Rasûlullah (s.a.v.), kavmini gece gündüz, gizli aşikar davet ediyordu. Onları Allah'ın emrine çağırıyordu. Bu hususta hiç kimseden de çekinmiyordu. Allah'ın onu, amcası ve kavmi olan Haşimoğulları ile Abdülmuttalib oğulları vasıtasıyla müşriklere karşı koruması üzerine Kureyşliler, ona el uza t anlayacaklarını anladılar, bu sebeple ona dil uzattılar, alaya aldılar, onunla tartıştılar, Kur'ân ayetleri de ona .karşı düşman olan kimselerle Kureyşlilerin yaptıkları işler hakkında nazil olmaya başladı. Kiminin adlarını beyan etti. Bazanda Allah'ın kafirler hakkındaki umumi beyanlarını getirdi. İbn İshak, Ebu Leheb'ten ve onun hakkında bir sûre nazil oluşundan Ümeyye b. Haleften ve onun hakkında el-Hümeze sûresinin nazil oluşundan bahseder. As b. Vail'den de bahsederken onun hakkında şu ayetin nazil olduğunu beyan eder:
«Ey Muhammed! Ayetlerimizi inkar eden ve: «Bana elbette mal ve çocuk verilecektir» diyeni gördün mü?» (Meryem, 77.)
Bu ayetle ilgili açıklama, daha önceki sayfalarda verilmişti.
Yine Ibn İshak, Ebu Cehil b. Hişam'dan ve Peygamber'e: «Ya tanrılarımıza sövmeyi bırakırsın veya biz de senin tapmakta olduğun tanrına söveriz!» deyişinden ve hakkında şu ayetin nazil oluşundan bahseder:
«Allah'tan başka taptıklarına sövmeyin ki onlar da bilmeyerek aşırı gidip Allah'a sövmesinler.» (elEn'âm,ıos.)
îbn İshak, Nadr b. Haris b. Kelde b. Alkame'den de, onun Hz. Peygamberin Kur'ân okuduğu ve Allah'a davet ettiği meclislerine katılışından da bahsetmiştir. Nadr b. Haris te onlara, Rüstem ve îsfendiyarin haberlerinden bazı şeyleri, Farslar zamanında bu ikisi arasında cereyan eden muharebeleri anlatmıştır. Böyle dedikten sonra da o: «Allah'a yemin ederim ki Muhammed, benden daha güzel şeyler anlatmıyor. Onun anlattığı şeyler, Öncekilerin yazdıkları efsanelerden başka birşey değildir!» diyordu. Bunun üzerine Cenâb-ı Allahs şu ayeti inzal buyurmuştu:
«Kur'ân, Öncekilerin masallarıdır, başkalarına yazdırıp sabah akşam kendisine okunmaktadır» dediler. (ei-Furkân, 5.)
«Yalancı ve günahkar kişinin vay haline!» (ei-Câsiye, 7.)
İbn îshak dedi ki: Bize ulaşan rivayetlere göre Rasûlullah (s.a.v.),
günün birinde Velid b. Muğire ile birlikte mescidde oturmuş, Nadr b.
Haris de gelip yanlarına oturmuştu. Mecliste Kureyşlilerden de bir kaç
adam vardı. Rasûlullah (s.a.v.) konuşmaya başlamış, Nadr b. Haris ona
karşı itirazlar öne sürmüş, Rasûlullah (s.a.v.), onu susturuncaya kadar
konuşmuş, sonra o ve orada hazır bulunanlara şu ayetleri okumuştu:
«Siz ve Allah'dan başka taptıklarınız, Cehennemin yakıtısınız;
oraya gireceksiniz. Eğer bunlar tanrı olsaydı Cehennem'e girmezlerdi;
hepsi orada temelli kalacaktır. Orada onlara ah etmek vardır!; birşey de
İşitmezler.» (el-Enbiyâ, 98-100.)
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), kalkıp gitti. Abdullah b. Ziba'ra es-Sehmî gelip meclise oturdu. Velid b. Muğire, ona şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki, az önce Nadr b. Haris, Abdülmuttalib in oğlu karşısında oturup kalkmadı ki, Muhammed; biz ve taptığımız şu tanrıların, Cehennem odunları olduğunu iddia etti.
Abdullah b. Ez-Ziba'ra ise şu karşılığı verdi:
- Allah'a yemin ederim ki, ben onu burada görseydim, kendisiyle tartışırdım. Onu mağlup ederdim. Siz, Muhammed'e sorun: Allah'tan başka şeylere tapan kimselerle taptıkları şeyler Cehennem odunları mıdırlar? Oysa biz, meleklere tapıyoruz. Yahudiler Üzeyr'e, Hristiyanlar da İsa'ya tapıyorlar. Kendilerine tapılan bu varlıkların, Cehennem odunları olmaları diye birşey var mı?
Velid ve beraberindeki meclis arkadaşları, İbn Ez-Ziba'ra'mn bu sözlerini beğendiler. Bu sözleriyle onun, Muhammed (s.a.v.)'i mağlup ettiğini sandılar. Bu sözler, Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştırılınca, o şöyle dedi:
«Allah'tan başkasına tapmak isteyen ve bunu seven her kimse, taptığı şeyle birlikte ateştedir. Onlar, ancak şeytanlara ve şeytanların kendilerine emrettikleri kimselere tapıyorlar!»
Bunun üzerine Cenâb-ı Allah da, şu ayet-i kerimeyi inzal buyurdu:
«Yaptıklarına karşılık katımızdan kendileri için iyi şeyler yazılmış olanlar, işte onlar Cehennem'den uzak tutulanlardır.
Cehennemin uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.» (el-Enbiyâ, 101402.)
Yani İsa ve Üzeyr, Allah'ın taatinde devam edip geçmiş olan rahiplerle din âlimlerinden kendilerine inanan kimselerle beraber olacaklardır.
Kureyşliler, meleklere tapar ve onların Allah'ın kızları olduklarına inanırlardı:
«Rahman çocuk edindi, dediler. O yücedir. Hayır, (Rahman'm çocukları sandıkları melekler, O'nun) değerli kullarıdır. O'ndan önce söz söylemezler ve onlar, O'nun emriyle hareket ederler. Onların önlerinde ve arkalarında olanı bilir. Razı olduğundan başkasına şefaat edemezler ve onlar, onun korkusundan titrerler. Onlardan her kim: Ben, ondan başka bir tanrıyım, derse, onu Cehennemle cezalandırırız. Biz, zalimleri böyle cezalandırırız!» (el-Enbiyâ, 26-29.)
Müşriklerin, İbn ez-Ziba'ra'mn söylediği sözleri beğenmiş olmaları hakkında da şu ayetler nazil olmuştur:
«Meryem oğlu, bir misal olarak anlatılınca hemen kavmin, ondan ötürü yaygarayı bastılar.
Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa O mu? dediler. Bunu sadece tartışma için sana misal verdiler. Doğrusu onlar, kavgacı bir toplumdur.» (ez-Zuhruf, 57-58.)
Onların tuttukları bu tartışma ve mücadele yolu batıl bir yoldu. Onlar da, bunu biliyorlardı. Çünkü onlar, Arap bir milletti. Çünkü Arap dili gramerine göre «ma» edatı, akılsız varlıklar için kullanılır. Ayet-i kerimede, Allah'tan başka kendilerine tapılan şeylerden söz edilirken, o tapınılan şeylerin başında «ma» edatı kullanılmıştır.
«Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, Cehennemin yakıtısınız. Oraya gireceksiniz.» (el-Enbiyâ, 98.) Bununla, onların tapmakta oldukları taşların put suretleri oldukları ifade etmek istenmiştir. Bu da onların bu suretlerde tapmakta oldukları melekleri, İsa'yı, Üzeyr'i ve salih kimselerden her hangi birini kapsamına almamaktadır. Çünkü ayet-i kerimedeki lafızlar, onları ne kelime ne de mana bakımından kapsamamaktadır. Isa peygamber hakkında verdikleri misalin, batıl bir misal olduğunu onlar da bilmekteydiler. Nitekim yüce Allah şöyle buyurmuştur:
«Sana böyle söylemeleri, sadece, tartışmaya girişmek içindir. Onlar şüphesiz kavgacı bir millettir. Meryemoğlu, ancak kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğullarına örnek kıldığımız bir kuldur.» (ez-Zuhmf, 58-59.)
Çünkü İsa'yı, kocasız bir kadından yaratıp meydana getirdik.
Havva'yı da dişisiz bir erkekten meydana getirdik. Ademin yaratılışı ise ne İsa'nmkine ne de Havva'nmkine benzer. Diğer adenıoğullarını ise erkek ve kadın çiftinden meydana getirdik.
Nitekim Cenâb-ı Allah, başka bir ayet-i kerimede İsa peygamberden bahsederken,«Onu insanlar için bir ayet kılalım diye...» buyurmaktadır. Yani onu apaçık kudretimizin delil ve emaresi kılalım diye...» «Ve bizden bir rahmet olarak» onunla, dilediğimize merhamet ederiz.îbn İshak, Ahnes b. Şurayk'dan ve onun hakkında şu ayetin nazil oluşundan bahseder:
«Ey Muhammedi Diliyle iğneleyen, kovuculuk eden, iyiliği daima önleyen, aşırı giden, suç işleyen, çok yemin eden alçak zorbaya, bütün bunlar dışında bir de soysuzlukla damgalanmış kimseye, mal ve oğulları vardır diye aldırış etmeyesin.» (ei-Kakm, 14.)
İbn İshak, Velid b. Muğire'den de bahsetmiş, onun şöyle dediğini
nakletmiştir.:
- Ben, Kureyş'in büyüğü ve efendisi olduğum halde bana değil de Muhammed'e mi ayetler nazil oluyor? Sakiflilerin lideri Ebu Mes'ud Amr b. Amr dururken Muhammed'e mi ayetler nazil oluyor? Oysa ben ve Ebu Mes'ud, bu iki kasabanın (Mekke ve Taif in) efendileri ve liderleriyiz.
İbn İshak, Velid b. Muğire hakkında şu ayetin nazil olduğunu da beyan eder:
«Bu Kur'ân, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilmeli değil miydi?» de diler. (ez-Zuhruf, sı.) İbn İshak, Übey b. Haleften de bahseder. Hani bir zamanlar o, Uk-be b. Ebi Muayt'a şöyle demiş: "Muhammed'in meclisinde oturup onu dinlediğini duymadım mı sanıyorsun?. Onun yüzüne tükürmedîkçe artık kesinlikle seninle görüşmeyeceğim!"
Allah düşmanı lanetli Ukbe de, onun bu arzusuna uymuş ve Hz. Peygamber'in mübarek yüzüne tükürmüştü. Bunun üzerine yüce Allah, şu ayetleri inzal buyurmuştur:
«O gün zalim kimse ellerini ısırıp: "Keşke Peygamberle beraber bir yol tutsaydım, vay başıma gelene; keşke falancayı dost edinmeseydim.»
der. (el-Furkân, 27-28.)
Ubey b. Halef, çürümüş ve dağılmaya yüz tutmuş bir kemiği eline alıp Rasûlullah'ın yanma gitmiş ve: 'ya Muhammed, sen misin çürüyüp toprağa karıştıktan sonra bu kemiği Allah'ın yeniden dirilteceğini iddia eden adam?" demiş, sonra da eliyle o kemiği ufalayıp toz haline getirmiş ve Rasûlullah'a taraf esen rüzgara verip savurmuştu. Rasûlullah da ona şu cevabı vermişti:
- Evet, bunu ben söylüyorum! Allah, bu çürümüş kemiği ve seni böylece ufalanıp toz toprak haline geldikten sonra diriltecek sonrada seni ateşe koyacaktır!
Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu: «Kendi yaratılışını unutur da: «Çürümüş kemikleri kim yaratacak» diyerek, Bize misal vermeye kalkar? Ey Muhammedi De ki: «Onları ilk defa yaratan diriltecektir. O, her türlü yaratmayı bilendir.» (Yasin, 78-79.) İbn îshak dedi ki: Esved b. Muttalib, Velid b. Muğire, Ümeyye b. Halef ve As b. Vail, Ka'be'yi tavaf etmekte olan Rasûlullah'm karşısına çıkıp şöyle dediler:
- Ya Muhammed, gel de bizim taptığımız şeylere sende tap, senin taptığın şeylere de biz tapalım. Bu hususta ortaklık yapalım.
Böyle demeleri üzerine Cenâb-ı Allah, el-Kâfirûn sûresini inzal buyurdu:
«Ey Muhammed! De M: «Ey inkarcılar! Ben sizin taptıklarınıza tapmam. Benim taptığıma da sizler tapmazsınız. Ben de sizin taptığınıza tapacak değilim. Benim taptığıma da siz tapmıyorsunuz. Sizin dininiz size, benim dinim banadır.»
Ebu Cehil, Kur'ân'da sözü edilen zakkum ağacı hakkında ayet nazil olduğunu işitince çevresindekilere şöyle sordu:
- Zakkumun ne olduğunu biliyor musunuz? O, üzerinde kaymak bulunan bir hurmadır. Gelin, hep birlikte zakkumlanalım!
Böyle demesi üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu: «Doğrusu günahkarların yiyeceği, zakkum ağacıdır.» (ed-Duhân, 43-44.) İbn îshak dedi ki! Velid b. Muğire durup Rasûlullah (s.a.v.)'la konuştu. Rasûlullah da onunla konuşuyordu. Ve onun, İslâm'a gireceğini ümid etmişti. O esnada âmâ olan İbn Ümmü Mektum, Atike binti Abdullah b. Ankes'e Rasûlullah'm yanma geldi. Kendisinden Kur'ân okumasını istedi. Bu isteği, Rasûlullah'm ağrına gitti, onu sıktı. Bu gelişi, Velid b. Mugire'yle konuşmasına engel oluyor ve onun islâm'a girmesine dair ümidini baltalıyordu. İbn Ümmü Mektum, Hz. Peygamber'e ısrar edince, o yüzünü ekşiterek öbür tarafa çevirdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayetleri inzal buyurdu:
«Yanma kör bir kimse geldi diye Peygamber yüzünü asıp çevirdi. Ey Muhammed! Ne bilirsin, belki de o arınacak; yahut öğüt alacaktı da bu Öğüt kendisine fayda verecekti. Ama sen, kendisim öğütten müstağni gören kimseyi karşına alıp ilgileniyorsun. Arınmak istememesinden sana ne? Sen, Allah'tan korkup sana koşarak gelen kimseye aldırmıyorsun. Dikkat et; bu Kur'ân bir öğüttür. Dileyen onu öğüt kabul eder. O kutsal kılınmış, yüceltilmiş, arınmış sahifeler üzerindedir.» (Abese, 1-14.) Bazılarının anlattıklarına göre, îbn Ümmü Mektum'un gelişi esnasında Rasûlullah (s.a.v.)'m kendisiyle konuştuğu kişi, Ümeyye b. Halef imiş, doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak, daha sonra Habeşistan Muhacirlerinden Mekke'ye geri dönenlerden bahseder. Geri dönüşleri, Mekkelilerin İslâm'a girdikleri haberini aldıkları esnada olmuştur. Böyle bir nakil, sahih değildir. Ancak bunun bazı sebebleri vardır. Bu sebeb de, Sahih-i Buharî'de ve diğer hadislerde anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), günün birinde müşriklerle birlikte oturup konuşmuş, konuşurken Cenâb-ı Allah, ona Necin
sûresini inzal buyurmuştu.
«Batmakta olan yıldıza andolsun ki, arkadaşınız sapmamıştır.» Rasûlullah (s.a.v.), onlara bu sûreyi sonuna kadar okuyup tamamladığında secdeye kapandı. Orada bulunan Müslümanlar, müşrikler, cinler ve bütün insanlar hep secdeye kapandılar. Bunun da bir sebebi vardı. Şu aşağıdaki ayeti tefsir ederken, tefsircilerin çoğu bu sebebten bahsetmişlerdir:
«Ey Muhammed! Senden önce gönderdiğimiz hiçbir elçi ve peygamber yoktur ki, birşey arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Allah, Şeytanın karıştırdığım giderir, sonra Allah kendi ayetlerini tahkim eder. Allah bilendir, Hakimdir.» (ei-Hacc, 52.)
Tefsirciler, bu ayetin açıklamasını yaparken garanik hadisesini anlatmışlardır. Bunu yeterince anlayamayan kimseler, duymasınlar diye burada anlatmadık. Ancak bu kıssanın aslı sahih hadiste anlatılmaktadır.
Buharı, Ebu Ma'mer tarikiyle îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:
«Neçm sûresinin sonunda Peygamber (s.a.v.) secde etti. Onunla birlikte Müslümanlar, müşrikler, cinler ve insanlar hep secde ettiler.»
Bu hadisi sadece Buharı rivayet etmiştir. Müslim'in bu konuda bir
rivayeti yoktur.
Buharı, Muhammed b. Beşşar tarikiyle Abdullah b. Mes'ud'un şöyle dediğini rivayet eder:
«Peygamber (s.a.v.), Mekke'de iken Necm sûresini okudu. Bu sûredeki secde ayetine gelince secdeye kapandı. Yanındakiler de secdeye kapandılar. Ancak yaşlı bir adam, yerden bir avuç çakıl ya da toprak alıp alnına sürdü ve: Bu kadarı bana yeter, dedi. Ben de onun bilahare kafir olarak Öldürüldüğünü gördüm.»
Bunu, Şube'nin hadisinden Müslim, Ebu Davud ve Neseî rivayet etmişlerdir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Muttalib b. Ebi Vedaa'nm şöyle dediğini rivayet eder:
«Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de iken Necm sûresini okudu. Secdeye kapandı. Yanındakiler de secdeye kapandılar. Ben, başımı kaldırdım ve secde etmek istemedim.»
Muttalib, o zaman henüz Müslüman olamamıştı. Ama ondan sonra her kimin Necm sûresini okuduğunu duyarsa mutlaka onunla birlikte secdeye kapanırdı.
Bunu, Neseî rivayet etmiştir.
Bu rivayetle, önceki rivayeti şöyle telif edebiliriz: Bu adam, secdeye kapanmış, ancak büyüklük tasladığından ötürü başım secdeden kaldırmıştır. Ama İbn Mesudun rivayetinde secde etmediğini söylediği adam, hiç secdeye eğilmemiştir. Doğrusunu Allah bilir.
Sonuç olarak söylemek istediğimiz şudur ki, bu hadiseyi nakleden kişi, müşriklerin Rasûlullah'a uyarak kendisiyle birlikte secdeye kapandıklarını görünce, onların da Müslümanlığa girdiklerini, Rasûlul-lah'la barıştıklarım, artık aralarında herhangi bir çekişme kalmadığını zannetmişti. Bu haber, Habeşistan'daki Muhacirlere ulaşmıştı. Onlar da, bunun doğru olduğunu sanmışlardı. Bunun üzerine onlardan bir kısım Muhacirler ümidlenerek Mekke'ye dönmüşler, bir kısmı da orada kalmaya devam etmişti. Her iki kısmı da, yaptığında isabetli idi. İki grubun davranışı da güzeldi. İbn İshak, oradan Mekke'ye dönen Muhacirlerin adlarını şöyle sıralar:
Osman b. Aifan, karısı peygamber kızı Rukiyye, Ebu Huzeyfe b. Ut-be b. Rebia,kansı Sehle binti Süheyl, Abdullah b. Cahş b. Riab, Utbe b. Gazvan, Zübeyr b. Avvam, Mus'ab b. Umeyr, Süveybit b. Sa'd, Talib b. Umeyr, Abdurrahman b. Avf, Mikdad b. Arar, Abdullah b. Mesud, Ebu Seleme b. Abdu'1-Esed, karısı Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye b. Muği-re, Şemmas b. Osman, Seleme b. Hişam, Ayyaş b. Ebi Rebia (Bedir, Uhud ve Hendek muharebeleri yapılıp sona erinceye kadar bu ikisi, Mekke'de hapsedilmişlerdi.), Ammar b. Yasir (Bunun Habeşistan'a hicret edip etmediği hususunda şüphe vardır.), Mateb b. Avf, Osman b. Maz'un, oğlu Said, kardeşleri Kudame ile Abdurrahman, Huneys b. Hüzafe, Hişam b. As b. Vail (Bu, Hendek muharebesinden sonra Mekke'de hapsedilmişti.), Amir b. Rebia, karısı Leyla binti Ebi Hasme, Abdullah b. Mahreme, Abdullah b. Süheyl b. Amr (Bedir savaşı yapılıncaya kadar hapsedilmişti. Müslümanların tarafına geçerek onlarla birlikte Bedir savaşma katılmıştı.), Ebu Sebre b. Ebi Ruhm, karısı Ümmü Kül-süm binti Süheyl, Sekran b. Amr b. Abdişems (Bu zat, hicretten önce Mekke'de vefat etmiş, Resûlullah onun hanımı ile evlenmişti.) Sek-ra'mn karısı Şevde binti Zem'a, Sa'd b. Havle, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Amr b. Haris b. Züheyr, Süheyl b. Beyda, Amr b. Ebi Şerh.
Toplam olarak geri dönenler, otuzüç erkek idi. Allah onlardan razı olsun.
Buharı, Aişe'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'rn şöyle dediğini nakleder:
«Hicret yurdunuz bana, hurmalıklı ve iki kara taşlık arasındaki bir yer olarak gösterildi.» Hicret edenlerin bir kısmı, Medine tarafina hicret etti. Habeşistan'a hicret edenlerin tamamı, Medine'ye geri döndü.
Buhari,Yahya b. Hammad vasıtasıyla Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder:
«Namaz kılarken Rasûlullah'a selam verdiğimiz de o, selamımızı
alırdı. Ama Necaşi'nin yanından döndüğümüzde kendisine namaz halinde iken selam verdik, selamımızı almadı. Dedik ki: "Ya Rasûlallah! Daha önce sana selam verirdik, sen de selamımızı alırdın. Ama Necaşi'nin yanından döndüğümüzde artık (namazda iken) selamımızı almıyorsun."
Buyurdu ki:
- Namazda meşguliyet vardır.»
Buharî, Müslim, Ebu Davud ve Neseî, başka bir kanalla bu hadisi A'meş'ten rivayet etmişlerdir. Bu rivayet, Zeyd b. Erkam'm Sahih-i Buharî ile Sahih-i Müslim'de sabit olan hadisini tevil edenlerin tevilini kuvvetlendirmektedir. Şöyle ki:
«Önceleri biz, namaz kılarken konuşurduk. Nihayet Allah'ın şu buyruğu nazil oldu: «Gönülden bağlılık ve saygı ile Allah'ın huzuruna durun.» (el-Bakara, 238.) Bunun üzerine bizde namazda konuşmamak ve sükût etmekle emrolunduk.» Aslında bu rivayette sahabe kelimesi ile bütün sahabeler kastedilmiştir. Ravi Zeyd, Medineli Ensâr'dandır. Namazdayken konuşmanın yasaklanması ise, Mekke'de sabit olmuştur. Şu halde namazda iken konuşmayı yasaklayan hükmün, birinci rivayette mevcud olduğuna hükmetmek gerekiyor. Ama az önce nakledilen ayet ise Medenîdir. Bu ayet ile Mekke'de iken namazda konuşmanın yasaklanmış olduğunu ifade etmek arasında bir çelişki vardır. Öyle sanıyorum ki, ravi bu ayetin namazda konuşmayı haram kıldığını kabul etmiştir. Ancak namazda iken konuşmayı yasaklayan diğer ayetlerde vardır. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak dedi ki: Habeşistan'dan dönen Muhacirlerin bir kısmı, müşriklerin himayesine girmişlerdi. Osman b. Maz'un,Velid b. Muği-re'nin himayesine; Ebu Seleme b. Abdü'1-Esed de dayısı Ebu Talib'in himayesine girmişti. Çünkü Ebu Seleme'nin annesi Berre, Abdülmut-talib'in kızı idi.
Osman b. Maz'un'dan kendisine bahis açan bir adamın anlattığına göre Salih b. İbrahim.b. Abdurrahman b. Avf bana dedi ki: Osman b. Maz'un, Rasûlullah'ın ashabının içinde bulundukları bela ve musibetleri görüp de kendisinin Velid b. Muğire'nin eman ve himayesi altında gidip gelişine bakarak şöyle dedi:
"Benim arkadaş ve dindaşlarım türlü eza ve işkencelere uğramakta iken ben, bir müşrikin bana verdiği teminat sayesinde güven içinde olup dinimin gereklerini serbestçe yürütmekteyim. Bu ise, benim için iyi değildir. Bu, çok büyük bir noksanlıktır." Böyle deyip Velid b. Muğire'ye gitti ve ona şöyle dedi: Ey Ebu Abdişems! Bana verdiğin teminatı sana geri verdim. Bundan sonra beni koruma! - Niçin yeğen? Yoksa kavmimden biri seni incitti mi?
- Hayır, böyle birşey yoktur. Fakat ben, Allah'ın himayesi dururken başkasının himayesine sığınmak istemiyorum, dedi.
- Öyleyse mescide git. Ben, nasıl açık olarak ve halk arasında sana teminat verdimse, sen de halk arasında teminatımı bana geri ver, dedi.
Bunun üzerine kalkıp mescide gittiler ve Velid, halka hitaben şöyle dedi:
- Bu adam, Osman b. Maz'un'dur. Kendisine vermiş olduğum teminatı bana geri vermek için buraya gelmiştir.
Osman b. Maz'un da şöyle dedi:
- Velid, doğru söylüyor. Ben, onu sözüne bağh ve güçlü bir teminata sahip bir kimse olarak gördüm. Fakat Allah'tan başkasının himayesine sığınmak istemiyorum. Onun için bana verdiği teminatı kendisine geri verdim.
Osman, mescidden ayrılırken Rebia oğlu Lebid'in, mescidin bir köşesinde toplanan bir kaç kişiye şiir okuduğunu gördü, o da onların yanında oturdu. Lebid:
"Allah'tan, başka herşey batıldır." şeklinde bir mısra okudu.
Osman b. Maz'un: «Doğru söyledin.» dedi. Lebid, bu sefer beytin:
"Her nimet de şüphesiz zevale mahkumdur." mealindeki ikinci mısrasını okuyunca Osman, ona:
"Sen yalan söyledin. Cennet'in nimetleri zevale mahkum değildir." dedi. Bunun üzerine Lebid şöyle dedi:
- Ey Kureyş topluluğu! Allah'a yemin ederim ki, eskiden içinizde herhangi bir. yabancıyı incitmek âdeti yoktu. Sizde bu kötü âdet ne zaman başladı?
Oturanlardan biri, ona şöyle dedi:
- Bu adam beyinsizdir. Onun gibi beyinsiz olan bir kaç arkadaşı daha var. Bunlar bizim dinimizden ayrılmışlardır. Bunun için onun sözünden alınma.
Osman'da ona karşılık verdi. Bunun üzerine iş büyüdü. Adam kalkıp Osman'ın yüzüne bir tokat attı. Velid b. Muğire, karşılarında oturduğu için onları görüyordu. Osman'a:
- Yeğen, işte görüyorsun. Sana verdiğim teminatı bana geri verdiğin için gözün kör oldu. Buna ne gerek vardı? dedi.
Osman da:
- Allah'a yemin ederim ki benim sağlam kalan gözüm de, diğer gözüm gibi Allah yolunda kör olmaya muhtaçtır. Ben, senden daha güçlü ve daha muktedir olan bir zatın, teminat ve himayesi altındayım ey Eba Abdi Şems!, dedi. Velid'de ona:
- Yeğenim, tekrar himayeme dön, dediyse de Osman, hayır, diye cevap verdi.tbn îshak dedi ki: Ebu Seleme b. Abdu 1-Esed, Ebu Talib'in himayesine girince Mahzumoğullanndan bazı adamlar, Ebu Talib'in yanına giderek ona şöyle demişlerdi:
- Ey Eba Talib! Yeğenin Muhammed'i bize karşı himaye ettin. Peki ya bu adamımızı, ne diye himayene alıyorsun?
Ebu Talib onlara şu cevabı verdi: O, bana sığındı. Kizkardeşimin oğludur. Şayet ben kızkardeşimin oğlunu himayeme almazsam, erkek kardeşimin oğlu Muhammed'i de himayeme almam!
Bunun üzerine Ebu Leheb, kalkıp şöyle dedi:
- Ey Kureyş topluluğu! Allah'a yemin ederim ki bu ihtiyara (Ebu Talib'e) çok yüklendiniz. Kendi kavmi arasından bazı kimseleri himayesine aldığı için kendisine yoğun baskıya devam ediyorsunuz. Allah'a yemin ederim ki, ya bu ısrarlarınızdan vazgeçersiniz ya da yaptığı her işte kendisine destek oluruz.Böylece o amacına ulaşır. Bunun üzerine Kureyşliler şöyle dediler: Hayır, ey Eba Utbe! Hoşlanmadığın bu işten
vazgeçeceğiz!
Ebu Leheb, Rasûlullah'a karşı Kureyşlilerin dostu ve yardımcıları idi. Bu dostluk ve yardımcılık devam etti.
Bu konuşması üzerine Ebu Talib, Ebu Leheb'in ümid verdiğini gördü ve Rasûlullah'a yardım hususunda kendisine destek olacağını umdu. Kendisine ve Rasûlullah'a yardım etmesi için Ebu Leheb'i teşvik ederek şu şiiri okudu:
"Bir adam ki, amcası Ebu Leheb olursa,
O bahçelerdedir, zulüm görmez.
Ona söylerim, ama nasihatimi dinlemez.
Ey Eba Mut'ib, desteğini bizden ayırma.
Bir adımlık yaşayacak ömrün kalsa bile, zamana yönelme.
Devran aleyhine döndüğü zaman ona söversin.
Acizlik yolunu başkalarına bırak,
Çünkü sen, hep aciz kalmak üzere yaratılmış değilsin.
Savaş, çünkü savaşmak insaftır.
Savaşla kardeş olanın, barışmcaya kadar yere batmadığını görürsün.
Nasıl olsun ki, onlar sana karşı suç işlemediler.
Seni yardımsız bırakmadılar, ya ganimet elde edersin, ya da borçlanırsın.
Allah, Abdişems ile Nevfel'e ve Teym'e,
Mahzum'a da günah ve ceza versin.
Çünkü dostluk ve sevgiden sonra topluluğumuzu,
Haramlara ulaşmak için darmadağın ettiler.
Kabe'ye andolsun ki yalan söylediniz,Muhammed'i yağmalamayız.
Günün birinde onu halkın yanında dimdik göreceksiniz."

