Bedir günü ashab, müşriklerden alman ganimetin kimlere verilip kimlere verilmeyeceği hususunda ihtilaf etti. O gün müşrikler kaçarlarken Müslümanlar üç sınıf idiler:
Bir smıf, Rasûlullah'ın etrafım çevrelemişti. Müşriklerin dönüpte ona bir kötülük yapmalarından korktukları için etrafında nöbet tutmuşlardı.
Bir sınıf, müşriklerin peşi sıra koşmuşlar, bir kısmını öldürmüş, bir kısmını da esir almışlardı.
Üçüncü sınıf ise, çeşitli yerlerden ganimet toplamışlardı.
Bunlardan her bir sımf, diğerlerine nisbetle daha önemli işler yap^-tıklarım söyleyerek ganimet üzerinde daha fazla hakka sahip olduğunu iddia etmişti.
İbn İshak, Abdurrahman b. Haris kanalı ile Ebu Ümame el-Bahilî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Ganimetlerin hükmünü, Ubade b. Samit'e sorduğumda bana şöyle dedi: İhtilafa düştüğümüz ve ahlaksızlık yaptığımız esnada biz Bedir savaşçıları hakkında ayet nazil oldu. Bu ganimetleri Allah, elimizden alıp Rasülüne bıraktı. O da bu ganimetleri Müslümanlar arasında eşit şekilde dağıttı. Yani ganimeti toplayan sınıfa, düşmanı takip eden sınıfa ve bayrağın altında durup Rasûlullah'ı bekleyen sınıfa eşitçe taksim etti. Birini, diğerine üstün kılmadı. Ama bu, ganimetin beşte birinin Allah'a ve Rasülüne ayrılıp gerekli yerlere sarfına engel değildir. Nitekim bazı âlimler, böyle bir vehme kapılmışlardır İd, bunlardan biri, Ebu Ubeyde ve arkadaşlarıdır. Doğrusunu Allah bilir. Hatta Rasûlullah (s.a.v.), kılıcı zülfikarı, Bedir ganimetlerinden elde etmişti.
İbn Cerir dedi M: Rasûlullah (s.a.v.), bu savaşta Ebu Cehü'in bir devesini de ganimet olarak kendine ayırmıştı ki o devenin burnunda gümüş bir halka vardı. Bu da ganimetlerin beşte birinin çıkarılıp ayrılmasından önce alınmış bir ganimetti.
İmam Ahmed b. Hanbel, Muaviye b. Amr tariki ile Ubade b. Sa-mit'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte yola çıktık. Onunla birlikte Bedir'de hazır bulundum. İnsanlar karşı karşıya geldiler. Allah, düşmanı hezimete uğrattı. Bir grup Müslüman, düşmanı takip etti. Onları hezimete uğratıp öldürdü. Bir grup Müslüman, ganimetlerin üzerine kapandı. Toplamaya başladı. Diğer bir grup Müslüman da Rasûlullah (s.a.v.)'m etrafim çevreledi ki, düşmanlar ona saldırıda bulunmasınlar. Vakit gece olup insanlar yanyana geldiklerinde ganimet toplamış olanlar: "Bunları biz topladık. Kimsenin bunlarda payı yoktur." dediler. Düşmanı takibe gitmiş olanlar da: "Hiç kimsenin bizim kadar ganimet üzerinde hakkı yoktur. Çünkü düşmanı bu malların üzerinden biz sürüp kovaladık ve yenilgiye uğrattık." dediler, Rasûlullah (s.a.v)'in etrafım çevreleyip nöbet tutanlar ise: "Düşmanın, Rasûlullah'a saldırmasından korktuk. Bu sebeple onu korumakla meşgul olduk." dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
«Ey Muhammedi Sana ganimetlere dair soru sorarlar, dedi: «Ganimetler, Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat
edin.»(ei-Enfâi,ı.)
Rasûlullah (s.a.v.), Bedir'de elde edilen ganimetleri Müslümanlar arasında taksim etti. Rasûlullah (s.a.v.), düşman toprağına hücum ettiğinde ele geçen ganimetlerin dörtte birini alırdı. Dönerek geldiğinde üçte birini alırdı. Asıl maksad olarak ganimet elde etmekten hoşlanmazdı.
Ebu Davud, Neseî, İbn Hibban ve Hakim, Davud b. Ebu Hind vasıtasıyla İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet ederler: Bedir savaşı olduğunda Rasûlullah (s.a.v.): «Şöyle ve şöyle yapana şöyle ve şöyle vardır.» dedi. Bunun üzerine genç adamlar, ganimet ele geçirmek için koştular. Yaşlılar ise, bayrakların altında kaldılar. Ganimetler ele geçince gelip paylarını talep ettiler. Yaşlılar şöyle dediler:
- Kendinizi bizden daha fazla hak sahibi görmeyin. Çünkü biz arkadan size destek olduk. Eğer arkanızı açık bıraksaydık, bize dönerdiniz?
Böyle diyerek birbirleriyle çekiştiler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah şu ayeti inzal bulurdu:
«Ey Muhammedi Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: «Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve peygamberine itaat edin.»(ei-Enfâi,ı.)
Yani ganimetlere dair hükmü, Allah ve Rasûlü verir. Onlar, kulların dünya ve ahiretine uygun olacak şekilde ganimetlerle ilgili hükümlerini verirler. Bu sebepledir ki yüce Allah, şöyle buyurmuştur:
«De ki: «Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnamyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin. Allah'a ve peygamberine itaat edin.»
Sonra ravi, Bedir kıssasından ve nihayetinden bahsederek şu ayeti zikreder:
«Eğer Allah'a ve -hakkı batıldan ayıran o günde, iki topluluğun karşılaştığı günde- kulumuz Muhammed'e indirdiğimize inanıyorsanız, bilin ki, ele geçirdiğiniz ganimetlerin beşte biri Allah'ın, Peygamberin ve yakınlarının, yetimlerin, düşkünlerin ve yolcularındır.» (ei-Enfâl, 41.)
Açıkça anlaşıldığına göre bu ayet, Allah'ın, ganimetlerle ilgili hükmü, kendine ve Rasûlüne tahsis ettiğini ifade etmektedir. Cenâb-ı Allah, bu hükmü açıklamış ve kendi iradesine uygun hüküm vermiştir.
Bu, Ebu Zeyd'in kavlidir.
Ebu Ubeyd Kasım b. Selîam'm ifadesine göre Rasûlullah (s.a.v.), Bedir ganimetlerini -beşte birini kendine ayırmaksızm- insanlar arasında eşitçe paylaştırmış far. Bundan sonra, önceki hükmü neshedici beşte bir (humus) hükmü nazil olmuştur.
el-Valibî, İbn Abbas'tan bu şekilde rivayette bulunmuştur. Mücahid, İkrime ve Süddî de bu görüştedirler. Ancak bunda ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir. Çünkü beşte birin ganimetlerden ayrılmasından bahseden Önceki ayetlerle sonraki ayetlerin tamamı, Bedir gazvesinden bahseder. Bu da gösteriyor ki, bütün bu ayetler, birbirinden ayrı olmaksızın aynı zamanda nazil olmuşlardır. Hal böyle olunca, bunlardan birinin diğerini neshetmesi düşünülemez.
Sonra Buharî ve Müslim'in sahihlerinde de Hz. Ali'nin şöyle dediği rivayet edilmiştir: «Hz. Hamza'mn (sarhoş iken), hörgüçlerini kestiği gibi devemden birini. Bedir gününde ganimetlerin beşte birlik payından almıştım.»
Bu ifadeler, Ebu Ubeyd'in, "Bedir ganimetlerinin beşte biri ayrılmamıştı." şeklindeki ifadesini açıkça reddetmektedir. Doğrusunu Allah bilir. Şu halde Bedir ganimetlerinin de beşte biri ayrılmıştı. Nitekim Buhari, Ibn Cerir ve diğerleri de böyle demişlerdir. Tercihe şayan olan sahih görüş te budur.
Doğrusunu Allah bilir.

