Bu fasıl, Kureyş kabilesinin, Rasûlullah (s.a.v.)'a yardım ettikleri için Haşimoğullanyla, Abdülmuttalib oğullarına muhalefet etmesinden ve onları Şi'bi Ebi Talib'de uzun süre muhasara altında tutmalarından, bu hususta zalim ve facır bir belge yazmalarından bahseder. Yine bu fasılda, anılan belgede zuhur eden ve Rasûlullah'm gerçek elçi olduğuna delâlet eden peygamberlik mucizelerinin zuhurundan da bahsedilmektedir.
Musa b. Ukbe, Zührî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Müşrikler, Müslümanlara karşı olanca güçleriyle eziyet vermeye başladılar. Öyle-ki, Müslümanlarda takat kalmadı. Üzerlerindeki bela şiddetlendi. Ku-reyşliler de Rasûlullah (s.a.v.)'ı açıkça öldürmek için planlar hazırlamaya ve ona karşı komplo kurmak için toplanmaya başladılar. Ebu Talib, Kureyşlilerin bu plan ve komplolarım görünce Abdülmuttalib oğullarını topladı. Rasûlullah (s.a.v.)'ı kendi mahallelerine alıp onu öldürmek isteyenlere karşı korumalarını emretti. Bunun üzerine abdülmuttalib oğullarının Müslümanlarıyla kafirleri toplandılar. Kimi bu işi iman ve inançlarından, kimi de akrabalık gayretinden ötürü yapıyordu. Kureyşliler, Abdülmuttalib oğullarının Rasûlullah (s.a.v.)'ı koruduklarını ve bu iş için de ittifak ettiklerini anlayınca, kendileri de müşriklerini topladılar. Artık Abdülmuttalib oğullarıyla bir arada oturmamak, onlarla alış veriş etmemek, evlerine gitmemek, hülasa onlara karşı boykot uygulamak ve bu boykotlarını da, kendisini öldürmelerine veya kendilerine teslim etmelerine kadar sürdürme hususunda karar aldılar. Bu kararlarım, bir belge haline getirip imzaladılar. Buna göre Haşimoğul-larından gelebilecek barış teklifini asla kabul etmeyecelder, öldürmek üzere Muhammed'i kendilerine teslim etmedikçe, onlara karşı acımasız olacaklardı.
Haşimoğulları, mahallelerinde üç yıl süreyle boykot altında kaldılar. Bela ve musibetleri şiddetlendi. Takatları kalmadı. Pazara gidemez oldular. Mekke'ye satış için getirilen gıda maddeleri kendilerine ulaşmadan önce müşrikler, onları hemen gidip satın alıyorlardı. Böyle yapmakla Rasûlullah (s.a.v.)'m kanını akıtma amacına ulaşmak istiyorlardı.
Ebu Talib, insanların uyumak üzere yataklarına girecekleri esnada Rasûlullah (s.a.v.)'a da yatağına uzanmasını emrederdi. Böylece, ona karşı kötülük yapmak veya suikastte bulunmak isteyen kimselerin, Rasûlullah'm kendi yatağına uzanmış olduğunu görsünler isterdi. Ama insanlar uykuya daldıktan sonra Ebu Talib, kendi oğullarından, kardeşlerinden veya amcası oğullarından birine emir verir, onlar da gider, Rasûlullah'm yatağına uzanıp yatarlardı. Rasûlullah'a da gelip onların yatağına uzanıp yatmasını emrederdi.
Boykot üç seneyi doldurunca Abdumenaf ve Kusayy oğullarından bazı adamlar ile Haşimî kadınların doğurduğu bazı Kureyşli kimseler, bu zulmü kınamaya başladılar. Akrabalık bağlarını kopardıklarım ve hakkı hafife aldıklarını gördüler. Bu hıyanet sözleşmesini bozmak için hemen o gece toplanıp karar aldılar. O esnada Cenâb-ı Allah, bir güve göndererek Ka*be'de asılı olan o hıyanet belgesinde yazıh çoğu maddeleri yok ettirmişti. Sadece belgede şirk, zulüm ve akrabalık bağlarını koparmaya dair hususlar kalmıştı. Belgede yazılı ne kadar Allah ismi varsa, güve onları yeyip yok etmişti. Aziz ve Celil olan Cenâb-ı Allah'ta müşriklerin belgesinin başına gelenleri Rasûlüne bildirmişti. Rasûlullah da bunu amcası Ebu Talib'e anlatınca Ebu Talib:
- Hayır, parlak yaldızlara andolsun ki Muhammed, bana yalan söylememiştir, dedi. Böyle dedikten sonra Abdülmuttalib oğullarından olan akrabalarıyla birlikte Mescid-i Haram'a gitti. Mescid-i Haram, Kureyşli müşriklerle dolu idi. Ebu Talib ve adamlarının kendi topluluklarına doğru gelmekte olduklarını görünce bunu yadırgadılar ve Ebu Talib ile adamlarının şiddetli sıkıntıdan ötürü boykot bölgesi dışına çıktıklarını, Rasûlullah'ı kendisine teslim etmek üzere geldiklerini sandılar. Yanlarına gelen Ebu Talib, söze başlayıp şöyle dedi:
- Bizimle sizin aranızda bazı hadiseler meydana geldi. Şimdi onları size anlatacak değilim. Siz üzerine sözleştiğiniz belgenizi getirin bakalım.Belki aramızda bir barış anlaşması yapılabilir.
Ebu Talib, belgeyi getirmeden belgeye bakmalarından korktuğu için böyle konuşmuştu. Nihayet onlar kendilerinden emin olarak ve Rasûlullah'm kendilerine teslim edileceğinden şüpheleri olmaksızın belgeyi getirip ortaya koydular ve şöyle dediler:
- İşte şimdi kavminizin tamamım bir araya getirecek bir karara razı olmanızın zamanı geldi. Çünkü bizimle sizi, birbirimizden ayıran bir tek kişi (Muhammed) idi. Onu, kavminizin helak olması, aşiretinizin fesada düşmesi için sebeb ve tehlike kılmıştınız.
Ebu Talib dedi ki:
- Biz, içinde adalet bulunan bir teklif ile size geldik. Çünkü kardeşimin oğlu Muhammed, yalan söylemeksizin bana şöyle bir haber verdi: Allah, elinizde bulunan bu belgeden uzaktır. Bununla alakası yoktur. Kendisine ait bu belgede bulunan adım yoketmiştir. Sadece hıyanet ve bizimle ilişkinizi kesmenize dair maddelerle, bize haksızlık yaparak baskı yapmanıza dair hususlar belgede kalmıştır. Eğer durum, kardeşim oğlu Muhammed'in bana anlattığı gibi ise artık ayıhp aklınızı başınıza alın. Allah'a yemin ederim ki, son ferdimiz ölünceye kadar biz Mu-hammed'i size teslim etmeyeceğiz. Ama Muhammed'in bana anlattığı şeyler asılsız ise, o zaman biz onu size teslim ederiz. İsterseniz öldürürsünüz, isterseniz hayatta bırakırsınız.
Kureyşli müşrikler:
- Ey Ebu Talib, söylediğin söze razı olduk, dediler.
Belgeyi açtılar. Durumun, doğru sözlü ve sözü doğrulanan Muhammed (s.a.v.)'in haber verdiği şekilde olduğunu gördüler. Kureyşliler, durumun, Ebu Talib'in anlattığı gibi olduğunu görünce şöyle dediler:
- Allah'a yemin ederiz ki bu, sizin adamınızın yaptığı bir sihirden başka birşey değildir.
Böyle dedikten sonra kafirliklerine, Rasûlullah (s.a.v.) ile kavmine karşı uyguladıkları boykot kararma şiddetli bir şekilde geri döndüler. O esnada Abdülmuttalib oğulları cemaati de onlara şöyle dedi:
- Aslında yalan ve sihirbazlığa, bizden başkaları daha layıktır. Siz bunu nasıl görüyorsunuz? Biz biliyoruz ki, bize karşı verdiğiniz boykot kararı, bizim yaptığımıza nisbetle sihirbazlık ve büyücülüğe daha yalandır. Eğer siz büyücülük üzerinde ittifak etmiş olmasaydınız, elinizde bulunduğu halde bu belgeniz bozulmazdı. İçinde yazılı olan Allah adları silinmez ve zulme dair maddeler de olduğu gibi yerinde kalmazdı. Sihirbaz olanlar, biz miyiz yoksa siz misiniz?
Abdumenaf oğulları ile Kusayy oğullarından bazı adamlarla Haşimî kadınlarının doğurduğu Kureyşli Ebu'l- Bahterî, Mut'im b. Adiy, Züheyr b. Ebi Ümeyye b. Muğire, Zem'a b. Esved, Hişam b. Amr da oesnada yukarda anılan cevabı verenler arasındaydı. Boykot belgesi ise, Haşam b. Amr'daydı. O, Amir b. Lüey oğullarından, onların şerefli ve itibarlı şahsiyetlerindendi. Bunlar dediler ki:
- Biz, bu boykot belgesinde yazılı bulunan maddelerden uzağız. Bu maddelerle ilgimiz yoktur. .
Lanetli Ebu Cehil de:
- Bu, geceleyin kararlaştırılmış bir iştir, dedi.
Ebu Talib, onların boykot belgesi hakkında bir şiir okudu. Şiiri ile o belgede yazılı bulunan zulüm
maddeleri ile ilişkileri bulunmadığını ifade etti ve o belgedeki maddeleri bozan topluluğu da
methetmeye başladı. Bu arada, Necaşiyi'de övdü.
Daha Önce de, Musa b. Ukbe'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: Müslümanların Şi'bi Ebi Talib'de
boykot altına alınmalarından sonra Rasûlullah (s.a.v.)'m emir vermesi üzerine Habeşistan'a hicret
edilmiş. Doğrusunu Allah bilir.
Ben de derim ki: Akla en uygun olan husus şudur ki; Ebu Talib, Ka-side-i Lamiyesini,
Müslümanların Şi'bi Ebi Talib'de boykot altına alınmalarından sonra söylemiştir. Onu burada
söylemek daha münasip olur.
Beyhakî, Yunus kanalıyla Muhammed b. îshak'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.),
islâm davetini devam ettirmeye, Haşim oğullarıyla Muttaliboğullan da onu himaye etmeye, ayrı
dinden olmalarına rağmen onu Kureyşli müşriklere teslime yanaşmamaya devam ettiler. Akrabaları,
dinlerinden ayrı olduğu halde onu Kureyşlilere teslim etme halinde küçük düşeceklerinden
korktukları için teslime yanaşmamışlardı. Haşimoğullanyla Muttaliboğullan onu koruyunca,
Kureyşliler, Muhammed (s.a.v.)'e birşey yapamayacaklarını anladıklarından, kendileriyle
Haşimoğullan arasındaki münasebetleri kesmeyi öngören bir belge düzenlemeye karar verdiler.
Buna göre Kureyşli müşrikler, Haşimoğullan ve Abdülmuttalib oğullanyla birbirlerine kız alıp
vermeyecek, birbirleriyle alış veriş yapmayacaklardı. Bu maddeleri öngören bir belge yazıp
Ka'be'ye astılar.
Bundan sonra Müslüman olan kimselere saldırdılar. Onlan bağlayıp eziyet ve işkencelere tâbi
tuttular. Müslümanlann başındaki bela şiddetlendi. Fitne büyüdü. Büyük bir sarsıntı geçirmeye
başladılar.
Sonra ravi, Müslümanlann Şi'bi Ebi Talib'e girişleri, orada aşın derecede mihnetlere maruz kalmalan
gibi şeyleri de anlatarak bu serüveni bütün tafsilatıyla nakleder. Öyleki, Müslümanlann çocuklarının
açlıktan dolayı feryatları, Şi'bi Ebi Talib'in gerilerinden dahi duyulabili-yordu. Nihayet Kureyşhalkı,
Müslümanlann başına gelen musibeti hoş karşılamamış, o zalim belgelerinden nefret ettiklerini
açıklamışlardı. Anlatıldığına göre Cenâb-ı Allah, kendi rahmetinin tezahürü olarak bir güveyi, o
belgeye musallat kılmış, güve de belgede yazılı olan Allah kelimelerini hep kemirip yemiş, belge
içinde sadece zulüm, iftira ve akrabalık bağlarını koparmayı öngören maddeler kalmıştı. Bunu yüce
Allah, Rasûlune haber vermişti. O'da durumu amcası Ebu Talib'e iletmişti.
İbn Hişam, Muhammed b. İshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Kureyşliler, Rasûlullah'ın
sahabelerinin güvenlik ve istikrar buldukları bir bölgeye (Habeşistan'a) gittiklerini, oraya
yerleştiklerini, Necaşi'nin de kendisine sığınanları düşmanlarına karşı koruduğunu, Ömer'in İslâm'a
girdiğini, onunla birlikte Hamza'nın Rasûlullah ve ashabının yanında yer aldıklarını, İslâmiyet'in
kabileler arasında yayılmaya başladığını gördüklerinde, toplanıp bir araya geldiler. Haşimoğullanyla Abdülmuttalib oğullarına karşı bir boykot uygulamaya, onlardan kız alıp vermemeye, onlarla alış veriş yapmamaya söz verdiler ve bu sözlerini yazıya aktararak bir belge düzenlediler. Kendilerini kesin bir şekilde bağlaması için bu belgeyi, Kabe'nin tavanına astılar. Belgeyi yazan, Mansur b. Ikrime b. Amir b. Haşim b. Abdumenaf b. Abdid-Dar b. Kusay idi. İbn Hişam'a göre yazanın Nadr b. Haris olduğunu söyleyenler de vardır. Rasûlullah (s.a.v.)'m ona beddua etmesi üzerine bazı parmakları felç olmuştu.
Vakidî, belgeyi yazanın Talha b. Ebi Talha el-Abderî olduğunu söylemiştir.
Ben derim M: İbn İshalim da dediği gibi meşhur görüşe göre belgeyi yazan, Mansur b. İkrime'dir ki, eli felç olan da odur. Artık elini kullanamaz hale gelmişti. Öyleki Kureyşliler, kendi aralarında:
— Mansur b. îkrime'ye bakın hele, diyorlardı.
Vakidî, boykot belgesinin, Kabe'nin tavanına asılı olduğunu söylemiştir.
İbn îshak dedi ki: Kureyşlilerin plan ve boykot eylemleri karşısında Haşimoğullarıyla Abdülmuttaliboğulları, Ebu Talib'in yanında yer aldılar. Onunla birlikte ŞiTdi Ebi Talib'e girip bir arada yaşamaya başladı- -lar. Haşimoğullarından Ebu Leheb b. Abdül-Uzza b. Abdülmuttalib ise akrabaları arasından çıkıp Kureyşlilerin safında yer aldı, onlara destek oldu. Hüseyin b. Abdullah'ın bana anlattığına göre Ebu Leheb, kendi kavminden ayrılıp Kureyşlilerin safında yer aldığı zaman, Hind binti Utbe b. Rebia'yla karşılaşmış, ona şöyle demişti: Ey Utbe'nin kızı! Lat ve Uzza'ya yardım ettim. Onlardan ayrılanlardan ben de ayrıldım. İyi etmedim mi?
Hind:
- Evet, Allah sana hayırlar versin. Seni mükafatlandırsın ey Ebu Leheb, demişti.
îbn îshak dedi ki: Bana nakledildiğine göre Ebu Leheb, o sıralarda bazan şöyle dermiş: Görmediğim ama Ölüm sonrasında vuku bulacak bazı şeylerle Muhamnıed, beni tehdit ediyor. Bunların ölümden sonra vuku bulacağını iddia ediyor. Bundan sonra benim ellerime ne koyacak ki?
Böyle dedikten sonra kendi ellerine üfler ve:
- Kuruyası eller! Muhammed'in sözünü ettiği şeyleri sizde göremiyorum, dermiş.
Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, Tebbet sûresini inzal buyurmuş:
«Ebu Leheb'in elleri kurusun, kurudu da.»
îbn îshak dedi M: Kureyşliler, Müslümanlara karşı boykot uygulamak amacıyla toplanıp belge düzenlediklerinde Ebu Talib, bir şiir okumuştu:
"Baka, bizden aranızdaki Lüeyy'e ve özellikle Lüey b. Kab'a duyurun,
Bilmezmisiniz ki biz Muhamnıed'i, önceki kitaplarda yazılı Musa gibi bir peygamber olarak bulduk. Kullar, ona muhabbet beslemekle yükümlüdürler.
Allah'ın kendisine muhabbetini verdiği kimsede hayır vardır.
Şu belgenize yapıştırdığınız şey,
Salih'in böğüren devesi gibi, size uğursuzluk getirecek.
Mezar kazılmadan önce ayılın.
Günah işlemeyenin günahkar gibi olacağı günden önce ayılın.
Dedikoducuların peşine düşmeyin.
Dostluk ve akrabalıktan sonra bağları koparmayın.
aramızda sürekli bir savaş icad etmeyin.
Savaşın kötü sonucu, bazanda onu icad edenin üzerinedir.
Ka'be'nin Rabbine yemin olsun ki, Ahmed'i size teslim etmeyiz.
Zamanın ısırmasına ve sıkıntılarına aldırış etmeyiz.
Bizden ve sizden bazı kafalar kopmadıkça,
Parlak kılıçlarla eller kesilmedikçe, kimseye boyun eğmeyiz.
Sıkıntı verici bir savaşla mızrakların ucu kırılmış,
Siyah başlı kuşların, su içen bir cemaat gibi oraya konduklarını görürsün.
Sanki atlıların meydanları, onun bölgesindedir ve yiğit,
Bahadırların savaş çığlığı, harp gürültüsüdür.
Haşim, babamız değilmi ki savaşa soyundu.
Oğullarına da, vurmayı ve mızrakîamayı tavsiye etti.
Siz bizden bıkmadıkça, biz savaştan bıkmayız.
Başa gelen musibetlerden ötürü de şikayetçi olmayız.
Ama bizler korkudan yiğit savaşçıların,
Ruhları uçunca hafıza ve akıl erbabıyız."
İbn îshak dedi ki: Müslümanlar, bu minval üzere iki yada üç sene beklediler. Nihayet bitkin düştüler. Onlara, Kureyşliler den azık ulaştırmak isteyen kimselerin gizlice ulaştırmak için uğraştığı gıda maddelerinden başka birşey ulaşmıyordu. Anlatıldığına göre Ebu Cehil b. Hişam, kölesiyle birlikte halası Hatice binti Hüveylid'e buğday yükü taşıyan Hakim b. Hüzzam b. Huveylid'i görmüş. Hatice'de o esnada Şfbi Ebi Talib de Rasûhıllah'm yanında imiş. Buğday yükünü gören Ebu Cehil, Hakim b. Hüzzam'a takılmış ve:
- Haşimoğullanna yiyecek mi götürüyorsun? Allah'a yemin ederim ki bu gıda maddesi de, sende o mahalleye gitmeyeceksiniz. Yoksa seni Mekke'de rezil rüsvay ederim, demişti. Öte yandan Ebu'lBahteri b. Hişam b. Haris b. Esed gelmiş ve:
- Size ne oluyor? diye sormuş. Ebu Cehil de:
- Haşimoğullanna yiyecek götürüyor, demişti. Ebu'l- Bahteri:
- Nihayet bu, Hakim b. Hüzzam'm halası Hatice'nin malı olan bir yiyecek maddesidir. Bu mal, şimdiye kadar Hakimin yanında idi. Şimdi sahibine götürmek istiyor. Sen bu yiyeceği götürmesine engel mi olacaksın? Çekil adamın yolundan, dedi.
Lanetli Ebu Cehil, yoldan çekilmedi. Bunun üzerine kavgaya başladılar. Ebu'l-Bahteri, yerden bir deve çene kemiğini alıp Ebu Ce-hil'in kafasına vurdu. Başını yardı. Onu ayak altına alıp iyice dövdü. Yakınlarında durmakta olan Hamza b. Abdülmuttalib de onların bu halini görüyordu. Onlar, bu hadisenin Rasûlullah ve ashabı tarafından duyulmasını istemiyorlardı. Duyacak olurlarsa, kendileri ile alay edeceklerini ve bu durumlarına sevineceklerini sanıyorlardı.

