El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

İbn İshak dedi ki: Bundan sonra müşrikler, Müslüman olup Rasûlullah'a tâbi olan sahabelere saldırdılar. Her kabile, kendi içindeki Müslümanlara sataştı, onları hapsedip işkenceye tâbi tuttu, dayak attı, aç ve susuz …

İbn İshak dedi ki: Bundan sonra müşrikler, Müslüman olup Rasûlullah'a tâbi olan sahabelere saldırdılar. Her kabile, kendi içindeki Müslümanlara sataştı, onları hapsedip işkenceye tâbi tuttu, dayak attı, aç ve susuz bıraktı. Müşrikler, Müslümanları sıcaklığın şiddetli olduğu bir zaman da Mekke'deki kızgın taşlar arasında bıraktılar. Tabiî, güçsüz buldukları zayıf kimselere bu işkenceleri tatbik edip onları dinlerinden çevirmeye çalıştılar. Kimi uğradığı şiddetli musibet yüzünden dininde fitneye düşüyor, kimi bu uğurda asılıyor, ama Allah onları koruyordu.

Nitekim Ebu Bekir'in azad ettiği Bilal, Cumah oğullarının bir cariyesinden doğma bir köle idiAsıl adı Bilal b. Rebah'tı. Anasının adı Ham-mame idi. Temiz kalpli, sağlam bir Müslümandı. Ümeyye b. Halefin mülkiyetinde idi. Öğle sıcağında Ümeyye, onu kızgın kumluklara götürür, büyük kaya parçalarını göğsünün üzerine koyar, sonra ona şöyle derdi: "Allah'a andolsun ki ölünceye veya Muhammedi inkar edip Lat ve Uzza'ya tapmcaya kadar bu halde kalacaksın!" O bu işkenceler altında iken Bir! Bir! derdi.

îbn İshak dedi ki: Hişam b.Urve, babasından rivayet ederek şöyle dedi: Varaka b. Nevfel, işkence altında Bir! Bir!., diyen Bilal'e uğrar ve: "Evet, vallahi ey Bilal, bir bir" derdi. Sonra Ümeyye b. Halef ile Bilal'e bu işkenceleri uygulayan Cumah oğullarının bir kısım adamlarına da şöyle derdi: "Allah'a yemin olsun ki siz bunu öldürürseniz ben de bunun mezarını ibadet yeri ve Allah'tan merhamet dilenen bir yer yaparım."

Ben derim ki: Bazı siyerciler, bu rivayeti imkansız görmüşlerdir. Çünkü: Varaka b. Nevfel, bisetten sonra vuku bulan vahiy kesintisi döneminde vefat etmiştir. Müslüman olan kimseler ise, elMüddessir sûresinin nüzulünden sonra İslâm'a girmişlerdir. Şu halde nasıl olurda Bilal işkence görürken, Var aka b. Nevfel onun yanına uğramıştır? Bu, tartışma götüren bu husustur.

îbn İshak, daha sonra işkence görmekte olan Bilal'e, Ebu Bekir'in uğrayışmı ve onu kendisine ait siyahi bir köle karşılığında Ümeyye'den satın alarak azat edişini ve işkenceden kurtarışını anlatır. Ayrıca Müslüman olan bazı köle ve cariyeleri de satın alıp azat ettiğini de anlatmıştır. Bunlardan bazıları şunlardır: Bilal, Amir b. Füheyre, Ümmü Ümeys (Zinnire). Zinnire'nin gözleri kör olmuş, sonra Cenâb-ı Allah, ona şifa ihsan etmiş, gözleri açılmıştı.

Ebu Bekir'in satın alıp hürriyetlerine kavuşturduğu cariyelerden biri de Nehdiye ile kızı idi. Bunları Abdüddar oğullarından satın almıştı. Hanımefendileri, bu iki kadını kendisine ait bir değirmeni çalıştırmaya göndermişti. Gönderirken onlara: "Vallahi, sizi asla azat etmeyeceğim!" dediğim Ebu Bekir duymuştu. Hanımefendilerinin yamna giderek: "Ey falanın annesi! Gel de şu yeminini çöz." demişti. Hanımefendi de: "Nasıl çözerim? Bunlan yoldan çıkaran sensin. Ancak azat etmem gerekir." dedi. Ebu Bekir: "Kaça azat edersin?" diye sorunca o da bir miktar belirlemişti. Bunun üzerine Ebu Bekir: "İşte ben onları satın aldım. Artık onlar hürdürler." Böyle dedikten sonra o iki cariyeye yönelerek: "Öğüttüğünüz şeyleri hanımefendinize iade edin." demişti. Onlar da: "Ey Ebu Bekir, işimizi tamamlayalım, ondan sonra kendisine geri verelim." demişlerdi. Bunun üzerine Ebu Bekir; "Dilerseniz böyle de yapabilirsiniz," demişti.

Ebu Bekir, Beni Müemmil'in cariyesini de satın almıştı. Beni Mü-emmil, Beni Adiy oğullarına bağlı bir kabile idi. O zamanlar henüz islâm'a girmemiş olan Hz.Ömer, İslâm'a girdiği için bu cariyeyi döverdi.

ibn îshak, Ebu Kuhafe'nin, oğlu Ebu Bekir'e şöyle dediğini rivayet eder: "Ey oğlum, görüyorum ki sen güçsüz kimseleri azat ediyorsun. Eğer mutlaka böyle yapmak istiyorsan, bari güçlü kimseleri azat et ki, sem korusun ve senin için fedailik yapsınlar."

Ebu Bekir: "Babacığım, benim amacım başkadır. Ben başka şeyler istiyorum." diye cevap vermişti. Anlatıldığına göre babasının sözleri ile Ebu Bekir hakkında şu ayetler nazil olmuştur:

Kim verir, korunursa ve en güzel sözü doğrularsa, ona en kolay (yolda gitmeyi) kolaylaştırırız" (eiLeyi,5-7.) '

Daha önce de anlatıldığı gibi İmam Ahmed b. Hanbel ile İbn Mace, İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Müslümanlıklarını ilk açığa vuranlar yedi kişidir: Rasûlullah (s.a.v.)> Ebu Bekir, Ammar, Am-mar'ın annesi Sümeyye, Süheyb, Bilal ve Mikdad.

Rasûlullah (s.a.v.)'ı, Cenâb-ı Allah, amcası Ebu Talib vasıtasıyla korumuştu. Ebu Bekir'i ise kavmi vasıtasıyla korumuştu. Diğer Müslümanlara gelince, müşrikler onları yakalamış, onlara demir zırhlar giydirerek güneş sıcağı altında âdeta eritircesine işkence çektirmişlerdi. Onlardan Bilal dışındakiler, müşriklerin isteklerini yerine getirmişlerdi. Ancak Bilal, Allah yolunda kendi canını hiçe saymıştı. Kavmini de Önemsememiş ti. Onu yakalamışlar, çocuklara teslim etmişler, Mekke sokaklarında dol aştırmışlar di. Buna rağmen o yine de Bir!,. Bir!., diye haykırıyordu.

İbn İshak dedi ki: Mahzum oğulları, Müslüman bir aile fertleri olan Ammar'ı, babası Yasir'i ve annesi Sümeyye'yi öğle sıcağında Mekke kumluklarına götürüp işkence ederlerdi. Rasûlullah (s.a.v.)'da - bana gelen rivayetlere göre- yanlarına gidip:

"Ey Yasir..ailesi, sabredin. Buluşma yeriniz Cennet'tir." derdi.

Beyhakî, Hakim tarikiyle Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), işkence görmekte olan Ammar ile ailesinin yanma uğrayıp şöyle derdi:

"Ey Ammar ailesi, ey Yasir ailesi, size müjdeler olsun! Sizin buluşma yeriniz Cennet'tir." Amnıar'm annesini öldürmüşlerdi. İslâm'dan dönmesini telkin etmişlerse de o, bu telkine asla kulak vermemişti.

İmam Ahmed b. Hanbel, Veki' vasıtasıyla Mücahidin şöyle dediğini rivayet eder: İslâm'ın başlangıcında verilen ilk şehit, Ammar'm annesi Sümeyye1 dir. Ebu Cehil onun kalbine bir mızrak vurmuş ve şehit etmişti.

Muhammed b. İshak dedi ki: Müslümanlara karşı Kureyşlüeri kışkırtan müşrik Ebu Cehil, bir kimsenin Müslüman olduğunu duyduğunda, eğer o Müslüman şerefli ve güçlü bir kimse ise, onu kınayıp ayıplar ve şöyle derdi: "Senden daha iyi bir insan olan babanın dinini bıraktın. Senin aklının kıtlığını söyleyecek ve görüşünü çürüteceğiz. Şerefini de yok edeceğiz!"

Müslüman olan kişi, eğer ticaretle uğraşan biri ise ona şöyle derdi: "Vallahi senin ticaretim kesada uğratacağız. Malını yok edeceğiz!"

Müslüman olan kişi, eğer zayıf ve güçsüz biri ise onu döver, başkalarını ona karşı kışkırtırdı. Allah ona lanet etsin.

İbn îshak, Hakim b. Cübeyr tarikiyle Said b. Cübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Abdullah b. Abbas'a:

"Müşrikler,

Rasûlullah'ın

ashabına

dinlerini

terketmeleri

hususunda

mazur sayılabilecekleri şekilde aşırı derecede eziyet etmişler miydi?" diye sordum. O da şöyle cevap verdi: "Evet, vallahi müşrikler, Müslümanlardan birine o kadar vururlar, aç ve susuz bırakırlardı ki, o kendisine tatbik edilen işkencenin şiddetinden yerinde oturamaz hale gelirdi. Nihayet o da, onların isteği olan "Lat ve Uzza, Allah'tan başka iki tanrıdır." sözünü kendisi için fitne olmasına rağmen istemiyerek söylerdi. Evet, çektiği aşın eziyetten kurtulmak için böyle

Ben de derim ki: İşkenceye uğrayan bu gibi kimseler hakkında Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurmuştur:

"İnandıktan sonra Allah'ı inkar eden, kalbi imanla yatışmış olduğu halde inkara zorlanan değil, fakat küfre göğüs açan kimselere Allah'tan bir gazap iner ve onlar için büyük bir azap vardır." (en-Nahi, ıoe.)

Bunlar uğradıkları aşırı tahkir ve işkenceden Ötürü mazur sayılmışlardı. Cenâb-ı Allah, güç ve kuvveti ile bizi bu tür işkencelerden korusun.

İmam Ahmed b. Hanbel, Ebu Muaviye tarikiyle Habbab b. Eret'in şöyle dediğini rivayet eder: Ben demirci idim. As b. Vail'den alacağım vardı. Ödeme yapması için yanma vardığımda bana: "Allah'a yemin ederim ki, Muhammed'i inkar etmedikçe sana olan borcumu ödemiyece-ğim." dedi. Ben de: "Hayır, vallahi sen ölüp de sonra diriltilinceye kadar ben Muhammed'i inkar etmeyeceğim!" dedim. Bu defa bana şu karşılığı verdi: "Ben ölüp de sonra dirildiğimde bana gelirsen, o zaman benim malım ve evladım olacaktır. Ben de senin hakkını öderim." Bunun üzerine yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

"Ayetlerimizi inkar edip; "Bana mal ve evlad verilecek" diyen adamı gördün mü? Gayba mı çıkıp baktı, yoksa Rahmanın huzurunda bir ahid mi aldı? Hayır, biz onun dediğini yazacağız ve onun için azabı uzattıkça uzatacağız. O dediği (malı ve evladı) na biz varis olacağız ve o, bize tek başına gelecek." (Meryem, 77-so.)

Buharî'nin rivayetinde ise şöyle denmektedir: "Ben Mekke'de bir demirci idim. As b. Vail'e bir kılıç yapmıştım. Alacağımı tahsil etmek için ona gittim....."

Buharî, Habbab'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v.)'in yanma vardım. O, abasına bürünmüştü. Ka'be'nin gölgesinde bulunuyordu. Biz, müşriklerden şiddetli eziyetler görmüştük. "Bizim için Allah'a dua etmez misin?" diye sordum. Kalkıp yerine oturdu. Yüzü kızarmıştı. Buyurdu ki:

"Sizden öncekiler demir taraklarla taranarak etleri veya sinirleri kemiklerinden ayrılırda. Yine de dinlerinden geri dönmezlerdi. Başlarının üzerine testere konur, ikiye bölünürlerdi. Yine de dinlerinden geri dönmezlerdi. Allah, bu dini tamamlayacaktır. Öyleki San'a'dan bir süvari yola çıkıp Hadramut'a kadar gidecek, yolda iken sadece Aziz ve Ce-Ul olan Allah'tan korkacaktır."

Başka bir rivayette de şu ilave vardır: "Ve koyununa kurdun saldırmasından başka bir korkusu olmayacaktır." Diğer bir rivayette de şu ilave vardır: "Ama sizler, acele ediyorsunuz."

İmam Ahmed b. Hanbel, Habbab'm şöyle dediğim rivayet etmiştir: "Namaz kılarken şiddetli sıcaklarda çektiğimiz eziyeti Rasûlullah'a şikayet ettik. Ama o, bu şikayetimizi nazarı itibara almadı."

Said b. Vehb, Habbâb'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Şiddetli sıcaklarda namaz kılarken yüzümüzün ve avuçlarımızın acıdığını Rasûlullah'a arz edip şikayette bulunduk. Ama o şikayetimizi nazarı itibara almadı."

Doğrusunu Allah bilir ama anladığım kadarıyla sahabeler, şiddetli sıcaklarda müşriklerden çektikleri eziyetleri ve yüz üstü yerde sürün-dürülmelerini Rasûlullah'a arz edip şikayette bulunmuşlardı. Müşriklere beddua etmesini veya kendileri için Allah'tan yardım dilemesini istemişlerdi. Rasûlullah (s.a.v.)'da bunu yapacağını onlara vaad etmiş ama hemen o anda gerekli dua ve bedduaları yapmamıştı. Sonra da önceki milletlerin, kendilerinin maruz kaldıkları eza ve cefalardan daha şiddetli eza ve cefalara maruz kaldıkları halde yine de dinlerinden vazgeçmediklerini beyan buyurmuştu. Cenâb-ı Allah'ın, İslâm davetini başa çıkaracağını, bütün belde ve ülkelerde üstün kılacağını, öyleki San'a'dan yola çıkıp Hadramut'a giden bir yolcunun yolda iken sadece Aziz ve Celil olan Allah'tan ve bir de koyunlarına karşı kurttan başka birşeyden korkmayacağını müjdelemişti. Sonunda da: "Ama siz acele ediyorsunuz." demişti.

Bu sebepledir ki Habbab şöyle demiştir: "Şiddetli sıcaklarda namaz kılarken yüz ve avuçlarımızın acıdığını Rasûlullah'a arz edip şikayette bulunduk ama o, şikayetimizi nazarı itibara almadı." Yani o anda bizim için dua etmedi, demiştir.

Öğleyin namazı, serinlik gelinceye kadar ertelemenin caiz olmadığına, namaz kılan kimsenin avuç içini yere değdirmesinin vacip olduğuna, bu hadisi delil gösteren kimselerin görüşleri ihtilaf konusudur. Nitekim Şafii'nin iki kavlinden birisi, bu doğrultudadır. Doğrusunu Allah bilir.