Cenâb-ı Allah, kutsal kitabında buyurmuş ki: "Rahman ve Rahim Allah'ın adıyla Kâf, Hâ, Yâ, Aym, Sâd. Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini anıştır. O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı: "Rabbim, demişti, ben bende kemik gevşedi; baş, ihtiyarlık aleviyle tutuştu. Rabbim, sana dua ile hiçbir zaman bahtsız olmadım. (Her dua ettikçe kabul buyurdun, beni istediğimden mahrum etmedin). Doğrusu, ben arkamdan yerime geçecek yakınlar (imin iyi hareket etmeyeceklerinden korktum; karım da kısır. (Ne olur) katından bana yerime geçecek bir veli lütfet. Ki (o), bana ve Yakub oğullarına mirasçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir
insan yap."
(Allah buyurdu): "Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdeleriz. Adı Yahya'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik.)" (Zekeriyya): "Rabbim, dedi, benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım." "(Evet öyledir, dedi, fakat Rabbin: "O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım." dedi. "Rabbim, dedi, bana (çocuğumun olacağına dair) bir işaret ver." "Senin işaretin, sapa sağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşmamalıdır." dedi (Zekeriyya), mabedden kavminin karşısına çıkıp onlara: "Sabah akşam (Rabbi-nizi) teşbih edin!" diye işaret etti.
"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut (onun emirlerine göre hareket et ve onunla hükmet)" (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik. Katımızdan bir rahmet (bir acıma duygusu) ve temizlik de (verdik; o günahlardan) korunan oldu. Ana babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zor-ba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam
Olsun!» (Meryem, 1-15.)
Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu:
«Zekeriyya'yı da o (nun bakımı) na memur etti. Zekeriyya, onun yanına, mabede her girdiğinde yanında bir rızık bulurdu. "Ey Meryem, bu sana nereden?" derdi. (O da) "Bu, Allah tarafından" derdi. "Zira Allah, dilediğine hesapsız rızık verir."
Orada Zekeriyya, Rabbine dua etmişti: "Rabbim, demişti, bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin!"
Zekeriyya, mabedde durmuş, namaz lalarken melekler ona: "Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olacak Yahya'yı müjdeler." diye imlediler. Dedi ki: "Rabbim, bana ihtiyarlık gelip çatmış, kanm da kısırken benim nasıl oğlum olur?" (Allah), "Öyle (ama) Allah, dilediğini yapar." dedi.
"Rabbim, o halde bana (oğlum olacağına dair) bir alamet ver!" dedi. (Allah) buyurdu ki: "Senin alametin, üç gün insanlarla işaretten başka türlü konuşmamandır; Kabbini çok an, akşam sabah (onu) teşbih et!" (Âl-ilmrân, 37-41.)
Enbiyâ sûresinde Cenâb-ı Allah şöyle buyurdu:
«Zekeriyya'ya da (lütfettik). Rabbine: "Rabbim, beni tek bırakma, (bana bir çocuk ver, ama vermesen de gam yemem. Çünkü) sen, varislerin en iyisisin (her şeyim sana kalacaktır)." diye dua etmişti. Onun duasını da kabul ettik. Ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik. (Çocuk doğurmaya elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar, hayır işlere koşarlar. Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi. Ve bize derin saygı gösterirlerdi.» (el-Enbiyâ, 89-90.)
Cenâb-ı Allah buyurdu ki:
«Zekeriyya, Yahya, İsa ve İlyas'a da (yol göstermiştik). Hepsi iyilerden İdİ(ler)» (el-Enâm, 85.)
Hafız Ebu'l-Kasım İbn Asakir, gerçekleri dile getirdiği meşhur tarihinde der ki: Zekeriyya, Berhiya'mn oğludur. Dan oğlu olduğunu söyleyenler de vardır. Ledün b. Müslim'in oğlu olduğunu bildiren rivayetler de vardır. Bu rivayete göre Zekeriyya'nm babası Ledün'dür. Ledün, Sa-duk oğlu Müslim'in oğludur.
Saduk, Davud oğlu Haşban'ın oğludur. Davud, Müslim oğlu Süleyman'ın oğludur. Müslim, Berhiya oğlu Sadika'nın oğludur. Berhiya, Na-hor oğlu Bel'ata'nın oğludur. Nahor, Behafîş oğlu Şelom'un oğludur. Be-hafiş, Rahiam oğlu İnamin'in oğludur. Rahiam, Davud oğlu Süleyman'ın oğludur. Zekeriyya'nın kendisi de, İsrailoğullarının peygamberlerinden Yahya (a.s.)'nın babasıdır.
Zekeriyya, oğlu Yahya'yı ararken Şam'ın kazalarından Besne'ye kadar gitmiştir. Doğrusunu Allah bilir. Onun nesebi hakkında başka isimler ortaya sürenler de olmuştur.
Cenâb-ı Allah, Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz'e, Zekeriyya peygamberin durumunu ve haberlerini insanlara anlatmasını emir buyurdu. Zekeriyya yaşlı olup hanımı, emsallerine göre acuze ve kısır bir halde iken Cenâb-ı Allah, ona Yahya adındaki çocuğu bağışlamıştı. Her ikisi de yaşlı oldukları halde Cenâb-ı Allah bu çocuğu onlara armağan etmişti ki insanlar, Allah'ın lütuf ve rahmetinden ümitlerini kesmesinler. «Bu, Rabbinin, kulu Zekeriyya'ya rahmetini anışür. O, Rabbine gizli bir seslenişle yalvarmıştı.» Bu ayet-i kerimeyi tefsir ederken Katade şöyle demiştir: Cenâb-ı Allah, saf kalbi bilir ve gizli sesi işitir.
Seleften bazıları dediler İd: Zekeriyya, geceleyin kalkarak Rabbine gizli bir sesle seslendi. Bu sesini yanındakiler duymadılar. O şöyle diyordu: "Ey Rabbim, ey Rabbim, ey Rabbim..."
Allah buyurdu ki: «Söyle bakalım ey Zekeriyya, dileğin ne ise yerine getirelim, söyle, söyle. "Rabbim, demişti, ben, bende kemik gevşedi. Baş ihtiyarlık aleviyle tutuştu."» Yani saçımdaki beyaz kıllar, siyah kıllara
Gormezmisin ki benim saçlarım,
Karanlığın eteği altından, sabahın kakülünü andırıyor.
Siyah saçlarımda beyazlıklar parlamaya başladı.
Zifiri karanlıkta ateşin alevlenmesini andırdı.
Dal topraktan filizlenip yemyeşil olduktan sonra,
Kuruyup çöp haline döndü.
Yani zahiren ve batmen gevşeyip zayıfladığını anlatıyor. Zekeriyya peygamber de böyle demişti: «Ben, bende kemik gevşedi. Baş, ihtiyarlık aleviyle tutuştu.»
«Rabbim, sana dua ile hiç bir zaman bahtsız olmadım.» Yani senden ne istedimse onu bana verdin. Bütün dualarıma icabet ettin.
Onu bu şekilde dilekte bulunmaya iten sebeb şu idi: Kendisi İmran kızı Meryem'in bakım ve himayesini üstlenmişti. Bu nedenle Meryem'in bulunduğu haneye her girdiğinde onun yanında zamansız meyveler görürdü. Mevsimi geçmiş taze meyveler görürdü ki, bu da evliyanın kerametlerindendir. Bunu gördüğünde bilmişti ki, zamansız meyveleri vermeye muktedir olan zat, her ne kadar yaşı ilerlemişse de kendisine bir çocuk bahşetmeye muktedirdir.
«Orada Zekeriyya, Rabbine dua etmişti. "Rabbim, demişti, bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin!"» (Âl-iîmrân, 38.)
«Doğrusu, ben, arkamdan yerime geçecek yakınlar (ımm iyi hareket etmeyeceklerinden korktum. Karım da kısırdır." Yani yakınlarımın benden sonra İsrailoğullan üzerine, Allah'ın şeriatına uygun olmayan hükümleri icra edeceklerinden korktum.
Böyle dedikten sonra Zekeriyya, kendi sulbünden iyi, temiz, takvalı ve Allah'ın razı olacağı bir çocuğunun olmasını dilemişti. Bu nedenle demişti ki: "Kendi katından (yani kendi güç ve kudretinle) bana (nübüvvet ve hükümdarlıkta) halef olacak bir veli lütfet ki, (o), bana ve Yakub oğul-ları'na mirasçı olsun. Rabbim, onu beğendiğin bir insan yap.» Yani Ya-kub'un zürriyetinden olan ecdadı ve geçmişleri nasıl peygamber oldularsa, onu da şeref ve üstünlükte onlar gibi kıl. Ona da nübüvvet ve vahiy ver.
Zekeriyya'mn burada kasdettiği mirasçılık, şiilerin iddia ettikleri gibi mal mirasçılığı değildir. Bilalds nübüvvet ve hikmet mirasçılığıdır. Şiilerin mal mirasçılığı iddialarına İbn Cerir de muvafakat etmiştir. Oysa aşağıda sayacağımız sebeblerden dolayı bu ayet-i kerimede kasde-dilen mirasçılık, nübüvvet ve hikmetteki mir aşçılıktır. Şöyle ki:
1- Süleyman, Davud'a mirasçı oldu.» (en-Ncmi, 16.) ayet-i kerimesinden bahsederken de Süleyman'ın peygamberlik ve hükümdarlıkta Davud'a mirasçı olduğunu söylemiştik. Ayrıca sıhhatinde ittifak edilen bir ha-dis-i şerifte de Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Biz miras bırakmayız, geride bıraktığımız sadakadır.» Bu da, Rasûlullah'm geride bıraktığı malının, miras olmayacağı hususunda kesin bir nasdır. Bu sebeble Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.), sağlığında iken Rasûlullah (s.a.v.)'a mahsus olan malların, vefatından sonra kendi yakınlarına sarfedilme-sini menetmiştir. Eğer bu nas mevcut olmasaydı, Rasûlullah (s.a.v.)'m geride bıraktığı malları, yakınlarına sarfederdi. Yakınları da; kızı Fatıma ile dokuz zevcesi ve amcası Abbas hazretleriydi. Hz. Ebu Bekir, Rasûlullah'a ait malları, vefatından sonra yakınlarına sarfetmeyi yasaklarken bu hadise dayanmıştır. Bu hadisi Rasûlullah'dan rivayet edişine, Hattap oğlu Ömer ile Affan oğlu Osman ve Ebu Talib oğlu Ali hazretleri, ayrıca Abdulmuttalib oğlu Abbas ile Avf oğlu Abdürrahman, Talha, Zübeyr, Ebu Hüreyre ve diğer sahabeler muvafakat etmişlerdir.
2- Tirmizî, yukarıdaki hadisi diğer peygamberleri de kapsayacak umumi bir lafızla rivayet etmiştir: "Biz peygamberler topluluğu, miras bırakmayız."
3- Peygamberler nezdinde Dünya, o kadar değersizdir ki dünya malım biriktirmezler ve ona iltifat etmezler. Dünya malı kendilerini pek ilgilendirmediği için, bu mallarını kendilerinden sonra korusunlar diye çocuk sahibi olmayı da istemezler. Zahitlikte onların mertebelerine yaklaşamayan kimseler, her ne kadar dünya malına iltifat etmeseler de malları olduğu zaman kendilerinden sonra mallarına mirasçı olsunlar, diye çocuk sahibi olmak isterler.
4- Zekeriyya (a.s.) marangozdu. Kendi elinin emeği ile kazandığını yerdi. Nitekim Davud peygamber de kendi eliyle kazandığım yerdi. Çoğunlukla peygamberler, kendilerinden sonra mirasçıları için bir zahire olsun diye daha fazla mal biriktirmek kasdıyla fazla çalışıp kendilerim yormazlardı. Bu husus, iyi düşünen idrak sahiplerince apaçık görülen bir gerçektir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Hüreyre'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a-v)'ınşöyle buyurduğunu söylemiştir: "Zekeriyya marangozdu."
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: "Ey Zekeriyya, biz sana bir oğul müjdeleriz. Adı Yahya'dır. Daha önce ona hiç kimseyi adaş yapmadık (ondan önce kimseye bu adı vermedik)." (Meryem, 7.)
Bu ayet-i kerimeyi, şu aşağıda nakledeceğimiz ayet-i kerime açıklığa kavuşturmaktadır:
«Zekeriyya, nıabedde durmuş namaz kılarken melekler ona: "Allah sana, Allah'tan bir kelimeyi doğrulayıcı, efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olarak Yahya'yı müjdeler." diye ünledüer.» (Âl-i imrân, 39.)
Kendisine çocuk verileceğine dair müjde geldiğinde ve bu müjde tahakkuk ettiğinde bu işi acaip görerek nasıl olacağım öğrenmek istedi. Kendisi, bu ihtiyarlık çağında iken nasıl çocuk sahibi olabileceğini anlamak istedi: «Rabbim, dedi, benim nasıl oğlum olur? Karım da kısırdır. Ben ise ihtiyarlığın son sınırına vardım.» (Meryem, a.) Yani pir-i fani olan bir kimsenin çocuğu nasıl olur? Rivayete göre o zaman Zekeriyya, yetmişyedi yaşındaymış. Doğrusunu Allah bilir ya bundan daha da yaşlı imiş. "Karım da kısırdır." Yani benim karım, çocuk doğuramıyacak bir çağdadır. Doğrusunu Allah bilir.
Nitekim İbrahim peygamber de, kendisine çocuğu olacağına dair müjde verildiğinde şöyle demişti: «Bana ihtiyarlık dokunmuşken mi beni müjdelediniz? Ne (tuhaf birşey) ile müjdeliyorsunuz beni?» (ei-Hkr, 54.)
Sâre'de şöyle demişti: «Vay, ben bir koca karı, kocam da bir pir iken doğuracak mıyım? Bu cidden şaşılacak birşey!" (Melekler) dediler ki: "Allah'ın işine mi şaşıyorsun? Allah'ın rahmet ve bereketleri sizin üzerinizde ey ev halkı! O, Övülmeye layıktır, iyiliği boldur."» (Hûd, 72-73.)
Zekeriyya (a.s.)'ya da aynı şekilde cevap verildi. «Rabbinin emrini kendisine vahyeden melek ona dedi ki: "(Evet) öyledir. Fakat Rabbin: "O bana kolaydır, daha önce sen de hiçbir şey değilken seni de yaratmıştım." dedi.» (Meryem, 9.)
Yani sen yaşlı iken senden çocuk doğmayacak, öyle mi?!
Cenâb-ı Allah buyurdu ki: «Onun duasını da kabul ettik. Ona Yahya'yı armağan ettik. Eşini de kendisi için ıslah ettik (çocuk doğurmaya elverişli bir hale getirdik). Gerçekten onlar hayır işlere koşarlar. Umarak ve korkarak bize dua ederlerdi ve bize derin saygı gösterirlerdi." (el- Enbiyâ, 90.) Ayet-i kerimede Zekeriyya'nm zevcesinin ıslah edilmesinden kasıt şudur; Zevcesi daha Önce hayız görmüyordu. Bu müjdeden sonra hayız görmeye başladı. Bir rivayete göre de onun dilinde bozukluk vardı. Cenâb-ı Allah, bu bozukluğu giderdi.
Zekeriyya: "Rabbim, bana bir işaret ver." dedi. Yani hanımının, bana müjdelenen çocuğa benden ne zaman hamile olacağına dair bana bir işaret ver. (Allah): «Senin işaretin, sapasağlam olduğun halde tam üç gece (ve gündüz) insanlarla konuşmamalıdır.» dedi. Yani hanımının, sana müjdelenen çocuğa hamile olduğuna dair işaret, şu olacaktır: Mizacın sağlam, bünyen mutedil ve yaratılışın sapasağlam olduğu halde tam üçgün ve üç gece insanlarla koııuşamıyacaksm. Sadece işaretleşeceksin. Bu halde iken kalben çokça zikret, sabah akşam zikri kalbinde hazır tut.
Zekeriyya, bu müjdeyi aldıktan sonra mabedinden çıkarak sevinçle insanların arasına katıldı. Onlara: "Sabah akşam (Rabbinizi) teşbih edin!" diye işaret etti. Mücahid, İkrime, Vehb, Süddî ve Katade'nin anlattıklarına göre hiçbir hastalığı olmadığı halde Zekeriyya'nın dili tutuldu.
İbn Yezid der İd: Kitabı okur, tesbihatta bulunurdu, ancak kimseyle konuşamazdı.
«"Ey Yahya, kitabı kuvvetle tut (onun emirlerine göre hareket et ve onunla hükmet)." (dedik) ve ona çocuk iken hikmet verdik.» (Meryem, 12.) ayet-i kerimesine gelince; Cenâb-ı Allah, bu ayet-i kerimede, babasına verilen ilahi müjdeye uygun olarak çocuğun doğduğunu ve ona Allah tarafından kitap, hikmet verildiğini haber veriyor. Henüz çocukluk çağında iken ona hikmet verilmişti. Abdullah b. Mübarek'in nakline göre Muammer şöyle demiştir: Çocuklar, Zekeriyya oğlu Yahya'ya: "Hadi gidelim de oyun oynayalım." demişlerdi. Yahya: "Biz oyun oynamak için yaratılmadık!" diye cevap vermişti. "Ve çocuk iken ona hikmet verdik." ayet-i kerimesi ile kasdedilen mana, işte budur. «(Ona) katımızdan bir rahmet (verdik).» Bu rahmet sebebi ile ona Yahya adındaki çocuğu bahşettik. İkrime'nin ifadesine göre yukarıdaki ayet-i kerime ile kasdedilen mana şudur: "(Ona) katımızdan bir muhabbet (verdik)." İnsanların Yahya'ya şefkatli olmaları, Özellikle ana ve babasına merhametkar davranmaları ve iyilik etmeleri için bunun, ona bir sıfat olması da muhtemeldir. Onun ahlakı temizdi. Noksanlıklardan ve rezilliklerden uzaktı, takvalıydı. Allah'a taatte bulunup emirlerine uyardı. Yasaklarına yanaşmazdı. Ebeveynine de iyi davranır, emirleri dışına çıkmazdı. Yasakladıkları şeylere yaklaşmazdı. Onlara kötü davranmaz; sözlü ve fiilî olarak onları asla incitmezdi.
«Ana babasına iyilik ediciydi, baş kaldıran bir zorba değildi. Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!»(Meryem, 14-15.)
Ayet-i kerimede sayılan bu üç vakit, insan için çok zorlu olan vakitlerdir. Çünkü bu vakitlerde insan, bir âlemden başka bir âleme intikal etmekte, alışık olup ülfet peyda etmiş olduğu şeylerden ayrılmakta ve başka bir ortama geçmektedir. İntikal ettiği âlemde nelerle karşılaşacağını bilememektedir. Bu nedenle insanoğlu, anasının yumuşak rah-
minden çıkarken bağırıp çağırmakta, feryad-ü figan etmektedir. Sıkıntılarım ve kederlerini göğüslemek için bu Dünyaya gelmektedir. Evet, doğarken böyle bir halle karşılaşmaktadır.
Aynı şekilde bu dünyadan göçerken, âlem-i berzaha ve ebedî yurda intikal etmektedir. Köşklerle evlerden ayrılıp mezar sakinlerinin arasına ve ölülerin meydanına geçmektedir. Orada da kıyametteki diriliş günü haber verecek olan Sur'a üfleyiş zamanını bekleyecektir. O zamanda ölülerin kimi sevinç içinde dirilecek, kimi de mahzun olarak dirilecektir. Kimi zinde ve sevinçli halde, kimi de kırgın ve meksur bir vaziyette dirilecektir. Bir grup Cennet'e, diğer grupta Cehennem'e yollanacaktır.! Bakınız, şairin biri ne güzel söylemiş.
"Sen ağlar vaziyetteyken, anan seni doğurdu. Etrafındaki insanlar da sevinç içinde gülüyordu. Öleceğin günde insanlar ağlaşırlarken sen, Gülen ve sevinen bir kimse olmaya gayret et."
Bu üç durum, insan için çok zorlu olduğuna göre, Cenâb-ı Allah bu durumların her üçünde de Yahya'ya selamet vermiş, onu esenliğe kavuşturmuş ve şöyle buyurmuştur: «Doğduğu gün, öleceği gün ve diri olarak kaldırılacağı gün ona selam olsun!»
Said b. Ebi Arûbe, Katade'den naklen Hasanın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yahya ile İsa karşılaştılar. İsa ona dedi ki: Benim için mağfiret talebinde bulun. Çünkü sen, benden daha iyi ve hayırlısın. Yahya ona şöyle karşılık verdi: Sen, benim için mağfiret talebinde bulun. Çünkü sen benden daha hayırlı ve daha iyisin.
İsa, ona şöyle cevap verdi: Hayır, sen benden daha hayırlı ve daha iyisin. Çünkü ben, kendi nefsime selam verdim. Fakat sana, Allah selam vermiştir." Allah her ikisine de üstünlük ve fazilet vermiştir. «Allah sana,... efendi, nefsine hakim ve iyilerden bir peygamber olacak Yahya'yı müjdeler.» (ÂMİmrân, 39.)
Bu ayet-i kerimede geçen nefsine hakim sözünden kasdedilen mana, kadınlara yanaşmayan kimse demektir. Bazıları bunun başka anlama geldiğini söylemişlerdir. Bu, tıpkı şu ayet-i kerimeye benzemektedir:
«Rabbim, bana katından temiz bir nesil ver. Sen duayı işitensin!» (Al-i îmrân, 38.)
İmam Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'dan rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu söyledi:
«Adem oğullarından günah işlememiş ya da günaha kasdetmemiş hiç kimse yoktur. (Ancak) Zekeriyya oğlu Yahya böyle değildir. Hiç kimsenin, 'Ben, Meta oğlu Yunus'dan daha iyiyim' demesi yaraşmaz.»
İbn Vehb, İbn Şihab'm şöyle dediğini rivayet eder: «Günlerden bir gün Rasûlullah (s.a.v.) ashabının yanına çıktı. Onlar, peygamberlerin faziletlerinden bahsediyorlardı. Aralarından biri: "Musa, Kelîmul-lah'tır (Allah ile konuşmuştur)." dedi. Bir başkası ise: "İsa, Allah'ın ruhu ve kelimesidir." Bir üçüncüsü ise: "İbrahim, Allah'ın halili (dös-tu)dır." dedi. Onlar böyle derlerken Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu: "Şehit oğlu şehit nerede? O ki, günah korkusundan dolayı kıldan elbiseler giyer ve ağaç (yaprakları) j^erdi." İbn Vehb'in dediğine göre Rasûlullah (s.a.v.) bu sözü ile Zekeriyya oğlu Yahya'yı kasdetmiştir.
Yahya b. Said el-Ensarî, İbn As'daıı rivayet etti: İbn As, Rasûlullah (s.a.v.)'ın şöyle buyurduğunu işitmiş:
"Kıyamet gününde Zekeriyya oğlu Yahya dışında ademoğulîarm-dan her biri, kendisine ait bir günahıyla beraber gelir."
İbn Asakir'in livayetine göre Abdullah b. Ömer, Hz. Peygamberin şöyle buyurduğunu söylemiştir: "Zekeriyya oğlu Yahya dışındaki herkes, Cenâb-ı Allah'ın huzuruna mutlaka bir günahı ile çıkar!" Böyle dedikten sonra «Efendi ve nefsine hakim...» mealindeki ayet-i kerimeyi okudu, sonra da yerden birşey kaldırarak: «Onun beraberinde ancak şu kadar şey vardı.» dedi ve bir kurban kesti.
Ebu Davud et-Tayalisî ve diğerlerinin kanalıyla Ebu Said'den yapılan bir rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Hasan ile Hüseyin, teyze oğulları Yahya ve İsa (a.s.) dışında, cennetliklerin gençlerinin efendileridirler.»
Ebu Nuaym Hafız el-İsfahanî, Ahmed b. Ebi'l-Havarî'den rivayet etti ki Ebu Süleyman'ın şöyle dediğini işitmiş: Meryem oğlu İsa ile Zekeriyya oğlu Yahya yürümek üzere dışarıya çıktılar. Yürürlerken Yahya: bir kadına çarptı. İsa ona dedi ki. "Ey Teyze oğlu! Bu gün öyle bir günah işledin ki artık ebediyyen affedilmeyeceğini zannederim." Yahya: "İşlediğim günah nedir, ey Teyze oğlu?" diye sorunca İsa: "Bir kadına çarptın." dedi.
Yahya: "Vallahi ben bunun farkında bile değilim." deyince İsa şöyle dedi: "Sübhânallah! Bedenin benimle beraber, ama ruhun nerede?" Yahya şöyle cevap verdi: "Ruhum Arş'a bağlıdır. Şayet kalbim Cebrail ile dahi rahat bulsa, ben bir göz açıp kapayacak süre zariinda bile Allalı'ı tanımamış ve bilmemiş olduğumu zannederim."
Bu rivayette bir gariplik vardır ve de israiliyattandır.
İsrail, Hayseme'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Meryem oğlu İsa ile Zekeriyya oğlu Yahya teyze çocuklarıydılar. İsa, yün elbiseler giyerdi. Yahya, kıldan dokunmuş elbiseler giyerdi. Hiç birinin ne dinarı, ne dirhemi, ne kölesi, ne cariyesi, ne de sığınacakları bir barınakları vardı. Nerde akşam orda sabah yaşayıp giderlerdi. Birbirlerinden ayrılmak istediklerinde Yalıya, "Bana tavsiyede bulun." deyince İsa, ona şöyle dedi: "Asla öfkelenme." Yahya, ben bunu beceremem deyince, İsa şu tavsiyede bulundu: "Mal biriktirme ve saklama." Yahya: "Bunu belki
yapabilirim." dedi.
Zekeriyya (a.s.)'mn normal ölümle mi, yoksa öldürülerek mi öldüğü hususunda Vehb h. Münebbih'ten iki değişik rivayet gelmiştir. Abdul-münim b. İdris'in, Vehb b. Münebbih'ten rivayet ettiğine göre o şöyle demiştir: "Zekeriya (a.s.), kavminden kaçarak bir ağacın içine girmişti. Kavmi gelerek testereyi ağacın üzerine koyup biçmeye başlamışlardı. Testere, Zekeriyya'nm kaburgalarına dayandığında inlemeye başlamıştı. Cenâb-ı Allah ona şöyle vahyetmişti: Eğer inlemeni durdurmassan, yeryüzünü ve üzerindeki bütün varlıkları ters çevirip alt üst ederim! Bu vahiy üzerine Zekeriyya'mn inlemeleri durmuş ve kendisi de
ikiye bölünmüştü."
İshak b. Bişr'in rivayetine göre Vehb b. Münebbih şöyle demiştir: ' "Ağaç içinde testere ile ikiye bölünen, Şa'ya'dır. Zekeriyya ise, normal Ölümle ölmüştür. Doğrusunu Allah bilir."
İmam Ahmed b. Hanbel, Haris el-Eş'arîden rivayet ederek Peygamber (s.a.v.) Efendimiz'in şöyle buyurduğunu söylemiştir:
«Şüphesiz ki Cenâb-ı Allah, Zekeriyya oğlu Yahya'ya kendisinin amel etmesi ve îsrailoğullarına da onlarla amel etmelerini emretmesi için beş kelimeyi vahyetti. Fakat o, bunu yapmakta gecikince İsa (a.s.) ona şöyle dedi. "Senin, kendileriyle amel etmen ve kendileriyle amel etmeleri için de İsrailoğullanna emir vermekle emrolunduğun beş kelime var. Bunları ya tebliğ et, ya da ben îsrailoğullarına tebliğ edeceğim!"
Yahya dedi ki: "Kardeşim! Eğer sen benden daha önce tebligatta bulunursan azaplandınlmaktan ya da yere batırılmaktan korkarım."»
Ravi'nin dediğine göre Yahya peygamber, İsrailoğuUannı Mescid-i Aksa'da topladı. Mescid, İsrail oğullarıyla tıklım tıklım doldu. Kendisi minbere çıkarak Allah'a hamd-ü senada bulunduktan sonra şöyle dedi: "Onur ve üstünlük sahibi olan yüce Allah, bana beş kelimeyi vahyetti ki, onlarla amel edeyim ve sizin de onlarla amel etmeniz için size emir vereyim. (Bu kelimeleri açıklayıp te'vil ederek sözünü şöyle sürdürdü:) Allah'a kulluk edesiniz ve hiçbir şeyi ona ortak koşruayasmız. Allah'tan başkasına kulluk edip başka şeyleri ona ortak koşanın durumu şuna benzer: Bir kimse, kendi öz malından altın ya da gümüş para vererek bir köle satın alır; bu köle, çalışıp elde ettiği kazancı efendisinden başkasına verirse, Allah'tan başkasına ibadet eden ve ona başka varlıkları ortak koşan kimse gibi olur. Hangi birinizin kölesinin böyle olması hoşunuza gider? Cenâb-ı Allah sizi yarattı ve size nzık verdi. Siz de ona kulluk edin ve hiç bir şeyi ona ortak koşmayın! Size namaz kılmanızı da emrediyorum. Çünkü Cenâb-ı Allah, başka tarafa yönelip iltifat etmeyen
kulunun yüzüne karşı yüzünü diker ve ona bakar. Siz de namaz kılarken başka tarafa yönelmeyin ve bakmayın.
Size oruç tutmanızı da emrediyorum. Cenâb-ı Allah, oruç tutan kimseyi, yanında miskten bir torbacığı bulunan kimseye benzetmiştir. Oruç tutan herkesin kuşağı altında bu miskten torbacığm içindeki koku hissedilir. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha güzeldir.
Size, sadaka vermenizi de emrediyorum. Sadaka veren kimse, düşman tarafından tutsak edilen, eli ensesine bağlanan ve boynu vurulmak üzere ortaya getirilen kimseye benzer. Bu kimse düşmanlarına şöyle der: Beni salıvermeniz için size fidye versem ne dersiniz?
Böyle dedikten sonra az ya da çok bir miktarda fidye vererek kendini tutsaklıktan kurtarır.
Size, onur ve üstünlük sahibi olan Allah'ı çokça anmanızı da emrediyorum. Allah'ı çokça anan kimse, düşman tarafından süratle takip edilip kovalanan ve sağlam bir kaleye sığınan kimseye benzer. Kul da, onur ve üstünlük sahibi Allah'ı anmakta iken şeytana karşı müstahkem bir kaleye sığınmış olur.
Ravi'nin dediğine göre Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, etrafında bulunan sahabelere şöyle demiş: Ben de, Allah'ın bana emrettiği beş şeyi sîze emrediyorum: Cemaate sarılın, emri işitin ve emre itaat edin. Hicret edin, Allah yolunda cihad edin. Her kim bir karış kadar cemaat dışına çıkarsa, cemaate dönünceye kadar İslâm'ın bağı, onun boynundan çıkmış olur. Her kim cahiliyet davasında bulunursa, Cehennem topra-ğındandır.
"(Böyle birisi) namaz kılsa da, oruç tutsa da mı böyle olur ya Rasûlallah?" denildi. Buyurdu ki: «Oruç tutsa da, namaz kılsa da, kendisinin Müslüman olduğunu iddia etse de (böyle olur). Müslümanları, Cenâb-ı Allah'ın Müslüman ve mü'min kullarını adlandırdığı adlarıyla çağırın.» Hafız Ibn Asakir, Rebi' b. Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Rasûlullah in ashabından bazıları, Zekeriyya oğlu Yahya'ya Allah ta-rafindan gönderilen beş emir hakkında îsrailoğullarmm âlimlerinden duyduklarını bize anlattılar."
Anlatıldığına göre Yahya (a.s.)> insanlardan uzaklaşıp uzlete çekilirdi. Çöllerde yatar, ağaçların yapraklarını yer, nehir sularım içer, ba-zan da çekirge yiyerek beslenir ve: "Senden daha fazla nimete mazhar olan biri var mıdır ey Yahya?!" derdi.
İbn Asakir'in rivayetine göre onu aramak için çıkan ana ve babası onu, Ürdün denizinin yanında bulmuşlardı. Onunla karşılaştıklarında içinde bulunduğu ibadet ve Allah korkusu nedeniyle onları şiddetle ağlatmıştı.
İbn Vehb'in, Mücahid'den rivayet ettiğine göre Yahya b. Zekeriy-ya'mn yiyeceği ottan ibaretti. Allah'ın haşyet ve korkusu ile ağlayıp dururdu. Öyleki gözünün üzerinde ziftten bir tabaka bulunsaydı dahi göz yaşlan o tabakayı delerdi.
Muhammed b. Yahya ez- Zuhelî, İbn Şihab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Günün birinde, insanlara birşeyler anlatmakta olan Ebu İdris el-Holanî'nin yanma oturdum. Şöyle diyordu: İnsanlar içinde yiyeceği en güzel ve en teiniz olanı size bildireyim mi? (Etrafındaki kimselerin kendisine bakmakta olduklarını görünce şöyle dedi:) Zekeriyya oğlu Yahya, insanlar içinde yiyeceği en güzel ve en temiz olanı idi. Çünkü o, yabanî hayvanlarla birlikte çölde yemek yer ve insanlarla bir arada yaşamaktan hoşlanmazdı.
İbn Mübarek, Vüheyb b. Verd'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Zekeriyya, oğlu Yahya'yı kaybetti. Üçgün bulamadı. Onu aramak için çöle çıktı. Çölde aranıp dururken Yahya'nın bir mezar kazdığını ve içine oturup kendi başına ağlamakta olduğunu gördü. Ona dedi ki: "Ey oğulcuğum! Üç günden beridir seni arıyorum, sense kazdığın bir mezara oturmuş ağlamaktasın, bu ne haldir?"
Yahya, şöyle karşılık verdi: "Babacığım! Sen bana demezmiydin ki Cennetle Cehennem arasında bir geçit vardır ki o geçidi ancak ağlayanların gözyaşıyla geçmek mümkündür?" Böyle deyince babası ona: "Ağla, ey oğulcuğum ağla." dedi ve her ikisi beraberce ağlamaya başladılar.
Rivayete göre İbn Asakir şöyle demiştir: "Cennetlikler, Cennet'teki nimetlerin lezzetinden dolayı uyumak istemezler. Aynı şekilde sıddık-lar da kalplerindeki ilahî muhabbet nimetinden dolayı uyumazlar, Bu iki nimet ile cennetliklerle sıddıklar arasındaki mesafe ne kadardır?!" Anlatıldığına göre Yahya peygamber çok ağlarmış, öyle ki gözyaşları, onun yanakları üzerinde iz bırakmış.

