Bu bölümde Hz. Hatice'nin faziletlerinden, menkıbelerinden, Cen-netü'l-Firdevs'e girip yerleşeceğinden bahsedilecektir. Bütün bunlar, doğru sözlü ve sözü doğrulanan Rasûlullah tarafından bildirilmiştir. Çünkü o, Hz. Hatice'yi Cennet'te bir köşkle müjdelemiştir. O köşk, oymalı inciden inşa edilmiştir. Orada gürültü ve yorgunluk yoktur.
Yakup b. Süfyan, Ebu Salih tarikiyle Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Hatice, namazın farz kılınmasından Önce vefat etti.
Sonra Yakup b. Süfyan, başka bir tarikten Zührî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Hatice, Rasûlullah (s.a.v.)'in Medine'ye hicretinden ve namazın farz kılınmasından önce Mekke'de vefat etti.
Muhammed b. İshak dedi ki: Hz. Hatice ile Ebu Talib aynı senede öldüler.
Beyhakî dedi ki: Bana gelen rivayetlere göre Hz. Hatice, Ebu Talib'in ölümünden üç gün sonra vefat etmiştir. Bunu, Abdullah b. Men-deh, "Marife" kitabında ve üstadımız Ebu Abdullah el-Hafız anlatmışlardır.
Beyhakî dedi ki: Vakidî'ye göre Hz. Hatice ile Ebu Talib, hicretten üç sene önce Şi'bi Ebi Talib'den (boykot altında tutuldukları mahalleden) çıktıkları sene vefat etmişlerdir. Ayrıca Hz. Hatice, Ebu Talib'in ölümünden otuz beş gece önce vefat etmiştir.
Ben derim ki: Bu rivayetlerden kastedilen mana, İsrâ gecesinde beş vakit namazın farz kılınmasından önce vefat etmiş olmasıdır. Beyhakî ve diğer bir kaç zatm da anlattıkları gibi bizim için burada en uygun olan husus, Ebu Talib ile Hatice'nin İsrâ'dan önce vefat etmiş olduklarını söylemektir. Ancak ileride anlaşılacak olan bir sebepten ötürü bu bölümü, İsrâ bölümünden sonraya erteledik. Çünkü kelam bununla dü-, zeliyor, bab (bölüm) bununla intizama kavuşuyor. Allah murad ederse, buna siz de vakıf olacaksınız.
Buharı, Kuteybe vasıtasıyla Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: «Cebrail, Rasûlullah (s.a.v.)'a gelip şöyle dedi: Ya Rasûlallah, bu Hatice'dir. Onunla beraber, içinde katık (veya yiyecek yahud içecek) bulunan bir kap gelmiştir. İşte o da sana geldi. Rabbinden ve benden, ona selam söyle ve ona Cennet'te, oymalı inciden yapılmış, gürültüsüz, rahat bir evin yapıldığım müjdele.»
Buharı, İsmail'in şöyle dediğini de rivayet etmiştir: Abdullah b. Ebi Evfa'ya şöyle dedim: Peygamber (s.a.v.), Hatice'yi müjdeledi mi?
Dedi ki: Evet, oymalı inciden yapılmış, içinde gürültü ve yorgunluk bulunmayan bir ev ile müjdeledi.
Süheylî dedi ki: Hz. Peygamber, Hatice'yi: «Cennetteki oymalı, inciden yapılma bir evle» müjdeledi. Çünkü o, iman yarışım kazanmıştı. «O evde yorgunluk ve gürültü yoktur.» Çünkü Hz. Hatice, hiçbir zaman Hz. Peygamberi yormamış, huzurunda sesini yükseltmemiş, karşısında gürültü yapmamış, ona eziyet vermemişti.
Buharı ve Müslim, sahihlerinde Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet
etmişlerdir:
"Onu andığını işittiğim için Peygamber (s.a.v.)'e karşı, Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbir kadını kıskanmadım. Hatice, Peygamberin benimle evlenmesinden önce ölmüştü. Cenâb-ı Allah ona, Hatice'ye Cennet'te oymah inciden yapılma bir ev hazırlandığını müjdelemesini emretmiştir. Hz. Peygamber, bir koyun kestiği takdirde onu Hatice'nin dostlarına yetecek miktarda hediye ederdi."
Hz. Aişe şöyle demiştir: "Rasûlullah'm bana çok anlatmasından ötürü, Hatice'yi kıskandığım kadar hiçbir kadım Rasûlullah'a karşı kıskanmadım. Onun ölümünden üç yıl sonra benimle evlendi. Ve Rabbi (ya da Cebrail) ona, Cennet'te oymah inciden yapılmış bir evin hazır olduğunu müjdelemesini emretmişti."
Başka bir rivayete göre de Hz. Aişe şöyle demiştir: "Hatice'yi kıskandığım kadar, Peygamber'in kadınlarından hiçbirini kıskanmadım. Halbuki onu görmemiştim. Ama Peygamber (s.a.v.), onu çokça anardı. Bazen ıir koyun keser, parçalara ayırır, sonra da onu Hatice'nin dostlarına gönderirdi. Bazen ona şöyle derdim: Sanki dünyada hiçbir kadın kalmadı da sadece Hatice kaldı. Böyle demem üzerine Peygamber (s.a.v.), şu cevabı verirdi: "O şöyle oldu. O böyle oldu. Benim ondan çocuğum oldu."
Buharı, İsmail b. Halil kanalıyla Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
«Hatice'nin kız kardeşi Hale binti Hüveylid, Rasûlullah'm yanma girmek için izin istedi. Rasûlullah onun izin isteyişini Hatice'ninkine benzetti. Çok sevindi ve: "Bu mutlaka Hale'dir." dedi. Ben de kıskanıp şöyle dedim: "Kureyş acuzelerinden dişleri düşmüş ve diş etlerinin kızarıklığı görünen bir kocakarıyı, ne de çok anıyorsun. O geçmişte ölüp gitti. Allah, sana ondan daha iyi bir kadını verdi." dedim.
Bu ifadeden de açıkça anlaşıldığına göre Hz. Aişe, üstünlük ve zevcelik bakımından Hz. Hatice'den daha hayırlıdır. Çünkü onun bu sözünü, Rasûlullah redetmemiş ve inkar etmemişti. Merhum Buharî'nin ifadelerinden bu husus açıkça anlaşılmaktadır. Ancak İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bir gün Rasûlullah (s.a.v.), Hatice'yi andı, onu uzun uzadıya övdü. Ben de kadınlık gayretine kapılarak onu kıskanıp şöyle dedim: "Ya Rasûlallah, Allah, sana Kureyş'in kocakarılarından dişi düşmüş, diş etlerinin kızarıklığı görünen bir acuzeden daha iyi bir kadın verdi.»
Böyle demem üzerine Rasûlullah (s.a.v.)'m yüzü değişti. Vahyin nüzulü ya da yağmur yüklü bulutları gördüğü zaman ancak yüzü öyle değişirdi. Yağmur yüklü bulutları gördüğünde onların rahmet için mi, yoksa azap için mi olduğunu biliııceye kadar korkudan yüzünün rengi değişirdi.
.. Yine İmam Ahmed b. Hanbel, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini de rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), Hatice'yi andığında onu çok güzel bir şekilde överdi. Bir gün ben onu kıskandım ve şöyle dedim: "Dişleri düştüğü için diş etlerinin kızarıklığı görünen o kadını, ne de çok anıyorsun. Oysa Allah, sana ondan daha hayırlı bir kadın verdi." Peygamber (s.a.v.), bu sözüm üzerine şöyle buyurdu: "Allah, bana ondan daha hayırlısını vermedi. İnsanlar beni inkar ederlerken o, bana iman etti. İnsanlar beni yalanlarken o, beni tasdik etti. İnsanlar beni mahrum bırakırken o, malı ile bana yardımda bulundu. Kadınların beni çocuklarından mahrum bıraktığı zaman Allah, onun evladını bana nasip etti."
«Kadınların beni çocuğundan mahrum bıraktığı zamanda Allah, onun evladını bana nasip etti.*> sözünü belki de Hz. Peygamber, Mari-ye'nin, İbrahim'i doğurmasından önce söylemiştir. Hatta Mariye'nin, Medine'ye gelişinden önce söylemiştir. Bu, kesindir. Çünkü Peygamber (s.a.v.)'in çocuklarının tamamı -önceki sayfalarda anlatıldığı ve ileriki sayfalardada anlatılacağı gibi- hep Hatice'den doğmuştur. Yalnız İbrahim, Mısırlı Kıptî Mariye'den doğmuştur. Allah ondan razı olsun. İlim ehlinden bir cemaat, bu hadisi delil olarak ileri sürüp Hz. Hatice'nin Hz. Aişe'den daha üstün olduğunu söylemişlerdir. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud kılsın.
Diğer bazı ilim ehli kimseler, bu hadisi tevil ederek Hz. Aişe'nin zevcelik bakımından daha iyi olduğunu kasdetmiş olacağını söylemişlerdir. Bu mana, zahir ya da muhtemeldir. Sebebi de şudur ki, Hz. Aişe gençliğini, güzelliğini ve hüsnü siretini vesile kılarak: «Allah sana Hatice'den daha hayırlı bir kadın vermiştir.» demiştir. Yoksa bu sözü ile kendisinin, Hatice'den daha üstün olduğu ve nefsinin temiz olup olmadığım belirlemek, yüce Allah'a ait bir iştir. Nitekim O, bazı ayet-i kerimelerde buyuruyor ki:
«Kendinizi temize çıkarmayın. O, sakınanı çok iyi bilir.» (en-Necm, 32.)
«Allah dilediğini temize çıkarır.» (en-Nisâ, 49.)
Bu mesele üzerinde, öteden beri anlaşmazlık vuku bulmuştur. Bunun yanı sıra Şia ehli ve diğer bazı kimselerin tutundukları ve başkasını kabul etmedikleri bazı yollar vardır ki, bunlar, Hatice'ye başka hiçbir kadını denk görmezler. Zira derler ki, yüce Rab, ona selam göndermiştir. Ve İbrahim dışında, Hz. Peygamberin çocukları hep ondandır. Ayrıca o, vefat edinceye kadar Hz. Peygamber, ona ikram olsun diye üzerine ikinci bir kadınla evlenmemiştir. Bunu yapmakla, onun İslâmiyet'ini, kendisini tasdik edicilerden olduğunu ve bisetin ilk zamanında kendisini doğruladığı için sadakat makamına haiz oluşunu, canını ve malını Rasûlullah uğruna sarfedişini takdir etmiştir.
Ehl-i sünnete gelince, bunlardan da bazıları aşırı giderek Hz. Hatice ile Hz. Aişe'den her biri için bilinen bazı faziletler belirlemişlerdir. Ama sünnete olan aşırı bağlılıkları, Ebu Bekir'in kızı oluşu ve Hatice'den daha bilgili oluşundan Hz. Aişe'yi, Hz. Hatice'den daha üstün tutmaya sevketmiştir. Çünkü ümmetlerde Hz. Aişe gibi hafızası sağlam, ilmi üstün, fesahat ve aldı mükemmel başka bir kadın yoktur; Rasûlullah, onu sevdiği kadar başka bir kadını sevmemiştir. Onun suçsuzluğu ve beraeti hakkında yedi kat semanın üzerinden ayetler nazil olmuştur. Rasûlullah1 tan sonra Aişe, ondan birçok güzel ve mübarek sözler, ilim-. ler rivayet etmiştir. Öyleki insanların çoğu, şu meşhur hadisi anarlar:
«Dininizin yarısını, şu beyaz tenli kadından alın (öğrenin).»
Doğrusunu söylemek gerekirse Hatice ile Aişe'nin her birine mahsus faziletleri vardır. Faziletlerine bakan kimse hayrette kalır. Şaşkınlıktan gözleri kamaşır. En iyisi, bu hususun takdirini yüce Allah'a bırakmaktır. Bu hususta kesin delili veya galip zannı bulunan kimsenin kendi aklındaki ilmini söylemesi gerekir. Ama bu meselede ve diğer meselelerde hüküm veremeyip çekimser kalan kimsenin uyacağı en sağlam yol: "Allah daha iyisini bilir." demektir.
İmam Ahmed, Buharî, Müslim, Tirmizî ve Neseî Ebu Talib oğlu Ah (r.a.)'den rivayet ederek Rasûlullah (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu nakletmişlerdir:
«Zamanının en hayırlı kadını Meryem binti İmran'dı. Zamanının en hayırlı kadını, Hatice binti Hüveylid idi.»
Şu'be, Kurre b. İyas'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Erkeklerden bir çoğu kamil oldu. Ancak kadınlardan sadece üçü kamil oldu: îmran kızı Meryem, Firavun'un karısı Asiye, Hüveylid kızı
Hatice."
"Aişe'nin diğer kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere
olan üstünlüğü gibidir."
Dediler ki: Asiye, Meryem ve Hatice adındaki bu üç kadının müşterek şeref noktaları şudur: Bunlardan her biri, Allah katından gönderilen bir peygamberi kefaletleri altına almış, onlarla güzel arkadaşlık etmiş, risalet görevini aldıkları zaman onları tasdik etmişlerdir. Nitekim Meryem, oğlunu güzel bir şekilde korumuş, mükemmel bir şekilde onu kefaleti altında tutmuş, risaletle görevlendirildiğinde de onu tasdik etmiştir.
Hatice de Peygamber (s.a.v.)'le evlenmeye arzu duymuş, bu uğurda malını sarfetmiştir. Allah katından kendisine vahiy geldiğinde de onu tasdik etmiştir.
"Aişe'nin diğer kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir." hadisine gelince bu, Buharî ve Müslim'in sahihlerinde sabittir. Yine Şu'be kanalı ile gelen bir rivayete göre Ebu Musa el-Eş'arî demiş ki: Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdular:
"Erkeklerden bir çoğu kamil oldu. Kadınlardan ise sadece Fira-vun'un karısı Asiye, îmran kızı Meryem kamil oldular. Şüphesiz Aişe'nin diğer kadınlara olan üstünlüğü, tiridin diğer yemeklere olan üstünlüğü gibidir."
Tirid, etle ekmeğin karıştırılarak yapıldığı bir yemektir ki, Araplar nezdinde en kıymetli yemek budur. Nitekim şairin biri demiş ki:
"Ekmeğe katık olarak eti katarsan, İşte bu, Allah'ın emaneti olan tiridtir."
"Aişe'nin diğer kadınlara olan üstünlüğü..." sözüne gelince, bunu mezkur kadınlarla diğerlerini içine alan bir söz olarak kabul etmek mümkün olduğu gibi, umumi bir söz olarak kabul etmekde mümkündür. O zaman bu umumi söz, başka kadınları kapsamına alır ama Hz. Aişe ile mezkur kadınlar hakkında mevkuf olur. Yani üçünü eşit seviyede tutmak gerekir. Bunlardan birinin, diğerine üstün olduğunu söyleyecek olan kimsenin harici bir delil getirmesi gerekir. Doğrusunu Allah bilir.

