El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Hz. Peygamber'in, Allah'ın- dinine davet için Taife gidişi şöyle olmuştur: İbn îshak dedi ki: Ebu Talib ölünce Kureyşliler, amcası Ebu Ta-Hb'in sağlığında kendisine yapamadıkları eziyetleri Rasûlullah'a yapmaya …

Hz. Peygamber'in, Allah'ın- dinine davet için Taife gidişi şöyle olmuştur:

İbn îshak dedi ki: Ebu Talib ölünce Kureyşliler, amcası Ebu Ta-Hb'in sağlığında kendisine yapamadıkları eziyetleri Rasûlullah'a yapmaya başladılar, o da kavmine karşı kendisini korumaları ve yardımcı olmaları için Taife, Şakulilerin yanma gitmek üzere yola çıktı. Allah katından getirdiği daveti, kabul edeceklerini ümid ediyordu. Yalnız başına yanlarına gitti. Taife vardığında Sakif kabilesinin efendileri ve eşrafı olan bir topluluğa yöneldi. Bunlar Amr b. Umeyr b. Avf b. Ukde b. Giyere b. Avf b. Sakif in oğulları olan Abdi Yaleyl, Mesud ve Habib adındaki üç kardeştiler. Bunlardan biri, Kureyş'in Beni Cumah kolundan bir kadın

ile evlivdi. Rasûlullah yanlarına gidip oturdu. Onları, Allah'a imana davet etti. İslâmiyet için kendisine yardımcı olmaları, kavminden kendisine muhalefet edenlere karşı yanında yer almalarını temin etmek maksadıyla yanlarına gelmiş olduğunu anlattı. Onlardan biri şöyle dedi:

- Eğer Allah, seni peygamber olarak gondermişse; ben, Ka'be'nin örtüsünü çıkarıp atacağım.

İkincisi şöyle dedi:

- Allah, senden başka peygamber olarak gönderecek birini bulamadı mı?

Üçüncüsü de şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, seninle asla konuşmayacağım. Eğer sen, iddia ettiğin gibi- Allah katından gönderilmiş bir elçi isen; sana cevap vermene gerek kalmayacak kadar büyük bir adamsın. Eğer Allah'a karşı yalan söyleyip iftira ediyorsan, yine sana cevap vermeme gerek yok.

Rasûlullah (s.a.v.), Sakiflilerden bir hayır gelmeyeceğini anlayınca ve onlardan ümit kesince, yanlarından kalkıp gitmeye yöneldi. Giderken şöyle dedi:

- Yapacağınızı yaptınız. Bari bu sırrı gizli tutun.

Rasûlullah (s.a.v.), onların yaptıklarının kendi kavmine ulaştırılmasını istemiyordu. Çünkü kavmi olan Kureyşliler, bu olaydan haberdar olurlarsa kendisine karşı daha fazla taşkınlık yaparlardı.

Sakifliler, Hz. Peygamberin dediğini yapmadılar. Aksine akılsızlarını ve kölelerini ona karşı kışkırttılar. Ona küfretmeye, arkası sıra naralar atmaya başladılar. İnsanlar etrafında toplandılar. Nihayet o da, Utbe b. Rebia ile Şeybe b. Rebia'mn bahçesine sığındı. Onlar da orada idiler.Oraya girince, Sakiflilerin akılsızları peşine takılmaktan vazgeçip döndüler. Hz. Peygamber, bir üzüm ağacının gölgesine yöneldi. Orada oturdu. Utbe ile Şeybe de ona bakıyor ve Taifli akılsızlardan çektiği eziyetleri seyrediyorlardı.

Bana gelen rivayete göre, Rasûlullah (s.a.v.), Cumah oğullarından olan ve Sakiflilerden birinin nikahında bulunan kadınla karşılaşmış ve ona: "Senin koca tarafından çektiğim nedir?" demişti. Kendine geldikten sonra Hz. Peygamber, Allah'a şöyle tazarruda bulunmuştu:

«Allahım, kuvvetimin zayıflığını ve insanlara karşı güçsüzlüğümü sana şikayet ediyorum. Ey merhamet edicilerin en fazla merhamet edicisi! Zayıf düşmüşlerin Rabbi sensin ve Rabbim sensin. Beni, kimin bakımına bırakıyorsun? Kötü muamele yapan uzak kimselere mi, yoksa işimi eline verdiğin bir düşmana mı? Eğer bana karşı sende bir gazap yoksa, hiç aldırış etmem. Fakat benim için daha rahat olan, senin afiyetindir. Senin zatının nuruna sığınırım. O nur ki, onun için zulmetler açıldı ve dünya ile ahiretin işi, onun üzerine salah buldu. Bana gazabını indirmenden veya benim üzerime senin öfkenin yerleşmesinden, afiyetin benim için daha geniştir. Her şey senin rizan içindir. Bütün güç ve kuvvet, senin elindedir.»

Bahçe sahipleri Utbe ile Şeybe b. Rebia, onu ve karşılaştığı eza ile cefayı görünce merhamet duygulan harekete geçti. Addas adındaki Hristiyan kölelerim çağırıp ona şu talimatı verdiler:

- Şu üzümden bir salkım al, tabağa koy ve şu adama götür, yemesini söyle.

Addas, kendisine verilen talimatı yerine getirdi. Üzümü tabağa koyup Rasûlullah'a götürdü ve ona yemesini söyledi. Rasûlullah, elini üzüme uzatınca "Bismillah" dedi. Sonra yemeğe başladı. Bunun üzerine Addas, onun yüzüne bakıp şöyle dedi:

- Allah'a yemin ederim ki, bu sözü, bu beldelerin ahalisi söylemez.

- Ey Addas, sen nerelisin, hangi dindensin?

- Hristiyamm, Ninovalıyım.

- Salih adam Yunus b. Metta'nm kasabasından mı?

- Yunus b. Metta'yı sana kim Öğretti?

- O benim kardeşimdir. O, peygamberdi. Ben de peygamberim.

Bu sözü üzerine Addas, Rasûlullah'm üzerine kapandı. Başını, ellerini ve ayaklarını öptü. Bahçe sahipleri de bu manzarayı seyrederlerken biri diğerine: "Bu adam, köleni sana karşı ifsad etti." dedi. Addas gelince, ona şöyle sitem ettiler:

- Yazıklar olsun sana ey Addas! Sana ne olmuş ki, şu adamm,başı-nı, ellerini ve ayaklarını öpüyorsun?

- Ey efendim! Yeryüzünde bundan daha hayırlı birşey yoktur. Bana öyle şeyler anlattı ki, onları bir peygamberden başkası bilemez.

- Yazıklar olsun sana ey Addas! Sakın bu adam seni dininden çıkarmasın. Çünkü senin dinin, onunkinden daha hayırlıdır.

Musa b. Ukbe de buna benzer bir rivayette bulunmuş, ancak rivayetinde Hz. Peygamberin yaptığı duadan söz etmemiş, sadece şu ilaveyi yapmıştır:

Taifliler, Hz. Peygamber'in gideceği yolun iki kenarına dizildiler. O, yoldan geçerken tepiniyor, taş atıyor ve ayaklarını kanatıyorlardı. Ayakları kanamakta iken onlardan kurtuldu ve sıkıntılı halde iken bir hurma ağacının gölgesine yöneldi. İçine girdiği bahçe, Utbe ve Şeybe adında iki kardeşe aitti, bunlar da Rebia oğullarıydılar. Allah ve Rasûlüne düşman olduklarından, onların mekanlarından hoşlanmadı.

Musa b. Ukbe daha sonra bu rivayetinin devamında Hristiyan köle Addas'm hikayesini de nakletmektedir.

İmam Ahmed b. Hanbel, Abdurrahman b. Halid b. Ebi Cebel el-Advanî'den rivayet etti ki, Abdurrahman'm babası Halid, Rasûlullah (s.a.v.)'ı bir değneğe veya oka dayanmış vaziyette iken Salâfin doğu taraflarında görmüş. O esnada Rasûlullah, kendilerinden yardım talebinde bulunmak için Taife gelmişti. Rasûlullah'm şu sûreyi sonuna kadar okuduğunu işitmişti:

«Göğe ve gece ortaya çıkana andolsun. Gece ortaya çıkanın ne olduğunu bilir misin? O, ışığıyla karanlığı delen yıldızdır. Üzerinde gözetle-yici olmayan kimse yoktur. Öyleyse insan, neden yaratıldığına bir baksın. O, erkek ve kadının beli ile göğüsleri arasından atılagelen bir sudan yaratılmıştır.»

Ravi der ki: Ben, bu sûreyi, cahiliye döneminde müşrik iken Hz. Peygamber'den duyup ezberledim. Sonra İslâmiyet'e girdiğimde de okudum. O esnada Sakifliler beni çağırıp:

- Şu adamdan ne duydun? diye sordular. Ben de bu sûreyi onlara okudum. Yanlarında bulunan Kureyşlilerden biri, şöyle dedi:

- Biz adamımızı (Muhammed'i), sizden daha iyi biliriz. Eğer söylediği sözler hak olsaydı, ona uyardık.

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde sabit olan bir hadiste anlatıldığına göre Hz. Aişe, Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle bir soru yöneltmiş:

- Uhud gününden daha zorlu bir günün oldu mu?

- Akabe günü kadar, senin kavminden daha zorlu bir günle karşılaşmadım. Çünkü o zaman ben, kendimi Abdi Yaleyl b. Abdi Kelale ar-zettim. Ama istediğim şeyi kabul etmedi. Teklifime icabet etmedi. Ben de kederli bir şekilde geri döndüm. Karnu's-Sealip mevkiine varınca kendime gelebildim. Başımı kaldırdığımda baktım ki, bir bulut beni gölgelendiriyor. Buluta baktığımda Cebrail'i orada gördüm. Cebrail, bana seslenip şöyle dedi: «Doğrusu yüce Allah, senin kavminin sana söylediklerini ve sana verdikleri cevapları işitti. Dağların meleğini -dilediğin emri kendisine veresin diye- sana gönderdi.»

Sonra dağların meleği, bana seslenip selam vererek şöyle dedi: "Ya Muhammed! Allah, beni sana gönderdi. Doğrusu o, kavminin sana söylediklerini işitti. Ben, dağların meleğiyim. Dilediğin emri bana vermen için Rabb'in beni sana gönderdi. Dilersen Ahşebeyn dağlarını onların üzerine bırakırım."

Rasûlullah (s.a.v.), şu cevabı verdi:

«Onların sulbünden Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmayarak ibadet eden kimseleri, Allah'ın çıkarıp (dünyaya) getireceğini ümid ederim.»