îbn İshak dedi ki:Yüce Allah, dinini yüceltmeyi ve peygamberini aziz kılmayı, ona verdiği sözü yerine getirmeyi dilediği zaman, Rasûlullah, Ensâr'dan bir topluluğun kendisiyle karşılaştığı panayıra çıktı ve kendini kabilelere arzetti. Nitekim daha önce her panayırda yaptığı gibi kabilelerle görüştü. Bir ara o, Akabe'de bulunuyordu. Allah'ın kendilerine hayır murad ettiği Hazreçlilerden bir topluluk, onun yanma geldi. Onlarla karşılaştığında şöyle bir soru yöneltti:
- Siz kimlersiniz?
- Hazreç'ten bir topluluğuz.
- Yahudilerin mevalisinden misiniz?
- Evet.
- Acaba oturur musunuz, sizinle biraz konuşayım?
- Evet, otururuz.
Hazreçliler, Rasûlullah in yanına oturdular. O da onları, Allah'a imana davet etti ve İslâmiyeti kendilerine anlattı. Onlara, Kur'ân okudu. Yahudilerin kendileriyle birlikte aynı memlekette ikamet etmeleri, onların hidayete kavuşmaları için ilahi bir sebeb oldu. Çünkü Yahudiler, Ehl-i Kitap olup, ilim sahibi kimseler idiler. Kendileri ise ehl-i şirk olup putlara tapıyorlardı. Yahudilerle savaşmışlardı. Aralarında birşey olduğu zaman, Yahudiler onlara şöyle derlerdi:
"Şüphesiz yakında bir peygamber gönderilecektir. Onun zamanı gelmektedir. Biz, ona uyup, onunla birlikte size karşı savaşacağız. Ad ve irem'in öldürülmesi gibi, onun yardımıyla sizi öldüreceğiz."
Rasûlullah (s.a.v.), kendileriyle konuşup onları, Allah'a imana davet ettiğinde onlar birbirlerine şöyle demişlerdi:
- Ey kavmimiz! Biliniz ki vallahi bu Yahudilerin sizi kendisiyle korkuttukları peygamberdir. Gelin, başkalarından önce buna imân edenler siz olun.
Böylece onlar Hz. Peygamberin davetini kabul ettiler, onu tasdik ettiler, getirdiği prensipleri yaşamaya başladılar ve dediler ki:
- Artık kavmimizi terk ediyoruz. Zaten onların arasındaki düşmanlık ve serden dolayı bir kavmiyet te yoktur. Umulur ki Allah, onları seninle bir araya toplar ve biz onlara yakında gelir ve onları senin emrine
1BJN KESİK
davet ederiz. Kabul ettiğimiz bu dini onlara arzederiz. Eğer Allah, bu din üzerine onları toplarsa, senden daha güçlü ve aziz bir kimse yoktur.
Sonra Rasûluliah'tan, memleketlerine dönmek üzere iman etmiş ve tasdik etmiş oldukları halde ayrılıp gittiler.
Bana anlatıldığına göre o Hazreçliler altı kişiydiler. Adları da şöyleydi: Ebu Umame Es'ad b. Zürare b. Uds b. Ubeyd b. Salebe b. Ganm b. Malik b. Neccar (Ebu Nuaym'm anlattığına göre Ensâr'dan ve Hazreçli-lerden ilk Müslüman olan zat da budur).
Evs'den şunlar vardı: Ebü'l-Heysem b. et-Teyyihan (Söylendiğine göre ilk Müslüman olan Rafi b. Malik ile Muaz b. Afra'dır. Doğrusunu Allah bilir.)
Avf b. Haris b. Rufaa b. Sevad b. Malik b. Ganm b. Malik b. Neccar (Bu İbn Afira'dır.), Rafi b. Malik b. Aclan b. Amr b. Zürayk ez-Zürkî, Kut-be b. Amir b. Hadide b. Amr b. Ganm b. Sevad b. Ganm b. Kab b. Seleme b. Sa'd b. Ali b. Esed b. Saride b. Yezid b. Cüşem b. Hazreç es-Sülemî (Bu Beni Sevad'tandır.), Ukbe b. Amir b. Nabi b. Zeyd b. Haram b. KaTs b. Seleme es-Sülemî (Buda Beni Haram'dandır.), Cabir b. Abdullah b. Riab b. Numan b. Sinan b, Ubeyd b. Adiy b. Ganm b. Kal) b. Seleme es-Sülemî (Bu da beni Übeyd'tendir.), Allah, onlardan razı olsun.
Musa b. Ukbe'nin, Zührî ile Urve b. Zübeyr'den rivayet ettiğine göre bunlar, Peygamber (s.a.v.)le ilk toplantı yaptıklarında sekiz kişi idiler. Adları şöyledir: Muaz b. Afra, Es'ad b. Zürare, Rafi b. Malik, Zekvan b. Abdi Kays, Ubade b. Samit, Ebu Abdirrahman Yezid b. Salebe, Ebü'l-Heysem b. etTeyyihan, Uveym b. Saide. Bunlar Müslüman oldular ve ertesi sene tekrar geleceklerini Hz. Peygamber'e vaad ettiler. Kavimlerine dönüp onları islâm'a davet ettiler. Elçi olarak da Muaz b. Afra ile Rafi b. Malik'i Hz. Peygamber'e göndererek ondan kendilerine fıkıh öğretecek bir adam göndermesi talebinde bulundular. Peygamber (s.a.v.) de onlara Mus'ab b. Umeyr'i gönderdi. Mus'ab, Medine'ye gidip Es'ad b. Zürare'ye konuk oldu.
Medine'ye kavimlerine geldikleri zaman onlara Hz. Peygamber'i anlattılar. Onları, İslâm'a davet ettiler. İslâm, onların içinde yayıldı.. Böylece bütün Ensâr'm evinde Rasûluliah'tan söz edilmeye başlandı. İkinci sene Ensâr'dan on iki kişi panayırda hazır bulundu. Bunların adları şöyledir:
Ebu Umame Es'ad b. Zürare, Avf b. Haris, kardeşi Muaz (Bunların ikisi Afra'nın oğullarıdır.), Rafi b. Malik, Zekvan b. Abdi Kays b. Haled'e b. Muhlid b. Amir b. Zürayk ez-Zürkî (İbn Hişam, bu zatın Ensarî ve Muhaciri olduğunu söylemiştir.), Ubade b. Samit b. Kays b. Asrem b. Fihr b. Salebe b. Ganm b. Avf b. Amr b. Avf b. Hazreç ve bunların müttefiki olan Ebu Abdirrahman Yezid b. Salebe b. Hazme b. Asrem el-Belevî, Abbas b. Ubade b. Nadle b. Malik b. Aclan b. Yezid b. Ganm b. Salim b, Avf b. Amr b. Avf b. Hazreç el-Aclanî, Ukbe b. Amir b. Nabi ve Kutbe b. Amir b. Hadide.
Bu on kişi Hazreç'tendir.
Uveym b. Saide ile Ebu'l-Heysem Malik b. et-Teyyihan ise, Evs'ten-dir. İbn Hişam; et-Teyyihan kelimesinin şeddesiz olarak et-teyhan şeklinde de okunabileceğim söylemiştir. Tıpkı meyyit kelimesinin, şeddesiz olarak meyt selinde okunabileceği gibi.
Süheylî dedi ki: Ebü'l-Heysem b. et-Teyhan'm adı, Malik b. Malik b. Atik b. Amr b. Abdü'l-A'lem b. Amir b. Zevr b. Cüşem b. Haris b. Hazreç b. Amr b. Malik b. Evs'tir. Kimine göre bu İraşlı, kimine göre ise Belve-li'dir. Heysem kelimesi ise, kartal yavrusu anlammadır. Bir çeşit bitki manasına da gelir.
Özetle" bu on kişi, o sene hac mevsiminde Mekke'ye gelmiş, Rasûlullah'la görüşmeye niyetlenmiş ve Akabe'de onunla görüşmüşler, kadınların bey'atı gibi ona bey'at etmişlerdi. Bu, birinci Akabe be/atıdır.
Ebu Nuaym'ın rivayetine göre Rasûlullah (s.a.v.), onlara İbrahim sûresinin şu ayetini sonuna kadar okumuştur:
«İbrahim şöyle demişti: "Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut." (Ibrâhîm, 35.)
ibn İshak, Ubade b. Samit'in şöyle dediğini rivayet eder: Ben, birinci Akabe'de hazır bulunanlar içindeydim. Biz, on iki kişi idik. Rasûlullah ile kadınların bey'atı gibi bey'at ettik. Bu, bize harbin farz kılınmasından önce idi. Şunun üzerine bey'at ettik ki, Allah'a hiç birşeyi ortak koşmayalım, hırsızlık etmeyelim, zina yapmayalım, çocuklarımızı öldürmeyelim, ellerimizle bir iftira dizip getirmeyelim., herhangi bir iyilik hususunda kendisine asi olmayalım.
Bey'at esnasında Rasûlullah, bize şöyle buyurdu: "Eğer sözünüzde durursanız, sizin için Cennet vardır. Eğer bu şartlardan birini gizlerseniz, sizin işiniz Allah'a kalır. Dilerse sizi azaplandırır, dilerse bağışlar."
îbn îshak dedi ki: İbn Şihab ez-Zührî, Aizûllah Ebu îdris el-Havlanî tariki ile yaptığı rivayette Ubade b. Samit'in şöyle dediğini nakletmiştir: Birinci Akabe gecesinde, Allah'a hiç birşeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarımızı öldürmemek, ellerimizle ayaklarımız arasında dizip uydurduğumuz bir iftirayı ortaya getirmemek, iyilik hususunda kendisine karşı gelmemek üzere Rasûlullah'a bey'at ettik. O da bize şöyle buyurdu:
"Eğer sözünüzde durursanız, sizin için Cennet vardır. Eğer bu şartlardan birini gizlerseniz ve dünyada iken bunun cezasına çarpürılır-sanız, bu sizin için keffaret olur. Ama bu suçunuz, kıyamet gününe kadar gizli kalırsa, işiniz Allah'a kalır. Dilerse sizi azaplandırır, dilerse bağışlar." .İbn İshak dedi ki: Medineliler ayrılıp gittiklerinde Rasûlullah (s.a.v.), onlarla birlikte Mus'ab b. Ümeyr b. Haşim b. Abdumenaf b. Abdüddar b. Kusay'yı gönderdi ve ona, onlara Kur'ân okumasını, İslâm'ı ve fıkhı bilgileri öğretmesini emretti.
Beyhakî, Asım b. Artır b. Katade'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.); Mus'ab'ı, Medinelilerin kendilerine bir öğretici göndermeleri talebini içeren mektuplarını aldığı zaman Medine'ye göndermiştir. Önceki sayfalarda Musa b. Ukbe'nin anlattığı da bu şekilde idi. Yalnız onu ikinci kez göndermiş olması daha uygundur.
Nihayet Mus'ab, Medine'ye gidip Es'ad b. Zürare'ye konuk oldu. Mus'ab'a Medine'de okuyucu anlamına gelen muk'ri adı verilmişti. Asım b. Amr b. Katade'nin rivayetine göre Musab, Medinelilere imamlık eder, namaz kıldmrmış. Çünkü Evsliler ile Hazreçliler, birbirlerine imamlık etmekten, birbirlerinin arkasında namaz kılmaktan hoşlan-mazlarmış. Allah, hepsinden razı olsun. İbn İshak, Abdurrahman b. Ka'b b. Malikin şöyle dediğini rivayet eder: Babam Ka'b b. Malik, gözünü kaybetmişti. Ben de ona öncülük ediyordum. Onunla cumaya çıktım. Ezanı işitti ve Ebu Umame Es'ad b. Zürare'ye dua etti. Uzun bir zaman ezam işittiğinde ona böyle dua ve istiğfar ediyordu. Ben de kendi kendime dedim ki:
"Nedir bu güçsüzlük! Niye sormuyorum ki? Cuma ezanını işittiği zaman neden Ebu Umame Es'ad b. Zürare'ye dua ediyor? Nihayet bir cuma günü onunla çıktım. Önceden her cuma çıktığım gibi, cuma ezanım işittiği zaman yine ona dua ve istiğfar etti. Bunun üzerine dedim ki:
- Babacığım, sana ne oluyor ki, her cuma ezanını duyduğunda Ebu Umame'ye dua ediyorsun?
- Ey oğulcuğum, Medine'nin Hezmü'n-Nebit dağının yanında Beni Beyaza semtinde bizleri cuma için ilk toplayan o oldu. O semte Bakiu'l-Hadimat denilir.
- O zaman kaç kişiydiniz?
- Kırk kişiydik.
DareKutnî'nin İbn Abbas'tan rivayet ettiğine göre Rasûlullah (s.a.v.), Medinelilere cuma namazım kıldırması için Mus'ab b.Ümeyr'e bir mektup göndermiştir. Yalnız bu hadisin senedinde gariplik vardır. Doğrusunu Allah bilir.
İbn îshak dedi ki: Ubeydullah b. Muğire b. Muaykip ile Abdullah b. Ebi Bekir b. Muhammed b. Amr b. Hazm bana şöyle anlattılar: Es'ad b. Zürare, Mus'ab b. Ümeyr ile Beni Abdi'l-Eşhel ve Beni Zafer kabilelerine yönelerek yola çıktılar. Sa'd b. Muaz, Es'ad b. Zürare'nin teyzesi oğlu idi. Beni Zafer kabilesine ait bahçelerden birine girip Merak kuyusu denen bir kuyunun yanına vardılar. Bahçede oturdular. Müslüman olan bazı erkekler de gelip yanlarına oturdular. Sa'd b. Muaz ile Üseyd b. Hudayr, o zaman kendi kavimleri olan Abdü'l-Eşhel oğullarının liderleri idiler. Her ikisi de kendi kavimlerinin dini üzere yani müşriklikte idiler. Es'ad b. Zürare ile Mus'ab b. Ümeyr'in gelişlerini duyduklarında Sa'd b. Muaz, Üseyd'e şöyle dedi:
- Ben karışmam, zayıf olanlarımızı bozmak(ifsad etmek) için evlerimize gelmiş olan o iki kişiye git ve onları mene t, bize gelmesinler. Zira bildiğin gibi eğer Es'ad b. Zürare yakınım olmasaydı, senin yerine onu ben kovardım. O, teyzemin oğludur. Kendimde ona karşı gelmeye cesaret bulamıyorum. Bunun üzerine Üseyd b. Hudayr, mızrağını alıp onlara gitti. Es'ad b. Zürare onu görünce, Mus'ab b. Ümeyr'e şöyle dedi:
- İşte bu, kavminin efendisidir, sana gelmiştir. Onun hakkında doğruyu yerine getir.
Mus'ab:
- Eğer oturursa onunla konuşurum, dedi. Üseyd, küfrederek önlerinde durdu ve şöyle dedi:
-Sizi, bize getiren sebeb nedir? Zayıflarımızın aklını çeliyorsunuz. Eğer sağ kalmaya ihtiyacınız var ise, bizden ayrılıp gidin. Bu arada Mus'ab ona:
- Oturup da dinlemez misin? Eğer beğenirsen kabul edersin, beğenmezsen bırakırsın, dedi.
Üseyd, şöyle cevap verdi:
-Doğru konuştun.
Böyle dedikten sonra mızrağını yere dikti ve o ikisinin (Es'ad ile Mus'ab in) yanına oturdu. Mus'ab, ona İslâmiyet'i anlattı ve Kur'ân-ı Kerîm'den bazı bölümler okudu.
Anlatıldığına göre Es'ad ile Mus'ab, Üseyd hakkında şöyle demişler: Allah'a yemin ederiz ki, o konuşmadan önce yüzünün aydınlanmasından ve yumuşamasından ötürü yüzünde İslâmiyet'i gördük.
Sonra Üseyd, şöyle dedi:
- Bu söz ne güzel bir sözmüş! Bu dine girmek istediğiniz zaman nasıl yaparsınız?
- Gusül edersin, temizlenirsin ve elbiseni de temizlersin. Sonra hak şahadetiyle şahadet getirir. Sonra da namaz kılarsın.
Üseyd kalkıp gusletti. Elbiselerini temizledi. Hak şahadetini getirdi, kalkıp iki rekat namaz kıldı. Namazdan sonra Es'ad ile Mus'ab'a şöyle dedi:
- Arkamda bir adam var M, eğer o size tabi olursa, onun kavminden hiçbir kimse ondan ayrılmaz. Şimdi size onu göndereceğim. O, Sa'd b. Muaz'dır.
Böyle dedikten sonra mızrağını yerden alıp Sa'd ve kavmine doğru gitti. Kavmi, kendi toplantı yerlerinde oturuyordu. Sa'd b. Muaz, dönüşü esnasında ona baktığı zaman şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki Üseyd, sizin yanınızdan ayrıldığı çehre ve yüzden başka bir yüzle size gelmiştir.
O meclise gelip durduğunda Sa'd, kendisine
- Ne yaptın? diye sordu. O da şöyle cevap verdi:
- O iki adamla konuştum. Allah'a yemin ederim ki, onlarda bir sakınca görmedim. Ben, onları kovdum. Onlar da istediğimizi yapacaklarını söylediler. Yalnız bana verilen habere göre Harise oğulları, sana hakaret için Es'ad b. Zürare'yi öldürmeye çıkmışlar. Ey Sa'd, onun teyzen oğlu olduğunu biliyorlar. Sonuçta sana verdikleri sözü bozup ihanet edecekler.
Bunun üzerine Sa'd, öfkelenip süratle yerinden kalktı. Harise oğullarının haberinden korktu ve sinirli bir şekilde süngüyü eline aldı. sonra Üseyd'e: "Allah'a yemin ederim ki senin birşey becereceğini zannetmiyorum." dedi. Sonra Mus'ab ile Es'ad'a gitmek üzere yola çıktı. Sa'd, onları emniyet ve güvenli bir vaziyette görünce Üseyd'in onu dinlemesini istediğini (onu Müslüman ettirmek istediğini) anladı. Küfrederek önlerinde durdu. Sonra Es'ad b. Zürare'ye şöyle dedi:
- Ey Ebu Umame! Vallahi eğer aramızda akrabalık bağı olmasaydı, bunu benden kurtaramazdın. İstemediğimiz şeyleri, evlerimize mi sokacaksınız.
Sa'd gelmeden önce Es'ad b. Zürare, Mus'ab b. Ümeyr'e şöyle demişti: Mus'ab, vallahi sana kavminin efendisi geldi. Eğer o sana tabi olursa, herkes sana tabi olacaktır.
Sa'd gelince Mus'ab, ona şöyle dedi:
-Oturup dinler misin? Dinleyip de hoşuna giderse kabul edersin, yok eğer hoşuna gitmezse söylemekten vazgeçersin. Hoşlanmadığın şeyi yapmadan, senin yanından çekip gideriz.
- Doğru söyledin.
Böyle dedikten sonra Sa'd, süngüsünü yere saplayıp oturdu. Mus'ab da ona İslâm'ı anlattı, Kur'ân okudu. Musa b. Ukbe'nin anlattığına göre ona ez-Zuhruf sûresinin baş taraflarını okumuştu.
Es'ad ile Mus'ab, Sa'd hakkında şöyle demişlerdi: Allah'a yemin ederiz ki o, konuşmaya başlamadan önce yüzünün aydınlanıp yumuşamasından dolayı Müslüman olacağım anlamıştık.
Sonra Sa'd, şöyle sordu:
- Müslüman olup bu dine girdiğiniz zaman nasıl yaparsınız?
- Gusül abdesti alırsın, temizlenirsin, elbiseni de paklarsın. Hak şahadetini getirir, iki rekat namaz kılarsın.
Sa'd, kalkıp gusül abdesti aldı, elbiselerini temizledi, hak şahadetini getirip iki rekat namaz kıldı. Sonra süngüsünü aldı ve kavminin meclisine gitmek üzere yola koyuldu. Onunla birlikte Üseyd b. Hudayr da gitti. Kavmi onu dönerken gördüğünde şöyle dedi: «Allah'a yemin ederiz ki, Sa'd, yanımızdan gittiği yüzden başka bir yüzle size dönmektedir.» Yanlarına geldiğinde onlara şöyle dedi:
- Ey Abdü'l -Eşhel oğulları! Beni içinizde nasıl bilirsiniz?
- Sen bizim efendimizsin ve bizim en lütufkarıimzsm. Fikir ve görüş bakımından bizden üstünsün. Temsilcilik yönünden de en uğurlu-muzsun, dediler. Bunun üzerine o: "Allah'a ve onun Rasûlüne iman etmezseniz kadın erkek hiçbirinizle konuşmayacağım." dedi.
Ravi dedi ki: Eşhel oğullarının arasında Müslüman olmadık kadın ve erkek kalmadı. Hepsi Müslüman oldular. Sa'd ile Mus'ab da Es'ad b. Zürare'nin evine döndüler. Onun evinde ikamette devam edip insanları İslâm'a davet ettiler. Ensâr'dan olan her evde Müslüman kadın ve erkekler vardı. Yalnız Beni Ümeyye b. Zeyd, Hatma, Vail ve Vakıf evlerinden kimse Müslüman olmadı. Bunlar, Evs b. Harise kabilesinden idiler. Çünkü aralarında Ebu Kays b. Eslet bulunuyordu ki, bunun adı Sayfî'dir, O, onlar için bir şair ve önderdi, onlar da onu dinliyor ve ona itaat ediyorlardı. O ise, onları İslâm'dan geri durdurdu ve bu sapıklığında ısrar etti. Bu halini, Hendek savaşı sonrasına kadar sürdürdü.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'m daveti, Araplar arasında yayılıp beldelere ulaştığında Medine'de de ondan sözedilmeye başlandı. Arap kabilelerin tamamı, Rasûlullah'm durumu hakkında bilgi sahibi olmuştu. Onun ismi ortaya çıkmadan önce de, çıktıktan sonra da onun hakkında birşeyler biliyorlardı. Bu kabilelerden ikisi de Evs ve Hazreç idi.. Çünkü bunlar, Peygamber (s.a.v.)le ilgili haberleri Yahudi âlimlerinden dinlemişlerdi. Hz. Peygamber'in bahsi Medine'de yayılıp Kureyş-lilerin ona muhalefet ettikleri duyulunca, Ebu Kays b. Eslet (Beni Vakıfın kardeşi) bir şiir okumuştu.
Süheylî der ki: Bu zat, Ebu Kays Sırma b. Ebu Enes'tir. Ebu Enes'in adı da Kays b. Sırma b. Malik b. Adiy b. Amr b. Ganem b. Adiy b. Neccar'-dır. Bu zatın kendisi ve Hz. Ömer hakkında şu ayet nazil olmuştur:
«Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi, kadınlarınıza yaklaşmanız size
helal kllmdl.» (el-Bakara, 187.)
İbn îshak dedi ki: Ebu Kays b. Eslet'in -ki bu Kureyş'i severdi ve onların eniştesi idi- nikahı altında Erneb binti Esed b. Abdüluzza b. Kusay vardı. Senelerce karısıyla birlikte Kureyş'in yanında kalmıştır. Bir kaside söyledi ki, o kasidesinde Kureyş'in saygı ve tazimini büyütüyor, Kureyş'i Harem'de savaşmaktan menediyor, birbirlerine düşmekten vazgeçmelerini tavsiye ediyordu. Üstünlüklerini
ve
akıllılıklarını
anlatıyordu.
Rasûlullah'tan
ellerini
çekmelerini,
ona dokunmamalarını teklif ediyordu. Onlara, Allah'ın imtihan olarak başlarına getirdiği tuzak ve musibetleri, onlardan fil hadisesini bertaraf edişini hatırlatıyor ve şöyle diyordu:
"Ey süvari, eğer karşılaşırsan benden Lüey b, Gaîib'e bir mesaj ulaştır.
Bir kişinin elçisi ki o, aranızın açılması kendisine hayret veren mahzun ve bununla yorgunlaşan bir elçidir.
Benim katımda hüzün ve kederlerden ötürü yolculuğa çıkan kavmin inip istirahat edeceği yerler olmuştur.
Onlardan, istek ve ihtiyaçlarımı temin edemedim. Sizi, iki şekilde geceletirim. Her bir kabile için, oduncu ile odun arasında karışık bir ses vardır.
Sizi, sizin işlediğiniz şeylerden, azgınlıklarınızdan, akreplerin desiselerinden Allah'a sığındırırım. Ahlak izhar edip (ahlaklı imiş gibi davranıp) içte kin ve hased gizlemekten de sığındırırım.
Burguların, matkapların delmesi gibi, şaşmadan okların isabet etmesidir.
İlk etapta onlara Allah'ı hatırlat ve uzaktan gelip zayıflayan, emniyet için Harem'e giren geyiklerin hürmetini ihlal etmenizden de Allah'a sığındırırım.
Onlara Allah'ın hüküm vereceğini söyle.
Savaşı bırakın, yoksa geniş yerler elinizden gider.
Onları ne zaman gönderirseniz, tiksinilmiş olarak uzaklarda veya yakınlarda helak olmuş oldukları halde gönderirsiniz.
Akrabalardan ilişkiyi ve iyiliği kesersin, milletleri ve toplulukları helak edersin. Sırtın etini, sırtın yukarısından kesip ayırırsın.
Yemen'de yapılan rükak elbiselerini, onlardan sonra kısa zırhlar ve bir savaşçının demirden elbiseleriyle, demir zırhlarla değiştiriniz.
Misk ile kafuru da geriye kalmış geniş zırhlarla değiştirirsiniz.
O zırhların halkaları, çekirgelerin gözleri gibidir.
Sîzi savaştan sakındırırım, sakın bu savaş sizi öldürmesin.
Ve bir havuzdan da sizi sakındırırım ki, suyu ağır, hazmı güç ve içimi acıdır.
Kavimler için süslenip bezendi, sonra arkadaşının anası (yaşlı) olduğunu açıkladığında, işin sonunda onlar, onu görüyorlar. Yakar, zayıfı bırakmaz.
Sizden, güçlü ve kuvvetli kimselere doğru sapmadan, doğru giden okların ölümleriyle kastediyor.
Dahis veya Hatîb savaşında olan şeyleri bümiyormusunuz ki, ibret alasınız.
Ziyaretçisi bol, konuğu umduğuna eremeyen ye ayılmayan efendi kimselere o oklar isabet etmişlerdir.
O oklar, aşı ve ekmeği çok pişen, durumu övülen keremli olan çok kimselere de isabet etmişlerdir. Bir sudur ki, sapıklık kanalında akıtıldı sanki, Saba rüzgarıyla güney rüzgarları onunla dağıldılar.
Sizi, gerçekten bilen bir kişi, o günlerin olaylarından haberdar ediyor.
Bir bilgi ki tecrübelere dayanıyor.
O halde savaşı, savaşçıya bırakın. Ve hesabınızı hatırlayın.
Allah ise, hesaba çekenlerin en hayırlısıdır.
Bir kişinin dostu, bir din seçti, sizin üzerinize yıldızların Rabbinden başka bir kimse gözetleyici olamaz.
Bizim için Hanif olan bir dini canlandırın ki, siz bizim için ulaşılmak istenen bir hedefsiniz.
Yüksek yerlere doğru görüşle varılabilir.
Ve siz, bu insanlar için bir nur ve kendisine uyulan koruma mevki-indesiniz.
Akıllara uzak değildir.
Ve siz insanlar, hülasa edildiği zaman cevhersiniz.
Sizin için Mekke bathasmın, yani geniş vadisinin özü vardır.
Kerim ve güzel olan, soyları ayıklanmış, karışık olmayari bir takım nesebleri koruyorsunuz.
İhtiyaç sahibi, sizin evlerinizin yanında helak olmuş bir takım erkek topluluklarını görür ki, o topluluklar bir takım topluluklarla doğru yola taraf giderler.
Andolsun ki kavimler, sizin başkanlarınızın her halükarda başka ev sakinlerinin en hayırlısı olduğunu bilir.
Kervanların ortasında görüşçe en üstünü, yol bakmmdan en faziletlisi ve hakkı en iyi söyleyenidirler.
O halde kalkınız, Rabbinize dua ediniz ve iki Ahşeb denilen dağların arasında Beyt'in rükünlerine el sürerek uğur kazanın.
Sizin yanınızda o Beyt'ten imtihan, çekilen mihnet ve sıkıntı vardır.
Askeri kıtaları gönderen Ebu Yeksüm'ün sabahında, hamle ve saldırısı doğru şecaat sahibi vardır.
Onun askeri kıtası, ovada akşamlardı. Piyadeleri ise, dağların tepelerindeki yolların başlarında idi. Size, Arş'm sahibinin yardımı geldiği zaman, melikin askerleri isabet eden toz ile çakıllar arasında onları geri çevirdi.
Böylece onlar, süratle kaçıp geri döndüler. Ve onlardan Ahabiş grubuna mensup hiçbiri ailesine dönmedi.
Onlar, artık topluluk halinde değildir, dağılmışlardır.
Eğer siz helak olursanız, biz de helak oluruz, artık kendilerinde yaşanılan mevsimlerde yok olur.
Bu, yalan söylemeyen bir kişinin sözüdür."
Ebu Kaysın şiirinde sözünü ettiği Dahis savaşı, meşhur bir savaş olup cahiliye devrinde vuku bulmuştur. Ebu Ubeyd Mamer b. Müsenna ve diğerlerinin anlattıklarına göre bu savaş, şu sebepten dolayı meydana gelmiştir: Kays b. Züheyr b. Cüzeyme b. Revana el-Gatafanî, Dahis adındaki atını Gatafanh Hüzeyfe b. Bedir b. Amr b. Cüeyye'nin Gabra adlı atıyla y araştırmıştı.* Dahis, Gabra'yı yenmişti. Hüzeyfe, onun yüzüne bir tokat vurulmasını emretmişti. Malik b. Züheyr, koşup Gabra'nın yüzünü tokatlamış, bunun üzerine Hamel b. Bedir kalkıp Malik'i tokat-lamıştı. Bundan sonra Ebu Cüneydib el-Absî, Avf b. Hüzeyfe'ye rastladığında onu vurup öldürmüştü. Bundan sonra Fezara oğullarından bir adam, Malik'i yakalayıp öldürmüş, böylece Beni Abs kabilesi ile Fezare-liler arasında savaş kızışmıştı. Hüzeyfe b. Bedir ile kardeşi Hamel b. Bedir ve kendilerinden bir cemaat, bu savaş sebebiyle öldürülmüşlerdi. Bu konuda da birçok şiir okunmuştu.
îbn Hişam dedi ki: Kays, Dahis ile Gabra'yı, Huzeyfe de Hattar ile Hunefa'yı yarıştırdı.
Ama birinci rivayet, daha doğrudur.
Ravi diyor ki: Hatib savaşının sebebi şudur: Hatib b. Haris b. Kays b. Heyşe b. Haris b. Ümeyye b. Muaviye b. Malik b. Avf b. Amr b. Avf b. Malik, b. Evs, Hazreçlilerin komşusu olan bir Yahudiyi öldürmüştü. Bunun üzerine kendisine îbn Fushum denilen Zeyd b. Haris b. Kays b. Malik b. Ahmer b. Harise b. Salebe b. KaT? b. Malik b. Ka*b b. Hazreç b. Haris b. Hazreç, Haris b. Hazreç oğullarından bir kaç kişiyle birlikte karşısına çıkıp Hatib b. Haris'i öldürmüşlerdi. Bu sebeple de Evslilerle Haz-reçlüer arasında şiddetli çarpışmalara sahne olan bir savaş cereyan etmişti. Sonuçta Hazreçliler galip olmuşlardı. O savaşta Esved b. Samit el-Evsî, Mücezzer b. Ziyad tarafından öl durulmuş tü.Mücez zer,' Beni Avf b. Hazreç'in müttefiki idi. Sonra aralarında anlatılması uzun sürecek bir savaş vuku bulmuştu.
Özetle demek istediğimiz şudur ki, ilim ve anlayış sahibi olmasına rağmen Ebu Kays b. Eslet, Mus'ab b. Ümeyr Medine'ye gelip Medinelile-ri islâm'a davet ettiği ve Medinelilerden birçok kimselerin de islâm'a girdiği bir zamanda Mus'ab'dan yararlanmamıştı. Halbuki o zaman, Medine evlerinin tamamında erkek ve kadın Müslümanlar vardı. Yalnız Beni Vakıf kabilesinin evlerinde Müslüman yoktu. Ki bunlar da Ebu Kays'm kabilesi idi. Ebu Kays, onları islâm'a girmekten alıkoymuştu. Bu şiirin sahibi de odur:
"Ey insanların Rabbi! Eşyadan güç olan şeyler, nerede ise çok güçsüz kimse sebebi ile durulur, küçülür oldu.
Ey insanların Rabbi! Ama biz doğru yoldan saptığımız zaman , yolun iyi ve doğrusuna gitmemizi kolaylaştır.
Eğer Rabbimiz olmasaydı biz Yahudi olurduk ki, Yahudilik doğrulukta benzeri bulunan bir din değildir, benzeri yoktur.
Eğer Rabbimiz olmasaydı biz, Celil dağında rahiplerle birlikte
Hristiyan olurduk.
Ama yaratıldığımız zaman, bütün nesiller içinde Hanif dinine bağlı olarak yaratıldık.
Kurbanı göndeririz ki, onlar teslim olmuş olarak palanlarında omuzları açık olarak yürürler."
Şairin özet olarak anlatmak istediği mana şudur: Rasûlullah'ın bi-set haberini duyduğu zaman şaşkın bir hale gelmişti, ilim ve marifet sahibi olmakla birlikte, bu davete icabet edip etmemekte kararsız olmuştu, ilk aşamada onu Abdullah b. Übey b. Selül, islâm'dan menetmişti. İbn Ishâk'm anlattığına göre o ve kardeşi, Mekke fethine kadar Müslüman olmamışlardı. Zübeyr b. Bekkar, Ebu Kays'm Müslüman oluşuna dair haberleri red etmiştir.. Vaki dî de bu doğrultuda görüş belirterek şöyle der: Rasûlullah'ın kendisini ilk davet edişi esnasında Ebu Kays, islâm'a girmeye niyetlenmişti. Ne var ki Abdullah b. Übey, onu ayıplamıştı. Bunun üzerine o, bir seneye kadar Müslüman olmamaya yemin etmiş, belirtilen seneye varmadan zilkade ayında ölmüştü.
İbnu'l- Esir, Üsdü'l- Gabe adlı eserinde, başkalarının da belirttiğine göre, Ebu Kays, ölüm döşeğine yattığı zaman Peygamber (s.a.v.), onu islâm'a davet etmişti. Onun da Lâ ilahe illallah dediği duyulmuştu.
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah, Ensâr'dan bir adamı ziyaret ederek ona şöyle dedi:
- Dayı; "Lâ ilahe illalah" de.
- Dayı mı yoksa amca mı?
- Hayır, Dayı.
- Lâ üâhe illallah, demem, benim için hayırlı mıdır? -Evet.
îkrime ile "diğerlerinin anlattıklarına göre Ebu Kays öldüğü zaman oğlu, onun karısı Kebişe binti Maan b. Asım ile evlenmek istedi. Rasûlullah1 a, bunun caiz olup olmayacağını sordu. Yüce Allah da şu ayeti inzal buyurdu:
«Geçmişte olanlar hariç, artık babalarınızın evlendiği kadınlarla evlenmeyin.» (en-Nisâ, 22.)
İbn İshak ile Said b. Yahya el-Ümevî, "Meğazi" adlı eserde dediler ki: cahiliyet devrinde iken Ebu Kays, rahiplere özgü, kıldan dokunma elbise giyer, putlardan uzak durur, cünüplükten ötürü boy abdesti alır, hayızlı kadınlardan uzak durup, Hristiyanlığa yönelirdi.:Hıristiyanlığa girmek istemiş, sonra vazgeçmiş, mescid edindiği bir evine kapanmıştı. Hayızlı veya cünüp kimseleri yanına almazdı. Putlardan hoşlanın ayıp onlardan uzaklaştığı zaman: "Ben İbrahim'in Rabbine ibadet ediyorum." derdi. Rasûlullah gelince, İslâm'a girdi ve İslâmiyet'ini güzelce devam ettirdi. Yaşlı bir adamdı. Gerçeği söyler, cahiliye döneminde de Allah'a saygı gösterirdi. Bu konuda güzel şiirler okumuştu. Bir şiirinde şöyle demişti:
"Ebu Kays, aslan olarak şöyle der: Bakanız, gücü yeten kimse vasiyetimi yerine getirsin.
Size Allah'ı, iyiliği, takva ve namuslarınızı vasiyet ediyorum. Bilesiniz ki, Öncelikle Allah'a karşı iyi kul olmanızı tavsiye ediyorum.
Sizin kavminiz, efendiler oldular. Onlara sakın hased etmeyin ve eğer siz riyaset ehli iseniz, adaletli olunuz.
Eğer musibetlerden biri sizin kavminize inerse, kendinizi aşiretinizin önüne koyunuz.
Eğer ağır bir borç yükü ile karşılaşırsanız, onlara onu yumuşaklıkla ödeyin.
Eğer musibetlerde size birşey yüklerlerse, onu yüklenin.
Eğer siz yoksullar iseniz, iffetinizi koruyun. Eğer her hayrın fazh sizde ise, fazlınızı gösterin."
Ebu Kays, başka bir şiirinde de şöyle demişti:
"Allah'ı her sabah, güneş doğduğu sırada, onun ışığında ve her hilal doğduğu esnada teşbih ediniz. O, bizdeki gizli ve aşikarı bilendir.
Rabbimizin dediği şey, yanlış değildir.
Onun için kuşlar gider gelir ve dağların emin yerlerinde yuvalarında barınırlar.
Onun için sahrada vahşi hayvanların, savrulmuş kum tepelerinde ve kumsalın gölgelerinde teşbih ettiğini görürsün.
Onun için Yahudiler tevbe edip döndüler ve her bir dine girdiler.
Onun için Hristiyanlar ibadet ederler. Her bayramda Rableri için kalkıp toplanırlar.
Onun için kendilerini her şeyden çeken rahibler ki, onları şiddet esiri sanırsın. Halbuki onların kalbi yumuşaktır.
Ey oğullarım, hısım akrabalardan kesilmeyiniz.
Onlarla ilişkilerinizi, iyilik ve ihsanınızı kesmeyin. Onlar size ulaşmasa da siz onlara uzanın. İyilik ve ihsanda bulunun.
Zayıf yetimler hakkında Allah'tan sakının, O'ndan korkun, olabilir ki helal olmayan birşeyi helal sayarsınız.
Biliniz ki, yetim için bilgili bir veli (vasi) olmalıdır ki, o daha sormadan onu doğru yola iletsin. Sonra yetimin malını yemeyiniz, çünkü yetimin mahnı bir veli(va-si) idaresine alır.
Ey oğullarım, sınırları kesmeyiniz, çünkü sınırı kesmek insanı bağlayıcıdır, her günah ve zulüm ilerlemeye engeldir.
Ey oğullarım, Allah'ın azap günlerinden emin olmayınız, ve onların geleceğinden ve musibet gecelerinin geçmesinden sakınınız.
Biliniz ki onların geçmesi, yeni olsun eski olsun, yaratılanların tüketilme si içindir.
İşinizi iyilik, takva ve kötü sözleri terketme ile helali almak üzerine
toplayınız."
İbn İshak dedi ki: Ebul-Kays Sırma, Cenâb-ı Allah'ın kendilerine ikram olarak İslâmiyet'i nasib edişini ve özellikle Rasûlullah'a konuk oluşunu şu şiirinde dile getirmiştir:
«Kureyş'in içinde on küsur sene kaldı, uygun bir dosta kavuşsam diye düşünüyordu.»
Bu şiirin tamamı, inşaallah ileride gelecektir. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.

