El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Seyf B. Zi Yezen El-Hîmyerî'nîn Kıssası Ve Peygamberimizi Müjdelemesi

Hafiz Ebu Bekir Muhanımed b. Cafer b. Sehl el-Haraitî, "Hevatifu'l-Cann" adlı eserinde, Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini nakleder: Seyf b. Zi Yezen, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in doğumundan iki yıl sonra Habeşli-lere …

Hafiz Ebu Bekir Muhanımed b. Cafer b. Sehl el-Haraitî, "Hevatifu'l-Cann" adlı eserinde, Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini nakleder: Seyf b. Zi Yezen, Hz. Peygamber (s.a.v.)'in doğumundan iki yıl sonra Habeşli-lere galib geldiğinde, Arap heyetleri ve şairleri onu tebrik etmeye geldiler. Onu övüp methiyeler dizdiler. Başından geçen imtihanı güzelce başardığını anlattılar. Ona gelen heyetlerden biri de.Kureyş heyeti idi ki, bu heyette Haşim oğlu Abdülmuttalib, Abdu'ş-Şems oğlu Ümeyye, Cüd'an oğlu Abdullah, Esed oğlu Hüveylid de vardı. San'a'da Re's-i Gumdan denen yerdeki sarayında idi. Bu sarayan bahseden Ümeyye b. Ebi's-Salt şöyle der:

"iç, sana afiyet olsun. Başında yüksek tac vardır. Re's-i Gumdan sa-raymdasm. Orayı ikametgah edinmişsin."

Teşrifatçı, Seyf in makamına girerek Kureyş heyetinin geldiğini bildirdi. Onların mertebelerinin yüceliğini anlattı. Seyf de bunun üzerine onlara içeri girme izni verdi. İçeri girdiler. Abdülmuttalib, ona yaklaştı ve konuşma izni istedi. Seyf ona şöyle dedi: "Eğer hükümdarların önünde konuşan bir kimse isen, burada da konuşmana izin verdik."

Abdülmuttalib, söze şöyle başladı: "Ey hükümdar! Allah seni yüksek, muhafazalı, varılması güç bir makama yerleştirdi. Seni aslı güzel, kökü yüce, menşei sabit, dalları yüksek bir ağaçtan bitirdi. Çok kıymetli bir noktada, çok güzel bir kaynakta yetiştirdi. Ey Arapların hükümdarı! Sen, lanete müstehak olacak işleri yapmadın. Sen, Arabistan için bir baharsın ki buraları verimli kıldın. Arapların itaat edeceği bir reissin. Sırtlarını dayayacakları bir sütunsun. Kulların sığınacakları bir merkezsin. Senin ataların çok hayırlı kimselerdi. Sen de bizim için, onların bıraktıkları hayırlı bir evlatsın. Onların evladları, zayıf ve aciz olmaz. Senin geçmişlerin de helak olmazlar. Ey hükümdar! Biz, Allah'ın Harem'inin halkıyız. Beytinin hizmetkarlarıyız. Bizi sana getiren sebeb, omuzlarımızı çökerten ağır sıkıntıyı lütfedip gidermendir. Biz birşey dilenmeye değil, tebrik etmeye gelen bir heyetiz." Seyf b. Zi Yezen sordu: — Ey konuşmacı, sen kimsin?

- Ben, Haşim oğlu Abdülmuttalib'im.

- Kızkardeşimizin oğlu musun? -Evet.

- Öyleyse yaklaş.

Abdülmuttalib, ona yaklaştı. O da Abdülmuttalib'e ve beraberindeki heyete yönelip şöyle dedi: "Şahıslarınız, develeriniz ve yüklerinizle birlikte rahat ve geniş bir yere geliniz. Develerinizin çökeceği yer, sizin ikamet edeceğiniz mahal, rahat ve kolay bir mahaldir. Hepinize merhabalar. Bağışı bol bir hükümdara geldiniz. O, size bol ikramlarda bulunacaktır. Hükümdar söylediklerinizi işitti, yakınlığınızı bildi, vesilenizi kabul etti. Siz, gece gündüz buradasınız. Burada ikamet ettiğiniz müddetçe ikram göreceksiniz. Ayrılıp giderken de hediyeler alacaksınız."

Sonra Kureyş heyeti misafirhaneye ve ikram evine gitti. Orada bir ay kaldı. Hükümdarın yanma gitmediler. İkinci kez, ona ulaşamadılar. O da ayrılmalarına izin vermemişti. Sonra bir ara onları hatırlayınca Abdülmuttalib'e haber gönderip yanına getirtti. Meclisine yaklaştırdı. Onunla başbaşa görüştü. Sonra şöyle dedi: "Ey Abdülmuttalib! Sana bir sır vereceğim. Bunu sadece ben biliyorum. Senden başkasına da açıklayacak değilim. Ama seni, bu sırrın madeni ve kaynağı gördüm. Onun için sana açıklayacağım. Ama bunu kimseye söyleme. Allah izin verinceye kadar bu sırrı ifşa etme. Allah, şüphesiz ki emrini yerine getirecektir. Kendimiz için sakladığımız gizli ilimler hazinesinde bir kitapta gördüm. Gördüğüm şeyde hayatın şerefi ve vefatın fazileti vardı. Bu haber bütün insanlar için, özellikle de senin ve aşiretin için Önemlidir."

Abdülmuttalib dedi ki: "Ey hükümdar! Ancak senin gibi biri iyilik edip sır verir. O sır nedir? Bütün ova halkı grup grup, zümre zümre sana kurban olsun. O sırrı söyle."

Seyf b. Zi Yezen dedi ki: "Tihame'de bir çocuk doğacaktır. Onun üzerinde bir alamet (işaret) vardır. Onun iki omuzu arasında bir mühür vardır. Riyaset ve imamet onundur. Onun sayesinde siz lider olacak ve bu liderliğinizi kıyamete dek sürdüreceksiniz."

Abdülmuttalib dedi ki: "Ey hükümdar! Sen lanete müstehak bir iş yapmadın. Ben de heyetimle birlikte çok hayırlı bir mercie geldim. Hükümdarımızın heybet ve celali olmasaydı, bana daha çok müjde vermesini ve daha çok sevinmeyi isterdim."

Seyf b. Zi Yezen dedi ki: "O insanın doğma vakti geldi veya doğmuştur. Adı Muhammed'dir. Babası ve anası, Ölecektir. Dedesi ve amcası, onu kefaletlerine alacaktır. Allah onu açıkça ortaya koyacak, bizden de ona yardımcılar kılacaktır. Dostları, onun vasıtasıyla izzet bulacaktır. Düşmanları, onun sebebiyle alçalacaktır. Bazı kimseler, onun vasıtasıyla enli kılıçlarla vurulacak, yerin şereflileri, onun adamları vasıtasıyla öldürülecektir. Putlar kırılacak, Mecusilerin ateşleri sönecek, Rahman'a ibadet edilecek, şeytan da koyulacaktır. Onun sözleri doğrudur. Hükmü adildir.İyiliği emredecek, kendisi de iyilik yapacaktır. Kötülüğü yasaklayacak, kötülüğü kendisi de iptal edecektir."

Abdülmuttalib dedi ki:"Ey hükümdar! Şanın yüce olsun. Aşığın (topuğun) yükselsin, mülkün devam etsin. Ömrün uzun olsun. Bizim aslımız, işte budur. Hükümdarımız, bana biraz daha izahatta ve açıklamalarda bulunur mu acaba?"

Seyf b. Zi Yezen dedi ki: "Perdeli Kabe'ye ve putlar üzerindeki işaretlere yemin olsun ki, ey Abdülmuttalib -Bu söylediklerimde yalan yoktur- mutlaka sen, onun dedesisin!"

Seyf b. Zi Yezen'in bu sözleri üzerine Abdülmuttalip secdeye kapandı. Seyf, ona şöyle dedi: "Başım secdeden kaldır. Gönlün ferahlasın. İşin yücelsin. Bu söylediklerimden birşey hissettin mi?"

Abdülmuttalib dedi ki: "Ey hükümdar! Benim bir oğlum vardı. Ben, onu çok beğeniyordum. Ona karşı çok yufka yürekliydim. Onu, kavminin asil kadınlarından biri olan Vehb kızı Amine ile evlendirdim. Amine bir çocuk doğurdu. Ona Muhammed adını verdim. Muhammed'in babası ve anası öldü. Onu, ben ve amcası kefaletimiz altına aldık."

Seyf b. Zi Yezen dedi ki: "Sana ne dediysem öyledir. Sen çocuğunu muhafaza et ve onu Yahudilere karşı koru. Çünkü Yahudiler, onun düşmanlarıdır. Ama Allah, onlara fırsat vermeyecektir. Sana verdiğim

bu

sırrı,

heyetindeki

adamlara

açıklama.

Onların

ona

karşı

rekabette bulunmayacaklarından emin değilim. Bu reislik, sizin elinize geçtiği takdirde onların size karşı yarışa gireceklerinden ve Muhammed'in başına bir iş getirip ona tuzaklar kurmalarından korkarım. Onlar veya onların çocukları, ona karşı tuzaklar kuracaklardır. Onun bi'setinden önce ölümün beni yakalayacağını bilmeseydim, atlılarım ve piyadelerimle birlikte yola koyulup onun memleketi olan Yesrib'e gelirdim. Konuşan kitapta ve ezeli ilimde görmüşüm ki, Yesrib onun kuvvetleneceği, iktidar bulacağı bir yerdir. Oranın sakinleri kendisine yardımcı olacaklardır. Kendisi de oradaki bir mezara defnedilecektir. Başına felaketler gelmesinden, üzerine musibetler yağmasından korkmasaydını, yaşı küçük olmakla birlikte onun durumunu herkese ilan ederdim. Ve Arapların süngülerini, onun peşine muhafız olarak takardım. Ama sen ve beraberindeki kimselerin, ona karşı görevinizi ihmal edeceğinizi bildiğimden dolayı bu sırrı başkalarına ifşa etmiyorum."

Sözünü tamamladıktan sonra onları yolcu ederken, heyetteki adamlardan her birine on köle, on cariye, yüz deve, iki aba, beş batman altın, beş batman gümüş ve birer dağarcık dolusu amber verilmesini emretti. Abdülmuttr'ib'e de arkadaşlarının on misli hediye verilmesini buyurdu ve ona: "Gelecek sene yine yanıma gel." dedi. Ertesi seneye varmadan Seyf b. Zi Yezen öldü.

Abdülmuttalib, o zaman birçok defa şu sözü söylemişti: "Ey Kureyş topluluğu! Hükümdarın bana bol mükafat vermesini kıskanmayın. Bu mükafatlar herne kadar çok ise de tükenmeye mahkumdur. Ancak benim için baki kalacak olan ve benden sonraki neslim için devam edecek olan övünç ve şerefi gıpta ile karşılayın."

Ona; "Bu şeref ve Övünç sana ne zaman verilecek? denildiğinde o: "Uzun bir zaman sonra olsa bile bu yine bilinecektir." demişti. Bununla ilgili olarak bir şiirinde Ümeyye b. Abdu'ş-Şems şöyle demiştir:

"Öğüt kazandık. Bu kazandıklarımızı bineklere, erkek ve dişi develerin sırtlarına yükledik.

Mer'aları, develerin hoşlandığı otlarla doludur. San'a'ya kadar uzak yollardan itibaren böyledir.

İbn Zi Yezen bize liderlik etti. Ana yolları gösterdi.

Bulutlarından şimşekleri gözetti. O şimşekler ki ışıkları boldur.

San'a'ya vardığımızda hükümdarın evine ve soylu makama inilir."

Ebu Bekir el-Haraitî'nin rivayetine göre Halife adındaki şahıs, Muhammed b. Osman b. Rebia b. Savae b. Has'em b. Sa'd'e şöyle bir soru sormuş: "Baban, sana Muhammed adını nasıl verdi?" O da: "Ben de senin bana sorduğun bu soruyu babama sordum. Bana şöyle cevap verdi: Amcam oğulları kabilesinden Süfyan b. Mücaşa b. Darem, Üsame b. Malik b. Cündüp b. Akid, Yezid b. Rebia b. Kinane b. Harbus b. Mazen ile birlikte dört kişilik bir heyet olarak Gassan Meliki îbn Cefne'nin yanına gitmek üzere yola çıktık. Şam'a yaklaştığımızda ağaçlı ve otlak bir yere konaklayıp kendi aramızda konuşmaya başladık. Konuşmamızı rahibin biri işitti, yanımıza gelip şöyle dedi: "Bu dil, bu beldenin diline benzemiyor." Biz de Mudar kabilesinden olduğumuzu söyledik. Bunun üzerine hangi Mudar? diye sordu. Biz de Hindaf tan, diye cevap verdik. Bunun üzerine rahip şöyle dedi: "Ama yakın zamanda son peygamber ortaya çıkacaktır. Acele edip ona gidin. Ondaki payınızı alıp doğru yolu bulun," O peygamberin adını sorduğumuzda, "Muhammed" dedi.

Gassan hükümdarı İbn Cefne'nin yanından döndüğümüzde her birimizin bir oğlu dünyaya geldi. Oğullarımıza Muhammed adını verdik."

Yani onlardan her biri, o müjdelenen şerefli peygamberin kendi oğulları olmasını arzulamışlardı.

Ebu Bekir el-Haraitî, Cabir b. Ceddan b. Cemi' b. Osman b. Simak b. Hüsayn b. Samuel b. Adiya'mn şöyle dediğini rivayet eder: Evs b. Harise b. Salebe b. Amr b. Amir vefat edeceği zaman Gassanlı kavmi onun etrafına toplanıp kendisine şöyle dediler: Gördüğün gibi sana emri hak vaki olmak üzeredir. Gençliğinde evlenmeni sana söylediysek de evlenmeye yanaşmadın. İşte kardeşin Hazreç'in beş oğlu var. Seninse Malik'ten başka oğlun yok.

Kavminin bu konuşması üzerine, Evs şöyle cevap verdi: "Malik gibi bir evladı bırakan kimse, helak olmuş sayılmaz. Çünkü taşlardan ateş çıkaran; Malik'e nesil ve bol zürriyet vermeye de kadirdir. Herkes ölüme mahkumdur."

Böyle dedikten sonra oğlu Malik'e dönerek şöyle dedi. "Oğulcuğum, ölsen dahi alçalma. Cezalandıracak olsan dahi ayıplayıp kırma. Celadet göster ama tartışma. Mezar, yoksulluktan daha iyidir. Malı az olan alçalır, saldıran kaçar, haremini ve ırzını korumak, şerefli kimsenin şerefidir. Gün ikidir. Biri senin lehine, diğeri de aleyhinedir. Devran sana gülerse şımarma. Günün kötü gelirse de sabırlı ol. Her ikisi de gelip geçicidir. Taçlı hükümdar da, alçak ahmak da kahcı değildir. Gününü selametle geçir, Rabbin sana.ömürler versin." Böyle dedikten sonra şu şiiri söyledi:

"Muharrikin döndüğü günde esirleri gördüm.

Hicir'de Allah'ın sayhası ömrüme ulaştı.

Mülk sahibi insanlar da, sokaktakiler de,

Sonunda ölüme ve mezara mahkumdurlar.

Semud ve Cürhüm kabilelerim helak eden Allah,

Belki de zamanın sonuna kadar benim neslimi devam ettirir.

Onları, Amr b. Amir aşiretinden kaçırırsın.

Ama davetçinin yanında intikam talebini ileri süren casuslar var.

Eğer günler, benim gayretimi çürütmeseler,

İhtiyarlıkta benim başımı ağartmasa idi,

Bilesiniz ki bizim Rabbimiz vardır.

Arş'ının üzerinde yücelmiştir.

Gelecek olan hayır ve şerri bilir.

Kavmimin haberi olmadı mı ki, Allah'ın daveti vardır.

Saadet ve iyilik sahibi kimseler, o davete icabet eder.

Galib'in kavminden bir peygamber gönderildiğinde,

Mekke'de, Mekke ile Hicir arasında.

Orada onun zaferini isteyin, ülkenize yardım etsin.

Amir oğullarına destek olsun, saadet, onun yardımmdadır."

Böyle dedikten sonra Evs b. Harise b.Sa'lebe b. Amr b. Amir vefat etti.