Ashab, Hz. Ömer'in halifeliği zamanında hicretin onaltı, onyedi veya onsekizinci senesinde, hicreti, İslâm tarihinin başlangıcı sayma hususunda görüş birliği etmişlerdir. Bu olayın başlangıcı şöyle olmuştu: Mü'minlerin emiri Hz. Ömer'e, bir adamın başkası aleyhindeki hücceti (çek) arzedilmişti. Hüccette, vadenin şaban ayında dolduğu yazılı idi. Hz. Ömer:
- Hangi şaban? İçinde bulunduğumuz senenin şabanı mı, geçen senenin şabanı mi, yoksa gelecek senenin şabanı mı? diye sormuştu.
Daha sonra sahabeleri toplayarak bir tarih koyma hususunda görüşlerine başvurdu. Bu tarih sayesinde borç ödemelerinin vadesi ve diğer hususlar bilinecekti. Adamın biri:
- Farsların (İranlılar) tarih koyusu gibi bir tarih koyun, dedi. Hz. Ömer, bundan hoşlanmadı. Çünkü Farslar, peşpeşe gelen hükümdarlarının saltanatlarına göre tarih koyuyorlardı. Bir sözcü de:
- Rumların tarih koyusu gibi bir tarih koyun, dedi. Rumlar, Makedonyalı İskender b. Felebisin hükümdarlığı vaktinden başlayan bir zamana göre tarih koyuyorlardı. Hz. Ömer, bunu da beğenmedi. Diğerleri ise: "Rasûlullah'm doğum tarihinden başlayan bir tarih koyun." dediler. Başka biri, onun risaletle görevlendiriliş vaktinin tarih başlangıcı yapılmasını; bir diğeri, hicretin tarih başlangıcı olarak belirlenmesini; bir başka grup da, vefatının tarih başlangıcı olarak kabul edilmesini ileri sürdü. Hz. Ömer, herkesçe duyulduğu ve meşhur olduğu için hicretin tarih başı olarak belirlenmesi görüşüne meyletti. Ashab, onun bu fikri üzerinde ittifak etti. Sahih-i Buharî'de hicri tarihin başlangıcından bahsedilirken Sehl b. Sa'd'm şöyle dediği rivayet edilir:
«Peygamber'in risaletle görevlendirilmesi vaktinden başlatmadıkları gibi, vefatı tarihinden de başlatmadılar. Medine'ye gelişi vaktinden itibaren tarihi başlattılar.»
Vakidî dedi ki: İbn Ebu Zinad, babasımn şöyle dediğini bize nakletti: "Hz. Ömer, İslâm tarihinin ne zamandan itibaren başlatılması hususunda sahabelerle görüş alış verişinde bulundu. Onlar da hicretin, İslâm tarihinin başlangıcı olarak kabul edilmesi hususunda görüş birliği ettiler."
Ebu Davud et-Teyalisî, Muhammed b. Sirîn'in şöyle dediğini rivayet eder: Adamın birisi, Hz. Ömer'e gidip şöyle dedi:
- Tarih koyun.
- Tarih koymakta ne demek?
- Acemlerin yaptığı bir şeydir. Falan senenin falan ayında... diye yazarlar,
- Güzel birşey.
- Öyleyse siz de tarih koyun, dedi.
Sahabeler, tarihin hangi seneden itibaren başlatılması konusunda değişik görüşler ortaya koydular. Bir kısmı: "Hz. Peygamberin risaletle görevlendirildiği vakitten itibaren başlatalım." dediler. Bir kısmı da: "Vefat tarihinden başlata-lim," dediler. Hicret vaktinden itibaren başlatma hususunda görüş birliğine vardılar. Daha sonra; "Hangi aydan başlatalım?" diye sordular. Kimi: "Ramazandan itibaren başlatalım." dedi. Kimi: "Muharremden itibaren başlatalım." dedi. Çünkü muharrem ayında insanlar hac ibadetim tamamlayıp geri dönerler. O, haram bir aydır. Bunun üzerine sahabeler, muharrem ayından itibaren hicri tarihi başlatma hususunda ittifak ettiler.
İbn Cerir, şu ayetle ilgili olarak İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:
«Fecre andolsun. Zilhicce ayının ilk on gecesine andolsun.» Bu ayette geçen fecr kelimesi ile muharrem ayı kastedilmiştir. Çünkü senenin fecri, muharrem ayıdır.
Ubeyd b. Umeyr'in şöyle dediği rivayet edilir: «Muharrem, Allah'ın ayıdır. O, sene başıdır. O ayda, Ka'be'ye Örtü geçirilir. O ay ile insanlar tarih koyarlar. O ayda para basılır.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Dinar'ın şöyle dediğini rivayet eder: Kitaplara tarih koyan ilk kişi, Yemenli Ya'la b. Ümeyye'dir. Rasûlullah (s.a.v.), rebiyülevvel ayında Medine'ye geldi. İnsanlar o ayı, sene başı olarak belirlediler.
Muhammed b. îshak, Zührî'den rivayet eder ki, Muhammed b. Salih ile Şa*bı şöyle demişlerdir: "İsmail oğulları, İbrahim'in ateşe atılışım tarih başı olarak belirlediler. Sonra İbrahim ile İsmail'in, Ka'be'yi inşa edişlerini, tarih başı olarak tesbit ettiler. Sonra Ka'b b. Lüeyy'in ölümünü tarih başı olarak belirlediler. Sonra fil hadisesini tarih başı olarak kabul ettiler. Sonra Hattab oğlu Ömer, hicreti tarih başı olarak belirledi. Onun, tarih başlangıcı olarak hicreti belirlemesi, hicri on yedi veya onsekizinci senede olmuştur." Biz, bu konuyu" Hz. Ömer'in Sîreti" adlı eserde sened ve yollarıyla detaylı olarak anlatmışızdır. Hamd, Allah'adır.
Kısaca demek istediğimiz şudur ki ashab, hicreti, İslâm tarihinin başlangıcı olarak belirlemiştir. Bu tarihin yılbaşısı da, meşhur kavle göre muharrem ayıdır. Cumhur-u ulemâ, bu görüştedir. Süheylî ve diğerlerinin, İmam Malik'ten naklettiklerine göre o şöyle demiştir: "îslâmî sene başı, rebiyülevvel ayıdır. Çünkü o ayda Rasûlullah, Medine'ye hicret etmiştir."
Süheylî, başka bir yerde de şu ayeti, bu görüşü teyid eden bir delil olarak ileri sürmüştür:
«İlk gününden beri Allah'a karşı gelmekten sakınmak için kurulan mescid....» (et-Tevbc, 108.) Yani Peygamber (s.a.v.)'in, Medine'ye geldiği ilk günden itibaren... Bu, sahabelerinde hicri senenin başlangıcı olarak ittifak ettikleri gibi İslâmî tarihin ilk başlangıç günüdür.
Şüphesiz ki, İmam Malik'in bu sözleri doğrudur. Ancak teamül, bunun hilafmadır. Çünkü Arap aylarının ilki muharrem ayıdır. Bu sebeble sahabeler, hicreti İslâm tarihinin başlangıç senesi olarak, muharrem ayını da hicri sene başı olarak kabul etmişlerdir, ki, sistem ve düzen bozulmasın. Nitekim bu böyle bilinmektedir. Doğrusunu Allah bilir.
Allah'ın yardımına sığınarak deriz ki: Hicri sene, Rasûlullah Mekke'de mukim iken başlamıştır. O esnada Ensâr'la ikinci Akabe bey'atmı yapmıştı. Yani eyyam-ı teşrikin ortalarında zilhicce ayının on ikinci gecesinde bu bey'at gerçekleşmişti. Bu da hicret senesinden önce vuku bulmuştu. Sonra Ensâr, Medine'ye döndü. Rasûlullah (s.a.v.)'da, Medine'ye hicret etmeleri için sahabelerine izin verdi. Bunun üzerine sahabelerden akın akın Medine'ye hicret edenler oldu. Öyleki, Mekke'den çıkabilecek durumda olan hiçbir Müslüman orada kalmadı. Sadece Rasûlullah (s.a.v.) kalmıştı. Ebu Bekir de,. Rasûlullah'la yol arkadaşlığı etmek maksadıyla kendim Mekke'de tutmuştu. Daha önceki sayfalarda anlattığımız gibi ikisi birlikte yola çıktılar. Peygamber'in yanındaki emanetleri sahiplerine geri vermesi için Ebu Talib oğlu Ali, Peygam-ber'den sonra Mekke'de birkaç gün daha kaldı. Daha sonra Mekke'den ayrılıp Medine'ye gitti. Yol üzerinde bulunan Küba'da Rasûlullah'a pazartesi günü öğleye yakın ulaştı. O esnada ortalık iyice ısınmıştı.
Vakidî ve diğerleri dediler ki: Bu olayın vuku bulduğu esnada rebiyülevvel ayından iki gece geçmişti. îbn İshak'm anlattığına göre henüz Peygamber, miraca çıkmamıştı. Onun tercih ettiği görüşe göre bu olayın vukuu esnasında rebiyülevvel ayından oniki gece geçmişti. Meşhur olan görüş budur ki, cumhur-u ulema da buna kaildirler. Bisetten sonra Peygamber, kavillerin en doğrusuna göre Mekke'de onüç sene süre ile ikamet etmiştir. Bu, Hammad b. Seleme'nin, İbn Abbas'tan yaptığı rivayettir. Bu rivayete göre İbn Abbas şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), kırk yaşında risaletle görevlendirildi. Ondan sona Mekke'de onüç sene müddetle ikamet etti."
İbn Cerir'in, İbn Abbas'tan naklettiğine göre o şöyle demiştir: "Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de onüç sene müddetle ikamet etti." Önceki sayfalarda da geçtiği gibi İbn Abbas, Sırma b. Ebi Enes b. Kays'm beyitlerini yazmıştır:
"Kureyş'in içinde on küsur sene kaldı. Uygun bir dosta kavuşsam diye düşünüyordu."
Vakidî, İkrime'den rivayet etti ki;İbn Abbas, Sırmanın şu kavlini delil olarak ileri sürmüştür:
"Kureyş içinde on küsur sene kaldı. Uygun bir dosta kavuşsam, diye düşünüyordu." İbn Cerir, bunu böyle rivayet etmiştir. Vakidî, Peygamberin bisetten sonra Mekke'de onbeş yıl süreyle ikamet ettiğini söylemiştir. Bu, cidden garip bir kavildir. Bundan daha garibi, İbn Cerir'in söylediğidir:.
Ravh b.Ubade, Katade'nin şöyle dediğini ifade eder: Mekke'de sekiz, Medine'de de on yıl müddetle Rasûlullah'a Kur'ân nazil olmuştur.
Hasan, Mekke'de on, Medine'de de on yıl müddetle Rasûlullah'a Kur'ân'm nazil olduğunu söylemiştir. Hasan-ı Basrî'nin kabul ettiği başka bir kavle göre de Peygamber, bisetten sonra Mekke'de on yıl süreyle ikamet etmiştir. Bu kavle Enes b. Malik, Aişe, Said b. Müseyyeb ve Amr b. Dinar'da kail olmuştur. Bu, Ahmed b. Hanbel'in naklettiğine göre İbn Abbas'a ait bir sözdür. Şöyle ki: Peygamber, kırküç yaşında iken risaletle görevlendirildi. Ondan sonra Mekke'de on yıl müddetle ikamet etti. Önceki sayfalarda da naklettiğimiz gibi Şa'bî şöyle demiştir:
"İsrafil, üç yıl müddetle Rasûlullah'a gelir, ona vahiy getirirdi." Bir rivayete göre Rasûlullah (s.a.v.), İsrafil'in sesini işitir ama şahsını gör-mezmiş. Bundan sonra Cebrail, ona gelmiş. Vakidî, hocalarından birinin, Şa'bî'nin bu kavlini reddettiğini nakletmiştir. İbn Cerir, bu kavli ileri sürerek, Peygamberin bisetten sonra Mekke'de on yıl ikamet ettiğini söyleyenlerle, on üç yıl ikamet ettiğini söyleyenlerin kavlini birleştirmeye ve bir uzlaşma sağlamaya çalışmıştır. Doğrusunu Allah bilir.

