El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Bu bahis, Kur'ân nazil olduğunda cinlerle azılı şeytanları vahiy hırsızlığı yapmak ve ona kulak vermekten menetmek ile ilgilidir. Çünkü vahiy hırsızlığı yapanlar, çaldıkları şeyleri dostlarının diline bırakıyor, böylece …

Bu bahis, Kur'ân nazil olduğunda cinlerle azılı şeytanları vahiy hırsızlığı yapmak ve ona kulak vermekten menetmek ile ilgilidir. Çünkü vahiy hırsızlığı yapanlar, çaldıkları şeyleri dostlarının diline bırakıyor, böylece işleri karıştırıyor, hak ile batıl birbirinden ayırd edilemez oluyordu.

Cenâb-ı Allah, lütuf ve rahmetinin gereği olarak, bu cinlerle azılı şeytanları semadan menetti. Nitekim bu durumu haber verirken şöyle buyurmuştur:

"Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle doldurulmuş bulduk. Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi Mm dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş buluyor. Yeryüzünde olanlara kötülük mü murad edildi, yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz." (ei-cinn, 8-10.)

Bir başka ayette de şöyle buyrulmaktadır:

"Kur'ân'ı şeytanlar indirmemiş tir. Bu, onlara düşmez ve zaten güçleri de yetmez. Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır." (eş-Şuarâ, 210-212.)

Hafiz Ebu Nuaym, îbn Âbbas'm şöyle dediğini rivayet eder: "Cinler daha önceleri semaya çıkıp vahyi dinlerlerdi. Bir kelimeyi ezberlediklerinde, kendileri de ona dokuz kelime eklerlerdi. O kelime doğru idi, ama ekledikleri batıldı. Hz. Peygamber (s.a.v.)'e risalet verildiğinde onlar, göklerdeki dinleme yerlerine oturmaktan menedildiler. Bunu, Iblis'e anlattılar. Daha önce yıldız korları, onlara atılmazdı, tblis, onlara dedi ki, bu, yeryüzünde meydana gelecek bir olay yüzünden böyle olmaktadır. Bu sebeple menolunmaktasımz.

tblis, askerlerini gönderdi. Askerler, Hz. Peygamber'in iki dağ arasında namaz kılmakta olduğunu gördüler. Tekrar Iblis'in yanına gelip durumu bildirdiler. O da dedi ki: Yeryüzünde meydana gelen hadise işte

budur.

Ebu A'vane, Said b. Cübeyr tarikiyle îbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder:" Rasûluîlah (s.a.v.), ashabıyla birlikte Ukaz panayırına doğru gitti. O esnada şeytanlar, gökten haber almaktan men edilmiş ve onlara ateş korları atılmıştı. Bu yüzden şeytanlar kendi kavimlerine dönerek şöyle demişlerdi: size ne olmuş? Onlarda demişlerdi ki: Göklerden haber almaktan men' olunduk. Bize ateş korları atıldı. Şeytanlarda şöyle demişlerdi; Bu yeni hadiseden ötürü böyle olmuştur. Artık yerin doğularına ve batılarına doğru gidin. Yakalanan şeytanların (cinlerin) bir kısmı Tihame taraflarına gitmişlerdi. O esnada Hz. Peygamber de Ukaz panayırına doğru giden bir hurmalıkta ashabıyla birlikte sabah namazını kılmakta idi. Cinler okuduğu Kur'ân'ı dinlediklerinde: "îşte gökten haber almamıza engel olan şey budur." demiş ve kavimlerine dönerek şöyle konuşmuşlardı: Ey kavmimiz! "Doğrusu bizi, hayrete düşüren bir Kur'ân dinledik. O, doğru yola iletiyor, biz de ona iman ettik ve Rabbimi-ze hiç birşeyi şirk koşmayacağız."

Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Hz. Peygamber (s.a.v.)'e şunu vahyetti:

"Deki: Bana vahyolundu ki; cinlerden bir topluluk onu dinlemiş ve; doğrusu biz, hayrete düşüren bir Kur'ân dinledik, demişlerdir."

Buharı ve Müslim, bunu sahihlerinde rivayet etmişlerdir.

Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Said b. Cübeyr tarikiyle îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Cinlerin her kabilesi için, haber almak maksadıyla gökte oturma yerleri vardı. Vahiy nazil olduğunda melekler Safa tepesi üzerine bırakılan demir sesi gibi bir ses işitirlerdi. Melekler, bu sesi duyunca secdeye kapanır ve vahyin nüzulü tamamlanıncaya kadar başlarını kaldırmazlardı. Vahiy nazil olduğunda birbirlerine: "Rabbimiz ne buyurdu?" diye sorarlardı. Eğer bu vahiy, gökte olan şeylerle ilgili ise: "Bu haktır. O, yüce ve büyük olandır." derlerdi. Eğer vahiy, yeryüzünü ilgilendiren gayb, ölüm yahut yerde olacak bir meseleyle ilgili ise bunu söylerler ve şöyle şöyle olacak derlerdi. Şeytanlar da meleklerin bu konuşmalarına kulak verir, sonra bunları dostlarına bildirirlerdi.

Muhammed (s.a.v.), risaletle görevlendirildiğinde o cinlere yıldız korları atıldı, semadan kovuldular. Bunu ilk anlayan Sakif oldu. O kişi, davar sahibi olup davarlarına gider ve her gün bir koyun keserdi. Develeri de vardı. Hergün bir deve keserdi. însanlar mallarına koşup gittiler, nırbınenne dediler ki: "Böyle yapmayın. Yıldızlarla yollarınızı bulunsunuz. Bu hadiseden ötürü böyle olmuştur." Baktılar ki yönlerini tesbit etmeye yarayan yıldızlar, oldukları gibi duruyor, hiçbiri kaybolmamış. Bunun üzerine eski âdetlerine göre hareket etmekten vazgeçtiler. Cenâb-ı Allah da cinleri Hz. Peygamber'e gönderdi. Kur'ân'ı dinlediler.

Orada ikende birbirlerine; susun da Kur'ân'ı dinleyin, dediler. Şeytan-lar da İblis'in yanına gittiler. Ona haber verdiler. O da: "Meydana gelecek bir hadiseden ötürü böyle olmuştur. Her yerden bana birazcık toprak getirin." dedi. Ona, Tihame toprağını getirdiklerinde: "îşte bu hadise, orada meydana gelmiştir." dedi.

Beyhakî ve Hakim, bu rivayeti Hammad b. Seleme yoluyla, Ata b. Saib'den nakletmiştir.

Vakidî, Üsame b. Zeyd b. Eşlem tarikiyle Ka^b'ın şöyle dediğini rivayet eder: "İsa peygamberin göğe kaldırılmasından, Peygamber (s.a.v.)'m risaletle görevlendirilişine kadar gökten herhangi bir yıldız koru atılmadı. Kureyşliler, daha önce görmedikleri birşeyi gördüklerinden davarlarını damgalayıp adamaya başladılar. Kölelerini azad ettiler. Artık dünyanın sonunun geldiğini zannettiler. Taiflilerin de böyle yaptıklarını Öğrendiler. Sakifliler de onlar gibi yapmaya başladılar. SakifLilerin yaptıklarım, Abdi Yaleyl b. Amr duyunca: "Gördüğüm bu şeyleri niçin yaptınız?" diye sordu. Onlar da:"Yıldızlara baktık, onların semadan düştüklerini gördük." dediler. Abdi Yaleyl'se onlara şöyle dedi: "Gittikten sonra mah geri getirmek, çok zordur. Acele etmeyin, biraz bekleyin. Eğer kayan yıldızlar bilinen yıldızlar ise bu, insanların yok olmasının işaretidir. Eğer kayan yoldızlar,bilinmeyen yıldızlar ise bu, meydana gelen bir hadiseden ötürüdür." Baktılar ki kayan yıldızlar, bilinmeyen yıldızlardır. Bunu, kendisine haber verdiklerinde Abdi Yaleyl şöyle dedi: "Bu iş için biraz beklemek gerekir. Bu da Peygamber'in zuhuru esnasında belli olacaktır."

Çok geçmeden Ebu Süfyan b. Harp,mallarının idaresi için yanlarına geldi.Abdi Yaleyl'e uğradı, yıldızların durumunu ona anlattıklarında Ebu Süfyan şöyle dedi: Abdullah oğlu Muhammed ortaya çıktı. Allah katından gönderilen bir peygamber olduğunu iddia ediyor.

Abdi Yaleyl dedi ki: îşte bu esnada cinlere ve şeytanlara yıldız korları atılmıştır.

Said b. Mansur, Halid b. Husayn tarikiyle Amir eş-Şa'bî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Peygamber risaletle görevlendirilinceye kadar yıldızlar, şeytanlara ve cinlere atılmazdı. Bunlar atıldıkları zaman insanlar,davarlarım damgalayıp adak olarak salıverir, kölelerini azat ederlerdi. Abdi Yaleyl dedi M: Bekleyin hele, eğer gökten atılan yıldızlar bilinen yıldızlar ise bu, insanların yok olması demektir. Eğer atılan yıldızlar bilinmeyen yıldızlar ise bu, meydana gelecek bir hadise sebebiyledir.

Baktılar ki, atılan yıldızlar, bilinmeyen yıldızlardır. Bunun üzerine davarlarını damgalayıp adak olarak salıvermekten vazgeçtiler. Çok geçmeden Hz. Peygamber'in zuhur ettiğine dair haber kendilerine ulaştı.

Beyhakî ile Hakim, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet ettiler: "İsa peygamberle Muhammed (s.a.v.) arasındaki fetret döneminde dünya seması bekçilerle muhafaza altına alınmazdı."

Belki de yıldızların ateş koru olarak atılmasını reddedenlerin maksadı, Hz. Peygamber'in zuhuruna kadar göklerin bekçilerle sıkı bir kontrol altında tutulmuş olmadığını beyan etmektir. Bunu, bu şekilde yorumlamak gerekir. Zira hadiste sabittir ki, İbn Abbas şöyle demiştir: "Bir ara Rasûlullah (s.a.v.) aramızda oturmakta iken gökten bir yıldız kaydı, etrân aydınlattı. Rasûlullah: 'Yıldızlar kaydığında ne dersiniz?" dediğinde: "Büyük bir adam öldü veya büyük bir adam doğdu, deriz."dedik. Peygamber buyurdu ki: "Hayır ama....." diye başlayan ve semanın

yaratılışı, semadaki yıldızların meydana getirilişiyle ilgili olarak Be-du'1-Halk bölümünün başında naklettiğimiz hadisin tamamım okudu. Hamd, Allah'a mahsustur.

İbn İshak, "es-Sîre" adlı eserinde yıldızların şeytanlara ve cinlere atılması hadisesini anlatmış olup Sakiflilerin liderinin de yıldızlara bakıp ona göre hareket etmeleriyle ilgili olarak bazı şeyler söylediğini ve durumun, tanınan yıldızlarla tanınmayan yıldızlara göre değişeceğini bildirdiğini ifade etmiştir. Ancak İbn İshak, Sakif kabilesinin liderinin Amr b.Ümeyye olduğunu söylemiştir. (Halbuki Önceki sayfalarda Abdi Yaleyl adında birinin Sakiflilerin lideri olduğu söylenmişti.) Doğrusunu Allah bilir.

Süddî dedi ki: Göklerin bekçilerle muhafaza edilmesi ancak yeryüzünde bir peygamber veya Allah'ın apaçık bir dininin bulunduğu zamanlarda olur. Hz. Peygamber'in bisetinden önceki zamanlarda, şeytanlarla cinler, semada olan şeyleri dinlemek için dünya semasından oturulacak bazı yerler edinmişlerdi. Cenâb-ı Allah, Hz. Peygamber'! risaletle görevlendirdiğinde, bir gece cinlerle şeytanlar gökten taşlanarak kovuldular. Bu sebeple Taif halkı paniğe kapılıp şöyle dedi: "Sema halkı helak oldu." Çünkü onlar semada şiddetli bir ateş görmüş, yıldızların peşpeşe ateş koru olarak atıldıklarını müşahede etmişlerdi. Bunun üzerine kölelerini azat etmeye, davarlarını da damgalayıp adak olarak salı vermeye başlamışlardı. Abdi Yaleyl b. Amr b. Ümeyr, onlara şöyle uyarıda bulundu: "Yazıklar olsun size ey Taif halkı!

Malınızı elinizde tutun. Yıldızların işaretlerine bakın. Eğer onları, yerlerinde sabit görürseniz sema halkı helak olmamış demektir .Bu, ancak İbn Ebi Kebşe (yani Muhammed) dolayısıyladır. Eğer yıldızları yerlerinde duruyor görmezseniz, bu demektir ki, sema halkı helak olmuştur." Baktılar ki yıldızlar, yerlerinde duruyor. Bu defa mallarına ilişmekten vazgeçtiler. O gece şeytanlar da korkuya kapılıp îblis'in yanına gittiler. İblis, onlara: Her yerden bana bir avuç toprak getirin." dedi. Onların getirdiği toprakları kokladıktan sonra: "Adamınız Mekke'dedir." dedi. Bunun üzerine Nusaybin (Nasibin?) cinlerinden yedi kişiyi heyet olarak yola çıkardı. Bunlar, Mekke'ye Rasûlullah'm yanına geldiler. Onu, Mescid-i Haram'da buldular. Kur'ân okuyordu. Kur'ân'ı dinleyebilmek için ona yaklaştılar. Neredeyse göğüsleri, Rasûlullah'a değecekti.

Kur'ân'ı dinledikten sonra Müslüman oldular. Onların durumları hakkında Cenâb-ı Allah, peygamberine vahiy indirdi.

Vakidî, Ata b. Yesar tarikiyle Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), peygamberlikle görevlendirildiğinde putların tamamı yüz üstü düştü. Şeytanlar, İblis'e gidip dediler ki: Yeryüzündeki bütün putlar yüz üstü yere düştü.

O da dedi ki: Bu, gönderilen bir peygamber yüzündendir. Onu kırsal kesimlerde arayın.

Aradılar, bulamadık, dediler.İblis, ben onu tanırım ve bulurum, dedi. Aramaya çıktı, kendisine: "Onu, Mekke'de ara." dendi. Mekke'de aradı. Onu, Mekke'nin Karnü's-Sealib semtinde buldu. Diğer şeytanların yanma dönüp şöyle dedi: Ben, onu Cebrail'le birlikte buldum. Buna karşı yapabileceğiniz birşey var mıdır?

Dediler ki: Onun ashabının gözüne şehvetleri, süslü ve sevimli gösteririz.

İblis: Öyleyse artık tasalanmam, dedi.

Vakidî, Talha b. Amr tarikiyle Abdullah b. Amr'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), peygamberlikle görevlendirildiği zaman şeytanlar, semadan menolundular ve arkadan kendilerine ateş koru atıldı. İblis'in yanına gelip durumu ona anlattılar. O da şöyle dedi: Bu, meydana gelen bir hadiseden dolayıdır. İşte İsrail oğullarının çıkış yeri olan Arz-ı Mukaddes'te, size karşı bir peygamber çıkmıştır!

Şeytanlar (ve cinler), Şam'a gittiler. Daha sonra tekrar îblis'in yanına dönüp: "Orada kimse yok." dediler. İblis: "Öyleyse ben onu tanır ve bulurum." dedi. Rasûlullah (s.a.v.)'ı arayıp bulmak için Mekke'ye gittiğinde onu Cebrail'le birlikte Hıra mağarasından inerken gördü. Arkadaşlarına dönüp: "Ahmed, peygamber olarak gönderildi. Yanında Cebrail de vardı. Buna karşı yapabilecek birşeyiniz var mı?" diye sordu. Onlar da: "Dünyayı, insanlara sevdiririz." dediler. Buna karşılık İblis: "Öyleyse tamamdır." dedi.

Vakidî, Talha b. Amr tarikiyle İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: Daha önceleri şeytanlar (ve cinler), vahye kulak verip dinlerlerdi. Peygamber (s.a.v.), risaletle görevlendirildiğinde, artık onların vahye kulak vermelerine engel olundu. Bunu, îblis'e gidip şikayet ettiler. O da: "Bu, meydana gelen yeni bir hadise yüzündendir." dedi. Ebu Kubeys dağının tepesine çıktı. Bu, yeryüzüne konulan ilk dağdır. Dağın tepesine çıkınca Rasûlullah (s.a.v.)'m Makam-ı İbrahim'in arkasında namaz kılmakta olduğunu gördü. "Gidip şunun boynunu kırayım." dedi. Kendine güvenerek oraya vardı. Hz. Peygamber'in yanında Cebrail de vardı. Cebrail, ona bir yumruk atıp uzaklaştırdı İblis de arkasını dönüp kaçtı.