îbn Hişam dedi İn: Bedir savaşında Ebu Cehil, Recez bahrinden şu şiiri söyleyerek çarpışıyordu:
"Avan savaşı benden intikam almaz. İki senelik azı dişlerim çıkmış, yaşım yenidir. Anam beni bugün için doğurmuştur."
îbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), düşmanın işini bitirince, Ebu Cehil'in ölüler arasında aranmasını emretti.
Ebu Cehil'in karşısına çıkan ilk kişi, Muaz b. Amr b. Cemuh (Beni Seleme'nin kardeşi) idi. O zat şöyle demiştir:
"Ebu Cehilin ağaçlıklarda olduğunu duydum. Ona kimsenin ulaşa-mıyacağını söylüyorlardı. Ben, bunu işittiğim zaman onu Öldürmeyi kafama koydum. O tarafa yönelip gittim. Fırsat bulduğumda üzerine hamle yaptım. Ona öyle bir darbe indirdim ki, ayağını baldırının yarısıyla birlikte uçurdum. Baldırı uçarken tıpkı öğütülmek üzere değirmen taşının altına atılan hurma çekirdeğine benziyordu. Oğlu İkrime de onıuzu-ma bir darbe indirdi. Kolumu kesti. Öyleki kolumla vücudum arasında sadece bir deri parçası kalmıştı. Bu durumda savaşmak bana çok eziyet verdi. Gün boyunca kolumu sürükleyerek savaştım. Eziyete dayanamaz hale geldiğimde ayağımı kolumun üzerine bastım. Böylece kolumu koparıp attım."
İbn îshak'ın ifadesine göre Muaz b. Amr, Bedir savaşından sonra da yaşamış, Hz. Osman'ın hilafeti zamanında vefat etmiştir.
Muavviz b. Afra, yaralı olan Ebu Cehil'e rastladı. Ona vurdu, yerinden kalkamaz hale getirdi. Onu, can çekişirken bırakıp gitti. Müavviz, savaş sırasında öldürülen şehidler arasındaydı.
Abdullah b. Mesud'da Ebu Cehil'e rastladı. Bütün bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m ölüler arasında Ebu Cehil'in aranıp bulunmasını emrettiği zamanda olmuştu.
Bana gelen habere göre Rasûlullah (s.a.v.), ashabına şöyle emretmişti:
«Eğer o, ölülerin arasında sizden gizli kalıpta onu bulamazsanız, dizindeki bir yara izine bakınız. Çünkü bir gün ben ve o, Abdullah b. Cud'an'm yemek sofrasında iken kalabalıktan sıkıştık. Biz iki küçük çocuk idik. Ben ondan biraz yaşlı idim. Onu ittim. Oda dizleri üzerine düştü ve o iki dizinden birinde bir tırtıklama meydana geldi ki, o tırtıklanmanın izi, dizinde hala durmaktadır.»
Abdullah b. Mesud dedi ki:
"Ben, onu en son anında buldum. Son nefesini veriyordu. Kendisini tanıdım. Ayağımla boynuna bastım. O, bir defasında beni Mekke'de elleriyle yakalamış, bana eziyet etmiş ve beni yumruklamıştı. Sonra ona dedim ki:
- Ey Allah düşmanı! Allah seni rezil ve hakir etmedi mi?
- Beni ne ile rezil ve hakir etti? Kavminin Öldürdüğü adamdan daha üstün kim var? Bunu bırak. Bana haber ver, bugün devran kimindir?
- Allah ve rasûlünündür! İbn îshak dedi ki:
Manzum oğullarından bir takım kimselerin iddiasına göre îbn Mesud şöyle diyordu: «Ebu Cehil: "Ey koyunların çobancığı! Çetin, erişilmesi güç yukarılara çıkmışsın!" dedi. Sonra onun başını kopardım. Onu Rasûlullah'a getirip dedim ki: «Ey Allah'ın Rasûlü! İşte Allah'ın düşmanı Ebu Cehil'in başı!.."
Rasûlullah (s.a.v.):
- Kendisinden başka bir ilah bulunmayan Allah hakkı için bu Ebu Cehil'in başı mıdır? diye sordu. Rasûlullah, yemin ederken böyle derdi. Ben de:
- Evet, kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, bu Ebu Cehil'in başıdır! dedim. Sonra başım Rasûlullah'ın önüne bıraktım. O da Allah'a hamd etti.»
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Yusuf b. Yakup b. Macişşun kanalıyla gelen bir rivayete göre Abdurrahman b. Avf şöyle demiştir:
"Bedir gününde safta duruyordum. Sağıma ve soluma baktığımda Ensâr'dan iki delikanlı arasında bulunduğumu gördüm, onlardan en zayıf olam arasında bulunmayı temenni ettim. Onlardan biri beni dürterek:
- Amca, sen Ebu Cehil'i tanıyormusun? diye sordu. Ben de:
- Evet, tanıyorum. Senin onunla işin ne? diye sorunca, şu cevabı verdi:
- Duyduğuma göre o, Rasûlullah (s.a.v.)'a küfretmiş! Nefsim kudret elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, eğer onu görürsem ikimizden eceli daha çabuk gelecek olanımız ölünceye kadar kendisinden ayrılmayacağım!
Delikanlının bu sözü hoşuma gitti. Diğeride beni dürtüp bana aynı şeyleri sordu. Çok geçmeden Ebu Cehil'in insanlar arasında dolaşmakta olduğunu gördüm. Delikanlılara:
- Görüyor musunuz? İşte biraz önce sorduğunuz adamınız budur! dedim. Onlar da kılıçlarını çekerek hemen saldırdılar. Vurup yere yıktılar ve öldürdüler. Sonra Peygamber'in yanma gidip onu öldürdüklerini bildirdiler. Hz. Peygamber:
- Onu hanginiz öldürdünüz? diye sordu. İkisi de:
- Ben öldürdüm, diye cevap verdi. Hz. Peygamber:
- Kılıçlarınızın üzerindeki kanları şildiniz mi? diye sordu Onlar da:
- Hayır, diye cevap verdiler. Peygamber (s.a.v.), ikisinin kılıcına baktı ve:
- Her ikiniz onu öldürmüşsünüz, dedi. Ebu Cehil'in üzerindeki eşyaları ganimet olarak Muaz b. Amr b. Cemuh'a vermeye hükmetti. Diğer genç ise Muaz b. Afra idi."
-Buharî, Yakub b. İbrahim kanalı ile Abdurrahman'm şöyle dediğini rivayet eder:
«Bedir günü safta duruyordum. Etrafıma baktığımda sağımda ve solumda genç yaşlarda iki delikanlı gördüm. Durumlarından şüphelendim. Çünkü ikisinden biri diğerinden gizlice bana: «Amca, bana Ebu Ce-hil'i göster." dedi. Ben de:
- Yeğenim, onunla işin ne? diye sordum. Dedi ki:
- Onu gördüğüm takdirde ya onu öldürmek ya da bu uğurda ölmek için Allah'a söz verdim.
Diğeri de, bundan gizli olarak bana aynı şeyleri söyledi. Bu ikisinin arasında bulunmaktansa, yerlerinde bulunmak arzusunu duydum. Ebu Cehil'i onlara gösterdiğimde iki doğan gibi koştular, yakalayıp onu öldürdüler. Bu delikanlılar, Afra'nın oğullarıydılar.»
Yine Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Enes b. Malik'in şöyle dediği rivayet edilir:
Rasûlullah (s.a.v.): «Ebu Cehil'in ne yapmakta olduğuna kim gidip bakar?» diye sordu. îbn Mesud: «Ben gidip bakarım ya Rasûlallah.» diyerek bakmaya gitti. Ebu Cehil'i, Afra'nm iki oğlunun öldürmüş olduğunu ve vücudunun tamamen soğuduğunu gördü. Sakalından tutup:
- Sen Ebu Cehil'sin değil mi? diye sordu. Ebu Cehil'de:
- Öldürdüğünüz bu adamdan daha üstün bir kimse var mıdır? (Yada: kavminin öldürdüğü bu adamdan daha üstün biri var mıdır?) diye sordu.»
Buharî'nin, İsmail b. Kays'tan yaptığı rivayete göre İbn Mesud, Ebu Cehü'e gidip:
- Allah seni rezil ve hakir etti mi? diye sorrnuş, o da şu cevabı vermişti:
- Öldürdüğünüz adamdan daha üstün biri var mıdır?
A'meş, Ebu İshak kanalı ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:
«Ebu Cehil'in yanına gittim. Yere düşmüştü. Başında bir miğfer, yanında da güzel bir kılıç vardı. Benim yanımda ise adi bir kılıç vardı. Kılıcımla başına vurmaya başladım. Mekke'de iken başıma vurduğu bir darbeyi hatırladım. Öyle bir darbe vurmuştu ki eli güçsüzleşmişti. Kılıcını aldım. Başını kaldırıp bana şöyle dedi:
"Bugün devran kimindir? Bizim mi yoksa sizin mi? Sen ey Abdullah, Mekke'de bizim çobancığımız değil miydin?!" Böyle demesi üzerine onu öldürdüm. Sonra Hz. Peygamber'in yanına gidip: "Ebu Cehil'i öldürdüm." dedim. Peygamber:
- Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah hakkı için, onu gerçekten öldürdün mü? diye sordu ve üç kez bana bu şekilde yemin verdi. Sonra kalkıp benimle birlikte müşrik ölülerinin yanma geldi. Onlara beddua etti.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Vekf kanalı ile Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:
«Bedir gününde Ebu Cehil'in yanma vardım. Ayağından darbe yemişti. Kılıcıyla kendini koruyor, insanları yanından uzaklaştırmaya çalışıyordu.
Ben:
- Allah'a hamd olsun ki o seni rezil ve hakir etti ey Allah düşmanı! dedim. O da:
- O, kendi kavminin öldürdüğü bir adamdır! dedi. Ben de pek iyi olmayan kılıcımla ona vurmaya başladım. Eline bir darbe indirdim. Küıcı düştü. Düşen kılıcım alıp onunla kendisini vurup öldürdüm. Sonra âdeta yerde sürünürcesine Hz. Peygamber'e geldim ve durumu anlattım. O da:
- Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah için doğru söyle, onu öldürdün mü? diye sordu. Ve bu şekilde bana üç kez yemin verdirdi. Ben de:
- Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah'a yemin ederim ki, onu öldürdüm! dedim. Rasûlullah kalkıp benimle birlikte Ebu Cehil'in yanma geldi ve:
"Seni rezil ve hakir eden Allah'a hamd olsun ey Allah düşmanı! Bu, bu ümmetin Firavunu olmuştu!" dedi.
Başka bir rivayete göre İbn Mesud: "Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Cehil'in kılıcını bana ganimet olarak verdi." demiştir.
Ebu îshak el-Fezari, Sevrî kanalı ile İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder: «Bedir gününde Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gidip: «Ben Ebu Cehil'i öldürdüm.» dedim. Rasûlullah: «Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah için doğru söyle, Öldürdün mü?» diye sordu. Ben de: «Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah hakkı için onu öldürdüm.» dedim. Bu sözümü, iki ya da üç kez tekrarladım. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle dedi:
«Allahu Ekber. Vadini gerçekleştiren, kuluna yardım eden ve yalnız başına fırkaları hezimete uğratan Allah'a hamdolsun.» Böyle dedikten sonra bana: «Haydi gidelimde, onu bana göster.» dedi. Ben de onunla birlikte gidip Ebu Cehil'in cesedini ona gösterdim. O da: «O, bu ümmetin Firavun'udur!» dedi.
Vakidî dedi ki: « Rasûlullah (s.a.v.), Afra'nm iki oğlunun ölüp düştükleri yere gelip durdu ve şöyle dedi:
"Allah, Afra'nm iki oğluna rahmet etsin. Onlar, bu ümmetin Fira-vun'unu ve küfür liderlerinin başını Öldürmede ortaktırlar." Denildi ki: Ya Rasûlallah! Onu bunlarla birlikte öldüren kimdi?
Buyurdu ki: "Melekler ile İbn Mesud, onu öldürme işine ortak oldu."
Beyhakî, el-Hakim tarikiyle Ebu İshak'm şöyle dediğini rivayet eder:
«Bedir gününde Ebu Cehil'in öldürüldüğüne dair haberi getiren müjdeci Rasûlullah'a geldiğinde kendileri, müjdeciye: «Kendisinden başka ilah bulunmayan Allah hakkı için doğru söyle, sen onu Ölmüş halde gördün mü?» diyerek üç kez yemin ettirdi. Müjdeci de yemin etti. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.) secdeye kapandı.»
Beyhakî, Ebû Nuaym kanalı ile Abdullah b. Ebu Evfa'mn şöyle dediğini rivayet eder:
« Rasûlullah (s.a.v.), fetihle müjdelendiğinde ve Ebu Cehil'in başı kendisine getirildiğinde iki rekat namaz kıldı.»
İbn Mace, Ebu Bişr Bekr b. Halef kanalı ile Abdullah b. Ebi Evfa'mn şöyle dediğini rivayet eder:
«Ebu Cehil'in başının vurulduğu müjdesi kendisine getirildiği günde Rasûlullah (s.a.v.), iki rekat namaz kıldı.»
îbn Ebi'd-Dünya, babası kanalı ile Şa'bi'nin şöyle dediğini rivayet eder: Adamın biri Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dedi:
«Ben, Bedir'e uğradım. Orada yerden çıkan bir adam gördüm. Öte yandan bir başka adamda elindeki tokmakla vurarak onu yere batırı-yordu. Sonra tekrar çıkıyor, tokmaktı adam da yine aynı şekilde vurup onu yere batırıyor ve bunu defalarca tekrarlıyordu.» Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
«O, Ebu Cehil b. Hişam'dır. Kıyamet gününe kadar azap görecektir.»
"Meğazi" adlı eserinde el-Ümevî, babası kanalı ile Amir'in şöyle dediğini rivayet eder:
Adamın birisi Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gelip şöyle dedi: «Bedir'de bir adamm oturmakta olduğunu, bir başka adamın da elindeki demir bir direkle onun başına vurarak onu yere batırıp kaybettiğini gördüm.»
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
«O, Ebu Cehil'dir. Başına bir melek görevlendirilmiştir. Yerden her çıktıkça ona böyle yapacaktır. Kıyamet gününe kadar o yere batacaktır!»
Buhari, Ubeyd b. İsmail kanalı ile Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder:
«Bedir gününde Ubeyde b. Said b. As'a rastladım. O zırha bürünmüştü. Sadece gözleri görülüyordu. Ona Ebu Zati'l-Keriş künyesi ile hitap edilirdi. «Ben, Ebu Zati'l-Kirş'im» dedi. Ben de mızrağımla ona saldırdım. Mızrağı gözlerine sapladım ve öldürdüm.»
Hişam dedi ki: Bana gelen habere göre Zübeyr şöyle demiştir: «Ayağımı onun gövdesi üzerine koydum. Sonra bir gerindim ve mızrağı gözlerinden zorlukla çekip çıkardım. Mızrağın iki ucu eğilmişti.»
Urve dedi ki: « Rasûlullah (s.a.v.) Zübeyr'den o mızrağı istedi. Zübeyr de ona verdi. Rasûlullah vefat edince Zübeyr mızrağı aldı. Sonra Ebu Bekir istedi. Ona verdi. Ebu Bekir vefat edince Hattab oğlu Ömer, Zübeyr'den mızrağı istedi. Zübeyr de ona verdi. Ömer vefat edince Zübeyr mızrağı aldı. Sonra Osman ondan istedi. Osman'a verdi. Osman Öldürüldüğünde mızrak Hz. Ali ailesinin eline geçti. Zübeyr'in oğlu Abdullah, mızrağı onlardan istedi. Ve öldürülünceye kadar mızrak onun yanmda'kaldı.»
İbn Hişam dedi ki: Hattab oğlu Ömer, Said b. As'in yanına gidip ona şöyle dedi: "Sende bana karşı birşeyler görüyorum. Öyle sanıyorum ki, babanı öldürdüğümü sanıyorsun. Eğer onu öldürmüş olsaydım, senden özür dilemezdim. Ama ben dayım As b. Hişam b. Muğire'yi öldürdüm. Babana gelince ben ona uğradım. O, öküzün boynuzuyla yeri eşelemesi gibi yeri eşeliyordu. Ona dokunmadan yanından geçip gittim. Ama amcası oğlu Ali ona yönelerek öldürdü."
îbn İshak dedi ki: Abdu'ş-Şeuis oğulları kabilesinin müttefiki olan Ukkaşe b. Mihsan b. Hirsan elEsedî, Bedir gününde kılıcıyla savaştı. Öyleki; kılıcı, elinde kırıldı. O da Rasûlullah (s.a.v.)'a geldi. Rasûlullah, ona ağaçtan bir dal verip şöyle dedi: «Ey Ukkaşe! İşte bununla savaş!»
Ukkaşe, o dalı Rasûlullah't an aldığı zaman salladı ve o dal, onun elinde uzunca, ağzı sağlam, beyaz ve demirden bir kılıç haline geldi. Onunla savaştı. Nihayet Allah, Müslümanlara fetih müyesser kıhncaya kadar savaşım sürdürdü. Avn adı verilen kılıç onun yanında kaldı. Ukkaşe, o kılıçla savaşlarda Rasûlullah (s.a.v.)'m yanında hazır bulundu. Nihayet Ebu Bekir zamamnda irtidad hadisesinde öldürüldü. O zaman o kılıç, onun yanında idi. Onu, Tulayha b. Hüveylid el-Esedî öldürdü.Tulayha, bu hususta bir kaside söyledi:
"Akşamleyin İbn Akremî ve Ükkaşe el-Ganmî'yi dönüp dolaşma yerinde mukim olarak bırakıp ayrıldım."İleride de açıklanacağı gibi bu hadiseden sonra Tulayha, Müslüman olmuştur.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.): «Ümmetimden 70.000 kişi hesapsız ve azapsız olarak Cennet'e girecektir.» dediği zaman Ukkaşe: «Allah'a dua et de beni onlardan biri kılsın.» demiş, Rasûlullah da: «Alla-hım, Ukkaşe'yi onlardan biri kıl.» diye dua etmişti.
İbn İshak'm rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
- Araplar arasında bizim hayırlı bir süvarimiz vardır.
- O kimdir ya Rasûlallah?
- Ukkaşe b. Mihsan'dır.
Bunun üzerine Dırar b. Ezver dedi ki: -Ya Rasûlallah, o bizden bir adamdır.
- Sizden biri değildir. Fakat antlaşmadan dolayı o bizdendir.
Beyhakî, el-Hakim kanalı ile Ukkaşe b. Mihsan'm şöyle dediğini rivayet eder: «Bedir gününde kılıcım elimde kırıldı. Rasûlullah, bana bir dal verdi. Bir de baktım ki o dal elimde beyaz, uzunca bir kılıç haline gelmiş! O kılıçla savaştım. Nihayet Cenâb-ı Allah, müşrikleri yenilgiye uğrattı.» Bu kılıç, vefatına kadar Ukkaşe'nin yanında kaldı.
Vakidî, Üsame b. Zeyd kanalı ile Abdü'l-Eşhel oğulları kabilesinden bir kaç adamın şöyle dediklerini rivayet eder: "Seleme b. Haris'üı kı-lıa Bedir gününde kırıldı. Silahsız kaldı. Rasûlullah ona İbn Tab hurma ağaçlarından bir dal vererek: "İşte bununla vur." dedi. Seleme, bir de baktıki o dal, bir kılıca dönüşmüş. Bu kılıç Cisri Ebu Ubeyde günündeki çarpışmada öldürülünceye kadar Seleme'nin yanında kaldı."

