El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Fasıl

Ashab, esirlerin Öldürülmeleri veya fidye karşılığında serbest bırakılmaları konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdi. Nitekim İmam Ah-med b. Hanbel, Ali b. Asım kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder: …

Ashab, esirlerin Öldürülmeleri veya fidye karşılığında serbest bırakılmaları konusunda görüş ayrılığına düşmüşlerdi. Nitekim İmam Ah-med b. Hanbel, Ali b. Asım kanalı ile Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Bedir gününde esirler konusunda sahabelerle müşavere yapıp şöyle dedi: «Doğrusu Allah, onları sizin elinize bıraktı.»

Hz. Ömer kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Boyunlarını vurayım mı?

Rasûlullah (s.a.v.), Hz. Ömer'in bu görüşüne iltifat etmedi. Sonra tekrar insanlara aym şeyi sordu. Ebu Bekir es-Sıddık kalkıp şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Onları affetmeni ve fidyelerini kabul etmeni uygun görüyoruz.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v. )'m yüzündeki keder kayboldu, esirleri affetti. Fidye vermelerini kabul etti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap erişirdi.» (ei-Enfai, 68.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Ömer b. Hattab'ın şöyle dediğini rivayet eder:

«Rasûlullah (s.a.v.), Bedir gününde ashabına baktı. Onlar, 300 küsur kişi idiler. Müşriklere baktı. Onlar da 1000'den fazla idiler. Müşriklerden yetmiş kişi öldürüldü. Yetmiş kişi de esir alındı.

Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir, Ali ve Ömer'e danıştı. Ebu Bekir şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah! Bunlar amca oğullarıdırlar. Aşiretin ve kardeşlerindirler. Bence bunlardan fidye alman daha doğru olur. Bunlardan aldığımız fidyeler, kafirlere karşı bizim için bir kuvvet olur. Umulur ki Allah, bunlara hidayeti nasib eder, onlar da bize destek olurlar. Rasûlullah (s.a.v.):

- Ey Hattab'm oğlu, sen ne düşünüyorsun? diye sordu. Hz. Ömer diyor ki: Ben de şöyle dedim:

-Vallahi ben, Ebu Bekir gibi düşünmüyorum, falanı (akrabalarımdan birini) bana ver ki boynunu vurayım. Akil'i de Ali'ye ver ki, Ali onun boynunu vursun. Hamza'ya da falan kardeşini ver ki, Hamza onun boynunu vursun, Taki Allah bizim kalblerimizde müşriklere karşı bir yumuşama kalmadığını bilsin. Bunlar, Kureyşlilerin varlıklıları, liderleri ve komutanlarıdırlar.

Rasûlullah (s.a.v.), benim dediğime değil, Ebu Bekir'in dediğine uydu ve esirlerden fidye aldı. Ertesi gün Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gittim. Baktım ki Ebu Bekir'le birlikte ağlamaktadır. 'ya Rasûlallah, bana, seni ve arkadaşım ağlatan şeyin ne olduğunu söyle. Ağlamayı gerektiren bir sebeb varsa ben de ağlarım, eğer ağlamayı gerektiren bir sebeb yoksa, sizin ağlamanızdan'ötürü ben de ağlamaya çalışırım." dedim.

Rasûlullah buyurdu ki:

- Arkadaşlarının, bana esirlerden fidye almayı tekliflerinden ve benim o teklifleri kabul etmemden ötürü ağlıyorum. Azabınızın şu ağaçtan daha yakın olduğu bana gösterildi. (Böyle derken yakındaki bir ağacı gösterdi.)

Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu: «Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçici dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah güçlüdür. Haldm'dir. Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap erişirdi.» (ei-Enfiaı, 67-68.)

Bundan sonra Müslümanlara gaminetler helal kılındı.» imam Ahmed b. Hanbel, Ebu Muaviye kanalı ile Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder: Bedir günü olduğunda Rasûlullah (s.a.v.):

- Şu esirler hakkında ne diyorsunuz? diye sordu. Ebu Bekir şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, bunlar senin kavmin ve ailendirler. Bunları hayatta bırak ve haklarında vereceğin hükmü geciktir. Umulur ki Allah, tevbelerini kabul buyurur.

Ömer ise şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, bunlar seni memleketinden çıkardılar. Seni yalanladılar. Onları bana yaklaştırda boyunlarını vurayım!

Abdullah b. Revaha da şöyle dedi:

- Ya Rasûlallah, odunu bol bir vadiye bak. Bunları oraya sok, sonra bunları ateşte yak!

Rasûlullah (s.a.v.), yanlarından ayrılıp evine gitti. Bazıları:

- Ebu Beldr'in sözünü tutacaktır, dedi. Bir kısmı:

- Ömer'in sözünü tutacaktır, dedi. Bazıları da:

- Abdullah b. Revaha'mn sözünü tutacaktır, dedi. Rasûlullah (s.a.v.), tekrar yanlarına gelip şöyle dedi:

- Doğrusu Allah, bazı kimselerin kalblerini yumuşatacaktır. Öyle-ki yumuşaktan daha yumuşak olacaktır. Bazılarının da kalblerini katı-laştıracaktır. Öyleki taşlardan daha katı olacaktır. Ey Ebu Bekir, senin durumun İbrahim'in durumu gibidir ki o şöyle demişti: «Bana uyan bendendir. Bana karşı gelen kimseyi sana biralarım. Sen bağışlarsın, merhamet edersin.» (îbrâhîm, 36.)

Ey Ebu Bekir, senin durumun, İsa'nın durumu gibidir ki, o şöyle demişti: «Onlara azap edersen, doğrusu onlar senin kullarındır; onları bağışlarsan, güçlü olan, Hakim olan şüphesiz ancak sensin.» (ei-Mâide,ıi8.)

Ey Ömer, senin durumun, Nuh'un durumu gibidir ki, o, şöyle demişti:

«Rabbim! Yeryüzünde hiçbir inkarcı bırakma.» (Nüh, 26.)

Ey Ömer, şüphesiz senin durumun, Musa'nın durumu gibidir ki; o, şöyle demişti:

«Rabbimiz! Mallarım yok et, kalblerini sık; çünkü onlar can yakıcı azabı görmedikçe inanmazlar.» (Yûnus, 88,)

Siz, muhtaç ve fakir kimselersiniz. Esirlerden fidyesiz, ya da boynu vurulmamış, hiç kimse kalmasın!

Abdullah dedi ki:

- Ya Rasûlallah! Sadece Süheyl b. Beyda kalsın. Çünkü onun İslâmiyet'i andığını işittim.

Rasûlullah, onun bu sözleri üzerine sükut etti.

Abdullah diyor ki: O günkü gibi hiçbir zaman gökten üzerime taş düşeceğinden korkmuş değildim. Nihayet Rasûlullah: «Sadece Süheyl b. Beyda hariç.» dedi. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayet-i kerimeleri inzal buyurdu:

«Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz. Geçki dünya malını istiyorsunuz. Oysa Allah ahireti kazanmanızı ister. Allah güçlüdür, Hakimdir.

Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hüküm olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap erişirdi.» (ei-Enfâi, 67-68.)

İbn Mirdeveyh, İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:

Bedir gününde ele geçirilen esirler arasında Abbas'da vardı. Onu Ensâr'dan bir adam esir almıştı. Ensâr, onu öldürmeye karar vermişlerdi. Bu haber, Peygamber (s.a.v.)'e ulaştığında o şöyle buyurdu: «Bu gece

amcam Abbas yüzünden uyuyamadım, Ensâr, onu öldüreceklerini ifade etmişlerdir.»

Hz. Ömer:

- Onlara gideyim mi? diye sordu. Peygamber (s.a.v.):

- Evet, dedi.

Ömer, Ensâr'm yanma gidip onlara şöyle dedi:

- Abbas'ı bırakın. Onlar:

- Hayır, vallahi onu bırakmayız!

- Eğer Rasûlullah'm bu işte rızası varsada mı?

- Eğer onun rızası varsa Abbas'ı al götür, dediler. Ömer, Abbas'ı alıp götürdü. Yolda iken ona şöyle dedi:

- Ey Abbas, Müslüman ol. Allah'a yemin ederim ki senin Müslüman olman, Hattab'm Müslüman olmasından benim için daha hoştur. Çünkü ben Rasûlullah'm, senin Müslüman olmam arzuladığım gördüğüm için bu görüşteyim.

Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'e danıştı. Ebu Bekir şöyle dedi:

- Bunlar senin aşiretindirler. Bunları salıver. Ömer'e danıştı. O da:

- Bunları Öldür, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.), esirleri fidye karşılığında serbest bıraktı. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:

«Yeryüzünde savaşırken, düşmanı yere sermeden esir almak hiçbir peygambere yaraşmaz.» (oiEnfai, 67.)

Tirmizî, Neseî ve İbn Mace, Süfyan es-Sevrî kanalı ile Ali'nin şöyle dediğini rivayet ederler: Cebrail, Peygamber (s.a.v.)'e gelip şöyle dedi:

- Ashabım esirler konusunda serbest bırak. Dilerlerse fidye alsınlar, dilerlerse onları öldürsünler. Yalnız, gelecek seneye onlardan bir bu kadarını öldürmeleri şartı ile.

Ashab dedi ki:

- Ya fidye alırız veya bizden adam öldürülür. Bu, garip bir hadistir

İbn İshak, îbn Ebi Necih kanalı ile îbn Abbas'm; «Daha önceden Allah'ın verilmiş bir hükmü olmasaydı, aldıklarınızdan ötürü size büyük bir azap erişirdi.» ayet-i kerimesi hakkında şöyle dediğim rivayet eder:

- Cenâb-ı Allah, yukarıdaki ayette şunu kastediyor: «Eğer bana asi olanı azaplandıracak olmasaydım, aldığınız fidye yüzünden size büyük bir azap dokunurdu.»

A'meş dedi ki: Cenâb-ı Allah'ın ezelde verdiği hükme göre Bedir savaşma katılan Müslümanlardan hiçbiri azaplandırılmayacaktır.

Mücahid ile Sevrî: «Daha önceden Allah'tan verilmiş bir hülüm olmasaydı...» ayet-i kelimesindeki hükmün, mağfiretle ilgili hüküm olduğunu söylemişlerdir.

Valibî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: «Ümmü'l-Kitab'ta önceden verilen hükme göre ganimetler ve esirlerden alman fidyeler sizler için helaldir. Bu sebepledir ki müteakip ayet-i kerimede Cenâb-ı Allah, şöyle buyurmuştur:

«Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yeyin.» (ei-Enfti, 69.) Bu kavil, tercine şayandır. Zira Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Cabir b. Abdullah'tan rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Benden önceki peygamberlerden hiç birine verilmeyen l>eş şey bana verildi. Düşmanların korkutulmasıyla yardım olundum. Yeryüzü benim için mescid ve pak kılındı. Ganimetler, bana helal kılındı. Oysa benden önce hiç kimseye helal kılınmamıştı. Bana şefaat verildi. Önceki peygamberler, sadece kendi kavimlerine gönderilirlerdi. Halbuki ben bütün insanlara gönderildim.» A'meş, Ebu Salih kanalı ile Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: «Bizden başka kara başlılara ganimetler helal kılınmadı.»

Bu sebepledir ki, yüce Allah şöyle buyurmuştur:

«Elde ettiğiniz ganimetleri temiz ve helal olarak yeyin.» (ei-Enfâi, 69.) Cenâb-ı Allah, ganimetleri yemeye ve esirlerden fidye almaya izin verdi.

Ebu Davud, Abdurrahman b. Mübarek el-Absî kanalı ile İbn Ab-bas'tan rivayet etti ki, « Rasûlullah (s.a.v.), cahiliye ehlinin fidyesini Bedir gününde 400 dirhem olarak belirlemişti. Bu, esirlerden birinin vereceği en az fidye idi. En çok fidye verenlerinin ki ise, 4000 dirhem idi.»

Cenâb-ı Allah, esirlerden alman fidyenin -iman etmeleri halinde-dünya ve ahirette yerinin doldurulacağını vaad edip şöyle buyurdu:

«Ey Peygamber! Elinizde bulunan esirlere, «Allah kalblerinizde bir iyilik bulursa, size sizden almandan daha hayırlısını verir, sizi bağışlar.» de.» (ei-Enfâi, 70.)

Valibî, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Yukarıdaki ayet-i kerime, Abbas hakkında nazil oldu. O da kendi şahsı için fidye olarak kırk okye altın verdi. Ve şöyle dedi: «Allah, bana kırk köle verdi.» Yani bunların her biri onun için ticaret yaparlardı. Abbas yine şöyle dedi: «Allah'ın vaad ettiği mağfireti ümid ediyorum.»

İbn îshak, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: «Bedir gününde Rasûlullah (s.a.v.), akşamladığında esirler zincirlere bağlanmış halde idiler. Rasûlullah, gecenin ilk kısmım uykusuz geçirdi. Ashabı ona:

- Ya Rasûlallah, neyin var, niçin uyumuyorsun? diye sordu. O da şöyle buyurdu:

- Amcam Abbas'm, zincir bağları içinde inleyişini işittim. Böyle demesi üzerine Abbas'ı serbest bıraktılar. Kendisi de sustu ve uyudu.

İbn İshak dedi ki: Abbas, varlıklı bir adamdı. Kendi şahsı için yüz okye altın fidye verdi.

Ben derim ki: Bu 100 okyelik altın fidye, Abbas'm kendisi ile yeğenleri Akil ile Nevfel ve müttefiki Utbe b. Amr içindi. Utbe, Haris b. Fihr oğullan kabilesindendi. Abbas, Müslüman olduğunu iddia ettiği zaman bu kadar fidyeyi vermesini Rasûlullah, ona emretmiş ve şöyle demişti:

- Dış görünüşün bizim aleyhimizedir. Ama Allah, senin Müslüman olup olmadığım daha iyi bilir ve amelinin karşılığını verir.

Abbas, yanında malı bulunmadığını iddia etmiş, Rasûlullah, ona şöyle demişti:

- Sen ve Ümmü Fadl'm birlikte yere gömdüğünüz mal nerede? Sen ona demiştin ki: «Eğer bu yolculuğumda öldürülürsem bu mal, oğullarım Fadl, Abdullah ve Kusem'in olsun.»

Abbas şöyle demişti:

- Allah'a yemin ederim ki, senin Allah'ın Rasûlü olduğunu bildim. Çünkü bu işi, ben ve Ümmü Fadl'dan başka kimse bilmiyordu.»

Buharî ve Müslim'in sahihlerinde Enes b. Malikin şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ensâr'dan bazı adamlar, Rasûlullah (s.a.v.)'dan Mn isteyip şöyle dediler:

- Bize izin ver, kız kardeşimiz oğlu Abbas'm fidyesini kendisine bırakalım.

Rasûlullah buyurdu ki:

- Hayır vallahi, onun bir dirhemini bile bırakmayın!»

Buharî, İbrahim b. Tahman vasıtasıyla Enes'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: «Peygamber (s.a.v.)'e Bahreyn'den bir mal getirildi. «Bu malı mescide saçın» dedi. Bu, Rasûlullah'a getirilen en fazla mal idi. O esnada Abbas yanma gelip: "Ya Rasûlallah, bana ver. Çünkü ben kendim ve Akil için fidye verdim." dedi. Rasûlullah da: «Al» dedi. Elbisesinin eteğine birazcık koydu. Sonra onu azımsadı. Buna rağmen taşıyamadı. Rasûlullah'a: "Birine emir ver de bunu bana yüklesin." dedi. Rasûlullah, "Hayır" deyince: "Öyleyse sen bana yükle" dedi. Rasûlullah yine, "Hayır" deyince kendisi omuzuna almaya çalıştı. Bir miktar yere dökül-dü.Sonra çekip gitti. Gözden kayboluncaya kadar dönüp dönüp arkasından yerdeki dirhemlere bakıyordu. Acaip bir hırsı vardı. Bu yüzden böyle yapıyordu. Yerdeki dirhemler durduğu halde Rasûlullah yerinden kalkıp o dirhemleri almadı.»

Beyhaki, el-HaMm kanalı ile İsmail b. Abdurrahman es-Süddı nin şöyle dediğim rivayet eder: Abbas'm kardeşi oğulları Akil b. Ebi Talib ile Nevfel b. Haris b. Abdülmuttalib'ten her birinin fidyesi 400 dinar idi. Sonra Cenâb-ı Allah, diğerlerini tehdid buyurarak şöyle dedi:

«Esirler sana hıyanet etmek isterlerse, bilsinler ki esasen daha önce de Allah'a hıyanet etmişlerdi. Allah bundan ötürü onları yenmen için sana imkan verdi. Allah bilendir, Hakimdir.» (el-Enfâl, 71.)