Bu fasıl, Kureyşlilerin Rasûlullah'a ve ashabına karşı komplo kurmalarından, ona yardım ve destek vermekten vazgeçerek kendilerine teslim etmesi için amcası Ebu Talib'le toplantı yapmalarından, Ebu Talib'in de Allah'ın güç ve kuvveti ile bu isteklerini yerine getirmemesinden bahseder.
îmam Ahmed b. Hanbel, Veki1 tarikiyle Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Allahyolunda hiç kimsenin görmediği eziyetler gördüm. Allah yolunda hiç kimsenin korkmadığı kadar korkutuldum. Üzerimizden otuz gün otuz gece geçtiği halde ben ve Bilal'in -ciğer sahibi canlı birinin yiye-bileceği-birşeyi yoktu. Ancak Bilal'in koltuk altında gizlenen yiyeceği hariç."
Muhammed b. îshak dedi ki: Kureyşlilerin saldırılarına karşı amcası Ebu Talib koşup Hz. Peygamber'in yanına geldi. Onu korudu ve saldırganlara engel oldu.
Rasûlullah (s.a.v.)'da artık davetine devam etti, Allah'ın dinini açıkladı. Hiçbir şey ona engel olamadı.
Kureyşliler, Hz. Peygamber'in, kendilerinden ayrı düşmek ve tanrılarını kötülemek gibi hoşlanmadıkları işlere son vermediğini, amcası Ebu Talib'in de koşup gelerek kendisini koruduğunu, saldırganlarla kendisi arasına girdiğini, onu saldırganlara teslim etmediğini görünce, bir heyet kurarak Ebu Talib'in yanma gittiler. Heyettekiler şunlardı: Rebia b. Abdu'ş-Şems b. Abdumenaf b. Kusayy'in oğulları Utbe ile Şey-be, Ebu Süfyan Sahr b. Harp b. Ümeyye b. Abdu'şŞems, Ebül Bahterî (Bunun asıl adı, As b. Hişam b. Haris b. Esed b. Abdüluzza b. Kusay'dır.), Esved b. Muttalib b. Esed b. Abdul Uzza, Ebu Cehil (Bunun asıl adı, Amr b. Hişam b. Muğire b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum'dur.), Velid b. Muğire b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum b. Yakaza b. Mürre b. Ka*b b. Lüey, Haccac b. Amir b. Huzeyfe b, Said b. Sehim b. Amr b. Husays bin Ka'b b. Lüeyy'in oğulları Nebih ile Münebbih, As b. Vail b. Said b. Sehm.
İbn İshak, bunlarla birlikte bazı kimselerin de Ebu Talib'in yanına gittiklerini söyler.
Heyet mensupları, Ebu Talibin yanına gidip ona şöyle dediler: "Ey Ebu Talib! Yeğenin bizim tanrılarımıza küfretti, dinimizi yerdi, akıllarımızı hafife aldı, atalarımızın sapıklıkta olduklarını söyledi. Ya onu bizden vazgeçilirsin, ya da bizimle onun arasından çıkarsın. Sen de bizim gibi ona muhalifsin. Sen ona birşey yapamıyorsan bırak, biz onun hakkından gelelim."
Ebu Talib, onlara yumuşakça ve güzelce red cevabım verdi. Onlar da oradan ayrılıp gittiler.
Rasûlullah (s.a.v.), insanları açıkça islâm'a davete davam etti. Öyle ki Kureyşliler birbirlerinden uzaklaştılar, birbirlerine kin gütmeye başladılar, kendi aralarında Rasûîullah'dan çokça bahsetmeye başladılar. Onunla ilgili olarak birbirlerini kötülediler. Hatta bazıları ona karşı, diğerlerini kışkırttılar. Daha sonra ikinci kez Ebu Talib'e gidip şöyle dediler: "Ey Ebu Talibi Aramızda itibarlı, yaşlı, şerefli bir adamsın. Kardeşin oğlunu bizden vazgeçirmem senden istemiştik. Ama görüyoruz ki, onu bizden vazgeçirmiyorsun. Allah'a andolsun ki, artık bizler atalarımıza küfre dilme sine, aklımızın yerilmesine, tanrılarımızın kö-tülenmesine sabredemeyeceğiz. Ya onu bizden vazgeçirirsin, ya da onun hakkından geliriz. Bu hususta sen dikkatli ol. Yoksa iki taraftan biri, diğerini mahvedecektir." Böyle dedikten sonra Ebu Talib'in yanından ayrılıp gittiler.
Kavminin kendisinden ayrılması, kendisine karşı düşmanlık beslemesi, Ebu Talib'in ağrına gitti. Ama yine de Rasûlullah ı onlara teslim etmeye, onu yardımsız bırakmaya gönlü razı olmadı.
İbn İshak, Yakub b. Utbe b. Muğire b. Ahnes'ten rivayet ederek dedi ki; Kureyşliler, Ebu Talib'e böyle dedikten sonra o, Rasûlullah'a haber gönderip yanma çağırttı. Ona şöyle dedi: "Yeğenim, kavmin bana geldi. Şöyle şöyle dediler. Bana ve kendine bir çıkış yolu bırak. Beni, yapamayacağım bir işi yapmaya zorlama."
Rasûlullah (s.a.v.), amcasının İslâm daveti hususunda fikir değiştirdiğini, kendisim müşriklere teslim edeceğini, yardımsız bırakacağını, kendisini himaye edemiyecek ve davetine destek olmayacak duruma geldiğini zannetti. Bunun için amcasına şöyle dedi:
"Ey Amca! Allah'a yemin ederim ki, bu işi bırakmam karşılığında güneşi sağ elime, ayı da sol elime koysalar, yine de Allah bu daveti güçlendirinceye veya ben bu yolda ölünceye kadar bu işi bırakmayacağım!" Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m gözlerinden yaş aktı, ağlamaya başladı. Sonra gitmek için kapıya yöneldiğinde Ebu Talib ona: "Bana gel yeğenim!" dedi. Rasûlullah, amcasına döndü. Ebu Talib ona: "Ey kardeşimin oğlu! Git, istediğim söyle. Allah'a andolsun ki seni asla kimseye teslim etmem." dedi.
İbn İshak dedi ki: Bundan sonra Kureyşİiier, Ebu Talib'in, Rasûlullah'ı yardımsız bırakmaya ve kendilerine teslim etmeye yanaşmadığını, bu dava uğruna kendilerinden ayrılmaya, kendilerine düşmanlık etmeye kararlı olduğunu anladıklarında Umare b. Velid b. Muğire ile birlikte tekrar Ebu Talib'in yanına giderek kendisine şöyle dediler: "Ey Ebu Talib! Bu, Umare b.Velid'dir. Kureyşlileriri en güçlü ve en yakışıklı delikanhsıdır. Al, senin olsun. Yardım ve diyeti sana ait olsun. Onu kendin için evlat edin. Buna karşılık, kardeşin oğlunu bize teslim et. O ki, senin ve atalarının dinine muhalefet etmiş, kavminin topluluğundan ayrılmış, bizim akıllarımızı yermiştir. Onu bize ver ki, öldürelim. Adama karşılık adam veriyoruz sana!"
Ebu Talib dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki siz, benimle çok kötü bir pazarlık yapıyorsunuz! Bu, ne biçim bir pazarlık? Oğlunuzu bana veriyorsunuz ki onu sizin için besleyeyim, oğlumu da öldüresiniz diye size vereyim! Vallahi bu asla olmayacak birşey!"
Mut'imb. Adiyb. Nevfel b. Abdumenafb. Kusay dedi ki: "Allah'a andolsun ki Ey Ebu Talib, kavmin sana insaflı davrandı. Hoşlanmadığın bir işten seni kurtarmaya gayret gösterdi. Ama senin, onların bu tekliflerini kabul etmek istemediğini görüyorum."
Ebu Talib, Mut'im'e şu cevabı verdi: "Allah'a and olsun ki, onlar bana insaflı davranmadılar. Ama sen, beni yardımsız bırakmaya, kavmimin de bu hareketini, desteklemesini istiyorsun. Öyleyse elinden geleni yap!" Düşmanlık öyle bir boyuta ulaştı ki, millet birbirine karşı meydan okudu. O esnada Ebu Talib, özel olarak Müt'im b. Adiy'ye, genel olarak da kendisini desteksiz bırakan Abdumenaf oğullarına ve kendisine düşmanlık gösteren Kureyş kabilelerine tarizde bulunarak isteklerini ve kabulü imkansız taleplerini anlatarak şöyle dedi:
"Bak Amr'a, Velid'e ve Mut'im'e deyin ki,
Keşke sizin ittifakınız içinde benim payıma bir deve yavrusu düşseydi.
Zayıf, küçük, böğürmesi çok,
İdrar damlaları, bacaklarına serpilir.
Gül arkasına geçer, ama gelip katılmaz.
Çöl yolları yükseldiğinde ve kendisine ada tavşam dendiğinde...
Ana baba bir, iki kardeşinizi görüyorum ki,
Kendilerine sorulduğunda iş başkalarının elindedir, derler.
Hayır, onların da yetkileri vardır, ama onlar,
Dağ başından düşen kaya parçası gibi düşmüş, itibar yitirmişler.
Özellikle Abdu'ş-Şems ile Nevfel,
Ateş korunu atar gibi, bizleri atmışlar.
İki kardeşini kavimlerine gammazladılar.
Ama elleri bomboş kaldı.
Namı bilinen babasız insanlara, .
Şerefte ortak oldular onlar.
Teym, Mahzura, Zühre onlardandır.
Yardım istendiğinde onlar, bizim taraflarımız olurlar.
Allah'a andolsun ki, neslimizden bir tek kişi kaldığı müddetçe,
Aramızda sonu gelmeyen bir düşmanlık devam edecektir."

