Yüce Allah buyurdu ki:
"Ey Muhammed! Cebrail sana Kur'ân okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle. Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer. Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman, onun okumasını dinle. Sonra onu sana açıklamak Bize düşer." (ei-Kıyâme, ıe-18.)
"Kur'ân sana vahyedilirken, vahiy bitmezden önce, unutmamak için tekrar da acele edip durma. Rabbiml İlmimi artır, de." (Ta-Hâ,ıi4.)
Bu, başlangıçta böyle idi. Hz. Peygamber (s.a.v.), melekten aldığı vahyi hıfzetmek ve melekle birlikte okumak için böyle yapardı. Yüce Allah, onun, kendisine nazil olan vahyi dinlemesini, vahyin bitimini beklemesini emretti. Vahyi onun kalbinde toplamayı, okunuşunu ve tebliğini kolaylaştırmayı, açıklamasını, tefsirini ve izahatını yapmayı ve vahiyden kastedilen manaya^ kendisini vâkıf kılacağını tekeffül etti. Bu sebeple şöyle buyurdu:
"Kur'ân sana vahy edilirken, vahiy bitmezden önce unutmamak için, tekrar da acele edip durma. Rabbim! İlmimi artır, de."
"Kur'ân okurken, unutmamak için acele edip onunla beraber söyleme, yalnız dinle. Doğrusu o vahyolunanı kalbine yerleştirmek ve onu sana okutturmak Bize düşer. Biz onu Cebrail'e okuttuğumuz zaman onun okumasını dinle. Sonra onu sana açıklamak Bize düşer." Bu, "ve: Rabbim! İlmimi arttır, de." cümlesinin karşılığıdır.
Buharî ve Müslim'in sahihlerinde, îbn Abbas'm şöyle dediği rivayet edilir: Rasûlullah (s.a.v.), vahyin nüzulünden ötürü çok sıkıntı çeker ve zorlanırdı. Vahiy nazil olurken dudaklarını hareket ettirirdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu: "Onu acele (kavrayıp ezber) etmen için dilini onunla beraber oynatma. Şüphesiz onu toplamak (kalbinde bir araya getirmek ve sana) okutmak bize aittir. Öyleyse biz, onu okuduğumuz vakit sen, onun okunuşunu dinle (kulak ver ve dinle). Sonra şüphesiz onu açıklamak da bize aittir."
Ravi dedi ki: Bundan sonra Cebrail geldiğinde Hz. Peygamber başını Önüne eğerdi. Onun gidişinden sonra -Allah'ın kendisine vaat ettiği şekilde vahyi okurdu.

