allah şöyle buyurmuştur: "Ama onlar yüz çevirdiler. Böylece Biz de üzerlerine Arim selini gönderdik."
Bazıları derler ki: Allah, baraj gövdesinin altına fareleri musallat etti. Halk bunu farkedince oraya kedileri gözcü olarak dikti. Ama bu, onlara yarar sağlamadı. Çünkü kader ısınmış, tedbir fayda vermemişti. Hayır, artık sığınacak yer kalmamıştı. Fareler, baraj gövdesinin altma oyunca duvar yıkıldı. Su, alçak yerlere akıp gitti. Irmaklar ve dere yatakları kapandı. Ağaçlar meyve vermez oldu. Ekinler ve ağaçlar mahvoldu. O güzelim ağaçlarla meyvelerin yerini, kalitesiz ürünler ve değersiz ağaçlar aldı. Nitekim Allah: "Ve onların iki bahçesini, buruk yemişli, ılgınlık ve içinde biraz da sedir ağacı bulunan iki bahçeye çevirdik." buyurmuştur.
İbn Abbas, Mücahid ve diğer bazı tefsirciler dediler ki: Ayet-i kerimede peçen (Hamt) kelimesi, misvak ağacı ve meyvesinin adıdır. (Esl) kelimesi de ılgın ağacımn adıdır. Ilgın ağacı değil de ona benzer meyvesiz bir ağacın adı olduğunu söyleyenler de vardır.
«İçinde biraz da sedir ağacı bulanan iki bahçeye çevirdik.» Bu ağaçtan elde edilen meyve, Arabistan kirazıydı. Meyvesi az olmakla birlikte dikeni çoktu. Buna uyan bir Arab atasözünde şöyle denmiştir: "Cılız devenin eti, sarp kayalıklı bir dağın tepesinde.. Yol vermez ki tepeye çı-kılabilsin.. Semiz değilki etin iyisi kötüsünden ayıklanabilsin." Bunun için Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
"İşte böylece inkarlarından ötürü onları cezalandırdık. Biz nankörden başkasına ceza mı veririz?" (Scbc1,17.)
Yani bizi inkar edip peygamberlerimizi yalanlayan, emirlerimize muhalefet eden, yasaklarımızı çiğneyen kimseleri bu şekilde şiddetli azaba çarptırırız!
"Biz de onları efsaneler kıhverdik, darmadağın ettik." (Sobe', 19.)
Sebe' halkının malları mahvolup ülkeleri harab olunca, oradan göçüp başka yerlere taşınmak mecburiyetinde kaldılar. Sebe' halkı, alçak ve yüksek beldelere (gerek ova gerekse dağlık bölgeler) dağıldılar. Bazı grupları Hicaz'a yerleşti. Huzaahlar bunlardandır. Bunlar, Mekke'nin üst tarafına yerleştiler. Bunların durumunu, ileriki sayfalarda anlatacağız. Hicaz diyarına yerleşen Sebelilerin bir kısmı da Medine-i Münevvere'ye yerleşmişti. Oraya ilk yerleşenler onlardır. Sonra onların yanına üç Yahudi kabilesi gelip konaklamıştı. Bu üç kabile; Kaynuka' oğulları, Kurayza oğulları ve Nadir oğullarıydı. Bu Yahudi kabileleri, Evs ve Hazreç kabileleriyle anlaşarak yanlarında ikamet ettiler. Bunların durumu tafsilatlı bir şekilde ileride anlatılacaktır.
Sebelilerden bir grup da Şam'a yerleşmişti. Bunlar daha sonra Hıristiyanlaşmışlardı. Bunlar; Gassan, Amile, Behra, Lanın, Cüzam, Tenuh, Tağlib ve diğerleriydi.
Muhammed b. İshak, Meymun b. Kaysın Sebe' halkıyla ilgili olarak şöyle bir şiir söylediğini nakleder:
"Örnek alana bunda bir ibret vardır.
Me'rib, sel suları altında kalmıştır.
Himyer, onlar için mermer bina yapmıştır.
Dalgalanan azgın sular gelince yok olmuştur. .
Daha Önceleri suları bol ve ölçülü iken,
Ekin ve üzümleri suya kanmış idi.
Suları kesilince bir çocuğa dahi onlar,
Su içiremeyen dağınık zümreler oldular."
Muhammed b. İshak'm siyer kitabında anlattığına göre Arim selinden Önce Yemen'den ilk çıkan kişi, Anır b. Amir el-Lahmî'dir. Lahm'ın babası Adiyy, Adiyyin babası Haris, Haris'in babası Mürre, Mürre'nin babası Üded, Üded'in babası Zeyd, Zeyd'in babası Hemeysa', Hemey-sa'nın babası Amr, Amr in babası Arîb, Arîb'in babası Yeşcüb, Yeşcüb'ün babası Zeyd, Zeyd'in babası Kehlan, Kehlan'm babası ise Sebe'dir.
Lahm'ın babasının Adiyy, Adiyy'in babasının Amr, Ararın babasının ise Sebe' olduğunu söyleyenler de olmuştur. İbn Hişam bu görüşü nakletmiş tir.
İbn İshak dedi ki: Ebu Zeyd el-Ensârî'nin bana anlattığına göre Amr b. Âmir el-Lahmî'nin Yemen'den çıkıp gitmesinin sebebi şuymuş: Amr, Me'rib baraj duvarının dibinde farelerin yeri eşelemekte olduklarını görmüş. Halbuki Me'ribliler o baraj sayesinde suyu tutuyor ve topraklarını bu su ile sulayabiliyorlarmış. Amr, farelerin duvar dibini eşelediklerini görünce barajın artık sağlam kalamayacağım anlamış, , Yemen'den göçmeye karar vermiş. Aile efradının yanına varmış. En küçük oğluna, "Öfkelenmiş görünüp seni tokatladığımda sen de beni tokatlayacaksın!" diye emir vermiş. Öfkelenip oğlunu tokatlayınca oğlu da emre uyarak babasını tokatlamış; bunun üzerine Amr: "En küçük çocuğumun beni tokatladığı bir memlekette kalamam!" demiş. Oradan ayrılmak için mallarını satışa sunmuş. Yemen eşrafı, "Amr'm öfkesinden yararlanın. Onun mallarını ucuza satın alın." deyip mallarını ucuz bir fiyatla almışlar. Amr da çocuk ve torunlarıyla Yemen'den ayrılmış. Ezdiler de: "Amr'dan sonra biz burada kalamayız." diyerek mallarım satıp Amr'la beraber yola koyulmuşlar. Belde ve şehirleri aşarak Akk diyarına ulaşmış ve orada konaklamışlar. Akklılar da onlarla şiddetli bir savaşa tutuşmuşlardı. Abbas b. Mirdas, bu hadiseden şöyle sözeder: "Adnan oğlu Akklılar Gassanlılarla oynamak istediler. Nihayet çeşitli ülkelere kovuldular."
Amr b. Amir el-Lahmî ile aile efradı ve beraberindeki Ezdliler, Akk diyarından çeşitli yerlere dağıldılar. Cefne b. Amr b. Amir ailesi, Şam'a yerleşti. Evs ve Hazreç kabileleri, Yesrib'e (Medine) yerleşti. Huzaalı-lar, Mekke'ye bir konaklık mesafedeki Merru'z-Zahran'a yerleştiler. Se-rat Ezdileri Serat'a, Uman Ezdileri Uman'a yerleştiler. Sonra Cenâb-ı Allah, Me'rib barajının üzerine sel salarak yıktı.
Süddî de buna benzer ifadelerle bu olayı anlatır. Bir rivayetinde Muhammed b. İshak, Amr b. Amir el-Lahmî'nin kahin olduğunu söylemiştir. Başkaları ise, onun hanımı Tarife bint el-Hayr elHimyeriy-ye'nin kahin olduğunu söylemişlerdir. Tarife, ülkelerinin yıkılıp harab olacağını önceden haber vermişti. Onlar, ülkenin yıkılıp harab olacağını, baraj duvarının dibindeki fareleri gördüklerinde anlamışlardı. Fareleri gördükten sonra göç hazırlıklarına başlamış ve yola koyulmuşlardı.
Doğrusunu Allah bilir.

