El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Zülkarneynin Hayat Pınarını Araması

İbn Asakir'in anlattığına göre Zülkarneyn'in, Renakil adlı bir melek arkadaşı varmış. Zülkarneyn ona yeryüzünde hayat pınarı diye bir pınarın bulunup bulunmadığını sormuş, b da, şöyle ve şöyle bir yerde hayat pınarı …

İbn Asakir'in anlattığına göre Zülkarneyn'in, Renakil adlı bir melek arkadaşı varmış. Zülkarneyn ona yeryüzünde hayat pınarı diye bir pınarın bulunup bulunmadığını sormuş, b da, şöyle ve şöyle bir yerde hayat pınarı denen bir pınarın bulunduğunu ona anlatmış. Bunun üzerine Zülkarneyn orayı aramaya çıkmış. Hızır (a.s.) da onun önü sıra yürüyorken, karanlık bir yerdeki vadide o pınarı bulmuş, onun suyundan içmiş, ancak Zülkarneyn orayı bulamamış.

Yine İbn Asakir'in anlattığına göre Zülkarneyn oradaki bir köşkte meleklerden biriyle görüşmüş, melek ona bir taş vermiş. Zülkarneyn, ordusunun yanına döndüğü zaman âlimler o taşı kendisinden istemişler, taşı bir terazinin kefesine koymuşlar, karşı kefeye de onun gibi 1000 taş koymuşlar, ancak böylelikle dengeyi sağlamışlar. Sonra Hızır (a.s.), o taşı Zülkarneyn1 den isteyerek terazinin kefesine koymuş, karşı kefeye de aym irilikte bir taş koymuş, üzerine de bir avuç toprak koyunca topraklı taş, meleğin vermiş olduğu taştan ağır gelmiş ve Hızn* (a.s.) şöyle demiş: «İşte ademoğlu da böyledir. Bir avuç toprak onu Örtmedikçe karnı doymaz.» Böyle dediği için âlimler, ona saygı ve ikramda bulunarak secde etmişlerdi. Doğrusunu Allah bilir.

Sonra İbn Asakir der ki; Cenâb-ı Allah, Zülkarneynİ o mıntıkadaki ahali için hakem tayin etmiş ve şöyle buyurmuştur:

«Ey Zülkarneyn! Onlara azab da edebilirsin, iyi muamelede de bulunabilirsin.» dedik.

«Haksızlık yapana azab edeceğiz, sonra Rabbine döndürülür, onu görülmemiş bir azaba uğratır.» (ei-Kehf, 86-87.) Yani hem dünya azabına hem de ahiret azabına uğrar. Önce dünya azabına uğrayacağı, ayet-i kerimede ifade edilmiştir. Çünkü dünya azabı, kafiri küfürden ve kötülükten daha çok men edicidir.

«Ama inanıp yararlı iş işleyene, mükâfat olarak güzel şeyler vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanı söyleriz.»

Burada Cenâb-ı Allah, en önemli olan ahiret sevabını önce söylemiştir. İhsan dediğimiz güzel şeyleri de ahiret sevabına atfetmiştir. İhsandan kasıt; adalet, ilim ve imandır.

Sonra Cenâb-ı Allah buyurdu ki:

«Sonra yine bir yol tuttu.» Zülkarneyn, batıdan doğuya dönüş için yeniden yola koyuldu. Anlatıldığına göre o, batıdan doğuya dönüşünde on iki senelik bir yol yürümüştür.

«Sonunda Güneş'in doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerine elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.» Yani o milletin evleri ve sığmaklan^yoktu ki, onunla güneşin hararetine karşı kendilerini koruyabilsinler. Alimlerden çoğu dediler ki: O millet, güneşin hararetinin şiddetlenmesi esnasında yer altında mezarı andıran bodrumlara sığınırlardı. Yüce Allah buyurdu ki: «îşte bunun gibi, onun yaptıklarının hepsini baştan başa biliyorduk.» Zülkarneyn'in yeryüzünün batılarından doğularına dönüşü esnasında neler yaptıklarını biliyor, onu koruyor, muhafaza ediyorduk.

Ubeyd b. Umeyr, oğlu Abdullah ve diğer selef ulemasından rivayet olunduğuna göre Zülkarneyn yaya olarak hacca gitmiştir. İbrahim Halil (a.s.), onun gelişini duyunca karşılamaya çıkmış, karşılaştıkları zaman Zülkarneyn'e dua etmiş ve ona bazı tavsiyelerde bulunmuştur. Anlatıldığına göre binmesi için bir at getirildiği zaman Zülkarneyn: "İbrahim Halil'in bulunduğu bir beldede bineğe binmem." demiş, Cenâb-ı Allah da bir bulutu onun emrine vermişti. İbrahim (a.s.) de ona bu müjdeyi vermişti. O nereye gitmek isterse bulut onu götürüyordu. Yine yüce Allah buyurdu ki:

«Sonra yine bir yol tuttu. Sonunda iki dağın arasına varınca, orada nerdeyse hiç laf anlamayan bir millete rastladı.» Yani bilgisi az bir milletle karşılaştı. Anlatıldığına göre ojnillet, Ye'cûc ile Me'cûc'un amcazadeleri olan Türklerdir. Zülkarneyn'e dediler ki: Bu iki millet bize tecavüz ediyorlar. Beldelerimizi harab edip ifsad ediyorlar. Yollarımızı kesiyorlar!» Böyle deyip Zülkarneyn'e -kendileriyle Ye'cûc ve Me'cûc ile Türkler arasına bir sed yapması için- bol miktarda haraç getirdiler. Böylece bu sed, kendileriyle karşı taraftaki mütecaviz milletlerin arasına bir engel olarak girsin. Zülkarneyn de Allah'ın kendisine vermiş olduğu bol miktardaki malla yetinerek halkın getirmiş olduğu haracı almayarak: "Rab-bimin bana verdikleri, sizinkinden daha iyidir." dedi. Sonra da onlardan kendileri ile o mütecaviz milletler arasına bir sed yapması için adamlar ve aletler toplayıp getirmelerini istedi. İki dağ arasına konulacak olan bu sed, iki tarafın arasına bir engel olacaktı. Bunun, gerisinde derin ve engin denizler ile zirvesine bakıl amıyacak kadar yüce dağlar vardı. Nihayet Zülkarneyn bu şeddi inşa etti. İnşaat malzemesi olarak demir ve eritilmiş bakır kullandı. Kurşun kullandığı da söylenir, ama doğru olan ilk görüştür. Kerpiç yerine demir, çamur yerine de eritilmiş bakır kullandı. Bu sebeple yüce Allah buyurdu ki:

«Artık Ye'cûc ve Me'cûc onu ne (merdiven ve diğer şeylerle) aşabildiler ve ne de (kazma ve delici şeyler kullanarak) delip geçebildiler.»

«Zülkarneyn: "İşte bu, Rabbimin bir rahmetidir." dedi. Yani Cenâb-ı Allah, kendisinin varlığı sebebiyle komşu milletlerin, onlara zulüm ve haksızlık etmelerini engellemişti ki bu da Allah'ın kullarına bir rahmetidir. «Rabbimin tayin ettiği zaman gelince» Yani Ye'cûc ile Me'cûc'un ahir zamanda yeryüzüne çıkmalarını Allah'ın takdir buyurmuş olduğu vakit gelince, «Onu yerle bir eder.» Yani o şeddi yerle bir eder ve bunun böyle olması da mecburidir. Bunun için yüce Allah buyurmuş ki: «Rabbimin verdiği söz gerçektir.»

Nitekim Cenâb-ı Allah başka bir ayet-i kerimede de şöyle buyurmuştur:

«Ye'cûc ve Me'cûc'un şeddi yıkıldığı zaman her dere ve tepeden boşanırlar. Gerçek vaad yaklaştığında inkar edenlerin gözleri belirive-rir.»

«Biz o gün (yani şeddin açılışı gününde) onları bırakırız, dalgalar halinde birbirlerine girerler. Sûra üflenince hepsini bir araya toplarız.»

Ye'cûc'la Me'cûc'un çıkışma dair rivayet edilen hadisleri tefsirimizde naklettik. İnşaallah bu kitabımızın Fiten ve Melahim bölümünde de nakledeceğiz.

Ebu Davud et-Tayalisî, Sevrî'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bize ulaşan habere göre ilk defa musafaha yapan kişi Zülkarneyn'dir.

Rivayet olunduğuna göre Kâbü'l-Ahbar, Muaviye'ye şöyle demiştir: "Zülkarneyn, ölüm döşeğinde iken annesine şu vasiyeti yaptı: «Ben öldükten sonra bir yemek yap, şehirdeki bütün kadınları davet et, yemeği önlerine koy. Benim için ağlayanlar dışındaki herkesin o yemekten yemesine izin ver. Ancak ağlamış olanlar yemesinler."

Annesi bu yemeği yapıp davet ettiği şehirli kadınlara sofrayı kurduktan ve onlara buyur dedikten sonra hiç birinin elini yemeğe uzatmadığını gördü ve: "Fe sübhânallaiı hepiniz mi Zülkarneyn'e ağladınız?" diye sormuş, onlar da: "Evet, vallahi aramızda Zülkarneyn için ağlamayan yoktur." demişler ve bu da Zülkarneyn'in annesi için bir teselli olmuştu.

Zülkarneyn vefat ettiği zaman 3000 yaşındaymış. Bu, gariptir.

İbn Asalar dedi ki: Bana ulaşan başka bir rivayete göre Zülkarneyn otuz altı sene yaşamıştır. Otuz iki sene yaşadığına dair zayıf bir rivayet de vardır. O, Davud peygamberden 740 sene sonra dünyaya gelmiştir. Adem peygamberden de 5181 sene sonra dünyaya gelmiştir. Hükümdarlığı, on altı sene sürmüştür.

Bu anlatılanlar, birinci İskender'e değil de ikinci İskender'e uymaktadır. Zira bu ikisini, birbirinden ayırd etmek gerekir. İkisinin de aynı şahsiyet olduğunu söyleyenlerden biri de İmam Abdülmelik b. Hişam'dır. Siret ravisi İmam Abdülmelik b. Hişam'm bu görüşünü, Hanz Ebu'l-Kasım es-Süheylî şiddetle red ve inkar etmiş ve bu ikisinin

avrı ayrı şahsiyetler olduğunu ifade etmiştir. Eski devir hükümdarlarından bazıları da muhtemelen birincisine benzemek ıçm iskender adını almışlardır. Doğrusunu Allah bilir.

4.Bölüm