El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Habeşistan'a Giden Sahabelerin Hicreti

Müşriklerin, güçsüz mü'minlere yaptıkları eziyetler, şiddetli dayaklar ve ağır tahkirler gibi muamelelerle ilgili açıklamalar, daha önceki sayfalarda verilmişti. Onur ve üstünlük sahibi yüce Allah, Rasûlünü amcası Ebu …

Müşriklerin, güçsüz mü'minlere yaptıkları eziyetler, şiddetli dayaklar ve ağır tahkirler gibi muamelelerle ilgili açıklamalar, daha önceki sayfalarda verilmişti. Onur ve üstünlük sahibi yüce Allah, Rasûlünü amcası Ebu Talib vasıtasıyla müşriklerin eziyetlerine karşı korumuştu. Bununla ilgili açıklama da daha önce verilmişti. Hamd ve minnet Allah'adır.

Vakidî, sahabelerin Habeşistan'a bisetin beşinci senesinin receb ayında hicret ettiklerini ve bu Muhacir sahabelerin ilk kafilesinde onbir erkek ve dört kadın bulunduğunu rivayet eder. Bunlar, kimi yaya, kimi süvari olarak deniz kıyısına varmış, orada yarım dinara bir gemi kiralayarak Habeşistan'a gitmişlerdi. Bu Muhacirlerin adları şöyledir: Osman b, Affan, karısı Hz. Peygamber'in kızı Rukiyye, Ebu Huzeyfe b. Ut-be ve karısı Sehle binti Süheyl, Zübeyr b. Avvam, Mus'ab b. Umeyr, Ab-durrahman b. Avf, Ebu Seleme b. Abdilesed ve karısı Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye, Osman b. Maz'un, Amir b. Rebia el-Anzî ve karısı Leyla binti Ebi Hasme, Ebu Sabre b. Ebi Rühm, Hatib b. Amr, Süheyl b. Beyda ve Abdullah b. Mesud, Allah tamamından razı olsun.

İbn Cerir dedi ki: Diğerleri şöyle dediler: Habeşistan'a hicret eden sahabeler -kadınları ve çocukları ayrı olmak üzere- seksen iki kişiydiler. Yalnız Ammar b. Yasir'in, aralarında olup olmadığı hususunda şüphe etmekteyiz. Eğer aralarında idiyse bu durumda erkeklerin sayısı seksen üç olur.

Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Allah katındaki mertebesi ve amcası Ebu Talib'in kendisine olan desteği sayesinde rahat ve afiyet içinde iken, sahabelerinin eziyet gördüklerini, belaya uğradıklarını ve kendisinin de onları o bela ve eziyetlerden kurtarmaya güç yetiremediğini görünce onlara şöyle dedi: «Habeşistan'a hicret etseniz daha iyi olacak. Çünkü orada yanındaki kimselerden hiç birine haksızlık edilmeyen bir hükümdar vardır. Orası, doğruluk diyarıdır. Oraya gidin. Allah size içinde bulunduğunuz sıkıntıdan kurtuluş yolu yaratınca-ya kadar bekleyin.»

Bunun üzerine Rasûlullah'm ashabından bazı Müslümanlar, dinlerinde fitneye düşmek korkusuyla Habeşistan'a hicret ettiler. Bu, İslâm tarihindeki ilk hicret oldu. Oraya hicret eden ilk Müslümanlar, Osman b. Affan ile zevcesi peygamber kızı Rukiyye idi. Beyhakî de Kata-de'nin şöyle dediğini rivayet eder: "Allah yolunda ailesiyle ilk hicret eden kişi, Osman b. Affan (r.a.)'dtr."

Nadr b. Enes'in, Ebu Hamza'ya yani Enes b. Malik'e şöyle dediğini işittim: Osman b. Affan, zevcesi Peygamber'in kızı Rukiyye ile birlikte Habeşistan'a hicret etmek üzere yola koyuldu. Rasûlullah'a oraya vardıklarına dair haber geç geldi. Nihayet Kureyşlilerden bir kadın gelip şöyle dedi: "Ya Muhammed! Damadını karısıyla birlikte gördüm." Peygamber (s.a.v.): «Onları nasıl bir durumda gördün?» diye sorunca kadın: «Karısını şu yavaş yürüyen merkeplerden birine bindirmiş, kendisini de merkebi yederken gördüm.» dedi.

Peygamber (s.a.v.): «Allah, onlarla beraber olsun. Osman, Lut Peygamberden sonra karısıyla hicret eden ilk kişi olmuştur.» dedi.

İbn İshak dedi ki: Ebu Huzeyfe b. Utbe, zevcesi Sehle binti Süheyl b. Amr (Bunların Habeşistan'da Muhammed b. Ebi Huzeyfe adında bir oğulları dünyaya geldi.), Zübeyr b. Avvam, Mus'ab b. Umeyr, Abdurrah-man b. Avf, Ebu Seleme b. Abdil Esed, zevcesi Ümmü Seleme binti Ebi Ümeyye b. Mugire (Bunların Habeşistan'da Zeynep adında kızları dünyaya geldi.), Osman b. Maz'un, Amir b. Rebia (Bu, Hattab oğulları aşiretinin müttefiki olup Beni Anz b. Vail kabilesindendir.), zevcesi Leyla binti Ebi Hasme, Ebu Sabre b. Ebi Rühm el-Amirî, zevcesi Ümmü Kül-süm binti Süheyl b. Amr (Buna Ebi Hatib b. Amr b. Abdişems b. Abdi Vüdd b. Nasr b. Malik b. Hisil b. Amr da denir. Söylendiğine göre Habeşistan'a giden ilk Muhacir budur.), Süheyl b. Beyda. Bana ulaşan rivayetlere göre bu on kişi, Habeşistan'a giden ilk Müslümanlardır.

İbn Hişam dedi ki: Bazı ilim ehlinin anlattığına göre Osman b. Maz'un, bunların kafile başkanı idi. İbn İshak dedi ki: Daha sonra zevcesi Esma binti Umeys ile birlikte Cafer b. Ebu Talib de Habeş yolculuğuna çıktı. Habeşistan'da bunların Abdullah b. Cafer adında bir oğulları dünyaya geldi. Bunların peşi sıra bazı Müslümanlar daha oraya hicret ettiler. Böylece Habeşistan'da bir Müslüman topluluğu teşkil ettiler.

Musa b. Ukbe'nin ileri sürdüğüne göre Habeşistan'a yapılan ilk hicret, Ebu Talib ve müttefiklerinin Rasûlullah'la birlikte Şib-i Ebi Talib'te muhasara altına alındıkları zamanda olmuştur. Ancak bu hususta ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Yine Musa b. Ukbe'ye göre Cafer b. Ebu Talib, ikinci hicrette Habeşistan'a gitmiştir. Bu da oradaki bazı Müslümanların, müşriklerin islâm'a girip namaz kıldıklarına dair bir haber almaları üzerine Mekke'ye geri dönmelerinden sonra vuku bulmuştur. Müşriklerin İslâm'a girip namaz kıldıklarına dair söylentiyi duyan bazı Habeşistan Muhacirleri, Mekke'ye geri döndüklerinde -ki aralarında Osman b. Maz*un da vardı- bu haberin gerçek olmadığını görmüşlerdir. Bunun üzerine bir kısmı Habeşistan'a geri dönmüş, bir kısmı da Mekke'de kalmıştı. Ama diğer bazı Müslümanlar, bu defa Habeşistan'a hicret etmişlerdir ki bu da ileride açıklanacağı gibi ikinci hicreti teşkil edecektir.

Musa b. Ukbe'ye göre ikinci hicrete gidenler arasında Cafer b. Ebu Talib de vardı. İbn îshak'a göre ise Cafer b. Ebu Talib'in ilk kafilede Habeşistan'a hicret etmiş olması, ileride de açıklanacağı gibi kuvvetli olan görüştür. Doğrusunu Allah bilir. Ama o, ikinci defa Habeşistan'a hicret eden kafileyle birlikte ilk olarak hicrete çıkmıştır. Başlarına geçmiş ve Necaşi'nin makamında onların sözcülüğünü yapmıştır. Nitekim ileride bu konuyu detaylı bir şekilde anlatacağız.

İbn îshak, Cafer (r.a.) ile birlikte Habeşistan'a giden Muhacir sahabelerin adlarını şöyle sıralamıştır: Amr b. Said b. As, zevcesi Fatuna bin-ti Safvan b. Ümeyye b. Muharriş b. Şıkk el Kananı, Halid b. Said b. As, zevcesi Ümeyne binti Halef b. Es'ad el-Huzaî (Bunların Habeşistan'da Said adında bir oğulları dünyaya geldi.) ve Habeşistan hicretinden sonra Zübeyr'in kendisiyle evlenip Ömer ve Halid adında iki çocuk dünyaya getiren bir cariye.

Bu sıralamada şu sahabelerin adlarına da yer verilmiştir: Abdullah b. Cahş b. Ri'ab, kardeşi Ubeydullah, zevcesi Ümmü Habibe binti Ebi Süfyan, Beni Esed b. Hüzeyme kabilesinden Kays b. Abdullah, zevcesi Bereke binti Yesar (Bu da Ebu Süfyan'ın azadhlanndan idi.), Muay-kib b. Ebi Fatıma (Bu da Said b. As'ın azadlılarındandı. îbn Hişam, bunun Devs kabilesinden olduğunu söylemiştir.), Ebu Musa (el- Eş'arî), Abdullah b. Kays (Bu da Utbe b. Rebia aşiretinin müttefiki idi.) Utbe b. Gazvan, Yezid b. Zam'a b. Esved, Amr b. Ümeyye b. Haris b. Esed, Tü-leyb b. Ümeyr b. Vehb b. Ebi Kesir b. Abd, Süveybit b. Sa'd b. Hüreymele, Cehm b. Kays el-Abdevî, zevcesi Ümmü Hermele binti Abdilesved b. Hu-zeyme, oğulları Amr b. Cehm ile Huzeyme b. Cehm, Ebu'r-Rum b. Umeyr b. Haşini b. Abdumenaf b. Abdiddar, Firas b.

Nadr b. Haris b. Kelde, Amir b. Ebi Vakkas (Sa'd'm kardeşi), Muttalip b. Ezher b. Abdi Avf ez-Zührî, zevcesi Remle binti Ebi Avf b. Dübeyre (Bunun Habeşistan'da Abdullah adında bir oğlu dünyaya geldi.), Abdullah b. Mes'ud, kardeşi Utbe, Mikdat b. Esved, Haris b. Halid b. Sahr et-Teymî, zevcesi Reyta binti Haris b. Cübeyle (Bunun Habeşistan'da Musa, Aişe, Zeynep ve Fatıma adında dört çocuğu dünyaya geldi.), Amr b. Osman b. Amr b. Ka'b b. Sa'd b. Teym b. Mürre, Şemmas b. Osman b. Şerid el-Mahzumî (Çok yakışıklı olduğu için kendisine Şemmas adı verilmiştir. Asıl adı Osman b. Osman'dır.), Habbar b. Süfyan b. Abdi Esed el-Mahzumî, kar-, deşi Abdullah, Hişam b. Ebi Hüzeyfe b. Muğire b. Abdullah b. Amr b. Mahzum, Seleme b. Hişam b. Muğire, Ayyaş b. Ebi Rebia b. Muğire, Muattip b. Avf b. Amir (Buna Eyhame denirdi.

Mahzumoğullarının müttefıklerindendi.), Osman b. Maz'un'un kardeşleri Kudame ile Abdullah, Saib b. Osman b. Maz'un, Hatib b. Haris b. Mamer, zevcesi Fatıma binti Mücellil, oğulları Muhammed ile Haris, kardeşi Hattab, zevcesi Fükayha binti Yesar, Süfyan b. Ma'mer b. Habib, zevcesi Hase-ne oğullan Cabir ile Cünade, başka erkekten doğma Şurahbil b. Abdullah adındaki oğlu (Bu da Gavs b. Müzahir b. Teym kabilesinden biri olup kendisine Şurahbil b. Hasene denirdi.), Osman b. Rebia b, Ehban b. Vehb b. Huzafe b. Cümah, Huneys b. Huzafe b. Kays b. Adiyy, Abdullah b. Haris b. Kays b. Adiyy b. Said b. Sehtn, Hişam b. As b. Vail b. Said, Kays b. Huzafe b. Kays b. Adiyy, kardeşi Abdullah, Ebu Kays b. Haris b. Kays b. Adiyy, kardeşleri; Haris, Ma'mer, Saib, Bişr ve Said (Bunlar Ha-ris'in oğullarıdır.), Said b.

Kays b. Adiyy'in ana bir kardeşi olan Said b. Amr et-Temimî, Ümeyr b. Riab b. Hüzeyfe b. Müheşşim b. Said b. Sehm, Beni Sehra kabilesinin müttefiklerinden Mahmiye b. Cez' ez-Zübeydî ile Ma'mer b. Abdullah el-Adevî, Urve b. Abdiluzza, Adiyy b. Nadle b. Abdil-uzza, oğlu Numan, Abdullah b. Mahreme el-Amirî, Abdullah b. Süheyl b. Amr, Salit b. Amr, kardeşi Sekran, zevcesi Şevde binti Zem'a, Malik b. Rebia, zevcesi Amre binti's-Sa'di, Ebu Hatip b. Amr el-Amirî, müttefikleri Sa'd b. Havle (Bu Yemenlidir.), Ebu Ubeyde Amr b. Abdullah b. Cerrah el-Fihrî, Süheyl b. Beyda (Bu kadın, Ebu Ubeyde'nin annesi olup asıl adı Da'd binti Cahdem b. Ümeyye b. Zarip b. Haris b. Fihr'dir. Onun adı da Süheyl b. Vehb b. Rebia b. Hüal (b. Üheyb) b. Dabbe'dir.), Amr b. Ebi Şerh b. Rebia b. Hüal (b. Üheyb) b. Malik b.

Dabbe b. Haris, îya'd b. Zü-heyr b. Ebi Şeddad b. Rebia b. Hilal b. Malik b. Dabbe, Amr b. Haris b. Züheyr b. Ebi Şeddad b. Rebia, Osman b. Abdi Ganem b. Züheyr (Bunların ikisi kardeştirler.), Said b. Abd-i Kays b. Lakit, kardeşi Haris (Bunlar da Fihrî'dirler).

İbn îshak dedi ki: Ammar b. Yasir'i de aralarına katarsak -M onun aralarında bulunduğu hususunda şüphe vardır- Habeşistan'a hicret eden Müslüman erkekler, birlikte götürdükleri veya orada doğan çocukları dışında seksenüç kişi idiler.

İbn İshak'm, Mekke'den Habeşistan'a hicret eden Muhacir Müslümanlar arasında Ebu Musa elEş'arî'yi de zikretmesinin garip ve tuhaf olduğunu söyleyebilirim!

İmam Ahmed b. Hanbel, Hasan b. Musa tarikiyle İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), bizi Necaşi'ye gönderdi. Seksen kişi kadardık. Aramızda Abdullah b. Mesud, Cafer, Abdullah b. Erfata, Osman b. Maz'un ve Ebu Musa da vardı. Bu heyet, Necaşi'nin yanına vardı. Öte yandan Kureyşliler, Amr b. As ile Umare b. Velid'i de hediyelerle birlikte Necaşi'nin yanma göndermişlerdi. Bunlar, Necaşi'nin huzuruna girdiklerinde ona secde ettiler. Sonra sağında ve solunda yer alarak söze başladılar:

- Ey hükümdar! Bizim amca oğullarımızdan bir grup senin diyarına geldi. Bizden ve dinimizden yüz çevirdiler.

- Onlar nerededirler?

- Senin diyarındadııiar. Haber gönder, yanına getirt.

Necaşi, onlara haber göndererek makamına getirtti. Cafer, arkadaşlarına: «Bugün sizin sözcünüz ben olacağım.» dedi. Arkadaşları da ona uydular. Necaşi'nin makamına girdiklerinde Cafer selam verdi, ama secde etmedi. Necaşi ona sordu:

- Sana ne olmuş ki hükümdara secde etmiyorsun?

- Biz sadece yüce Allah'a secde ederiz!

-Niçin?

- Çünkü Allah, bize bir peygamber gönderdi. Sonra o peygamber, Allah'tan başka hiç kimseye secde etmememizi, namaz kılmamızı, zekat vermemizi bize emretti.

Amr b. As, hükümdara hitaben: "Bunlar Meryem oğlu İsa hakkında senin düşüncene aykırı bir düşünceye sahiptirler." dedi. Hükümdar Necaşi de dönüp Cafer b. Ebu Talib'e sordu:

- Meryem oğlu İsa ile annesi hakkında ne dersiniz?

- Allah'ın buyurduğu gibi deriz: îsa, Allah'ın kelimesi ve ruhudur ki onu iffetli ve bakire Meryem'e bırakmıştır. Meryem'e bir beşer eli değmemiştir. İsa'dan önce de çocuğu olmamıştır.

Necaşi yerden bir çubuk kaldırdı, sonra şöyle dedi: «Ey Habeş topluluğu, Ey keşiş ve rahipler! Allah'a yemin ederim ki bunlarla bizim söylediklerimiz arasında sadece şu çubuk kadar bir fark vardır.» Bundan sonra Necaşi, Müslüman heyete dönerek şöyle dedi: «Size ve yanından kalkıp geldiğiniz adama (Muhammed'e) merhaba! Şahadet ederim ki o Allah'ın Rasûlüdür. Ve O, İncil'de bulduğumuz zattır. O, Meryem oğlu İsa'nın müjdelediği peygamberdir. Siz, dilediğiniz yerde kalabilirsiniz.Allah'a andolsun ki ben bu hükümdarlık makamında bulunmasaydım, onun yanına gelir, ayakkabılarını taşırdım!» Böyle dedikten sonra yanındaki adamlara, Kureyş'in gönderdiği hediyeleri tekrar o iki elçiye iade etmelerini emretti. Bundan sonra Abdullah b. Mesud, acele ile Habeşistan'dan dönüp Bedir savaşma katıldı. Rivayete göre Peygamber (s.a.v,), ölüm haberini aldığında Necaşi için istiğfarda bulunmuştur.

Bu sağlam ve kuvvetli bir sened olup güzel ifadeleri içermektedir. Bu rivayete göre Mekke'den Habeşistan'a hicret eden ashab arasında Ebu Musa da vardır. Her ne kadar bazı rivayetçiler tarafından adı zikre-dilmemişse de bu rivayetten böyle anlaşılmaktadır. Doğrusunu Allah

bilir.

Hafız Ebu Nuaynı, "Delail" adlı eserde Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet etmiştir: « Rasûlullah (s.a.v.), Cafer b. Ebu Talib'le birlikte Necaşi'nin diyarına gitmemizi bize emretti. Kureyşliler bunu haber alınca Amr b. As ile Umare b. Velid'i topladıkları hediyelerle birlikte Necaşi1 ye elçi olarak gönderdiler. Bunlar, Necaşi'nin yanma hediyele-riyle birlikte geldiler. Necaşi, hediyelerini kabul etti ve bu iki elçi Onun huzurunda secdeye kapandılar. Sonra Amr b. As, söze başladı:

- Bizim diyarımızdan bazı adamlar dinimizden yüz çevirip sana geldiler ve onlar şu anda senin diyarındadırlar. Bunun üzerine Necaşi:

- Ülkemde mi?

-Evet.

Necaşi, bize haber gönderip yanına gitmemizi istedi. Cafer, bize şöyle dedi: "Hiç biriniz konuşmayın. Bugün sizin sözcünüz benim." Nihayet Necaşi'nin huzuruna vardık. O, meclisinde oturmakta idi. Amr b. As sağında, Umare b. Velid de solunda bulunmaktaydı. Çok sayıda keşiş huzurunda bulunuyorlardı. Biz huzura varmadan Önce Amr ile Umare, Necaşi'ye secde etmeyeceğimizi kendisine söylemişlerdi. Huzura girer girmez oradaki keşiş ve ruhbanlardan bir kısmı, aceleyle bize gelip: "Hükümdara secde edin." dediler. Cafer de: "Biz, Allah'tan başkasına secde etmeyiz." dedi.

Necaşi1 nin yanına vardığımızda bize sordu:

- Secde etmenize engel olan nedir?

- Allah'tan başkasına secde etmeyiz!

- O da ne?

- Çünkü Allah, bize bir peygamber gönderdi. Meryem oğlu îsa, onun kendisinden sonra geleceğim, adının Ahmed olacağım müjdelemiştir. Peygamberimiz, bize Allah'tan başkasına ibadet etmememizi, O'na hiç birşeyi ortak koşmamamızı, namaz kılmamızı, zekat vermemizi emretmiştir. Bize iyiliği emretmiş, kötülükten de men etmiştir.

Necaşi, sözcü Cafer'in sözlerinden hoşlandı. Amr b. As, bu durumu görünce şöyle dedi: "Allah hükümdarımızı ıslah etsin. Onlar, Meryem oğlu îsa hakkında senin düşüncene aykırı bir düşünceye sahiptirler."

Necaşi, Cafer'e sordu:

- Arkadaşınız (Muhammed), Meryem oğlu hakkında ne diyor?

- O'nun hakkında Allah'ın buyurduğunu söylüyor: O, Allah'ın ruhu ve kelimesidir. Onu, daha önce kendisine bir beşerin temas etmediği, hiçbir çocuk doğurmamış olan iffetli ve bakire Meryem'den çıkarıp dünyaya getirmiştir.

Bu sözler üzerine Necaşi, yerden bir çubuk parçası kaldırarak şöyle

dedi:

- Ey keşiş ve rahipler topluluğu! Bunlar, bizim Meryem oğlu İsa hakkında söylediğimiz sözlerden farklı birşey söylemiyorlar. Onlarla bizim söylediklerimiz arasında bu çubuk ağırlığınca bir fark yoktur. (Sözün burasında Necaşi, Müslüman heyete yönelerek şöyle dedi:)

- Size ve yanından gelmiş olduğunuz kişiye (Muhammed'e) merhaba! Ben, onun Allah Rasûlü olduğuna ve İsa'nın müjdelediği peygamber olduğuna şahadet ederim. Ben, bu hükümdarlık makamında olmasaydım, onun yanma gelir, ayakkabılarını öperdim. Benim ülkemde dilediğiniz kadar kalabilirsiniz.

Böyle dedikten sonra Müslüman heyete yemek yedirilmesini, elbise giydirilmesini, Kureyş elçilerinin ise hediyelerinin geri verilmesini buyurdu.

Amr b. As, kısa boylu bir adamdı. Ummare ise yakışıklı bir kimse idi.İkisi birlikte denize yöneldiler. Su içtiler. Yanlarında Amr'm karısı da vardı. Su içerlerken Ummare, Amr'a: "Karına söyle, beni öpsün." dedi. Amr da: "Utanmıyor musun?" diye çıkıştı. Umare, Amr'ı yakalayıp denize attı. Amr da "Allah aşkına beni kurtar." diye yalvardı. Nihayet Umare onu alıp gemiye bindirdi. Bu yüzden Amr, ona kin gütmeye başlamıştı. Amr, Necaşi'ye şöyle demişti; "Sen memleketinden dışarı çıktığında Ummare, senin karının yanına gidiyor." Necaşi de Umare'yi çağırıp hadım ettirdi. O da mecnun gibi çöllere düştü.

Yezid b. Abdullah b. Ebi Bürde'den, o da dedesi Ebu Bürde'den, o da Ebu Musa'dan sahih bir rivayetle naklettiler ki, kendileri Yemen'de iken Rasûlullah (s.a.v.)'ın peygamber olarak ortaya çıktığını haber aldılar. Elli küsur kadar adam bir gemiye binerek Rasûlullah'ın yanma gitmek üzere Muhacir olarak yola çıktılar. Gemi ile Habeşistan'a gittiler. Orada Cafer b. Ebu Talih ve arkadaşlarıyla karşılaştılar. Cafer onlara, yanlarında ikamet etmelerini söyledi. Onlar da Cafer'in yanında Habeşistan'da ikamete başladılar. Nihayet Hayber savaşı esnasında birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldiler. Ebu Musa, Cafer b. Ebu Talib ile Necaşi arasında cereyan eden konuşmaya şahid olmuş ve bunu başkalarına anlatmıştı.

Habeşistan'a hicret babında Buharı de Muhammed b. A'la tarikiyle Ebu Musa'nın şöyle dediğini rivayet eder: Biz Yemen'de iken Peygamber (s.a.v.)'în zuhur ettiği haberini aldık. Bir gemi ile Habeşistan'a gittik.. Orada Ebu Talib oğlu Cafer ile karşılaştık. Medine'ye gelinceye kadar onun yanında ikamet ettik. Onunla birlikte Hayber fethi esnasında Peygamber (s.a.v.)'in yanma geldik. Peygamber (s.a.v.), bize: «Ey gemi halkı, sizin için iki hicret (sevabı) vardır.» dedi.

İbn Asakir, kendi tarihinde Cafer b. Ebu Talib ile Necaşi arasında geçen hadiseleri, aralarındaki konuşmaları ve Cafer b. Ebu Talib'in tercüme-i halinden bahseder. Bunu bizzat Cafer'in rivayeti ve Amr b. As'm anlatımı ile nakleder. Cafer'in bu konudaki rivayeti gerçekten kayda değer kıymetli bir rivayettir. Bunu îbn Asakir, Ebu'l-Kasım Se-merkandî tarikiyle Ebu'l-Kasım b. Beğavî'den nakletmiştir. Ebu'l-Kasım b. Beğavî, Abdullah b. Cafer'in babası Cafer'in şöyle dediğini rivayet eder:

«- Kureyşliler Amr b. As ve Ummare b. Velid'i, Ebu Süfyan'ın verdiği hediyelerle Necaşi'ye gönderdiler. Biz yanında iken bunlar, Necaşi'iin yanma gelip ona şöyle dediler:

- Bizim ayak takımı ve beyinsizlerimizden bazı kimseler, senin yanına gelmişler. Onları bize teslim et.

- Hayır, onları dinlemedikçe size teslim etmem.

(Necaşi haber göndererek bizi huzuruna çağırttı. Yanına gittiğimizde bize şöyle sordu):

- Bunlar ne diyorlar?

- Bunlar, putlara tapan bir kavimdir. Allah, bize bir peygamber gönderdi. Biz de ona iman ettik ve onu tasdik ettik.

Bunun üzerine Necaşi, Kureyş heyetine dönerek şöyle sordu:

- Bunlar sizin köleleriniz midir?

- Hayır.

- Sizin bunlardan alacağınız var mıdır?

- Hayır.

- Öyleyse bunların yolundan çıkın.

(Böyle konuştuktan sonra Necaşi'nin huzurundan çıkıp gittik. Bizden sonra Amr b. As, ona şöyle demiş):

- Bunlar, Hz. İsa hakkında senin düşündüğünden farklı düşünüyorlar.

- Eğer onlar, İsa peygamber hakkında benim söylediğim sözlerden başka şeyler söylüyorlarsa,onları memleketimde bir an dahi bırakmam!

(Bunun üzerine Necaşi, bize tekrar haber gönderdi. Bu ikinci çağrısı birincisine nisbetle daha sert idi. Bize şöyle dedi:)

- Adamınız (Muhammed), Meryem oğlu İsa hakkında ne diyor?

- Onun Allah'ın ruhu, iffetli ve bakire Meryem'e bıraktığı kelimesi olduğunu söylüyor.

- Bana falan keşişi ve falan rahibi çağırın! (Çağırttığı keşiş ve rahipler yanma geldiler. Onlara sordu);

- Meryem oğlu İsa hakkında ne diyorsunuz?

- Sen, bizden daha bilgilisin. Sen ne diyorsun? O da yerden bir çöp kaldırarak:

- Bunların İsa hakkında dedikleri, bizim onun hakkındaki inancımızdan bu çöp kadar aykırı değildir, dedi ve sonra-bize dönüp:

- Size herhangi bir kimse bir eziyet ediyor mu?

- Evet.

- Kim bunlara dokunursa, ceza olarak ondan dört dirhem alınacaktır, diye tellal çağırttı. Bize:

- Bu ceza yeterli mi? diye sordu.

- Hayır, dedik.

Bunun üzerine cezayı bir kat daha artırdı.»

Cafer (r.a.) Habeşistan dönüşü ile ilgili olarak diyor ki:

«Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye hicret edip güç kazanınca Necaşi'ye:

- Peygamberimiz Medine'ye hicret etmiş ve güç kazanmıştır. Bize baskı ve eza yaptıklarını söylediğimiz kimselerde Ölmüşlerdir. Artık Peygamberimiz'in yanma dönmemize müsaade et, dedik.

O da bize:

- Peki, dedi. Azık ve binekler vererek bizi yolcu etti. Bana da:

- Size yaptığım hizmeti Rasûlullah'a anlat. Bu da benim adamımdır, sizinle beraber gönderiyorum. Şahitlik ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur ve sizin adamınız da Allah'ın peygamberidir. Ona söyle, bana Allah'tan mağfiret dilesin, dedi.

Bundan sonra biz yola çıkıp Medine'ye geldik. Peygamber, beni karşılayıp kucakladı ve:

- Bilmiyorum, Hayber'in fethine mi yoksa Cafer'in gelmesine mi sevinelim, dedi.

Çünkü o sırada Hayber fethedilmişti. Peygamber oturduktan sonra Necaşi'nin bizimle beraber gönderdiği adam ona:

- Bu, amcan oğlu Cafer'dir. Ona hükümdarımızın kendisine yaptığı hizmeti sor, dedi.

Ben de:

- Evet vallahi, bize şöyle yaptı, böyle yaptı ve yolcu ederken bize binek ve azık verdi. Ayrıca Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve senin de Allah'ın Rasûlü olduğuna şahadet getirdi. Bana da: «Adamına söyle, bana Allah'tan mağfiret dilesin.» dedi, dedim.

Bunun üzerine Peygamber kalkıp abdest aldı. Sonra üç defa:

- Allah'ım, Necaşi'ye mağfiret eyle, dedi. Orada hazır bulunan Müslümanlar da amin, dediler. Ben de Necaşi'nin elçisine:

- İşte gördün. Habeşistan'a döndüğün zaman bunları Necaşi'ye anlat, dedim.»

Sonra îbn Asakir, bunun hasen ve garip bir rivayet olduğunu söyler.

Yunus b. Bükeyr, Ümmü Seleme'nin bu konuyla ilgili olarak şöyle dediğini rivayet eder:

« Rasûlullah (s.a.v.)'a amcası Ebu Talib ile yakınları sayesinde kimse dokunamıyordu. Onun ashabı ise, Kureyşlilerin elinden türlü eza ve işkenceler görüyor, dinlerim bırakmaya zorlanıyorlardı. Hz. Peygamber de onlara sahip çıkamadığı için, Mekke onlara dar geldi. Bunun için onlara:

«Habeşistan'da bir kral vardır. Onun yanında hiç kimseye zulme-dilmez. Cenâb-ı Allah size bir çare ve kurtuluş yolu açmcaya kadar oraya gidiniz.» dedi.

Bunun üzerine biz, akın alan Habeşistan'a gittik. Orada dinimizi serbestçe yaşayıp hiç kimsenin zulmünden korkmayan ve ev sahibi tarafından iyice ağırlanan bir cemaat olduk. Bunu gören Kureyşliler, bizi çekemediler. Toplanıp, bizi yurdundan kovması ve tekrar kendilerine iade etmesi için Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rfibia'yı» Necaşi'ye elçi olarak göndermeyi kararlaştırdılar. Kureyşliler, ayrıca Neçaşi, patrikler ve kumandanlarının her birine hediyeler hazırlayıp Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rebia'ya şu tenbihatta bulundular:

"Habeşistan'a gittiğinizde herkesin hediyesini kendisine verdikten sonra, kendilerinden kralın yanında size yardımcı olmalarını isteyin. Kralın hediyelerini de verdikten sonra teklifinizi yapın. Öyle yapın ki, kral onları konuşturmadan size teslim etsin."

Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rebia, Habeşistan'a vardıklarında, hediyesini vermedik hiç bir patrik ve komutan bırakmadılar. Onlara:

"Şu beyinsizlerimiz için krala gelmiş bulunuyoruz. Kavim ve akrabalarının dinlerini bıraktıkları gibi sizin dininize de girmemişler. Akrabaları onları geri göndersin, diye bizi krala gönderdiler. Onun için, bu hususta kralla konuştuğumuz zaman bize yardımcı olun." dediler.

Patrikler ile komutanlar, bunu kabul ettiler, Kureyş heyeti daha sonra kralın yanına gidip hediyelerim takdim ettiler. Krala Mekke'den hediye olarak getirdikleri şeyler içinde onun en çok hoşuna gideni, tabaklanmış hayvan derileri idi.

Musa b. Ukbe'ye göre ona, bir at ve ipek cübbe hediye ettiler. Onlar krala şöyle dediler:

- Ey kral! Bizden bir takım beyinsiz gençler, atalarının dinini ter-kettiler, senin dinine de girmeyip bilmediğimiz uydurma bir dini ortaya çıkardılar. Biz, bunu kabul etmediğimiz için şimdi gelip senin yurduna sığındılar. Onların kavim ve aşiretleri, babaları ve amcaları, kendilerini teslim edesin, diye bizi sana elçi olarak gönderdiler. Çünkü onlar, bunların nasıl insanlar olduğunu daha iyi bilirler. Senin dinine de girmiş değiller ki onları himaye edesin.

Bunun üzerine kral öfkelenip şöyle dedi:

- Hayır, Allah'ın hayatına yemin ederim ki, onları çağırıp konuş-turmadıkça ve neyin nesi olduklarım öğrenmedikçe hiç birşey yapmam. Çünkü bunlar, benim yurduma gelmiş ve bu kadar hükümdarlar varken bana güvenip sığınmışlardır. Onları çağırıp kendileri ile konuşacağım. Eğer gerçekten sizin dediğiniz gibi kimseler iseler, onları geri göndereceğim. Eğer öyle değillerse onları geri göndermek şöyle dursun, bütün gücümle destekleyeceğim. Baba ve amcalarının gözlerini aydın kılma-yacağım"(sevindirmeyeceğim)!

Musa b. Ukbe'ye göre, Necaşî'nin komutanları, bu Müslümanları,

Kureyşlilere geri vermesi için teklifte bulunmuşlardı. Ancak o: «Hayır, Allah'a andolsun ki onların konuşmalarını

dinlemedikçe

ve

onların

hangi

durumda

olduklarını

anlamadıkça

geri vermeyeceğim!» demişti. Ashab-ı kiram, Necaşi'nin yanma girdikleri zaman ona secde etmeyip selam vermişler, o da onlara şöyle demişti:

- Ey Cemaat! Benim yanıma gelen diğer Araplar gibi, siz de benim huzuruma girdiğiniz zaman niçin bana secde etmediniz? Sonra İsa hakkındaki inancınız nedir? Ve hangi dindensiniz? Hristiyan mısınız? diye sorunca onlar:

- Hayır, demişlerdi.

- Öyleyse Yahudi misiniz?

- Hayır.

- Öyleyse atalarınızın dini üzerinde misiniz? -Hayır.

- Öyleyse dininiz nedir? deyince onlar:

- Dinimiz İslâm'dır.

- İslâm nedir?

- Allah'a ibadet ederiz ve O'na eş ve ortak koşmayız.

- Bunu size kim öğretti?

- İçimizde gerek soyu, gerekse kendisi bizce bilinen bir adam vardır. Cenâb-ı Allah, ondan önceki bazı kimseleri, bizden Önceki ümmetlere nasıl peygamber olarak göndermiş ise, onu da peygamber olarak bize göndermiştir. Bu peygamber, bize iyi olmayı, yoksullara yardım etmeyi, verdiğimiz sözde durmayı, emanete hıyanet etmemeyi, putlara tapma-mayı ve Allah'a ibadet edip O'na eş ve ortak koşmamayı emretti. Ve Allah'ın kelamını bize öğretti. Biz de ona inandık ve getirdiği dinin Allah tarafından olduğuna iman ettik. İşte biz, bunu yaptığımız için kavmimiz bize düşman kesildi. Onlar, bu peygambere de inanmayıp düşmanlık ederek onu öldürmek istediler, Bizi de tekrar putlara tapmaya zorladılar. Bunun için, dinimizi ve canımızı koruyasın, diye onlardan kaçıp sana sığındık, dediler.

Necaşi:

Vallahi sizin dediğiniz bu din, Musa (a.s.)'ya gelen nurun içinden çıktığı bacadan çıkmıştır, dedi. Cafer de:

- Sana secde etmememizin nedeni şudur: Allah'ın peygamberi bize: «Cennet halkı birbirlerine saygı göstermek istedikleri zaman birbirlerine selam verirler.» demiş ve bizim de öyle yapmamızı emretmiştir. Bunun içindir ki, biz sana secde etmedik. Birbirimize yaptığımız gibi sana selam verdik. İsa (a.s.) hakkındaki inancımız ise şöyledir: İsa, Allah'ın kulu ve rasûlüdür. Allah tarafından Meryem'e bırakılmış bir kelime ve ruhtur. Hiçbir erkekle ilişkide bulunmayan bakirenin oğludur, dedi.

Bunun üzerine Necaşi, eline bir çubuk alarak:

- Vallahi bu çubuk nasıl bu kadar ise, bundan ne fazla ne de eksik değilse, Meryem'in oğlu da bundan ne fazla, ne de eksik birşeydir, dedi.

Bunun üzerine orada hazır bulunan Habeş büyükleri:

- Vallahi, eğer Habeşliler senin böyle dediğini işitirlerse seni tahttan indirirler, dediler.

Necaşi;

- Vallahi İsa hakkında bundan başka birşey söyleyemem. Cenâb-ı Allah, bana krallığı verirken Habeşlilerin arzusuna uydumu ki, ben de Allah'ın gerçek dini hakkında onların arzusuna uyayım. Allah beni bundan korusun, dedi.»

Yunus, İbn İshak'm şöyle dediğini rivayet eder: Necaşi, Müslümanlara haber gönderip onları makamında toplattı. Amr b. As ile Abdullah b. Rebia, onların konuşmalarını dinlemekten hoşlanmadıkları kadar başka hiç birşeyden hoşlanmıyorlardı. Necaşi'nin elçisi kendilerine geldiğinde, Müslümanlar toplanıp kendi aralarında şöyle konuştular: Hükümdarın huzurunda ne diyeceksiniz? Ne diyelim ki? Ona şöyle deriz: Onun hakkında bilgimiz yoktur. Çünkü Peygamberimiz onun hakkında bize bir bilgi vermemiştir. Bu hususta birşey diyemiyeceğiz. Ancak hükümdarın makamına girdikleri zaman Müslümanların sözcülüğünü Ebu Talib oğlu Cafer üstlendi. Necaşi, ona sordu:

- Kavminizin dinini bırakıp da Yahudiliğe veya Hristiyanlığa girmediğinize göre sizin dininiz nedir? Cafer, bu soruya şöyle cevap verdi:

- Ey hükümdar! Biz çok cahil ve bilgisiz kimseler idik. Putlara tapardık. Murdar etleri yerdik. Çirkin işler yapardık. Akrabalık ve komşuluk haklarını gözetmezdik. Güçlülerimiz zayıflarımızı ezerdi. İşte biz böyle iken Cenâb-ı Allah, bizim içimizden, tanıdığımız bir aileden ve doğruluk, emniyet, iffet ve nezahet ile tanınan bir kimseyi peygamber olarak gönderdi. Bu peygamber, bizi yalnız Allah'a kulluk edip O'na eş ve ortak koşmamaya, atalarımızın tapa geldikleri putlara tapmayı bırakmaya, doğru sözlü olmaya, emanete hıyanet etmemeye, akrabalık ve komşuluk haklarını gözetmeye, çirkin işlerden ve birbirimizin kanını akıtmaktan vazgeçmeye, yetimin malını yememeye, iffetli ve namuslu kadınlara iftira etmemeye, namaz kılmaya, zekat vermeye ve daha bir çok iyi şeylere davet etti. Biz, de onun söylediklerini doğru bularak ona iman ettik ve ona uyarak haram dediği şeylere haram, helal dediği şeylere helal dedik. Bunun üzerine kavmimiz bize düşman kesilip türlü işkenceler yapmaya başladı. Bizi tekrar putlara tapmaya ve eski çirkinliklerimize dönmeye zorladı. Biz buna dayanamadık. Onlara karşı da duramadık. Bunun için senin yurduna göç ederek, senin himayene sığındık. Başka hükümdarlar dans a, senin himayende bulunmayı tercih ettik. Ey hükümdar, senin yanında zulüm ve haksızlık görmemeyi ümid ettik.

Necaşi:

- Allah tarafından hu peygambere gelen vahiylerden birşeyi hatırlıyor musun?

Cafer:

- Evet, dedi ve Meryem sûresinin başından başlayıp bir miktar

okudu.

Caferi dinleyen Necaşi de Allah'a andolsun ki gözyaşları sakalım ıslatmcaya kadar ağladı. Papazlarda dizleri üzerindeki kitapları gözyaşları ile ıslattılar. Sonra Necaşi şöyle dedi:

- Vallahi, Musa (a.s.)'mn getirmiş olduğu kitap hangi bacadan çıkmış ise bu da o bacadan çıkmıştır. Gidin, hiçbir zaman ben sizi onlara teslim etmeyeceğim! Onların gözlerini de aydın kılmayacağım! Ümmü Seleme diyor ki, ashab, Necaşi'nin yanından çıktıktan sonra Amr b. As:

- Vallahi ben yarın Necaşi'ye gidip onlara öyle bir iftira atacağım ki,

Necaşi onların kökünü kazıyacaktır, dedi.

Amr b. As'a nisbetle biraz daha insaflı olan Abdullah b. Ebi Rebia,

Amr'a:

- Böyle yapma, her ne kadar bizden aynlmışlarsa da yine de onlar

akrabalarımızdır, dediyse de Amr b. As:

-Vallahi yarın gidip Necaşi'ye: Bunlar: "Meryem oğlu Isa, ilah olmayıp kuldur." diyorlar, diyeceğim, dedi.

Ertesi gün gerçekten gidip Necaşi'ye:

- Bunlar, Meryem oğlu İsa hakkında büyük bir iftirada bulunuyorlar. İstersen onları çağır da bunu onlara sor, dedi.

Bunun üzerine Necaşi, onları tekrar çağırdı. Onlar da toplanıp: "Eğer Necaşi bize, İsa (a.s.) hakkında birşey sorarsa ona, Allah'ın onun hakkında buyurduğu ve Peygamberimiz'in bize söylememizi emrettiği şeylerden başkasını söylemiyeceğiz." dediler. Patrikleri ile toplantı halinde bulunan Necaşi'nin huzuruna girdiler. Necaşi, onlara sordu:

- İsa hakkında ne düşünüyorsunuz? Cafer, bu soruya şöyle cevap verdi:

-O'nun Allah'ın kulu, elçisi, ruhu ve iffetli, bakire Meryem'e bıraktığı bir kelimesi olduğunu söylüyoruz.

Bunun üzerine Necaşi, elini uzatıp yerden bir çubuk kaldırdı ve

Ebu Talib oğlu Cafer'e şöyle dedi:

- Bu çubuk nasıl belli bir uzunlukta olup ne daha uzun ve ne de daha kısa değilse, senin Meryem oğlu İsa hakkında dediklerin de gerçeğin ifadesi olup îsa (a.s.) ondan ne fazla, ne de eksik birşey değildir.

Necaşi'nin bu konuşması üzerine patrikler, öfke ile söylenmeye başladılar. Necaşi onlara:

— Vallahi öfke ile söylenseniz de, bu böyledir, dedi. Sahabelere de:

— Gidin,siz emniyettesiniz, dedikten sonra:

- Kim size küfrederse cezalandırılacaktır. Bana dağlar kadar altın da verseler, herhangi birinizi incitmeyeceğim. Allah'a yemin ederim ki, Cenâb-ı Allah, bana krallığı bahşederken benden rüşvet almadı ki, ben de krallığımı rüşvet karşılığında kötüye kullanayım, dedi. Ve kendi

adamlarına dönüp:

- Bana getirdikleri hediyeleri onlara geri verin, dedi.

Böylece Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rebia, Habeşistan'dan kovulmuş olarak çıktılar. Biz ise, orada huzur ve güven içinde ve Habeşliler-den büyük bir ilgi görerek kaldık. Ne var ki çok geçmeden birisi, Necaşi'yi karşı baş kaldırdı. Biz de, o adam belki Necaşi'yi yener, onun yerine geçer ve onun bize tanıdığı hakkı bizden alır düşüncesiyle o kadar üzüldük ki, hayatımızda o kadar üzülmemiştik. Bunun için Allah'a dua ettik. Necaşi'nin muzaffer olması hususunda Allah'a yalvardık. O da, -asi adamın üzerine gitti. Ashab da birbirine:

~ Kim gidip bize savaşın sonucu hakkında bir haber getirir? dediler. Ve yaşça en küçükleri olan Zübeyr b. Avvam: - Ben giderim, dedi.

Bunun üzerine ona bir tuluk şişirdiler. O da tuluğu göğsüne asıp ne-hire indi ve nehirin savaş yapılan kıyısına yüzerek geçti. Nihayet savaş alanına varıp durumu izlemeye koyuldu.

Cenâb-ı Allah., o asi hükümdarı hezimete uğrattı. Necaşi'yi ona galip kıldı. Necaşi onu öldürttü. Öte yandan abasını sallayarak bize işaret veren Zübeyr b. Avvam yanımıza geldi ve: «Müjdeler olsun bize, Allah Necaşi'yi galip getirdi.» dedi.

Ravi Ümmü Seleme diyor ki:

- Allah'a andolsun ki Necaşi'nin galibiyetinden dolayı sevindiğimiz kadar başka hiçbirşeye sevindiğimizi hatırlamıyorum. Sonra onun yanında ikamet ettik. Nihayet bizden bazıları orada ikamet etti. Bazıları

da çıkıp Mekke'ye gitti.

Zührî dedi ki: Ümmü Seleme'den rivayet edilen bu hadisi, Urve b. Zübeyr'e anlattım. Urve, bana Necaşi'nin: "Hükümdarlığı bana verirken Allah benden rüşvet almadı ki, ben de rüşvet karşılığında hükümdarlığımı kötüye kullanayım. Bu hususta insanlar bana itaat etmediler M, ben de bu hususta onlara itaat edeyim." sözünün ne anlama geldiğini biliyor musun?" dedi.

Ben de dedim ki:

- Hayır. Ebu Bekir b. Abdurrahman b. Haris b. Hişam, Ümmü Seleme'den bana böyle birşeyi nakletmedi. Aişe'nin bana anlattığına göre Necaşi'nin babası, kendi kavminin kralı imiş. Babasının oniki oğlu olan bir kardeşi varmış. Babasının ise, Necaşi'den başka oğlu yokmuş. Habeşüler, hükümdarlık konusunda görüş teatisinde bulunarak şu sonuca varmışlar: Necaşi'nin babasını öldürüpde kardeşini hükümdarlığa geçirsek daha iyi olur. Çünkü kardeşinin oniki oğlu var. Babalarının ölümünden sonra bunlar tahta varis olurlar. Böylece Habeş hükümdarlığı, ihtilafsız bir şekilde uzun bir müddet devam eder.

Böyle dedikten sonra Necaşi'nin babasına saldırdılar, onu öldürüp yerine kardeşini hükümdar yaptılar.

Zamanla Necaşi, amcasının maiyetine girdi. Nihayet onu tesiri altına aldı. Amcası da, idareyi ona verdi. Çünkü o, aklı başında, dirayetli bir kimse idi. Habeşliler, onun amcası nezdindeki itibarın görünce şöyle dediler: Bu genç, amcasının idaresine hakim oldu. Korkarız ki başımıza hükümdar olur. Babasını öldürmüş olduğumuzu da biliyor. Eğer hükümdar olursa, eşraftan öldürmedik tek bir kişi bırakmayacaktır. Hükümdarla konuşun. Ya Necaşi'yi öldürsün, ya da ülke dışına sürgün etsin. Böyle konuştuktan sonra Necaşi'nin hükümdar olan amcasının yanma gidip ona şöyle dediler: Şu gencin senin yanında ne kadar yükseldiğini gördük. Biliyorsun ki onun babasını öldürmüş ve seni yerine geçir-, mistik. Korkarız ki bu genç, senin yerine bize hükümdar olur ve bizi öldürür. Şimdi sen onu ya öldürmeli, ya da ülkemizden sürgün etmelisin!

Hükümdar şöyle dedi:

"Yazıklar olsun size! Dün, babasını öldürdünüz. Bugün de ben mi onu öldüreyim! Hayır, onu ülkenizden sürgün edeceğim.

Hükümdarın kararı üzerine Necaşi'yi hükümdarlık sarayından alıp pazara götürdüler ve bir tüccara 600 ya da 700 dirheme sattılar. O da, onu bir gemiye bindirip götürdü. Akşam olunca güz bulutları göğü kapladı. Hükümdar olan amca, çıkıp bulutlar altında yağmurun yağmasını bekledi. Yağmur altında iken bir şimşek çakıp onu Öldürdü. İleri gelenler derhal onun çocuklarına gittiler. Baktılar ki onların tamamı beyinsiz, hiç birinde hayır yok. Bunun üzerine Habeşlilerin yönetimi bir kaosa girdi. Birbirlerine şöyle dediler:

- Biliyor musunuz, Allah'a andolsun ki hükümdarlığımızı düzgün bir şekilde yürüten şahıs, dün satmış olduğunuz gençtir. Eğer Habeşistan'ın idaresinin düzelmesini istiyorsanız, o gitmeden önce peşine düşün ve yakalayıp getirin.

Onu aramaya çıktılar, yakalayıp getirdiler. Tacı başına geçirip kendilerine hükümdar yaptılar.

Onu (Necaşi'yi) satın almış olan tüccar şöyle dedi:

- Bana satmış olduğunuz köleyi (Necaşi'yi) geri aldığınız gibi, onun için Ödemiş olduğum paramı da geri verin. Onlar:

- Vermeyiz, dediler. Bunun üzerine o:

- Vallahi öyleyse gidip onunla konuşacağım, Tüccar, hükümdarlık sarayına gidip Necaşi ile konuştu:

- Ey hükümdar! Dün ben bir köle satın aldım. Onu satanlar, benden bedelini teslim aldılar. Bugün de gelip köleyi zorla elimden aldılar, ama bedelini bana geri vermediler.

Bu, Necaşi'nin idaresinin, adil ve sert oluşunu belgeleyen ilk deneme idi. Necaşi kararını verip şöyle dedi:

- Ya malını geri verirsiniz, ya da kölesinin (Necaşi'nin) elini eline verirsiniz. O da kölesini dilediği yere götürür!

Eşraf takımı dedi ki:

- Hayır,malını geri veririz.

Böyle dediler ve tüccara malını geri verdiler. Bunun içindir ki Necaşi:

- Allah, hükümdarlığımı bana geri verdiğinde benden rüşvet almadı ki, ben de hükümdarlığımı kötüye kullanma hususunda başkalarından rüşvet alayım. Bu hususta insanlar bana itaat etmediler ki, ben de onlara itaat edeyim, dedi.

Musa b. Ukbe dedi ki: Necaşi'nin babası, Habeş hükümdarı idi. Necaşi, küçük bir çocuk iken babası vefat etti. Onu, kardeşinin vesayetine bırakıp: «Oğlum buluğ çağına erinceye kadar kavminin idaresini sen yürüt, ama buluğa erince hükümdarlığı ona teslim et.» dedi. Fakat kardeşi, hükümdarlığa rağbet etti. Necaşi'yi köle olarak bir tüccara sattı. Sattığı gece vefat etti. Bunun üzerine Habeşliler Necaşi'yi, sattıkları tüccardan geri alıp başına tacı geçirdiler.

îbn îshak'm bu rivayeti, Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rebia'dan bahsederken anlattığı bilinmektedir. Musa b. Ukbe, el-Ümevî ve diğer bir kaç kişinin ifadesine göre îbn İshak, Amr b. As ile Umare b. Velid b. Muğire'den bahsederken bu meseleyi anlatmıştır. Umare ki, Ka'be yanında secde halinde iken sırtına deve işkembesi attıkları esnada, Rasûlullah (s.a.v.)'a gülen ve onun da kendilerine beddua etmiş olduğu yedi kişiden biridir. İbn Mesud ile-Ebu Musa el-Eş'arî'nin hadisinde de bu hadise, bu şekilde anlatılmıştır.

Özetle söylemek istediğimiz şudur ki; Amr b. As ile Umare b. Velid b. Muğire, Mekke'den çıktıklarında Amr'm zevcesi de yanlarında imiş. Bunlar gemide arkadaşlık etmişler. Umare, genç ve yakışıklı bir adamdı. Amr b. As'm karısına göz koydu ve Amr'ı öldürmek için denize attı. Amr, yüzerek gemiye geri döndü. Umare ona: «Senin yüzmeyi iyi bildiğini bilseydim, seni denize atmazdım.» dedi. Amr da, ona düşman olup kin gütmeye başladı. Bu ikisinin Muhacir sahabeleri geri getirmek için Necaşi'ye yaptıkları rica reddedilince Umare, Necaşi'nin bazı aile efradıyla irtibat kurmuştu. Amr da, onu jurnallemişti. Bunun üzerine Necaşi, ona sihir yapılmasını emretti. Öyleki, aklı başından gitti ve mecnun gibi çöle çıkıp vahşi hayvanlarla birlikte dolaşmaya başladı..

el-Ümevî, onun hikayesini uzun uzadıya anlatırken, Hz. Ömer'in emirliği zamanına kadar yaşamış olduğunu, sahabelerden birinin onu yakalayınca; "Beni bırak, beni bırak, yoksa ölürüm." dediğini, yakalayan sahabe de onu bırakmayınca o anda öldüğünü ifade etmiştir. Doğrusunu Allah bilir.

Anlatıldığına göre Kureyşliler, Muhacirleri geri vermesi için Necaşi'ye iki defa elçi göndermişlerdir. Birincisinde Amr b. As ile Uma-re'yi, ikincisinde de Amr b. Asile Abdullah b. Ebi Rebia'yı göndermişlerdir. "Delail" adlı eserde Ebu Nuaym, bunu açıkça ifade etmektedir. Doğrusunu Allah bilir. Zührî'nin ifadesine göre ikinci heyet, Bedir savaşından sonra gönderilmiştir. Kureyşliler bunu yapmakla, Habeşistan'daki Müslümanlardan öç almayı düşünmüşlerdi. Ama Necaşi, onların bu isteklerini kabul etmemişti. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın. Doğrusunu Allah bilir.

Ziyad'ın, îbn İshak'tan naklettiğine göre Ebu Talib, Kureyşlilerin bu düzenlerini görünce Necaşi'ye bir mektup yazmış, mektubundaki beyitlerde, onu adaletli davranmaya ve kavminden yanına giden konuklara da iyilik yapmaya teşvik etmişti:

«Ah keşke uzaklarda, Cafer'in ve Amr'm,

Düşmanlarının düşmanı yakınlarımın durumunu bilseydim.

Necaşi'nin Cafer'e ve arkadaşlarına,

Ne iyilikler yaptığını, ya da,

Onu bundan alıkoyan bir engelin ne olduğunu bilseydim.

Ey hükümdar Necaşi, bilesinki sen,

Lanete müstahak işler yapmadın.

Sen, şerefli ve kerem sahibi bir kimsesin.

Yabancılar senin yanında mutsuz olmazlar.

Biliyoruz ki Allah, senin gücünü daha da artırmıştır.

Bütün hayır ve iyiliğin sebebleri sana yapışmıştır.»

Yunus, îbn îshak'tan rivayet etti ki, Urve b. Zübeyr şöyle demiştir: Necaşi, Müslüman heyetin sözcüsü olarak Osman b. Affan ile konuşmuştu. Meşhur kavle göre Cafer b. Ebu Talib, tercümanlık yapıyordu.

Ziyad el-Bekkaî Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:

Necaşi vefat ettiğinde, onun mezarının üzerinde sürekli bir nur bulunduğu anlatılırdı.

Ziyad, Muhammed b. îshak'tan şöyle rivayet eder: Cafer b. Muham-med, babasının şöyle dediğini anlatır: Habeşliler toplanarak Necaşi'ye: «Sen bizim dinimizden ayrıldın!» dediler ve ona isyan ettiler. O da Cafer b. Ebu Talib ile arkadaşlarına haber gönderdi. Onlar için bir gemi hazırladı ve onlara:

- Gemiye binin ve olduğunuz gibi kalın. Eğer ben yenilgiye uğrarsam, yolunuza devam edin ve dilediğiniz yere gidin. Eğer galib gelirsem yerinizde kaim, dedi.

Sözlerini bitirdikten sonra elini bir kağıda uzatıp şöyle yazdı: "Şahadet ederim ki İsa Allah'ın kulu, elçisi, ruhu ve Meryem'e bıraktığı kelimesidir." Yazdığı bu yazıyı abasının sağ omuzu içine yerleştirdi. Sonra Habeşlüerin sıra halindeki askerlerinin karşısına çıkıp şöyle hitap etti:

- Ey Habeş topluluğu! İnsanlar arasında üzerinizde en çok hakkı

bulunan ben değil miyim? Onlar:

- Evet, dediler.

- Aranızda benim yaşantım nasıldır?

- Çok iyidir.

- Size ne oldu öyleyse?

- Sen dinimizden ayrıldın ve İsa'nın, Allah'ın kulu ve elçisi olduğunu iddia ettin.

- Ya siz İsa hakkında ne diyorsunuz?

- Onun, Allah'ın oğlu olduğunu söylüyoruz.

Bunun üzerine Necaşi, elini sağ omuzunun üzerine koydu. Böyle yapmakla da omuzu altındaki yazıyı kastederek Meryem oğlu İsa'nın, Allah'ın kulu ve elçisi olduğuna şahadet etti. Bundan fazla birşey yapmadı. Karşısındaki askerler de onun bu konuşmasını memnuniyetle karşılayıp geri döndüler. Bu haber, Hz. Peygamber'e ulaştı. Necaşi vefat edince Rasûlullah gıyaben cenaze namazını kıldı ve onun için mağfiret dileğinde bulundu.

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Ebu Hüreyre'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Necaşi'nin öldüğü gün, onun Ölüm haberini vermiş ve sahabelerle birlikte namazgaha gitmiş, onları saf düzenine koyarak dört tekbirle cenaze namazım kıldırmış tır.

Buharî'nin, Cabir'den rivayet ettiğine göre Necaşi, vefat ettiği zaman Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

«Bugün salih bir adam vefat etti. Kalkın, kardeşiniz Ashame üzerine cenaze namazı kılın.»

Bazı rivayetlerde Ashame yerine Mashame denmiştir. Asıl adı Ashame b. Bahir'dir. O; salih, akıllı, zeki, adil, bilgili bir kuldu. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın.

Yunus, îbn îshak'tan rivayet etti ki, Necaşi'nin adı Mashame'dir. Beyhakî'nin tashih ettiği bir nüshada adı Asham olarak geçmektedir. Asham, Arapça'da bağış anlamına gelir. Beyhakî, Necaşi kelimesinin hükümdar unvanı anlamına geldiğini ifade etmiştir. Tıpkı Kisra ve He-rakliyus gibi.

Ben de derim ki: Evet, böyledir. Belki de o, bununla Kayseri kasdet-miştir. Çünkü Kayser kelimesi, Rum beldelerinden Şam ile Cezire'ye hükmeden her hükümdarların unvanıdır. Kisra, Fars ülkesine hükmeden hükümdarların unvanıdır. Firavun, bütün Mısır'a hükmeden hükümdarların unvanıdır. Mukavkis, İskenderiye'ye hükmeden hükümdarların unvanıdır. Tübba, Yemen ve Şahr ülkelerine hükmeden hükümdarların unvanıdır. Necaşi, Habeşistan'a hükmeden hükümdarların unvanıdır. Batleymus, Yunanistan'a hükmeden hükümdarların unvanıdır. Bazıları da bunun Hindistan'a hükmeden hükümdarların unvanı olduğunu söylemişlerdir. Türkistan'a hükmeden hükümdarların unvanı ise Hakan'dır.

Bazı âlimler dediler ki: Rasûlullah (s.a.v.), Necaşi'nin gıyabında cenaze namazını kıldı. Çünkü Necaşi, imanını kavminden gizliyordu. Vefat ettiği gün, memleketinde onun üzerine cenaze namazını kılan olmamıştı. Bu yüzden Rasûlullah, onun cenaze namazını gıyabında kıldı.

Dediler kî: Gaib olan kimsenin üzerine beldesinde cenaze namazı kılınmış ise, başka bir beldede onun için cenaze namazını kılmak meşru olmaz. Bu sebepledir ki Peygamber (s.a.v.), vefat ettiğinde Medine dışında ne Mekkeliler, ne de başkaları, onun için cenaze namazını kılmamış-lardır. Ebu Bekir, Ömer, Osman ve diğer sahabeler için de böyle olmuştur. Bunların üzerine cenaze namazı kılındığı şehirden, başka bir şehirde cenaze namazı kılınmamıştır. Doğrusunu Allah bilir.

Ben derim ki: Ebu Hüreyre (r.a.)'nin, Necaşi için namaz kılındığına şahadet etmesi, onun Hayber fethi senesinde vefat ettiğine delil teşkil etmektedir. O sene Habeşistan'a hicret eden Müslümanların geri kalan kısmı, Cafer b. Ebu Talib'le birlikte Hayber'in fetih gününde Medine'ye gelmişlerdi. Bu sebeple Peygamber (s.a.v.)'in de: «Vallahi Hayber'in fethine mi, yoksa Cafer b. Ebu Talib'in gelişine mi, bunlardan hangisine sevineceğimi bilemiyorum.» dediği rivayet edilir.

Bu Muhacirler, Necaşi'nin yanından hediyelerle Hz. Peygamberin yanma gelmişlerdi. Beraberlerinde de Yemenli gemi yolcuları olan Ebu Musa el-Eş'arî ve kavmi olan Eş'ariler de gelmişlerdi. Necaşi, kendisi yerine Rasûlullah'a hizmet etmesi için yeğeni Zümahter ya da Zümihmer adındaki adamı göndermişti. Ayrıca Cafer, bir miktar hediyeler de getirmişti. Süheylî der ki: Necaşi, hicretin dokuzuncu senesinin receb ayında vefat etmiştir. Bu hususta ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir.

Beyhakî, Ebu Ümame'nin şöyle dediğini rivayet eder:

Necaşi'nin gönderdiği heyet, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Rasûlullah kalkıp onlara bizzat hizmet etti. Ashabı: "Senin yerine onlara biz hizmet edelim ya Rasûlallah" dedilerse de o: «Onlar benim ashabıma ikram ettiler. Ben de onlara misli ile karşılık vermek istiyorum.» demişti.

Beyhakî'nin rivayetine göre Amr b. As, elçi olarak gittiği Habeşistan'dan Mekke'ye geri dönünce evinde oturdu ve KureyşU müşriklerin yanına gitmedi. Onlar da: "Buna ne olmuş ki dışarı çıkmıyor?" diye sorunca Amr, şu cevabı verdi: "Necaşi, adamınızın (Muhammed'in) peygamber olduğuna inanıyor."

3.Bölüm