El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Zülkarneyn'in Haberi

Yüce Allah buyurdu ki: «Ey Muhammed! Sana Zülkarneyn'i sorarlar. «Onu size anlatacağım.» de. Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona Öğretmiştik. O da bir yol tuttu. Sonunda Güneş'in battığı yere …

Yüce Allah buyurdu ki:

«Ey Muhammed! Sana Zülkarneyn'i sorarlar. «Onu size anlatacağım.» de.

Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona Öğretmiştik. O da bir yol tuttu. Sonunda Güneş'in battığı yere ulaşınca onu, kara balçıklı bir suda batıyor gördü. Orada bir millete rastladı. «Ey Zülkarneyn! Onlara azab da edebilirsin, iyi muamele de de bulunabilirsin.» dedik.

«Haksızlık yapana azab edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır; ama inanıp yararlı iş işleyene, mükâfat olarak güzel şeyler vardır, ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz.» dedi.

Sonra yine bir yol tuttu. Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerine elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu. İşte bunun gibi, onun yaptıklarının tamamını baştan başa biliyorduk. Sonra yine bir yol tuttu. Sonunda, iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.

Dediler ki: Ey Zülkarneyn! Doğrusu Ye'cûc ve Me'cûc bu ülkede bozgunculuk yapıyorlar. Bizimle onların arasına bir sed yapman için sana bir vergi verelim mi?

«Rabbimin bana verdikleri sizinkinden daha iyidir. Bana gücünüzle yardım edin de sizinle onların arasına sağlam bir sed yapayım. Bana demir kütleleri getirin.» dedi. Demirler akkor haline gelince, «Bana erimiş bakır getirin de üzerine dökeyim.» dedi. Artık Ye'cûc ve Me'cûc, onu ne aşabildiler ve ne de delip geçebildiler.

Zülkarneyn: «İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir. Rabbimin tayin ettiği zaman gelince onu yerle bir eder. Rabbimin verdiği söz gerçektir.»

dedi. (el-Kchf, 83-98.)

Cenâb-ı Allah, Kur'ân-ı Kerim'de sözü edilen Zülkarneyn1 den bahsediyor ve onun adaletli olduğunu ifade buyurarak övüyor. Onun doğulara ve batılara ulaşıp bir çok ülkelere sahip olduğunu, ülkelerde yaşayan halkı mağlub edip hükmü altına aldığını, onlara karşı tam bir adaletle hükmettiğini, muzaffer ve adaletli bir otorite uyguladığını beyan ediyor. Doğrusu şu ki o, adil hükümdarlardan birisidir. Peygamber veya rasûl olduğunu söyleyenler de vardır. Meleklerden biri olduğunu söyleyenler de vardır. Meleklerden biri olduğunu söyleyenlerin sözü çok gariptir. Güya mü'minlerin emiri Hattab oğlu Ömer, bir adamın bir başkasına, "Ey Zülkarneyn!" diye seslendiğini duyunca ona şöyle demiş: «Peygamberlerin adlarıyla adlandığınız yetmedi de meleklerin adlarıyla mı adlanıyorsunuz? » Bunu, Süheylî nakletmiştir.

Vekî, israil ve Cabir kanalı ile Abdullah b. Ömer'in: «Zülkarneyn peygamberdi.» dediğini rivayet etmiştir.

Hafız İbn Asakir, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Bilemiyorum, Tûbba (Yemen hükümdarı) lanetli miydi değil miydi? Bilemiyorum, hadler, kendilerine tatbik edilen kimselerin günahları için keffaret midir değil midir? Bilemiyorum, Zülkarneyn peygamber miydi, değil miydi?»

Bu da garip ve tuhaf bir rivayettir.

İshak b. Bişr, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Zülkarneyn salih bir hükümdardı. Allah, onun amelinden razı oldu ve onu kitabında Övdü. O, ilahi nusret ve yardıma mazhar olmuştu. Hızır da onun veziri idi."

Anlatıldığına göre Hızır (a.s.) onun ordusunun öncü kuvvetlerinin başındaydı. Hızır (a.s.), hükümdarlara vezirlerin yaptıkları gibi Zülkarneyn'e müşavirlik yapıyordu.

Ezrakı ve diğerlerinin anlattıklarına göre Zülkarneyn, İbrahim Halil peygamber vasıtasıyla Hanif dinine girmiş, İbrahim Halil ve İsmail peygamberlerle birlikte Ka'be-i Mükerreme'yi tavaf etmiştir. Ubeyd b. Umeyr, oğlu Abdullah ve diğerlerinden rivayet olunduğuna göre Zülkarneyn, yaya olarak hacca gitmiş, İbrahim peygamber, hacca gelmekte olduğunu duyunca onu karşılamış, onun için dua etmiş ve ikramda bulunmuştu. Yüce Allah, bulutları Zülkarneyn'in emrine vermiş, o da bulutları dilediği yere sevkedermiş. Doğrusunu Allah bilir.

Zülkarneyn'e bu adın verilmesinin sebebi hususunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Bir rivayete göre onun başında, boynuza benzer iki çıkıntı bulunduğundan (iki boynuzlu anlamına gelen) Zülkarneyn adı verilmiştir. Vehb b. Mühebbih: "Zülkarneyn'in başında tunçtan iki boynuz vardı." demiştir ki, bu zayıf bir görüştür. Ehl-i Ki-tâp'tan bazıları demişler ki: «Farshlarla Bizanslıların hükümdarı olduğu için ona Zülkarneyn adi verildi»

Başka bir rivayette belirtildiğine göre Zülkarneyn, güneşin doğuda ve batıdaki boynuzlarına ulaştığı için bu adı almıştır. O, doğu ile batı arasındaki her yere hakim olmuştur. Bu sebeple Zülkarneyn adım almıştır. Bu, Zührî'nin görüşüdür. Hasan Basrî dedi ki :"Zülkarneyn'in iki saç örgüsü vardı. Bunları boynuna dolardı. Bu sebeple ona

Zülkarneyn adı verildi."

İshak b. Bişr, Ömer b. Şuayb'den rivayet etti ki, dedesi şöyle demiştir: Zülkarneyn, zorba bir hükümdarı Allah'a imana davet etti. Hükümdar, onun boynuzlarından birini kırıp parçaladı. Zülkarneyn, yine onu imana davet etti. Hükümdar, ikinci boynuzunu da kırıp parçaladı. Bu yüzden Zülkarneyn'e (iki boynuzlu anlamına gelen) Zülkarneyn adı verildi,

Sevrî, Ebu Tüfeyl'den rivayet etti ki, kendisine Zülkarneyn hakkında soru sorulan Hz. Ali şöyle demiştir: «Zülkarneyn, insanları Allah yolunda Öğütlendiren bir kuldu. Kavmini, Allah'a imana davet etti. Onun boynuzuna vurdular. O da öldü. Allah, onu yine diriltti. Kavmini yine Allah'a imana davet etti. Bu defa diğer boynuzuna vurdular. Bu sebeple ona (iki boynuzlu anlamına gelen) Zülkarneyn adını verdiler.» Ebu Tüfeyl'den gelen başka bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ali, Zülkarneyn hakkında şöyle demiştir: "O ne peyamber, ne rasûl, ne de . melekti. O sadece salih bir kuldu."

Zülkarneyn'in asıl adı hususunda ihtilaf edilmiştir. Zübeyr b. Bekkâr, İbn Abbas'm şöyle dediğim rivayet etmiştir^ "Zülkarneyn'in asıl adı Abdullah b. Dalıhâk b. Maad'dı." Başkaları ise onun adının şöyle olduğunu söylemişlerdir: Mus'ab b. Abdullah b. Kannan b. Mansur b. AbdiHah b. Ezd b. Âvn b. Nebt b. Malik b. Zeyd b. Kehlan b. Sebe b. Kahtan.Bir hadiste anlatıldığına göre Zülkarneyn, Himyerlilerdendir. Anası Rumîdir. Akıllı bir kimse olduğu için kendisine feylesofun oğlu denilmiştir.

Himyerlüerden biri, Zülkarneyn'in kendi atalarından biri olmasından dolayı övünerek bu hususta şöyle bir şiir söylemiştir:

"Zülkarneyn benim atamdı, Müslümandı.

Diğer hükümdarların kendisine itaat edip etrafında toplandıkları bir hükümdardı.

Hükmü,.doğulara ve batılara ulaştı. Hikmet sahibi bir mürşitten yönetimin sebeplerini elde etmek için dolaşıyordu.

Batma esnasında güneşin balçıklı bir suya ve siyah bir çamura batmakta olduğunu gördü.Ondan sonra Belkıs vardır ki, o benim halamdı.Hüdhüd ona gidinceye kadar onların kraliçesiydi."

Süheylî, Zülkarneyn'in asıl adının, Merzuban b. Merzübe olduğunu söylemiştir. îbn Hişam der ki: Zülkarneyn'in asıl adı, Sa'b b. Zi Müraid idi. O, Yemen tübbalannın (hükümdarlarının) ilki idi. Seb' kuyusu hususunda İbrahim'in lehine hüküm veren odur. Denildi ki: Zülkarneyn'in asıl adı, Feridun b. Esfiyan'dır. O, Dahhak'ı Öldürmüştü.

Kuss b. Saide, hitabesinde şöyle demişti:

"Ey İyad b. Sa'b Zülkarneyn topluluğu! Bilesiniz ki Sa'b Zülkarneyn, doğularla batıların hükümdarıdır. Cinlerle insanları hükmü altına almıştır. 2000 sene yaşamıştır. Sonra Ömrü onun için bir göz açıp kapama süresi kadar az gelmiştir.İbn Hişam, A'şâ'ya şöyle demiştir:

"Sa'b Zülkarneyn, Cenv mıntıkasında koku saçan bir mezarda uzun süre kaldı. Orada mukim oldu." Dare Kutni ile İbn Makula'dan rivayet olunduğuna göre Zülkarneyn'in asıl adı Hünnüs'dür. Herevis b. Kayton b. Rumi b. Lanti b. Keşluhîn b. Yunan b. Yafes b. Nuh olduğu da söylenir. Doğrusunu Allah bilir.

îshak b. Bişr, Said b. Beşir kanalı ile Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: İskender, Zülkarneyn'in kendisidir. Babası, Kayserlerin ilkidir. O, Nuh peygamberin oğlu Şam'ın evladmdandır.

İkinci Zülkarneyn'e gelince onun adı şöyledir: İskender b. Filips b. Musaryem b. Hürmüs b. Mayton b. Rumi b. Lanti b. Yunan b. Yafes b. Yöne b. şerhon b.Rome b. Şerat b. Tofıl b. Romi b. Asfer b. Yakz b. İs b. İshak b. İbrahim el-Halil el-Makedoni el-Yonani el-Mısri. Bu zat, iskenderiye şehrinin kurucusudur. Rumlar, onun zamanım esas alarak tarih koymuşlardır. Bu zat, ilk İskender'den çok uzun zaman sonra doğmuştur. Yani milattan önce 300, yılda doğmuştur. Filozof Artatalis (Aristotales?) onun veziridir. Bu İskender, Dara b. Dara'yı öldürmüş, Fars hükümdarlarım hakimiyeti altına almış ve diyarlarına sahip olmuştur. Bu hususa dikkat çektik. Çünkü insanların çoğu, bu ikisinin aynı adam olduğunu zannetmektedirler. Ve Kur'ân'da kendisinden bahsedilen İskender'in, kendisine Artatalis'in vezirlik yaptığı İskender olduğunu söylemektedirler. Bu sebeple büyük bir hataya ve fesada düşmektedirler. Oysa ilk İskender, inanmış ve salih bir kul olup adaletli büyük İslâm tarihi bir hükümdardı. Veziri de Hızır (a.s.)'dı. O, peygamberdi. Nitekim bunu daha Önceleri de ifade etmiştik.

İkinci İskender'e gelince o müşrikti. Veziri de bir filozoftu. İkisinin zamanı arasında 2000 seneden fazla bir süre vardır. İkisi arasında hiç bir benzerlik ve seviye birliği yoktur. Ancak işlerin iç yüzünü bilmeyen bazı geri zekalılar bunların ikisinin aynı şahıs olduğunu söylerler. Kur'ân'da: «Ey Muhammed! Sana Zülkarneyn'i sorarlar.» denilmesinin sebebi şudur: Kureyşliler, Rasûlullah (s.a.v.)'m bilgisini ölçmek ve onu imtihan etmek için Yahudilerden bir şey sordular. Yahudiler de Kureyşlilere şu aklı verdiler: Ona yeryüzünü baştan sona dolaşan adamın kim olduğunu ve memleketlerinden çıkan ama nerede oldukları ve ne yaptıklara bilinmeyen gençlerin kimler olduklarım sorun.

Bunun üzerine Cenab-ı Allah, Ashab-ı Kehfin ve Zülkarneyn'in kıssasını bildiren ayetleri inzal buyurdu. Bu sebeple rasûlüne şu buyruğu verdi:

«Onu size anlatacağım.» de. Yani onun haberini ve durumunu size açıklayıcı ve tatmin edici, aynı zamanda faydalı olacak şekilde anlatacağım. Bununla ilgili olarak da yüce Allah şöyle buyurdu:

«Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.» Yani Zülkarneyn'in ülkelerdeki hakimiyet sınırlarını genişlettik. Çabalamakta olduğu büyük amaçlara ve önemli işlere ulaşabilmesi, istediğini elde edebilmesi lyln kendisine yardımcı olacak hakimiyet aletlerini ve vasıtalarım verdik.

Kuteybe, Ebu Avane tariki ile Habib b. Hammad'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben, Ebu Talib oğlu Ali'nin yanındaydım. Adamın birisi ona Zülkarneyn'i, onun doğulara ve batılara nasıl ulaştığını sordu. Hz. Ali de ona şu cevabı verdi: "Bulutlar, onun emrine verildi. Sebepler, onuh için uzatıldı. Aydınlık, onun için yayıldı. İstersen sana daha fazlasını da söyliyeyim."

Soruyu soran adam sustu, Hz. Ali de sustu.

Ebu îshak es-Sebîi, Arar b. Abdullah el-Vâdî kanalı ile Muaviye'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Yeryüzüne dört kişi hakim oldu. Bunların adları şöyledir: Davud Peygamberin oğlu Süleyman (a.s.), Zülkarneyn, Hulvanh (Hilvan?) bir adam ve başka birisi. Ona, «Hızır da yeryüzüne sahip olanlardan mıdır? diye sorulduğunda "Hayır" diye cevap verdi.

Zübeyr b. Bekkar, İbrahim b. Münzir kanalı ile Süfyan-ı Sevrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

"Bana ulaşan habere göre yeryüzünün tamamına dört kişi sahip olmuştur: Bunların ikisi mü'min, ikisi de kafirdi. Mü'min olanlar Süleyman Peygamber ile Zülkarneyn'di. Kafir olanlarsa Nemrud ile Buhtü'n-Nasr'dı."

İshak b. Bişr, Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir:

« Zülkarneyn, Nemrut'tan sonra hüküm sürmüş bir hükümdardır. O Müslüman ve salih bir adamdı. Doğuya ve batıya gitti. Allah onun ecelini uzattı, ona yardım etti. Nihayet o da beldeleri hükmü altına aldı. Mallara sahip oldu. Şehirleri feth etti, adamlar öldürdü. Beldelerde ve kalelerde dolaştı. Yoluna devam etti, nihayet doğuya ve batıya gitti. Cenâb-ı Allah'ın şu ayeti de bunu ifade ediyor:

«Ey Muhammedi Sana Zülkarneyn'i sorarlar. «Onu size anlatacağım.» de. Doğrusu biz onu yeryüzüne yerleştirmiş ve her şeyin yolunu ona Öğretmiştik.» Yani menzillerin sebeplerini taleb etmesi hususunda ona bilgi vermiştik.

İshak ve Mukatil dediler ki: Zülkarneyn şehirleri fethediyor, hazineleri topluyordu. Dinine ve kendisine uyan kimselere birşey yaptığı yoktu. Ama uymayanları Öldürüyordu. «Ve her şeyin yolunu ona öğretmiştik.» Ona ilim vermiştik. Yeryüzünün işaretlerim, duraklarını, menzillerini, izlerini ve eserini ona Öğretip, göstermiştik. Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem, yukardaki ayet-i kerimenin, «Ona lisanları öğretmiştik.» anlamına geldiğini söylemiştir. Zülkarneyn hangi milletle savaşırsa, onlara mutlaka kendi lisanlanyla hitab ederdi. Sahih olan rivayete göre o, kendi'hakimiyet amaçlarına ulaşabilme hususunda lazım olacak bütün imkanlara sahip olmuştu. O her beldede ve ülkede diğer ülkelerin ve beldelerin ahalisine yetecek, kendisine de yardım edecek miktarda yiyecek ve azıklarla emtiayı alıyordu.

Ehl-i Kitap'tan bazılarının anlattıklarına göre Zülkarneyn, 1600 sene müddetle yeryüzünü dolaşmış ve yeryüzü halkını bir ve ortaksız olan Allah'a imana davet etmiştir. Bütün bu süreler üzerinde ihtilaf vardır, doğrusunu Allah bilir.

«Ve herşeyin yolunu ona öğretmiştik.» ayet-i kelimesiyle ilgili olarak Beyhakî ve İbn Asakir çok uzun bir hadis rivayet etmişlerdir ki bu gerçekten münkerdir. Bu hadisin senedinde Muhammed b. Yunus el-Kedimî'nin adı geçmektedir ki o, töhmetli bir ravidir. Bu yüzden sözü edilen hadisi burada yazmadık. Çünkü o, bizim nazarımızda sahih değildir.

«O da bir yol tuttu. Sonunda güneşin battığı yere ulaşınca...» ayetiy-le ilgili olarak deriz ki: Zülkarneyn öyle bir yere vardı ki, artık herhangi bir kimsenin orayı aşması mümkün değildi. Oraya varınca Atlas Okyanusunun kıyısında durdu. Orada Halidat adaları vardı ki, boylamların başlangıcıdır. Astronomi âlimlerinin bu hususta İM kavli vardır. Önceki sayfalarda da anlattığımız gibi o, bu denizin kıyısında durdu. Kendi müşahedesine göre o güneşin batarken, «Kara balçıklı bir suda battığını gördü.» yani kendi görüşüne göre Güneş'in denize battığını gördü. Çünkü kıyıda duran bir kimse, battığı esnada Güneş'in denize veya

kıyısına battığım, doğarken de güneşin denizden doğduğunu ve batarken yine denize battığını görür. Bu yüzden ayette «Batıyor gördü.» dedi. Aksi takdirde, «Bir de baktı ki güneş, kara balçıklı bir suda batıyor.» derdi Ama böyle bir ifade kullanılmamıştır.

İmam Ahmed b. Hanbel, Yezid b. Harun kanalı ile Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:

Battığı esnada Rasûlullah (s.a.v.), güneşe baktı ve şöyle buyurdu: «Allah'ın kızgın ateşine battı. Eğer Allah'ın emri ile bu güneş engellenmeseydi, yeryüzündeki herşeyi yakardı.»

Bu hadiste gariplik vardır. Rivayet zincirinde mübhem, belirsiz bir adam vardır. Böyle birisinin merfu bir hadis rivayet etmesinde şüphe vardır. Bazı kıssacıların iddialarına göre Zülkarneyn, güneşin battığı yerden ötelere gitmiş ve ordularıyla uzun mesafeli karanlıklar içinde gitmiştir. Böyle diyenler, gerçekten sonra hataya saplanmışlar, akıl ve nakle muhalif şeyler söylemişlerdir.