El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ebu Bekir'in Habeşistan'a Hicret Arzusu

îbn İshak, Zührî ve Urve kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Ebu Bekir, müşriklerin eziyetlerine maruz kalıp Mekke kendisine daralınca ve Kureyşlilerin Rasûlullah ile ashabına karşı birleşik bir …

îbn İshak, Zührî ve Urve kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Ebu Bekir, müşriklerin eziyetlerine maruz kalıp Mekke kendisine daralınca ve Kureyşlilerin Rasûlullah ile ashabına karşı birleşik bir cephe oluşturup eza verdiklerini görünce, hicret için Rasûlullah'tan izin istedi. O da kendisine izin verdi. Ebu Bekir, hicret için yolculuğa çıktı. Mekke'den bir veya iki günlük mesafede iken yolda, îbnu'd-Dagme(Dağne?) kendisine rastladı. Bu adam, Ahabişin lideri Beni Haris b. Bekir b. Abdumenaf b. Kinane'nin kardeşi idi.

Vakidî'nin dediğine göre adı, Haris b. Yezid'dir. Beni Bekir b. Abdumenaf b. Kinane' kabilesinden bir ferttir. Süheylî de adının Malik olduğunu söyler. Îbnu'd-Dağıne, Ebu Bekir'e sordu:

- Nereye Ey Eba Bekir?

- Kavmim beni sürgün etti. Bana eziyet verdi. Beni baskı altına aldı.

- Niçin? Allah'a yemin ederim ki, sen aşiretini süsler, musibetlere karşı yardımcı olur, iyilik işler, yoksulu kazançlı kılar, ona yardım edersin. Haydi Mekke'ye dön. Artık sen, benim himayem altındasın.

Ebu Bekir, Îbnu'd-Dağıne'yle birlikte geri döndü. Nihayet Mekke'ye girdiler. İbnu'd-Dağine, onun yanında durup şöyle seslendi:

- Ey Kureyş topluluğu! Ben, Ebu Kuhafe'nin oğlu Ebu Bekir'i himayeme aldım. Artık hiç kimse, iyilik dışında ona karışmasın!

Îbnu'd-Dağine'nin himayesine girdikten sonra Kureyşli müşrikler, ona dokunmadılar.

Ebu Bekir'in Cumahoğulları yurdundaki evinin yanında bir mescidi vardı. Orada namaz kılardı. Yufka yürekli bir kimse idi. Kur'ân okurken kendisini tutamayıp ağlardı. Çocuklar, köleler ve kadınlar da gelip onun yanı başında durur ve durumunu hayretle izlerdi. Kureyşten bazı adamlar, İbnu'd-Dağine'ye giderek şöyle dediler:

- Ey Îbnu'd-Dağine! Her halde bu adamı, bize eziyet versin diye himayene almadın. Bu öyle biridir ki, namaz kılıp Kur'ân okurken yüreği yufkalaşıyor. Öyle bir duruma giriyor ki, çocuklarımızı, kadınlarımızı, güçsüz kimselerimizi yoldan çıkarmasından korkuyoruz. Yanına gel de kendisine evine girmesini söyle. Evine girsin. Orada dilediği gibi davransın.

Îbnu'd-Dağine, Ebu Bekir'in yanma gelerek ona şöyle dedi:

- Ey Eba Bekir, kavmine eziyet vermen için seni himayeme almadım. Davranışlarından hoşlanmıyor ve eziyet görüyorlar. Evine gir. İçeride ne yapmak istersen yap. Bunun üzerine Ebu Bekir:

- Senin himaye ve teminatını sana geri versem de, Allah'ın himaye ve teminatına razı olsam daha iyi olmaz mı? dedi.

Oda:

- Öyleyse teminatımı bana geri ver, dedi.

Ebu Bekir:

- Geri verdim.

- Bunun üzerine Îbnu'd-Dağine kalkıp şöyle dedi:

- Ey Kureyş topluluğu! Ebu Kuhafe'nin oğlu Ebu Bekir, teminatımı bana geri verdi. Artık ona ne yaparsanız yapın. Bu sizin bileceğiniz birşeydir!

Buharı, Yahya b. Bükeyr kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:

«Ben, anne ve babamı tanıyalı beri onları hep Müslüman gördüm. Rasûlullah (s.a.v.), her gün sabah akşam bize gelir ve müşriklerin baskısı da hergün biraz daha artardı. Nihayet babam Ebu Bekir, Habeşistan'a hicret etmek üzere yola çıkıp Berki'l-Gimad'a vardı. Babam orada Kare kabilesinin reisi Îbnu'd-Dağine ile karşılaştı. Îbnu'd-Dağine ona:

- Nereye gidiyorsun ya Eba Bekir? diye sordu. Babam:

- Kavmimin baskısına dayanamayıp kaçmak zorunda kaldım. Biraz gezip rahatlıkla Rabbime ibadet edeyim dedim, diye cevap verdi.

Îbnu'd-Dağine:

- Ey Eba Bekir, senin gibiler memleketlerinden çıkmaz ve çıkarılmazlar. Sen yoksullara yardım eden, akrabalık hakkım gözeten, ağır yükleri taşıyan, misafire ikram eden ve felaketzedelerin yardımına koşan bir insansın. Dön, kendi memleketinde ibadet et. Ben seni koruyacağım, dedi.

Bunun üzerine babam, Îbnu'd-Dağine ile birlikte geri döndü. Îbnu'd-Dağine, bir akşam Kureyş'in bütün ileri gelenlerini gezerek onlara:

- Ebu Bekir, memleketinden kovulacak adam değildir. Yoksullara yardım eden, akrabalık haklarını gözeten, ağır yükleri taşıyan, misafir ağırlayan ve felaketzedelerin yardımına koşan bir adamı nasıl yurdumdan çıkarıyorsunuz? dedi.

Onlar da Îbnu'd-Dağine'nin bu sözlerini yalanlamadılar. Ancak ona, şöyle dediler:

- Ebu Bekir'e söyle de kendi evinde Rabbine ibadet etsin. Evinde namaz kılarak istediği şeyleri okusun. Bunu açık olarak yapmakla bizi rahatsız etmesin. Zira eğer açık olarak yaparsa, kadın ve gençlerimizin ona bakarak sapıtmalarından korkuyoruz.

Îbnu'd-Dağine de bunu Ebu Bekir'e söyledi. Ebu Bekir, bir süre namaz ve diğer ibadetlerini kendi evinde yaptı ve evinin dışında hiç birşey okumadı. Ancak bir süre sonra evinin avlusunda bir mescid yapmaya karar verdi. Artık orada namaz kılmaya, Kur'ân okumaya başladı. Fakat çok ağlayan bir kimse olduğu için Kur'ân okuduğu zaman, kendini tutamayıp ağlıyordu. Onun bu durumu, Kureyş kabilesi kadın ve gençlerinin dikkatini çekti, kitleler halinde gelip onu dinlemelerine sebep oldu. Bu da müşrik olan Kureyş ileri gelenlerini endişeye düşürdü. Bunun için İbnu'd-Dağine'ye haber gönderdiler ve o gelince kendisine:

- Biz, Ebu Bekir için, evinin içinde ibadet etmek şartıyla sana teminat verdik. O ise, sınırı aşarak evinin avlusunda bir mescid yaptırdı. Orada açıkça namaz kılmakta ve Kur'ân okumaktadır. Onun bu durumu, kadın ve gençlerimizi yoldan çıkarabilir. Onu bundan alıkoy. Eğer evinin içinde ibadetini yapıyorsa yapsın. Yok eğer bunu kabul etmiyorsa ona söyle de, vermiş olduğu teminatı sana geri versin. Zira sana verdiğimiz sözü bozmak istemiyoruz. Ve açıkça ibadet etmesine izin vermemize de imkan yoktur, dediler.

Îbnu'd-Dağine de babama gelip:

- Sana hangi şartla teminat verdiğimi biliyorsun. Ya o şart üzerinde duracaksın, ya da sana verdiğim teminatı bana geri vereceksin. Zira Arapların bir adama vermiş olduğum teminatı kendisinden geri aldığımı işitmelerini istemiyorum, dedi.

Babam da ona:

- Ben senin teminatını geri verir ve Allah'ın teminatı ile yetinirim, dedi.»

Ibn îshak, Ebu Bekir es-Sıddık'ın oğlu Muhammedın şöyle dediğini rivayet eder: Babam Ebu Bekir, İbnu'd-Dağine'nin himayesinden çıktığı zaman Ka*be'ye gitmekte iken Kureyş'in ayak takımından bazısı yoluna çıkmış, başına toprak savurmuşlardı. Velid b. Muğire veya As b. Va-il'den birine uğrayarak: "Şu sefihlerin yaptıklarını görüyor musun?" diye şikayetçi olmuş idiysede o, babama: "Bunu sen kendi nefsine yaptın." demişti. Babam da şöyle tazarruda bulunmuştu: "Ey Rabbim, sen ne kadar yumuşak huylusun. Ey Rabbim, sen ne kadar yumuşak huylusun. Ey Rabbim, sen ne kadar yumuşak huylusun!"