îbn İshak, Yezid b. Ruman kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.), ölülerin kuyuya atılmalarım emretti. İçine atıldılar. Ancak Ümeyye b. Halef kuyuya sığmadı. Çünkü o, zırhı içinde şişmiş ve zırhını doldurmuştu. Onu kuyuya atmak için uğraştılarsa da vücudu dağılmaya başladığından yerinde bıraktılar, üzerini toprak taş gibi şeylerle kapattılar. Diğerlerini kuyuya attıkları zaman Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
- Ey kuyu halkı! Siz, Rabbinizin vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü? Ben, Rabbimin bana vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördüm!
Ashab, ona dedi ki:
- Ey Allah'ın Rasûlü! Ölmüş bir kavimle mi konuşuyorsun?
- Onlar, Rablerinin kendilerine vadettiği şeyi öğrendiler. Hz. Aişe dedi ki:
İnsanlar, Rasûlullah'm: "Onlara dediğim şeyi muhakkak işittiler." şeklinde dediğini söylerler.Oysaki Rasûlullah sadece "Onlar muhakkak öğrendiler." dedi.
İbn İshak, Humayd et-Tavü kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.)'ın ashabı, geceleyin kendisini dinlediler. O şöyle diyordu:
- Ey kuyu halkı! Ey Utbe b. Rebia, ey Şeybe b. Rebia, ey Ümeyye b. Halef ve Ey Ebu Cehil b. Hişam! -Böylece onlardan kuyuda olan kimseleri saydı- Rabbinizin vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü? Ben, Rabbimin bana vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördüm.
Bunun üzerine Müslümanlar dediler ki:
- Ey Allah'ın RasûlüîÖlen bir kavme mi sesleniyorsun?
- Siz, benim söylediklerimi onlardan daha iyi işitecek değilsiniz. Ne varki onlar, bana cevap verme gücünü bulamazlar.»
İbn İshak dedi ki: Bazı ilim erbabı kimselerin bana anlattıklarına göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle demiştir:
"Ey kuyu halkı! Peygamber'ine en kötü davranan peygamber aşireti sizsiniz. Beni yalanladınız. Oysaki insanlar beni doğruladılar. Beni aranızdan çıkaııp sürdünüz. Oysaki insanlar beni aralarında barındırdılar ve siz benimle savaştınız, insanlar ise bana yardım ettiler. Rabbinizin size vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü? Ben, Rabbimin bana vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördüm."
Ben derim ki: Bu, Hz. Aişe'nin te'vil ettiği hadislerden biridir. Nitekim onun tevil ettiği hadisler, bir cüzde bir araya getirilmiştir. Hz. Aişe, bu hadislerin bazı ayetlerle çeliştiklerine inanmaktaydı. Mesela, bu hadis, şu ayetle çelişir görünmektedir:
"Ey Muhammed! Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin." (ei-Fâtır, 22.) Aslında yukarıdaki hadis, bu ayetle çelişmemektedir. Doğrusu, ashabın cumhurunun ve onlardan sonra gelen ulemanın kavlidir. Hz. Aişe'nin görüşü bu hususta doğru değildir. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın.
Buharı, Hz. Ubeyd b. İsmail kanalı ile Urve'nin şöyle dediğini rivayet eder: İbn Ömer'in, ölünün mezarında aile efradının ağlaması yüzünden azap göreceğine dair bir hadisi, Hz. Peygamber'den merfu olarak rivayet ettiği kendisine anlatıldığında Hz. Aişe şöyle demişti: Rasûlullah (s.a.v.), sadece şöyle dedi: «Ölü, kendi hata ve günahı yüzünden azap görür ve onun aile efradı da şu anda onun üzerine ağlar.» Bu da Rasûlullah (s.a.v.)'m şu sözüne benzer: Rasûlullah (s.a.v.), içinde Bedir'de öldürülmüş olan müşriklerin cesedi bulunan kuyunun başında durdu ve onlara bazı şeyler söyledi. Sonra: «Doğrusu bunlar, benim söylediklerimi işitmekte ve söylediğim şeyin hak olduğunu bilmektedirler.» dedi. Ben de kendisine şu ayetleri okudum:
«Ey Muhammed! Tabiidir ki sen ölülere kat'iyyen işittiremezsin.»
(cr-RÛm, 52,)
«Ey Muhammed! Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin.» (ci-Fâtır, 22.) Benim bu ayetleri okumam üzerine Rasûlullah dedi ki: «Onların ateşteki yerlerini hazırladıkları zaman öyledir.» Defnedildikten sonra ölünün dışarıda söylenen sözleri işitebileceğine dair birden fazla sarih hadis varid olmuştur. Nitekim bunu "Ahkamü'l-Kebir" adlı kitabımızın cenazeler bölümünde anlatacağız. Buharı, Osman kanalı ile İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: «Peygamber (s.a.v.), Bedir kuyusunun başında durup şöyle dedi:
«Rabbinizin size vaad ettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü?» Daha sonra sözlerine devamla şöyle dedi:
«Onlar, şu anda benîm kendilerine söylediklerimi işitiyorlar.» Bu sözler, Hz. Aişe'ye anlatıldığında kendisi şöyle dedi: Peygamber (s.a.v.): «Kendilerine söylediğim sözün gerçek olduğunu onlar şimdi biliyorlar.» dediğinde ben kendisine:
Ey Muhammedi Tabiidir ki sen ölülere kat'iyyen işittiremezsin.» er-Rûm, 52.) ayetini okudum.»
Buharı, Abdullah b. Muhammed kanalı ile Ebu Talha'dan rivayet etti ki, Bedir gününde Rasûlullah (s.a.v.), öldürülen Kureyş büyüklerinden yirmi dört kişinin, içi taşlarla örülü pis bir kuyuya atılmalarını emretti. Müşriklere galip olduğunda, üç gece orada ikamet etti. Üçüncü gün yüklerin bağlanmasını ve yola çıkarılmasını emretti. Sonra kendisi yürümeye başladı. Ashabı da kendisini izledi ve: «Herhalde bir ihtiyacını görmek için yürüyor.» dediler. Nihayet Hz. Peygamber, kuyunun ağzına gelip durdu ve baba adlarıyla birlikte adlarını sıralayarak onlara seslendi: «Ey fulan b. fulan. Ey fulan b. fulan! Allah'a ve Rasûlüne itaat etmek hoşunuza gider miydi? Doğrusu biz, Rabbimizin bize vaad ettiğinin gerçek olduğunu gördük. Siz de Rabbinizin size vaad ettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü?!»
Hz. Ömer dedi ki:
- Ya Rasûlallah! Ruhsuz cesetlerle ne diye konuşuyorsun? ı
- Muhammed'in nefsi elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, söylediğim sözleri siz onlardan daha iyi işitiyor değilsiniz!»
Katade dedi ki: «Cenâb-ı Allah, o müşrikleri diriltti ve Rasûlü'nün sözlerini onlara işittirdi. Onları kınamak, alçaltmak, onlardan öç almak, onları pişman edip hasret çektirmek için böyle yaptı.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Yunus b. Muhammed kanalı ile Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Bedir'de öldürülen müşrikleri üç gün yerde bıraktı. Nihayet kokuştular. Sonra yanlarına gidip durdu ve şöyle dedi:
- Ey Ümeyye b. Halef, Ey Ebu Cehil b. Hisara, Ey Utbe b. Rebia, Ey Şeybe b. Rebia! Rabbinizin size vadettiği şeyin gerçek olduğunu gördünüz mü? Doğrusu ben, Rabbimin bana va'dettiği şeyin gerçek olduğunu gördüm.
Enes diyor ki: Rasûlullah'ın sesini duyan Ömer gelip dedi ki:
- Ya Rasûlallah! Ölümlerinden üç gün sonra mı bunlara sesleniyorsun? Bunlar senin sesini duyarlar mı? Oysa Cenâb-ı Allah buyurmuş ki: «Ey Muhammed! Tabii ki sen ölülere işittiremezsin.» Bunun üzerine Hz. Peygamber:
- Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, söylediklerimi siz bunlardan daha iyi işitiyor değilsiniz. Ne var ki bunlar, cevap verme gücünü bulamamaktadırlar.»
îbn îshak, Hassan b. Sabitin bu konuda aşağıdaki şiiri okuduğunu söyler.
"Zeyneb'in kumdan tepelerdeki diyarını bildim. Tıpkı yeni bir kağıttaki yazı satırı gibi idi.
Rüzgar birbirini izler ve bahar yağmurundan her bir kara bulut akıcı ve dökücüdür.
Onun resmi akşama doğru eskidi ve sevgili sakininden sonra akşama doğru çorak bir arazi oldu. O halde sen, her gün hatırlamayı terket ve Özgün kalbin hararetini geri çevir.
Yalancının haber vermesinden başka, doğrulukla kendisinde ayıp bulunmayan kimseyi söyle.
Melikler melikinin Bedir'de bizim için müşriklerde olan nasibe dair yaptığı şeyi anlat.
Sabahleyin sanki onların toplanması Hira dağı gibidir ki, onun etrafı güneş batmaya meylettiği zaman göründü.
Bizden bir topluluk ile onlarla karşılaştık.
Tıpkı orman arslanlan gibi gençler ve ihtiyarlar olarak,
Muhammed'e gelince, düşmanlara karşı savaşların ateşinde ve sıcağında ona yardımda bulundular. Ellerinde keskin kılıçlarla ve kınlarını dolduran, parıldayan bütün kılıçlarla,
Efendiler olan Beni Evs'le Beni Neccar, kuvvetle dine yardım ettiler.
Biz de Ebu Cehil'i ve Utbe'yi yıkılmış olarak bırakıp gittik, yeryüzüne terk ettik.
Şeybe'yi bir soylu kimseye nisbet olundukları zaman, hasep sahibi erkekler arasında bıraktık.
Onları cemaatler halinde kuyuya attığımızda Rasûlullah, onlara şöyle sesleniyordu:
Benim sözümün gerçek olduğunu görmediniz mi? Allah'ın emri kalbleri almaz mı?
Onlar ise konuşmadılar ve eğer konuşsalardı şöyle derlerdi: Doğru söyledin ve sen doğruyu bulan bir fikir sahibisin!"
îbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), müşrik ölülerinin kuyuya atılmasını emrettiği zaman Utbe b. Rebia'nm cesedi alınıp kuyuya doğru sürüklendi. O esnada Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Hüzeyfe b. Utbe'nin yüzüne baktı. Onun üzgün olduğunu ve renginin değiştiğini farketti: «Ey Hüzeyfe, babandan ötürü üzgün olduğunu sanıyorum. Öyle mi?» diye sordu. Hüzeyfe de şöyle dedi:
"Hayır, vallahi ya Rasûlallah, babam ve öldürülüşü hakkında şüphe etmedim. Yalnız babamın görüş sahibi, yumuşak huylu ve faziletli bir kimse olduğunu biliyordum. Bu güzel hasletleri sebebiyle İslâm'a girip hidayet bulacağını umuyordum. Ama başına gelen bu felaketleri gördükten ve bunca ümidimden sonra küfür halinde öldüğünü gördükten sonra üzüldüm."
Rasûlullah (s.a.v.), böyle demesi üzerine Hüzeyfe'ye hayır duada bulundu. Ve ona iyi şeyler söyledi. Buharı, el-Humeydî kanalı ile İbn Abbas'ın: «Allah'ın verdiği nimeti nankörlükle karşılayanlar...» (İbrahim, 28.) ayet-i kerimesiyle ilgili olarak şöyle dediğini rivayet eder: «Vallahi bu ayette sözü edilenler, Kureyş kafirleridir.»
Amr dedi ki: "Yukarıdaki ayette sözü edilen nankörler, Kureyş kafirleridir. Allah'ın nimeti ise Muhammed'dir." «Ve milletlerini helak olacakları yere götürenler.» ayetinde sözü edilen helak yerinden kasıt da Bedir savaşındaki ateştir, dedi."
İbn İshak dedi ki: Hassan b.Sabit konuyla ilgili olarak şu şiiri söyler:
"Benim kavmim o kimselerdir ki yer halkı inkar ederken onlar Peygamberlerini konuk edip onu tasdik ettiler.
Onlar ancak kavimlerin haslandırlarki, salihlerin öncüleridirler. Ensâr'la beraber yardımcılardır.
Aslı kerim, seçilmiş olan zat onlara geldiğinde Allah'ın taksimiyle müjdelenmiş olarak,
Hoş geldiniz, safa geldiniz , merhaba, güven ve bolluk içinde olasınız.
Ne güzel peygamber ve ne güzel taksim eden, ne güzel komşudur.
Onu bir eve konuk ettiler ki, orada kötülüklerden korkulmaz.
Onlara komşu olan eve, ev denilir.
Orada ona Muhacir olarak geldiklerinde malları taksim ediniz.
İnkarcının nasibi ise ateştir.
Biz ve onlar, Bedir'e onların helaki için yürüdük, şayet kesin bir bilgi ile bilselerdi yürümezlerdi.
Hile ile onların başını aldatarak iş açtı. Sonra onları yardımsız bıraktı. Çünkü o habis, dostu olduğu kimseleri çok aldatıcıdır.
Dedi ki: Ben sizin komşunuzum. Sizi himaye ederim. Onları, kendisinde aşağılık ve hakirlik ile utanç bulunan geliş yerlerinin kötüsüne getirdi.
Sonra karşılaştık. Ve onlar, liderlerinden yüz çevirdiler. Onlardan yükseklere gidenler olduğu gibi, derin yerlere, aşağılara dağılanlar da oldu."
İmam Ahmed b. Hanbel, Yahya b. Ebi Bekr kanalı ile İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), ölülerle işini tamamladıktan sonra kendisine denildi ki :"Sen kervana bak, ondan başka birşey yoktur." Abbas, bağlar içinde bağlı iken Rasûlullah'a seslendi: "Bu sana layık değildir." Rasûlullah sordu:
- Niçin?
- Çünkü Allah, sana iki taifeden birini vadetti ve sana vadettiğini de yerine getirdi.
Bedir'de kafirlerden yetmiş kişi öldürülmüştü. Bu savaşta 1000 melek de hazır bulunmuştu. Cenâb-ı Allah'ın ezeldeki takdirine göre geride kalan müşriklerin bir çoğu Müslüman olacaklardı. Şayet Cenâb-ı Allah dileseydi, bir melek ile onları baştan sona helak ederdi. İnsanlar, sadece tamamen hayırsız olanları öldürmüşlerdi. Melekler arasında Cebrail de vardı ki, Cenâb-ı Allah, ona emir vermiş, o da bu emir üzerine Lut kavminin yaşadığı şehirleri yerinden söküp altüst etmişti. Yedi şehri batırmıştı ki, onlarda çeşitli ümmetler, hayvanlar, arazi ve tarlalar
vardı.
Allah'tan başkasının bilmediği şeyler de vardı. Onları yerden kaldırıp semanın ucuna kadar kanadıyla yükseltmiş, sonra ters çevirip yere bırakmış, üzerlerine taşlar bırakmıştı. Nitekim bunları, Lut kavminin kıssasında anlatmıştık.
Cenâb-ı Allah, mü'minlere, kafirlerle cihad etmelerini emretmiş ve bunun hikmetini açıklayarak şöyle buyurmuştu:
«Savaşta inkar edenlerle karşılaştığınızda boyunlarını vurun. Sonunda onlara üstün geldiğinizde onları esir alın. Savaş sona erince onları ya karlışıksız, ya da fidye ile serbest bırakın. Allah isteseydi, onlardan başka türlü de öç alabilirdi. Bunun böyle olması, kiminizi kiminizle denemek içindir.» (Muhammcd, 4.)«Onlarla savaşın ki Allah, sizin elinizle onları azaplandırsm. Rezil etsin ve sizi üstün getirsin de mü'minle-rin gönüllerini ferahlandırsın, kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder.» (et-Tevbe, i4-ıe.)
Ebu Cehil, Ensâr'dan bir gencin eliyle öldürülmüştü. Sonra Abdullah b. Mesud, yanı başına gelip durmuş, sakalım tutmuş, göğsüne çıkmıştı. Ebu Cehil, ona şöyle demişti: "Ey koyun çobancığı! Zorlu bir yere çıktın!" Bundan sonra Abdullah, başım kesip Rasûlullah'ın huzuruna getirip bırakmıştı. Böylece Cenâb-ı Allah, mü'minlerin kalblerindeki öfkeyi yatıştırmış ti. Ebu Cehil'in bu şekilde öldürülmesi, onun yıldırım çarpması yahud evinin tavanının çökmesi, ya da normal ölümle ölmesinden daha çok mü'minlerin hoşuna gitmişti. Doğrusunu Allah bilir.
İbn İshak'm anlattığına göre Müslüman olup Mekke'de kalmış ve Kureyş tarafından savaşa mecbur edilerek Bedir'e gelmiş bir grup, Bedir'de öldürüldüler. Bunlar zulme uğradıkları ve İslâmiyet'ten dönmeye zorlandıkları için imanlarını gizlemişlerdi. Haris b. Zem'a b. Esved, Ebu Kays b. Fakih (Ebu Kays b. Velid b. Muğire), Ali b. Ümeyye b. Halef ve As b: Münebbih b. Haccac bunlardandı. Cenâb-ı Allah, bunlar hakkında şu ayeti inzal buyurdu:
«Kendilerine yazık edenlerin canlarını aldıkları zaman onlara: «Ne yaptınız bakalım?» deyince «Biz yeryüzünde zavallı kimselerdik.» diyecekler, melekler de: «Allah'ın arzı geniş değil iniydi? Hicret etseydiniz ya!» cevabım verecekler. Onların varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü dönülecek yerdir!» (en-Nisâ, 97.)
Bedir'de Mekkelilerden yetmiş kişi esir alınmıştı. Nitekim ileride bunu açıklayacağız. Esirler arasında Rasûlullah (s.a.v.)'m amcası Ab-bas, amcası oğlu Akil b. Ebi Talib ve Nevfel b. Haris b. Abdülmuttalib gibi akrabaları da vardı. Şafii, Buharı ve diğerleri bunu delil olarak ileri sürerek akrabalık bağı bulunan herkesin azad edilmesinin gerekli olmadığını söylemişler ve İbn Semure'nin bu konudaki hadisine muarız olmuşlardır. Doğrusunu Allah bilir. Esirler arasında Ebul-As b. Rebi b. Abdu'ş-Şems b. Ümeyye de vardı ki, bu, Rasûlullah in kızı Zeyneb'in kocası idi.

