İbn îshak'm anlattığına göre Hamza b. Abdülmuttalib, bu hususta şöyle bir şiir söylemiştir: Ancak îbn Hişam, böyle bir şiirin Hz. Ham-za'ya ait oluşunu kabul etmemiştir. Şiir şudur:
"Zamanın acaib işlerinden olan bir işi ve helak olmak için durumu açıklayan bir takım sebebler olduğunu görüp bilmedin mi?
Bu, ancak isyanı ve küfrü birbirine tavsiye eden bir kavmin, onları helak etmesinden, onların da bu yüzden helak olmalarından ötürüdür.
Bir akşam üzeri hep birlikte Bedir'e doğru yürüdüler ve Bedir'in örülmemiş su kuyusuna rehin oldular.
Biz kafileyi istiyorduk. Onu arıyorduk. Ondan başkasını istemiyorduk. Onlar bize doğru yürüdüler ve kadere göre birbirimizle karşılaştık.
Karşılaştığımız zaman bizim için esmer, dümdüz süngülerle vurmaktan başka dönüş ve ayrılış olmadı.
Yine renklerle bezenmiş, yüzünün cevheri ve rengi açık seçik, bağları kesen demiri keskin bir kılıç ile vurmaktan başka çare kalmadı.
Biz mahvolmuş Utbeyi ve Şeybe'yi, ölülerin arasında geniş su kuyusuna düşmüş olarak kendi haline terk ettik.
Amr da orada kalan koruyucularının içinde kaldı ve ağlayıp dövü-nenlerin göğüsleri, Amr'ın üzerine yarılıp açıldı.
Lüey b. Ğalib'ten olan kadınların göğüsleri, Fihr'den olup yükseklere yücelen kerim kadınların göğüsleri yarılıp açıldı.
Onlar sapıklıkları uğruna öldürülen Ve görünürde muzafferiyeti bulunmayan sancak açan bir kavimdirler.
Bir sapıklık ve dalalet sancağı ki, İblis onun ehlini çekti ve onlara ihanet etti.
Çünkü murdarın yolu ihanete doğru gider.
İşi açık seçik bir vaziyette gördüğü zaman onlara dedi ki:
Sizden uzak oldum, artık bugün benim sabrım kalmadı.
Çünkü ben sizin göremediklerinizi görüyorum.
Ben, Allah'ın azabından korkuyorum.
Allah, kahretmeye ve galib gelmeye maliktir.
Böylece onları helake sürükledi, onlar da helake düştüler,
O ise kavmin haberi olmadığı şeyden haberdar idi.
Su kuyusunun sabahında onlar 1000 kişi idiler.
Bizim topluluğumuz ise, tıpkı beyaz erkek develer gibi 300 idi.
Bizim aramızda Allah'ın askerleri vardı.
Allah, bize onlarla bir makamda imdat ettiği zaman, orada açıkça
anılmıştı.
Cebrail, o askerleri bizim sancağımızın altında onların ölülerinin içinde yüzdüğü savaş mevziinde takviye etti."
Ebu Talib oğlu Ali de büyük Bedir gazvesi hakkında şu şiiri söylemiştir: Ancak İbn Hişam, bu şiirin ona ait oluşunu kabul etmemiştir:
"Görmezmisin ki Allah, Rasûlünü iktidar sahibi, hatta fazl ve lütuf sahibi Aziz'in nimetlendirmesiyle nimetlendirdi.
Sununla ki, kafirleri zillet yurduna indirdi, onlar da esaret ve öldürülme gibi zillet ve hakaretle karşılaştılar.
Rasûlullah, güçlü, muzafferiyete ermiş olduğu halde akşamladı.
Rasûlullah, adalet ile gönderilmişti.
O da Allah tarafından indirilmiş, ayetleri akıl sahibi için beyan edici olan Furkan'ia, hakkı batıldan ayırdeden bir kitapla geldi.
Bir takım kavimler, ona mandalar ve onu tereddütsüz kabullendiler.
Böylece onlar, Allah'a hamdolsun ki, dağınıklıkları gitmiş bir toplum haline geldiler.
Bir takım kavimler ise, inkar ettiler ve onların kalbleri haktan uzaklaştı.
Böylece Arş'ın sahibi, onlara fesad üstüne fesad artırdı.
Bedir gününde güçlü olan, onlara karşı Rasûlüne kudret ve imkan verdi.
Onların ellerinde hafif bir takım kılıçlar vardı ki, onlarla vurdular ve onları cilalayıp yenilediler.
Meydana gelen çok hamiyetli kimseleri ve onlardan yiğitlik sahibi gençleri dahi yıkılmış olarak terkettiler.
Ağlayıp dövünenlerin gözleri, onların üzerlerine geceliyorlar, zayıf yağmurlar ve bol yağmurlar gibi çokça yağıyorlardı.
Şu dövünüp ağlayan kadınları kastediyorum ki, onlar azgın Utbe ile oğlunun ölüm haberini veriyorlar ve Şeybe'nin de, Ebu Cehl'in de ölüm haberini veriyorlar.
Ayağı kesilen Esved b. Abdi'i-Esed haber veriyor ki: îbn Cüd'an, onların içinde siyah hırkayı giyinmiş, kayboluşu açık seçik olarak hüzünden içi yanmıştır.
Savaşlarda, kıtlık ve yoklukta onlardan şecaatti bir topluluk, Bedir kuyusunda kaldılar.
Onlardan azgın kişi, çağırdığı kimseyi çağırdı.
O da onun çağrısına icabet etti.
Azgınlık içinde birleşmesi için ilişkisi zayıf bir çok sebebler vardır.
Cehennem yurdunun yanında, çekişmeden, tartışmadan ve ayıla-madan, aşağılıkların aşağılığı içinde kurtuluşa eremediler."
İbn îshak, bu şiirin zıddını Haris'ten nakletmiştir ki, biz bu şiiri bilerek buraya almadık. Ka'b b. Malik dedi ki:
"Allah'ın işine şaştım, Allah murad ettiği şeyi yapmaya kadirdir.
Allah'a galib olan hiçbir kimse yoktur.
Bedir gününde azmış, şaşkınlıkta kalan bir insan topluluğu ile karşılaşmamızı Allah takdir etti.
Toplantılar ve onlara dostluk eden insanlardan yardım dilediler ve derken onların topluluğu çoğaldı. Hepsi birlikte bize doğru yürüdüler. Bizden başkasına yürümek istemediler.
Ka'b ve Amir de onlarla birlikteydiler.
Bizim aramızda Rasûlullah vardı.
Evs ise, onun etrafında, onun için bir sığınaktır.
Onlardan güçlü olanlar, yardımcılar vardır.
Beni Neccar'm hepsi, onun sancağı altında beyaz, yumuşak zırhların içinde yürütülürler. Toz da kopmaktadır.
Onlarla karşılaştığımızda her mücahid, karşısına çıkanlar için şe-caatli bir nefistir ve sabırlıdır.
Şahadet ettik ki Allah'tan başka hiçbir rab yoktur.
Rasûlullah da hak ile ortaya çıkmıştır.
Onlar çevik, beyaz kınından çıkarılmış kılıçlardır.
Sanki teşhircinin sana gösterdiği ölçülerdir.
Onların topluluklarını o kılıçlarla mahvettik, onlarla dağıldılar.
Günahkar, yoldan çıkmış, yaramaz olanlar böylece mahvoldular.
Ebu Cehil yıkılmış olarak yüzüstü bırakıldı.
Utbe'yi de düşmüş olarak bıraktılar.
Onlar, kafirlerden başka birşey değildirler.
Onlar, Cehennem'in yerleştiği yerde ateşin yakıtı oldular.
Bütün kafirler Cehennem'e doğru düşmeye meyillidirler.
Cehennem, onların üzerlerine alevlendi.
Halbuki o Cehennem'in ısısı, demir parçalarım ve taşları yakacak kadar kızgındır.
Rasûlullah onlara: «Bize dönünüz.» dediğinde onlar yüz çevirip:
"Sen sadece bir büyücüsün." demişlerdi.
Allah, onları helak etmek istediği için böyle olmuştu. Allah'ın takdir buyurduğu bir işe mani olacak kimse yoktur.'
Bedir günü hakkında Kal) şöyle demiştir:
"Uzak diyardaki Gassan'a haber geldi mi? İşten haberdar olan kişi, onu çok bilen kişidir.
Biliniz ki Maadd, bize düşmanlıktan dolayı oklarım atınca, onun cahilleri ve aklı başmdakileri hep birlikte yaptılar.
Çünkü bir Allah'a ibadet ettik, O'ndan başkasını ummadık. Çünkü Cennet'in kefili bize gelmiştir.
O bir peygamberdir ki, kavmi içinde soydan gelme izzeti vardır. Ve asılları doğruluktur.
Böylece onlar yürüdüler, biz de yürüdük ve nihayet karşılaştığımızda sanki biz arslanlar gibiydik.
Bir karşılaşma ile ki, onun yaralısının kurtuluşu umulmaz.
Onlara vurduk ve bizim hamle yerimizde Lüey kabilesinin büyüğünün boynu havaya uçtu.
Böylece onlar geri döndüler. Biz ise, onları keskin kılıçlarla ayaklarımızın altında çiğnedik.
Bize karşı ister onların müttefikleri gelmiş olsun, ister kendileri, fark etmez."
Bir başka şiirinde yine Ka'b b. Malik şöyle demiştir:
"Ey Lüey oğulları! Babanızın ömrüne yemin olsun ki, yanımızda Ölmeye ve kibirlenip büyüklenmeye karşı,
Atlılarınız Bedir'de savunmaya geçtikleri zaman, karşılaşma esnasında orada sabır göstermediler.
Oraya Allah'ın nuruyla geldik ki; o nur, karanlığı ve perdeleri bizden açtı.
Rasûlullah, Allah'ın emri ile bizi ileri sürdü. Hükmedip sağlamlaştırdı.
Sizin süvarileriniz Bedir'de muzaffer olamadı ve size de tamamen geri gelemediler.
Ey Ebu Süfyan! Acele etme ve atların iyilerim gözetle ki, Keda'dan çıkarlar.
Allah'ın yardımıyla ki, Ruhu'l-Kudüs oradadır.
Mikail de oradadır.
Ey kavmin eşrafı ve efendileri!"
Hassan b. Sabit de şöyle bir şiir söyledi. İbn Hişam'm ifadesine göre bu şiirin Abdullah b. Haris esSehmî'ye ait olduğu söylenmiştir:
"Zırhların halkalarını çıplak bedenlerine geçiren kimseleri, tabiatı sert, kılıçlı ve korkusuzca önlerinde gider.
Bununla, Allah'ın Rasûlünü kastediyorum ki, onu yaratıklar üzerine takva ve cömertlik ile Rabb'i üstün kıldı.
Korumanız gereken kimseleri koruduğunuzu iddia ettiniz. Bedir suyunun başına gelinmeyeceğini iddia ettiniz.
Sonra geldik, fakat sizin sözlerinizi duymadık ve hatta az sayılmayacak şekilde kana kana o sudan içtik.
Allah'ın, kesilmeyen,sağlamlaştırılmış, uzatılmış iplerinden bir ipe sarılmış olduğumuz halde...
Bizde Rasûl ve hak vardır. Ölünceye kadar ona uyarız. Onun için, önlenmeyen bir yardım ve bir muzafferiyet vardır.
O vefakardır, yoluna devam eder.
Bedir'in, kendisiyle ışıklandırıldığı bir şuledir. Bütün şereflileri aydınlatır."
Bir başka şiirinde yine Hassan b. sabit şöyle demiştir:
"Keşke bir bilsem, Mekke halkına zor zamanda kafirleri mahvettiğimiz haberi gelmedi mi?
Meydanlarda dolaşmamız esnasında kavmin-liderlerini ve seçkin kişilerini öldürdük.
Böylece onlar, ancak sırtları kırılmış olarak döndüler.
Ebu Cehil'i öldürdük. Ondan Önce de Utbe'yi öldürdük.
Şeybe de boğazlanmak için, kendisini boğazlayacaklann eline düşüyor.
Süveyd'i öldürdük. Onun ardından da Utbe'yi öldürdük.
Yine Tumeyî de tozların saçılıp yükseldiği bir esnada öldürdük.
Çok keremli, cömert kimseleri öldürdük ki, onların kavimleri içinde asaleti sayılır.
Hatıraları meşhur, şerefli kişilerdir onlar.
Onları, kurtlara ve yırtıcı hayvanlara bıraktık.
Onlarda sırasıyla gelip bunları yerler.
Hayatına yemin olsun ki Melik'in süvarileri ve onların tabileri, Bedr'in yanında karşılaştığımız zaman onu himaye edip kurtaramadılar."
Ubeyde b. Haris b. Abdülmuttalib, Bedir gününde mübareze esnasında Utbe b. Rebia ile çarpışırken ayağının kesilmesi ile ilgili olarak şöyle demiştir: O esnada Ali, Velid ile; Şeybe de Hamza ile mübareze yapmıştı. Yalnız bu şiirin, Ubeyde b. Haris'e ait olduğunu İbn Hişam kabul etmemiştir:
"Yakında bizden Mekke halkına bir vak'anın haberi ulaşır M, oradan uzak olan kimse, o vak'a hakkında uyanır.
Yüz çevirdiği zaman Utbe'ye ve ondan sonra Şeybe'ye ve orada razı olan Utbe'nin iki oğluna varacaktır.
Eğer benim ayağımı keserseniz, ben Müslümamm.
O ayağımla Allah'a yakın bir geçim temenni ederim.
Sağlam ve en güzel şekilde yapılmış suretler gibi hurilerle beraber ve yücelere has Cennet-i A'la ile beraber.
O ayakla bir geçim ve sade bir yaşam satın aldım.
Ve yakınları kaybedinceye kadar onun için çalıştım.
Rahman, lütfü ve fazlıyla, İslâm elbisesini bana ikram etti.
O elbise, çirkinlikleri örttü.
Onlarla savaşmaktan hoşlanmaz olmadım.
Çağıran kişi, sabahleyin büyükleri çağırdı.
Peygamber'den ikimizi, üçümüzü istedikleri zaman, vermemezlik etmedi ve biz çağıran kimsenin yanında bulunduk.
Süngümüzle arsîan yerinden fırlar gibi fırlayarak onlarla karşılaştık.
Rahmanın yolunda asi olan kimse ile savaşırız.
Üçümüzün bulunduğu yerden ayaklarımız ayrılmayıp sabit oldu.
Ta ölüleri ziyaret etmemize kadar."
Hassan b. Sabit, Bedir gününde firar ettiği ve kavmini bırakıp onlar uğruna savaşmadığı için Haris b. Hişam ı yererek şöyle demiştir:
"Uykuda, gönlümü güzel, yumuşak bir cariye hasta etti.
O cariye, yanında yatan kimseye soğuk bir su içirir.
Bir misk gibi M, o cariye onu bir bulut suyu veya şarab ile karıştırır.
Kesilen bir hayvanın kam gibi devamlı içilen bir şaraptır sanki.
Terkisi yükselmiş ve birbiri üzerine yığılmış dalgın bir cariye, süratle yemin eden değildir.
Perti ile sırtı arasında kurulmuş etten kemikler sanki bir fazlalık-mış gibi kaybolmuş.
O cariye oturduğu zaman sanki üzerinde güzel koku dövülen bir mermer taşıydı.
Yatağına gelmeye tembellik ediyor.
Yumuşak, güzel bir yaratılış ve güzel endam içinde,
Gündüze varınca onu anmayı bir an bile bırakmam.
Geceye gelince, benim karışık rüyalarım onunla beni teşvik ediyor. Yemin ettim ki, o cariyeyi unutayım ve onu anmayayım.
Taa kabir çukurunda kemiklerim kayboluncaya dek.
Ey beni kınayan cariye, sefahet içinde beni kınıyorsun.
Aşkımdan ötürü beni kınayanlara isyan etmişimdir.
Uykudan ve savaşların birbirine yakın meydana gelişinden sonra, tan yeri ağarmadan önceki seherde, erkenden benim yanıma geldin.
Dedin ki; kişi, Ömrü boyunca hüzünlenir.
Bu, deve bölüklerinin dönüp birbirine kavuşması sebebiyle, sayılmasının mümkün olmaması demektir.
Ey cariye, eğer bana haber verdiğin şey yalan ise ,Haris b. Hişam'm kurtulduğu yerde kurtulursun. Dostlarını, yani kavim ve kabilesinden öldürülen ve esir edilen kimseleri, onların kendileri olmaksızın savaşmak üzere terketti ve hızlı atın baş ve yularıyla kurtuldu.
Uzun, süratli iyi atları, otsuz-susuz bir yerde bırakır.
Sağlam bir ipe bağlı kovanın kuyuya dalışı gibi,
Ellerinin ve ayaklarının arasım onunla doldurdu ve onunla süratle gitti.
Ve onun dostları, kötü bir yerde kaldılar.
Babasının oğulları ve aşireti ise, bir savaş yerindedir.
Allah, onun yüzünden İslâm ehline yardım etti.
Bir yakacakla yakılan savaş ateşini yakarak onları öğüttü.
Allah emrini yerine getirir.
Eğer ilah olmasaydı ve o atlar koşmasaydı, elbette o atlar onu yırtıa hayvanlara yem olarak bırakır ve tırnaklarının uçlarıyla ona basıp çiğnerlerdi.
Yolu tutulmuş esir ile kılıçlan kıran doğan kuşu arasında ve yüksekten düşmeden, yere düşmüş insan arasında.
Kılıçların parlaklığını gördüğü zaman, açıkça bir utanç ve alçalma ile birşey yapmayı istediğinde yapan, her efendiyi sevk eder.
Beyaz iki elle intisap ettiği zaman, kasırların nesebi, onu efendi ve öncünün Önünde küçük düşürmez.
Kılıçlar, bir demirle karşılaştığı zaman, her bulutun gölgesi altındaki yıldırım gibi sağır edici olur." İbn Hişam'm ifadesine göre, bu şiire karşı Haris b. Hişam (Ebu Cehl'in kardeşi) şöyle bir şiir söyler: "Kavim daha iyi bilir H atımı, kaymağı yükselmiş kanla himaye etmelerine kadar onların savaşını terketmedim.
Eğer ben bir kimse ile savaşırsam öldürüleceğimi, halime düşmanımın acımayacağını bilirim.
Dostlar onların arasında iken onlara ifsad edici bir günün azabını onlardan giderdim."
Hassan bir başka şiirinde şöyle demiştir:
"Ey Haris, savaş esnasında ve soyların sayılıp döküldüğü zaman az-medici olmadığın halde azmetmiş oldun.
Necip, koşması süratli, böğürleri uzun bir ata biniyordun.
Kavmin uğruna savaşmayı terk ettin. Kurtuluşu umuyordun. Halbuki kurtuluş gitmekte değildir.
Süngü ile ölüp, teçhizatını kaybeden anan oğluna acısın ya!
Melik, onun için acele etti ve onun kalabalığını zillet ve hakarete düşüren bir utanç ile mahvetti."
Hassan b. Sabit, bir başka şiirinde de Bedir gazvesi hakkında şöyle demiştir:
"Muhakkak Bedir gününde Kureyşliler, esir olunup şiddetli öldürülmenin sabahında anladılar ki, biz, süngülerin üst uçları birbirleriyle çatıştığı zaman Ebu'l-Velid gününde harbin kızıştırıcılarıyız. İki kat zırhın içinde oldukları halde bize doğru yürüdükleri zaman Rebia'nın iki oğlunu öldürdük. Neccar oğullarının, arslanlar gibi saldırdıkları ve savaş meydanında dolaştıkları günde Hakim firar etti.
işte o esnada Fihr'in toplulukları geri döndü ve Hüveyris, onları uzaktan yardımsız, yüzü koyun bıraktı.
Zillete ve şah damarının altına geçen süratli bir ölüm ile karşılaştınız.
Kavminin tamamı hep birlikte yüz çevirdiler. Eski tarz üzere meyi etmediler."
Hind Binti Üsase b. İbad b. Muttalib, Ubeyde b. Haris b. Muttalib için şu mersiyeyi dile getirmişti: "Mekke ve Medine arasındaki Safra, şeref ve efendiliğini, asil hilmi ve kamil aklı için almıştır.
Ubeyde ye, gurbetin konuklan ve yüzü yokluktan değişmiş bir kimseye aşık olan dul kadınlardan dolayı ağla. O tıpkı sabit köklü ağaç gibidir.
Ona, göğün ufukları kıtlıktan kızardığı zaman, her kıtlık zamanı ağla.
Yine ona şiddetli ve süratli yürüyen rüzgarların olduğu ve uzun zaman kaynayıp kaymağım atan çömleğin altının yakıldığı bir sırada yetimler için ağladı.
Ateşlerin ışığı sönmüş hale geldiğinde, kalın odunla onları yakıyor-
Gece yürüyen ve konuğa takdim edileni bulmaya çalışan ve yolunu bulmak için köpekler gibi havlayan ve kuşluk vakti, onun yanında yumuşaklık üzere olan için ağla."
el-Ümevî, "Megazi" adlı eserinde Abdülmuttalib kızı Atike'nin, gördüğü rüya hakkında Bedir'i anarak şöyle dediğini rivayet eder:
"Rüyam gerçek olmadı mı, tevili size gelmedi mi ki hezimete uğrayan kavim kaçtı.
Baş gözü ile yakinen gören kimse, size geldi. Kesici kılıçlar iftira etmezler.
Siz dediniz, ben size karşı yalan söylemiyorum.
Beni ancak doğru söylediğim halde, yalancı kişi yalanlar.
Yolunu kaybeden akıllı kişi,ölüm korkusundan ötürü kaçıp geldi.
Keskin kılıçlar başlarınızın üzerinde durdu.
Gençlik ve bahadırlığı taşıyan mızraklar üzerinizde yükseldi.
Saldırgan arslanlann kılıç sallaması esnasında kılıçların ucu, yangındaki alevler gibi parıldadı.
Savaş ortasında garbi okları firlatıldığında, karşılaşma gününde Muhammed'e babam kurban olsun. Güney rüzgarlarının bulutlardan yere su döktürdüğü gibi, kılıçlarla canlarınızdan kan döktürdüler. Kılıçlan, nice hükümdarları öldürüp bedenlerini soğuttu, peşpeşe sarstı ve sonra sertleşti.
Bedir kuyusuna gömülen leşlerin durumu nedir, onlar gibi bir o kadarı daha vardır kardeşinin oğlu yanında. Emsalleri olan kimseler ona esir oldular.
O esirler kadınlaştılar mı yoksa Allah katından onlara helak mı geldi? Helak, onların başına toplandı.
Karşılaşma esnasında amcası oğulları Muhammed'i nasıl gördüler. Savaşta tecrübeler konuşur.
Darbelerle sizi köreltmedi mi? O darbeler ki, karşısında korkaklar şaşkına dönerler.
Gündüzleri, mücahidler yıldızlar gibi meydana çıktılar.
Yemin ettim ki, eğer onlar cepheden dönerlerse onları denizlere atarız. O denizler ki, onlarda yelkenliler yüzüp giderler.
Tıpkı güneş ışığı gibi kılıçların uçları parıldar. O kılıçların parıltısı karşısında kaşlarla kirpikler birbirine karışır."
el-Ümevî'nin rivayetine göre Atike, bir başka şiirinde de şöyle demiştir:
«Bedir'de Muhammed'e ve kavgaya girişenlere karşı hakkıyla sabretseydiniz ya!
Keskin kılıçların önünden kaçıp dönemediniz.Onlar, mü'minlerin ellerinde sanki yangın aleti gibi olup kesici idiler.
Miğferlerine karşı da dayanamadınız. Azıcık kalabildiniz. Mü'min-lerin ellerinde şiarlar vardı.
Kaçıp geldiniz, oysa savaşçı bahadırlar, silahın tesirinden geri dönüp kaçmazlar.
Muhanımed, kendisinden Önceki peygamberlerin getirdiklerini size getirdi.
Kardeşim oğlu doğru sözlüdür. İyi bir kimsedir. Şair değildir. Peygamberiniz'e karşı yaptığınız kusurlar yetti artık. Ona, Amr ve Amir kabileleri yardım ederler."
Talib b. Ebi Talib, Rasûlullah (s.a.v.)'ı methedip kendi kavminden olan Kureyşli maktullerin kuyuya atılmaları üzerine mersiye olarak şu şiiri söylemiştir. Şiiri söylerken henüz müşrik idi:
"Biliniz ki gözümün yaşı akarak tükendi. Kab'a ağlıyoruz, gözüm Kab'ı göremiyor.
Biliniz ki Ka'b, savaşlarda yardımsız kaldı ve bu felek, onları helak etti. Onlar günah kazandılar
Amir de dünya musibetlerine ağlıyor, keşke bilseydim ki onların yakınlığını görecek miyim?
O ikisi, benim kardeşlerimdir. Gayri meşru ve elbette nesebsiz sayılmazlar. Elbette onların komşusu gasbedilmez.
Ey Abdu'ş-Şems ve Nevfel, kardeşlerimiz size feda olsun. Aramıza artık savaşı sokmayın.
Dostluk, sevgi ve ülfetten sonra onlann arasında bir takım olaylar çıkartan kimseler olmayın.
Hepiniz zamanın açtığı yaralardan şikayet ediyorsunuz.
Dahis savaşında Ebu Yeksüm'ün karargahında olanları bilmiyor musunuz?
Onlar boğazı doldurmuşken... Eğer Allah'ın savması olmasaydı, elbette milletinizi kurtaramazdınız. Kureyş'in içinde toprağa ayak basanların seçkinini himaye etmemizden başka bir suç işlemedik.
Musibetlerde, güvenilir bir kardeştir, kerem sahibidir. Âlicenaptır, ne cimri, ne de bozuktur.
İyi işler yapmak isteyenler, onun etrafında dolaşsınlar. Onun kapı-smm etrafını kuşatsınlar.
Deniz gibi ne azalma, ne de eksilme olur.
Allah'a yemin ederim ki, Hazreçlilere iyi bir darbe vurmadığınız sürece üzgünlüğüm devam' edecek, yatağımda da rahat uyuyamıyacagım.

