Yemende hakimiyetin Habeşlilerin elinden alınıp Seyf b. Zi Ye-zen'in eline geçeceğini çok önceleri Şıkk ve Satih adında iki kahin, Rebia b. Nasr el-Lahmf ye haber vermişlerdi. Rahmetli Muhammed b. Ishak dedi ki: Habeş Hükümdarı Ebrehe ölünce yerine oğlu Yeksum geçti. Eb-rehe, onun adı ile künyelenmiş olduğundan Ebu Yeksum (Yeksum'un babası) diye çağrılırdı. Yeksum öldükten sonra yerine kardeşi Mesruk geçti. Yemenlilerin eziyet ve sıkıntıları uzaymca, Himyerli Seyf b. ZiYe-zen ortaya çıktı. Ebu Mürre künyesiyle çağrılan Seyf in şeceresi şöyledir: Seyf b. Zi Yezen b. Zi Asbah b. Malik b. Zeyd b. Sehl b. Amr b. Kays b. Muaviye b. Cüşem b. Abdüşşems b. Vail b. Gavs b. Kutn b. Arîb b. Züheyr b. Eymen b. Mehaysa b. Arencec (ki o da Himyer b. Sebe'dir).
Nihayet Seyf b. Zi Yezen, Bizans imparatoruna giderek içinde bulundukları mihnetli halleri şikayet etti. Kendilerini bu sıkıntıdan kurtarmasını, kendi himayesi altına almaşım, dilediği Bizanslıyı vali olarak kendilerine göndermesini istedi. Ama imparator, onun bu şikayetine aldırış etmedi ve isteklerini yerine getirmedi.
Bunun üzerine Seyf b. Zi Yezen oradan ayrılıp, kisranın Hire'deki valisi Numan b. Münzir'in yanına geldi. Numan b. Münzir o zamanlar, Hire ve oraya bağlı Irak topraklarının valisi idi. Kisra'ya tâbi idi. Seyf, Habeşlilerin sıkıntılı hallerini anlatınca Numan: "Ben, her sene kisrayı ziyarete giderim. Yanımda dur. Ziyaret zamanı gelince beraberimde seni de ona götüreyim." dedi
Seyf, Numan'm tavsiyesine uyup yanında kaldı. Zamanı gelince de onunla birlikte kisranın ziyaretine gitti. Numan, onu huzura aldırdı. Kisra, tacının bulunduğu meclis eyvanında oturmaktaydı. Anlatıldığına göre tacı, büyük bir ölçek iriliğinde olup altm, gümüş, inci, yakut ve zebercedle süslenmiş. Hükümdarlık tahtının, ortalarında durduğu iki sütunu birbirine bağlayan yüksekçe kemerin ortasında asılı duran altın bir sepetin içinde dururmuş. Bu taç o kadar ağırmış ki, hükümdar onu başında taşıyamazmış. İki sütun ortasında asılı duran bu taç, hükümdarın başı üzerine indirilmediği zaman bir örtü ile kapatılırrmş. Gelip tahta oturduğunda, perdesi açılan taç, yavaşça indirilerek hükümdarın başına geçirilirmiş. O tacı ilk görenler, heybeti önünde çöküp kalırmış... Seyf b. Zi Yezen, kisranın makamına yol veren yüksekçe kapıdan girerken başını öne doğru eğmiş, kisra da: "Şu ahmağa ne oluyor? Yüksekçe kapıdan girdiği halde yine de başını eğiyor." demişti. Kasra'nm bu sözü Seyf e aktarılınca şöyle dedi: "Kederli ve sıkıntılı olduğum için böyle yaptım. Çünkü kederli ve sıkıntılı adama, geniş olan yerler dahi dar görünür! Ey hükümdar! Yabancılar ülkemizi istila etti." Hükümdar sordu:
- Hangi yabancılar? Habeşliler mi yoksa Sindliler mi?
- Hayır, Habeşliler istila etti. Senden yardım istemeye geldim. Yardım edersen, ülkemizin hakimi sen olursun.
- İyi ama senin ülken bize uzak, hem de verimi azdır. Fars ordusu-nu, Arap diyarında tehlikeye sürükleyecek değilim. Senin topraklarına ihtiyacım yok. Var işine git.
Böyle dedikten sonra da Seyf b. Zi Yezen'e sağlam 10.000 dirhem bağışta bulundu, ona güzel elbiseler giydirdi.
Bağışı alan Seyf, saraydan dışarı çıkınca paraları eliyle havaya savurdu, halk ta savrulan paraları toplamaya başladı. Bunu duyan kisra, "Bu adamda iş var." dedi, sonra haber gönderip saraya çağırdı. Saraya gelen Seyf e, "Bana kastın mı var? Bağışımı niye havaya savurup halka dağıttın?" diye sorunca Seyf şöyle cevap verdi: "Senin bağışını ne yapayım? Bırakıp geldiğim ülkemin dağları, hep altın ve gümüştür. Onun için senin bağışına rağbet etmedim!" Bu cevap üzerine kisra, vezirlerini toplayarak: "Bu adam ve getirdiği haber ile teklifi hakkında ne dersiniz?" diye sordu. Vezirlerden bîri, şöyle bir teklifte bulundu: "Ey hükümdar! Senin zindanlarında ölüm cezasına çarptırılmış mahkûmların var. Onları, Seyf ile birlikte Yemen'e göndersen iyi olmaz mı? Eğer ölürlerse bu, zaten senin istediğin birşeydir. Yok, eğer zafer kazanırlarsa, bir memlekete daha sahib olmuş olursun!"
Bu teklifi uygun gören kisra, zindandaki 800 mahkumu Seyf b. Zi Yezen'le birlikte Yemen üzerine gönderdi. Başlarına da Vehriz adlı bir mahkûmu geçirdi. Vehriz yaşlı, faziletli ve erdemli bir adamdı.
Mahkûmlar, sekiz gemi ile yola çıktılar. Yolda iki gemi battı. Altı gemi Aden kıyısına vardı. Seyf, Yemen'de sözünü geçirebildiği adamlarını toplayıp Vehriz'in emrine verdi. Ona: "İkimiz birlikte ölünceye veya ikimiz birlikte zafere kavuşuncaya kadar seninle beraberim." dedi. Vehriz de: "Doğru söyledin." karşılığını verdi.
Bunların karşısına, Yemen hükümdarı Mesruk b. Ebrehe çıktı. Askerlerini etrafına topladı. Vehriz, ona karşı kendi oğlunu savaşmak üzere gönderdi. Onların nasıl savaştıklarım denemek istiyordu. Oğlu Öldürülünce; Vehriz'in, onlara karşı öfkesi arttı. İki ordunun safları kar-
şı karşıya gelince Vehriz, "Bunların hükümdarlarını bana gösterin." dedi: "Fil üzerinde oturmakta olan taçlı ve iki kaşı arasında kırmızı bir yakut bulunan adamı görüyor musun?" dediler. O da, "Görüyorum." dedi. "İşte hükümdar odur." dediler. "Onu bana bırakın." dedi. Uzun bir süre beklediler. Sonra: "Hükümdar niye böyle yaptı?" diye sordu. "Filden inip ata bindi." dediler. "Onu kendi haline bırakın." dedi. Uzun süre onu kendi haline bıraktılar. Sonra: "Hükümdar niye böyle yaptı?" diye sordu. "Attan inip katıra bindi." dediler. Vehriz şöyle karşılık verdi: "Eşşeğin yavrusu" Hem kendisi alçaldı, hem de hükümdarlığını alçalttı. Ben artık onu vuracağım. Onun arkadaşlarının yerlerinde durup kımıldamadıklarını görürseniz, ben size bildirmeden yerinizden ayrılmayın ve sakın harekete geçmeyin. Demek ki o zaman ben, adama okumu isabet ettirememişim. Ama adamlarının onun çevresinde dolanmakta olduklarını görürseniz, bilin ki ben okumu ona isabet ettirmişim. Artık siz de onlara karşı hücuma geçersiniz".
Böyle dedikten sonra Vehriz yayını gerdi -çok sert olduğundan o yayı kendisinden başkasının geremediği anlatılır- ve yanındaki iki adama yayı sıkıca bağlamalarını emretti. Sonra oku yaya yerleştirip fırlattı. Ok, hükümdar Mesruk'un iki kaşı arasındaki yakutu delip kafasının ardından çıktı ve bindiği hayvana saplandı. Bunun üzerine Habeşliler, hükümdarları Mesruk'un etrafında dolanmaya başladılar. Vehriz'in komutasmdakiler, onlara saldırdılar. Yenilgiye uğrayıp öldürüldüler ve sağa sola kaçışmaya başladılar.
Vehriz, San'a'ya girmek üzere yola çıktı. Şehrin kapısına vardığında, "Bayrağımı eğipte içeriye girecek değilim, yıkın şu kapıyı!" dedi. Kapıyı yıktılar. O da bayrağım dik tutmuş vaziyette şehre girdi. Seyf b. Zi Yezen el-Himyerî bir şiirinde şöyle der:
"İnsanlar, iki hükümdarın uzlaştığını sanır. Onların uzlaştıklarını kim duymuştur? Aksine iş daha da şiddetlenmiştir. Deve gibi biri olan Mesruk'u öldürdük. Tepelere kan içirip kandırdık. Doğrusu o deve, halkın devesiydi. Gel gör ki Vehriz, çoluk çocuğu ve malları. Ele geçirinceye dek içki içmemeye and içmiş."
Hicaz'dan ve diğer yerlerden Araplar, Seyf i tebrik etmeye gelmiş, hakimiyeti tekrar ele geçirdiğinden dolayı onu övmeye başlamışlardı. Tebrike gelen heyetlerden biri de, Kureyş heyeti idi. Bu heyette Hz. Peygamberin dedesi Abdülmuttalib de bulunmaktaydı. Seyf b. Zi Yezen, ona, Hz. Peygamber'i müjdelemiş ve bu konuda bildiklerini aktarmıştı.Bununla ilgili detaylı açıklama, Hz. Peygamberle ilgili müjdeler bahsinde verilecektir.
İbn îshak'm anlattığına göre Ebü's-Salt b. Rebia es-Sekafî, bir şiirinde şöyle der (Yalnız îbn Hişam, bu şirin Ümeyye b. Ebi's-Salt'a ait olduğunu ifade etmiştir.):
"Zi Yezen oğlu gibileri intikam alsınlar.
Deniz yoluyla düşman üzerine yönelip,
İntikam için çeşitli tuzaklar kurdu.
Önce Kayser'e başvurdu. Yanma varınca,
Ne yazık ki, aradığını onda bulamadı.
On sene sonra kisraya yöneldi,
Kasranm hediyelerini havaya savurdu.
Kendi canını umursamaz oldu.
Nihayet asilzadelere uğrayıp yardım istedi.
Ey Zi Yezen oğlu Seyf, hayatıma ben,
Yemin ederim ki çok hızlı birisisin sen.
Allah, sonlarını hayr eylesin, o asiller,
Seyf e yardım edecek bir grup seçtiler.
O gruptakilerin, insanlar arasında,
Hiç mi hiç emsalleri yok idi.
Reisler, bahadırlar, miğferli süvarilerdi.
Vahalarda yavru yetiştiren aslanlardı.
Deve üstündeki mahmilleri andırır gibi,
Eğri yaylardan, seri oklar fırlatıyorlardı.
O kara köpekler üzerine aslanlar salındı.
Aslanların Önünden kaçanlar, yenik düştü.
Sana ikametgah olan Gumdan sarayında,
Tacını giy, şarabım da afiyetle iç.
Şarabını afiyetle iç, onlar darmadağın oldular.
Bu gün kaftanının ucunu salıp rahatla,
Suyla karıştırıp idrara dönüşen sütün kabı gibi,
Değildir bu sözler, aslında faziletlerdir, bunlar."
Anlatıldığına göre Gumdan, Yemen'deki bir saray olup Kahtan oğlu Yarub tarafından inşa edilmiştir. Yarub'dan sonra Vaile b. Himyer b. Sebe' oralara hakim olmuştu. O saray, yirmi katlı imiş. Doğrusunu Allah bilir.
îbn îshak'm rivayetine göre Temim oğulları kabilesinden Adiyy b. Zeyd el-Hirî, bir şiirinde şöyle demiştir:
"San'a'dan sonra oraya bağışı bol olan,
Hükümdarlar, imar etmez oldular.
Oysaki daha önce orayı bulutlara,
Varacak yükseklikte inşa etmişlerdi.
Mabedinden misk kokusu saçılırdı.
Etraû dağlarla çevrili idi.
Yüksek kısımları, semaya ulaşmaktaydı.
Geceleyin orada çalman neylere gelip, .
Eşlik ederdi, erkek baykuş sesleri.
Bazı sebeplerden dolayı oraya sevkedildi.
Asilzadelerin ordusu, hepsi de süvari idi.
Katırlara binip çöllere gittiler, onları,
Ölüm önüne kattı, eşek yavruları yanlarında koştu.
Nihayet hükümdarlar, kale tarafından
Demir gibi kıtaların geldiğini gördü.
O gün onlara şöyle sesleniliyordu:
Ey Berberiler, ey Ebrehe (Yeksum) ailesi,
Kaçanın kurtulabileceğini sanmayın.
O gün, adı unutulamayacak bir gün oldu.
Kıymeti sabit bir nimet, yok olup gitti.
Cemaatlerin yerini yalnız başına yürüyen aldı.
Günler haindir, çok acaiplikleri içerir.
Tübban oğullarından sonra gelen hükümdar,
Şerefli ve memnuniyet verici idi."
İbn Hişam der ki: Bir zamanlar Kahin Satih'in, "Kendisinden sonra İrem Zi Yezen gelecektir. Zi Yezen, Aden'den çıkacak ve Yemen'de Ha-beşlilerderi hiçbirini sağ bırakmayacaktır." sözüyle kasdettiği hükümdar, işte budur.
İbn îshak der ki: Vehriz ve beraberindeki Farslar, Yemen'de ikamet ettiler. Orada kalan Farslann nesli, bugün Yemen'de halen mevcuttur.
Eryat'ın Yemen'e girmesiyle, Farslıların Mesruk b. Ebrehe'yi öldürmelerine ve Yemen'deki Habeşlileri, sürgün etmelerine kadar geçen süre, yetmiş iki senedir. Eryat'dan sonra hükümdarlığa Ebrehe geçmiş; Ebrehe'den sonra oğlu Yeksum, Yeksum'dan sonra da diğer oğlu Mesruk hükümdar olmuştu.

