İbn îshak'm anlattığına göre Rebia b. Nasr'ın ölümünden sonra Yemen idaresi tamamen Hassan b. Tübban Esad Ebi Kerib'in eline geçti. Yemen tübbalannın (hükümdarlarının) sonuncusu olan Tübban Es'ad, Külkey Kerib b. Zeyd'in oğludur. Zeyd ise, Yemen tübbalannın ilki olup Kahtanilerdendir. Amr Zil-Ez'ar'm oğludur.
Ebu Kerib Tübban Es'ad, Medine'ye gelerek iki Yahudi âlimini Yemen'e sevk eden ve Ka'be'yi onarıp üzerine örtü geçiren hükümdardır. Rebia b. Nasr'dan önce hüküm sürmüştü. Doğu ülkelerine yaptığı seferden dönerken Medine'ye uğramıştı. Sefere giderken de Medine içinden geçmişti ama halk tedirgin olmamıştı. Oğlunu oraya bırakmıştı. Fakat bir suikasd neticesinde oğlunu öldürmüşlerdi. Sefer dönüşü Medine'ye uğradığında oraya tahrib etmeye, ahalisinin kökünü kazımaya, hurmalıklarını kesmeye kararlıydı. Amr b. Talla, Neccar oğullarının kardeşi ve Beni Amr b. Mebzul'un evladından idi. Mebzul'un adı da Amir b. Malik b. Neccar idi. Neccar'm adı ise, Teymullah b. Salebe b. Amr b. Hazrec b. Harise b. Salebe b. Amr b. Amir idi.
İbn Hişam dedi ki: Amr b. Talla, Amr b. Muaviye b. Amr b. Amir b. Malik b. Neccar'dır. Talla, anasının adıdır. Anası, Amir b. Zurayk el-Hazreciye'nin kızıdır.
İbn îshak'm anlattığına göre Beni Adiyy b. Neccar kabilesinden Ah-mer adında bir adam, Tübban'm adamlarından birini, kendine ait bahçedeki hurma ağaçlarından birini keserken görmüş, elindeki orakla adamı Öldürüp "Hurma, ancak onu aşılayana aittir." demiş ve bu olay, Tübban'm Medinelilere karşı öfkesini daha da artırmıştı. Ensâriler, gündüzlerin Tübban ile savaşmayı, geceleyin onu misafir gibi ağırlamaya söyleyip kararlaştırmışlar ve bu kararlan hoşlarına gittiği için de "Vallahi bizim milletimiz âlicenaptır." demişlerdi.
İbn îshak'ın Ensâr'dan naklettiğine göre Tübban'm öfkesi, Yahudilere karşı imiş. Fakat Ensâr, onun Yahudilere zarar vermesine engel olmuş.
Süheylî der ki: Tübban, Yahudilere karşı kendi amcazadeleri ile
Ensâr'a yardım için Medine'ye gelmişti. Çünkü Yahudiler, bazı şartlara uymayı taahhüd ederek Medine'ye gelip Ensâr in yanında ikamet etmeye başlamışlar, ama daha sonra o şartları unutarak Ensâr'a tecavüze kalkmışlardı. Tübban, Yahudilerin o şartlara uymalarım sağlamak için Medine'ye gelmişti. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak der ki: Tübban, onlarla savaşmaktayken bir ara Yahudi Kurayza oğulları kabilesinden iki bilgin, -Medine'yi ve halkını mahvedeceği haberini duydukları için- yanma geldiler ve ona şöyle dediler:
"Ey hükümdar! Sakın böyle yapma. 'Mutlaka Medine'yi ve halkını kırıp geçireceğim.' diyorsan, bu amacına ulaşamazsın. Kısa zamanda bir azaba çarptırılmandan korkarız!"
Hükümdar, "Neden?.." diye sorunca şu cevabı verdiler: "Medine, ahir zamanda şu haremden (Mekke'den) çıkacak olan Kureyşli bir peygamberin hicret edeceği yerdir. Buraya yerleşecek ve burada yaşayacaktır." Onların bu cevabı üzerine Tübban, Medine'ye saldırısını durdurdu. Onlardan duyduğu sözlerden hoşlandı ve Medine'den ayrılıp gitti. O iki âlimin dinine, Yahudiliğe girdi.
İbn İshak dedi ki: Tübban ve kavmi putperest idiler. Yemen'e dönerken Mekke'ye yöneldi. Usfan ile Emeç arasına vardığında Hüzeylîler-den birkaç kişi gelip kendisine şöyle dediler: "Ey hükümdar! Senden önceki hükümdarların farkına varmadıkları zenginlik kaynağı, içinde ze-berced, inci, yakut, altın ve gümüşün dolup taştığı bir evi sana gösterelim mi?" Hükümdar "Evet," deyince, ona o evi şöyle tanıttılar: "Mekke'deki bir beyt (ev) dir ki ora halkı o evin yanında namaz kılıp ibadet ederler." Hüzeylîler, Tübban'ı Ka'be'ye yöneltmekle onu helak etmek istemişlerdi. Çünkü Beyt'i ele geçirmek isteyen ve orada taşkınlık yapan kimselerin helak, olduklarını daha önce öğrenmişlerdi.
Tübban, Mekke'ye yönelince, adamları kendisine: "O iki Medineli Yahudi âlime haber gönder; bu seferin durumunu ve akıbetini onlara sor." dediler. Haber saldı, o iki âlim, Tübban'a şu öğütleri verdiler: "Hü-zeylîlerden olup seninle görüşmüş ve Ka'be'ye saldırmanı teklif etmiş olan o heyet, senin ve askerlerinin mahvolmasını istiyorlar. Çünkü Kabe'den, başka Allah'ın yeryüzünde kendisi için seçtiği başka bir ev bilmiyoruz. Eğer onların tekliflerine uyarsan hem sen, hem beraberindekiler toptan helak olursunuz!.."
Tübban: "Ka'be'ye varınca ne yapmamı tavsiye edersiniz?" diye sordu. Dediler ki: "Mekkeliler orada nasıl davranıyorlarsa sen de öyle hareket et. Ka'be'yi tavaf et,tazim et, ona karşı saygılı davran, onun yanında saçım tıraş et, oradan çıkıncaya kadar boynun bükük kalsın." Bu tavsiyeleri dinleyen Tübban, onlara: "Peki, bu söylediklerinizi yapmanıza mani olan nedir?" diye sorunca şu cevabı verdiler: "Allah'a andolsun ki orası, atamız İbrahim'in evidir. Tıpkı sana anlattığımız gibi yüce ve kutsal bir mekandır. Ancak Mekkelüer, onunla bizim aramıza girdiler. Etrafına dizdikleri putları ve orada akıttıkları kanlar ile, oraya yaklaşmamıza engel oldular. Onlar murdardırlar ve Allah'a ortak koşan kimselerdir." Hükümdar Tübban, Yahudi âlimleı-inin öğütlerini kabul etti, sözlerinin doğruluğunu anladı.. Mekke'ye saldırmasını teklif eden Hüzeylî-leri çağırtarak ellerini ve ayaklarını kestirdi. Sonra yoluna devam edip Mekke'ye vardı; Ka'be'yi tavaf etti, orada kurbanını kesip tıraş oldu. Mekke'de altı gün kaldı. Anlatıldığına göre o süre zarfında kurbanlar kestirip Mekkelilere yedirmiş, bal içirmiş ve rüyasında Ka'be'ye hurma ağacının yaprak ve lifinden örülmüş bir örtüyü geçirmekte olduğunu görmüş.. Uykudan uyanınca, Ka'be'ye Yemen dokuması çizgili kumaştan yapılma bir örtü geçirmişti.
Anlatıldığına göre Ka'be'ye ilk örtü geçiren adam, Hükümdar Tübban'dır. Kendisine bağlı Cürhümlü valilerine Ka'be'ye iyi bakmalarım, orayı temiz tutmalarını; oraya kan, leş ve âdet görmekte olan kadınları yaklaştırmam al annı emretmiş ve Ka'be ye anahtarlı bir kapı yaptırmıştı. Bu cümleden olarak Sübey'a bintül Ehabb, oğlu Halid b. Abdumenaf a şöyle demiştir:
"Ey oğul! Mekke'de büyük küçük, Sakın kimseye haksızlık etme. Oranın yasaklarına riayet et. Hiçbir hilekar seni aldatmasın. Ey oğul! Mekke'de zulmeden kişi, Büyük serlere maruz kalır. Ey oğul, onun yüzüne vurulur, Yanaklarım çılgın alevler yalar. Ey Oğul! Ben, bunu tecrübe ettim. Orada zulmedenin mahvolduğunu gördüm. Orayı korumakta olan Allah'tır. Onun arsasında saraylar yapılmaz. Oradaki kuşları bile Allah korur. Kalanlar, helakten emin olurlar. Tübban orayı yıkmaya geldi. Ama Ka'be'ye kumaş örtü geçirdi. Rabbim, onun hükümranlığını yumuşattı. O da adaklarını yerine getirdi. Yanında bin devesi ile Tübban, Ka'be avlusunda yalınayak dolaşırdı. Mekkelilere yedirmeye başladı.
Deve yavrularının ve meharî develerinin etlerini,
Onlara süzülmüş bal ile,
Arpa suyunu içiriyor idi.
Fil ordusunu helak etti.
Üzerlerine kaya parçaları atıldı.
Oysa ülkenin yakınma da uzağına da.
Acemlere de Hazîrlere de hakim idi.
Sana söylendiğinde sözü dinle,
Ve işlerin sonu nasıl olurmuş, anla!"
İbn İshak dedi ki: Daha sonra Tübban, beraberindeki askerleri ve o iki Yahudi bilginiyle birlikte Yemen'e gitmek üzere yola çıktı. Yemen'e vardığında, girmiş olduğu dine kendi kavmini de davet etti. Ama onlar, Yemen'deki ateşin hakemliğine başvurmadan ve sonucu görmeden dinine girmeyeceklerini söylediler.
Ebu Malik b. Sa'lebe, bir defasında bana şöyle demişti: İbrahim b. Muhammedb. Ubeydullah'm şöyle dediğini işittim: Tübban, Yemen'e yaklaştığında Himyerliler karşı çıkıp Yemen'e girmesine engel oldular. "Sen bizim dinimizden ayrıldın. Artık biz orada bulunduğumuz sürece Yemen'e giremezsin!" dediler. Hükümdar Tübban onları kendi dinine davet etti ve: "Benim dinim, sizinkinden daha iyidir." dediyse de onlar: "Ateşin hakemliğine başvururuz. Çıkacak sonuca göre karar veririz." dediler. Tübban da "Öyle olsun." dedi.
Yemenlilerin anlattıklarına göre ülkelerinde insanların ihtilaflarını çözen ve hakemliğine başvurulan bir ateş varmış. O ateş, haksızı yakalar, haklıya zarar vermezmiş.
Nihayet Yemenliler, putlanyla ve dinlerinde ibadet vesilesi saydıkları şeylerle birlikte; Tübban'm beraberindeki iki Yahudi bilgini de kitaplarını boyunlarına asmış vaziyette ateşe doğru gittiler. Ateşin çıktığı yere varıp orada oturdular. Ateş yerden çıkıp kendilerine doğru ilerleyince geriye ve sağa sola doğru kaçışmaya başladılar. Orada duran seyirciler, kaçmamalarını söylediler ve ateşe yaklaşmalarını teşvik ettiler. Sabretmelerini tavsiye ettiler. Sabredip ateşin yanında beklemeye başladılar. Ateş yerden çıkıp putları, ibadet aracı yaptıkları şeyleri ve onlara bağlanan Himyerli adamları yakıp küle çevirdi. Tübban'm maiyetindeki iki Yahudi bilgini ise, boyunlarına astıkları kitaplarıyla birlikte ateşin içinden sapasağlam çıktılar. Sadece alınları biraz terlemiş-ti. Bunun üzerine Himyerliler, o iki din bilgininin dinleri olan Yahudiliğe girmeye karar verdiler.
Böylece Yahudilik, o günden itibaren Yemen'e yerleşmiş oldu.İbn İshak dedi ki: Adamın birinin bana anlattığına göre o iki Yahudi bilgini ile beraberlerinde şehir dışına çıkmış olan Himyerliler, geri püskürtmek için ateşe doğru yürümüşler ve: "Bu ateşi, kim geri püskürtürse o hakka daha yakındır." demişlerdi. Bunun üzerine Himyerliler, put-larryla birlikte geri püskürtmek için ateşe doğru ilerlemeye başlamışlardı. Ateşde onları yakıp küle dördürmek için kendilerine yaklaşınca gerilemeye ve sağa sola kaçmaya başladılar. Geri püskürtemediler. Bundan sonra o iki Yahudi bilgini, Tevrat okuya okuya ateşe doğru ilerlediler. Ateş gerilemeye başladı. Nihayet onu, çıktığı yere koymayı başardılar. O anda Himyerliler, o iki bilginin dini olan Yahudiliğe girmeye karar verdiler.
Naklettiğimiz bu iki rivayetten hangisinin doğru olduğunu Allah bilir. İbn îshak dedi ki: Putperestlik döneminde Yemenlilerin mabed olarak kullandıkları, son derece saygı gösterdikleri, yanıbaşmda kurbanlarım kestikleri ve içinde görünmeyen birinin kendileriyle konuştuğu bir evleri vardı ki o eve, Riam adını vermişlerdi. O iki Yahudi bilgin, bu evden Tüban'a bahsederken, şeytanın oraya gizlendiğini, insanları saptırıp fitneye düşürmek için kendilerine ses verdiğini anlattılar. Bu işin iç yüzünü açığa çıkarmak için kendisinden izin istediler, Tübban da, "Dilediğinizi yapabilirsiniz." diyerek izin verdi. Onlar da o mabedin gizli bölmelerinin birinden bir köpek çıkardılar ve kestiler. Sonra da mabedi yıktılar. Anlatıldığına göre o mabedin, üzerinde kan lekeleri bulunan kalıntıları bugün hâlâ mevcuttur .
Tefsirimiz (îbn Kesir Tefsiri) de naklettiğimiz gibi bir hadis-i şerifte Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Tübban'a sövmeyin. Çünkü o, Müslüman olmuştur." Ebu Hürey-re'nin rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur.
"Es'ad el-Himyerî'ye sövmeyin. Çünkü Ka'be'ye ilk örtü giydiren odur."
Süheylî der ki: İki Yahudi bilgini, Tübban'a, Rasûlullah (s.a.v.) hakkında bilgi verince o, şu şiiri terennüm etmişti:
"Ahmed'in, canlıları yaratan Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğuna şahadet ederim.
Onun zamanına kadar yaşayacak olsam, Onun yardımcısı (veziri) ve amcazadesi olurum. Düşmanlarına karşı kılıçla cihad ederim. Gönlündeki bütün sıkıntıları gideririm."
Bu şiir, babadan oğula, Ensâr'a intikal etmiş olup muhafaza edilmiştir. Ebu Eyyüb el-Ensârî (r.a.)'nin yanında da bu şiir vardı.
Süheylî der ki: İbn Ebi'd-Dünya'mn "Kitab'ül-Kubur" adlı eserde anlattığına göre San'a'da açılan bir mezarda iki kadın cesedi görülmüş, cesedlerin yanıbaşmda gümüş bir levha bulunmuş. Bu levha üzerinde altınla yazılmış şöyle bir yazıya rastlanmış:
"Bu, Tübbanmn kızları Lemis ile Hübba'mn mezarıdır. Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun bir ve tek olduğuna, ortağı bulanmadığma şahadet ederek öldüler. Kendilerinden önce de salih kimseler, bu hal
üzere öldüler."
Daha sonra hükümdarlık, Hasan b. Tübban Es'ad'm eline geçti. Hasan, Cu şehrinin giriş kapısında asılan Yemametü'z-Zerka'nm kardeşidir. Yemame'nin asıldığı günden sonra Cu şehrine, Yemame adı verilmiştir.
İbn îshak'm anlattığına göre Yemame'nin oğlu Hasan b. Ebi Kerib Tübban Es'ad hükümdar olunca, Yemenlileri peşine takarak Arap ve Acem diyarını istila etmek için sefere çıktı. Irak topraklarına girince Himyerlilerle Yemen kabileleri onunla birlikte yol yürümekten hoşlanmaz oldular. Kendi memleketlerine ve ailelerine dönmek istediler. Hükamdarın, Amr adı verilen kardeşiyle konuştular! O da orduyla birlikte bu sefere çıkmıştı. Ona: "Kardeşin hükümdar Hasan'ı Öldür, seni başımıza hükümdar yapalım. Bereberce memleketimize dönelim.» dediler. Amr, bu teklifi beğendi. Bu işi yapmayı kararlaştırdılar. Ancak Za Ruayn el-Himyerî, bunu uygun görmedi. Amr'i, böyle bir girişimde bulunmaktan menetti ve bir kağıdın üzerine şu kıtayı yazdı.
"Ey uykuyu verip, uykusuzluğu satın alan. Gözü tok ve rahat yatan kişi mutludur. Himyerliler, vefasızlık ve hainlik edince, Allah katında Za-Ruayn kendini savunur."
Yazdığı bu kıtayı, Anır'a verdi. Amr, kardeşi Hasan'ı öldürüp Yemen'e dönünce uykusuzluğa müptela oldu. Uyuyamaz hale geldi. Derdinin çaresini müneccimlere, hekimlere, kahin ve arraflara sordu. Ona denildi ki: "Kardeşini veya bir yakınını haksız yere öldüren kimse, uyku uyuyamaz, uykusuzluğa müptela olur." Bunun üzerine Amr, kardeşi Hasan'ı öldürmesini kendisine teklif edenleri birer birer Öldürmeye başladı. Sıra Za Ruayn'a geldiğinde o, "Senin yanında benim berat belgem vardır." dedi. Amr, "Ne belgesi?" diye sorunca Za Ruayn: "Sana vermiş olduğum yazı var ya..." diye cevap vermişti. Amr, yazıyı çıkarıp bakınca, içindeki kıtayı görmüş, Za Ruayn'm kendisine nasihat verdiğini anlamış ve onu serbest bırakmıştı. Yakalandığı illetten kurtulamayıp ölmüş, bunun üzerine Himyerlilerin devleti yıkılıp darmadağın olmuştu.

