El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Hz. Ömer'in Müslüman Oluşu

Ibn Ishak dedi ki: Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rebia, Rasûlullah'ın Muhacir ashabı için Necaşi'den istediklerini elde edemeyince Mekke'ye döndüler. Necaşi, onları hoşlarına gitmeyen bir muamele ile geri çevirmişti. Öte …

Ibn Ishak dedi ki: Amr b. As ile Abdullah b. Ebi Rebia, Rasûlullah'ın Muhacir ashabı için Necaşi'den istediklerini elde edemeyince Mekke'ye döndüler. Necaşi, onları hoşlarına gitmeyen bir muamele ile geri çevirmişti. Öte yandan, güçlü, kuvvetli, dönüp arkasına bile bakmayan Hat-tab oğlu Ömer de Müslüman olmuş, Müslümanlık, o ve Hamza vasıtasıyla güçlenmiş,bu durum Kureyşlileri çok öfkelendirmişti.

Abdullah b. Mes'ud şöyle diyordu: Ömer Müslüman oluncaya kadar biz, Ka'be'nin yanında namaz kılamıyorduk. Ömer, Müslüman olunca Kureyşlilerle vuruştu. Nihayet Ka'be'nin yanında namaz kıldı. Biz de onunla beraber namaz kıldık.

Ben de derim ki: îbn Mesud'un şöyle dediği Sahih-i Buharî'de sabittir:

"Hattab oğlu Ömer Müslüman olduktan sonra, biz hep güçlü olduk."

Ziyad el-Bekkaî, îbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder:

"Ömer'in İslâm'a girişi, bir fetih oldu. Hicret edişi, bir zafer oldu. Emirliğe geçişi, bir rahmet oldu. Ömer, Müslüman oluncaya kadar biz Ka'be'nin yanında namaz kılamazdık. O Müslüman olunca Kureyşlilerle vuruştu. NihayetKaİDe'nin yamnda namaz kıldı. Biz de onunla beraber kıldık."

îbn İshak dedi ki: Hz. Ömer'in Müslüman oluşu, bazı sahabelerin Habeşistan'a hicret etmelerinden sonra olmuştur. Abdurrahman b. Haris b. Abdullah b. Ayyaş b. Ebi Rebia, Ümmü Abdullah binti Ebi Has-me'nin şöyle dediğini rivayet eder:

- Vallahi bizler, Habeşistan'a hicret etmek üzere yola çıkacak iken, Amir, bazı ihtiyaçlarımızı temin etmek için evden dışarı çıkmıştı. O esnada Ömer geldi. Yanımızda durdu. Henüz müşrik idi. Ondan çok eza ve cefalar görmüştük. Yola çıkmak üzere olduğumuzu görünce dedi ki:

- Ey Ümmü Abdillah, yola mı çıkıyorsunuz?!

- Evet, vallahi, Allah'ın topraklarından olan şu topraktan çıkacağız. Çünkü bize eziyet ettiniz. Bizi kahrettiniz. Allah, bize bir kurtuluş yolu yaratıncaya kadar buralara dönmeyeceğiz. Bunun üzerine Ömer:

- Allah sizinle beraber olsun, dedi. Ömer'de daha önce görmediğim bir yumuşama müşahede ettim. Böyle konuştuktan sonra yanımızdan ayrılıp gitti. Hicretimizin onu üzdüğünü anladım. Amir de ihtiyaçlarımızı temin ederek dönmüştü. Ona

şöyle dedim:

- Ey Eba Abdillah! Az önce Ömer'i görmeliydin. Yumuşamış ve bizim için üzülmüştü!

- Onun islâm'a gireceğim mi umdun?

-Evet.

- Hattab'm eşeği Müslüman olsa da, gördüğün Ömer Müslüman olmaz! Kocam, onun İslâm'a karşı kaba, katı ve acımasız olduğunu gördüğü için İslâm'a girmesinden ümidini kesmişti.

Ben derim kî: Bu rivayet, Hz. Ömer'in kırkıncı Müslüman olduğunu söyleyenlerin görüşlerim çürütmektedir. Çünkü Habeşistan'a hicret eden Müslümanların sayısı, seksenden fazla idi. Ancak Muhacirlerin Habeşistan'a hicret etmelerinden sonra Mekke'de kalan Müslümanların sayısını kırka tamamlayan kişinin Ömer olduğunu söyleyebiliriz. İbn îshak'm, Hz. Ömer'in İslâm'a girişine dair anlattıkları da bunu teyid etmektedir. Bana ulaşan habere göre Hz. Ömer'in kız kardeşi Fatıma binti Hattab, Said b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl ile evliydi. Fatıma Müslüman olmuştu. Kocası Said b. Zeyd de Müslüman olmuştu. Bunlar, Müslümanlıklarını Ömer'den gizliyorlardı.

Nuaym b. Abdullah en-Nahham, Adiyy oğullarındandı. O da Müslüman olmuş, ama Müslümanlığım kavminden gizlemişti. Habbab b. Eret, Fatınıa'nın yanma gelip ona Kur'ân okuturdu. Bir gün Ömer kılıcım kuşanarak Rasûlullah'ı ve sahabelerinden bir kaç kişiyi öldürmek maksadıyla yola çıkmıştı. Kendisine, Rasûlullah ile ashabının kadın, erkek kırk kişi kadar Safa yanındaki bir evde toplanmış oldukları söylenmişti. O da, bunları öldürmek niyetiyle o tarafa yönelmişti. Rasûlullah'ın yamnda amcası Hamza, Ebu Kuhafe oğlu Ebu Bekir b. Sıddık, Ebu Talib oğlu Ali ve Habeşistan'a hicret etmeyip Mekke'de ikamete devam eden bir kaç Müslüman bulunuyordu. Yolda iken Ömer'e, Nuaym b. Abdullah rastladı ye şöyle sordu:

- Nereye gidiyorsun ey Ömer?

- Şu dinden çıkıp Kureyşlilerin düzenini bozan, akıllarını yenen, dinlerini kötüleyen, tanrılarına küfreden Muhammed'e gidiyorum. Onu öldüreceğim!

- Vallahi, nefsin seni aldatmış ey Ömer! Sen, Muhammed'i Öldürürsün de Abdumenaf oğulları seni yeryüzünde rahatça dolaşır halde bırakırlar mı sanıyorsun? Önce kendi ailene git de onların durumunu düzene sok!

- Ailemden kim Müslüman olmuş ki?

- Enişten ve amcan oğlu Said b. Zeyd ile kızkardeşin Fatıma!

Allah'a andolsun ki bunların ikisi de Müslüman olup Muhammed'in dinine tâbi olmuşlardır. Sen, önce onlara git!

Ömer, dönüp kız kardeşi Fatıma'nm evine gitti. Fatıma'nm yanında Habbab b. Eret de bulunuyordu. Habbab'm elinde Tâ-Hâ sûresinin yazılı olduğu bir sahife vardı. Bu sahifeyi, Fatıma'ya okutuyordu. Ömer'in sesini duyduklarında Habbab, evin bir bölmesine veya saklanılacak bir yerine gizlendi. Fatıma binti Hattab da Kur'ân sahife-sini alıp elbisesi içine sakladı. Ama Ömer kapıya yaklaştığında, Habbab'm Kur'ân okuyuşunu duymuştu. İçeriye girince sordu:

- Duyduğum o ses, neyin nesiydi?

- Birşey duymuş değilsin.

- Hayır, vallahi ikinizin de Muhammed'in dinine tâbi olduğunuzu haber aldım!

Böyle dedikten sonra eniştesi Said b. Zeyd'in yakasına sarıldı. Kaz kardeşi Fatıma binti Hattab, onu kocasımn üzerinden itmek için araya girince Ömer onu tokatladı ve yüzünü yaraladı. Böyle yapması üzerine kız kardeşi ile eniştesi ona şöyle dediler:

- Evet, Müslüman olduk. Allah'a ve rasûlüne iman ettik. Elinden ne gelirse yap!

Ömer, kız kardeşinin yüzündeki kanları-görünce yaptığına pişman oldu ve geriledi. Sonra Fatıma'ya şöyle dedi:

- Az önce okumakta olduğunuz şu sahifeyi ver de Muhammed'e neler geldiğine bir bakayım.

Ömer, okur yazar bir kimse idi. Böyle deyince kardeşi Fatıma da şöyle dedi:

- O sahifeye bir zarar vermenden korkarız.

- Korkma. Tanrıya yemin olsun ki, okuduktan sonra onu size geri vereceğim.

Bu söz üzerine Fatıma, onun İslâm'a gireceğini ümid etti ve şöyle dedi:

- Ey kardeşim, sen müşrik olduğun için temiz değilsin. Oysa Kur'ân'a ancak temiz olan kimseler el sürebilirler.

Fatıma'nm böyle demesi üzerine Ömer, kalkıp boy abdesti aldı. Fatıma da içinde Tâ-Hâ sûresinin yazılı olduğu sahifeyi ona verdi. Ömer, Tâ-Hâ sûresinin baş kısmındaki ayetleri okuyunca:

- Bu ne güzel ve ne kıymetli bir sözdür, dedi. Onun böyle deyişini duyan Habbab b. Eret, gizlendiği yerden dışarı çıkıp Ömer'e şöyle dedi:

- Vallahi ey Ömer, ümid ederim ki Cenâb-ı Allah, peygamberinin senin hakkındaki duasını kabul buyurmuştur. Çünkü dün, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle dediğini duymuştum:

«Allah'ım, İslâmiyet'i Ebu'l-Hakem b. Hişam (Ebu Cehil) veya Hattab oğlu Ömer ile güçlendir!» Allah Allah ey Ömer!

Habbab'm bu konuşması üzerine Ömer!

- Ey Habbab, beni Muhammed'e götür. Yanma varıp Müslüman olayım, dedi.

Habbab:

- O, şu anda Safa tepesinin yanındaki bir evde bir kaç ashabı ile beraber bulunmaktadır, dedi.

Ömer, kılıcını kuşandı. Sonra Rasûlullah ile ashabının bulunduğu eve yöneldi. Oraya varınca kapıyı çaldı. Sesini duyduklarında ashabtan biri, ayağa kalktı ve kapının deliğinden bakınca Ömer'in kılıcını kuşanmış vaziyette beklediğini gördü. Hemen Rasûlullah'm yanma döndü. Korku içindeydi. "Ya Rasûlallah, gelen Hattab oğlu Ömer'dir. Kılıcını kuşanmış vaziyettedir." dedi.

Hamza:

- İçeriye girmesine izin ver. Eğer iyi niyetle gelmişse, ona ikram ederiz. Eğer kötü niyetle gelmişse, onu kılıcıyla vururuz, dedi.

Rasûlullah (s.a.v.) da:

- İçeriye girmesine izin verin, dedi.

Adam, Ömer'in içeriye girmesine izin verdi. Rasûlullah (s.a.v.) da ayağa kalkıp hücrede onunla karşılaştı. Yakasından şiddetli bir şekilde tutarak:

- Ey Hattab oğlu! Seni buraya getiren sebeb nedir? Allah'a yemin ederim ki sen, üzerinde bulunduğun bu müşrikliğe, Allah sana bir bela indirinceye kadar vazgeçmeyeceksin, sanıyorum, dedi.

Ömer:

- Ya Rasûlallah! Allah'a, Rasûlüne ve Allah katından gelen hükümlere iman etmek için sana geldim, dedi.

Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), yüksek sesle tekbir getirdi. Evde bulunanlar da Ömer'in Müslüman olduğunu, bu tekbirden anladılar. Rasûlullah'ın ashabı da artık saklandıkları o evden çıkıp gittiler. Ashab, Ömer ile Hamza'nın Müslüman olmaları ile güçlenmiş ve bu iki güçlü şahsiyetin Rasûlullah'ı koruyabileceğini, düşmanlarından da intikam alabileceğini anlamıştı.

Ibn İshak dedi ki: Hz. Ömer, İslâm'a girişi hakkında şu açıklamalarda bulunmuştur:

"Ben, İslâm'dan uzaklaşan bir kimse idim. Cahiliye devrinde içkiyi sever ve içerdim. Hazvere çarşısında bir toplantı yerimiz vardı. Orada Kureyşli erkekler bir araya gelirdik. Bir gece arkadaşlarımın yanma gitmek üzere evden çıktım. Toplantı yerimize vardığımda, orada kimseyi bulamadım. Falan içkiciye gideyim de onun yanında belki biraz içki bulup içerim, dedim. Çıkıp onun yanma gittiğimde onu da yerinde bulamadım. Ka'be'ye gitsemde yedi ya da yetmiş kez tavaf etsem, dedim. Mescid-i Haram'a gittim. Baktım ki Rasûlullah (s.a.v.), orada namaz kilıyor. O, namaz kılarken Kudüs'e yönelirdi. Kabe'yi kendisiyle Kudüs istikameti arasına alırdı. Hacer-i esved ile Rüknü Yemani arasında namaz kılardı. Onu gördüğümde: "Vallahi, bu gece Muhammed'i dinleyecek ve onun söylediklerine kulak vereceğim, ama onu dinlemek için kendisine yaklaşırsam belki onu korkutabilirim." dedim.

Bu sebeble Hatim tarafından Ka'be'ye yaklaştım. Ka'be örtüsünün altına girerek yavaş yavaş ilerledim. Rasûlullah da ayakta namaz kılıyor, Kurbân okuyordu. Tam karşısına geldim. Benimle onun arasında sadece Ka'be'nin örtüsü vardı. Okuduğu Kur'ân'ı duyunca, ona karşı kalbim yumuşadı. Ağlamaya başladım. İslâmiyet, kalbime girmişti. Rasûlullah namazını tamamlayıncaya kadar yerimden ayrılmadım. Namazını tamamladıktan sonra yerinden ayrılıp gitti. İbn Ebi Hüseyn'in evine yöneldi. Meskeni, Muaviye'nin mülkiyetinde bulunan alaca boyalı ev idi. Kendisini takibe başladım. Abbas'm evi ile İbn Ezher'in evi arasındaki sokağa girince kendisine kavuştum. Sesimi duyunca, beni tanıdı. Kendisine, eziyet vermek maksadıyla takip ettiğimi zannetti. Beni azarlayıp kınadı. Sonra:

- Ey Hattab'ın oğlu, bu saatte seni buraya getiren sebep ne? diye sordu.

- Allah'a, Rasûlüne ve Allah katından gelen şeylere iman etmek için geldim, dedim.

Rasûlullah (s.a.v.), Allah'a hamd ettikten sonra: "Ey Ömer, Allah seni doğru yola iletti." dedi. Göğsüme elini sürdü ve İslâm'da sebat etmem için dua etti. Ben de oradan ayrıldım. Kendisi de evine girdi.

İbn İshak dedi ki: Bu iki rivayette anlatılanlardan, hangisinin doğru olduğunu Allah bilir.

Ben derim ki: Ömer'in İslâm'a nasıl girdiği, bu konuda nakledilen hadislerle eserleri, onun hakkında müstakil olarak yazmış olduğum si-ret kitabında uzun uzadıya anlatmışımdır. Hamd ve minnet, Allah'adır.

İbn îshak, Nafi1 vasıtasıyla İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: Ömer b. Hattab, Müslüman olduğu zaman:

- Kureyşliler içinde en çok dedikoducu ve söz gezdiren kimdir? diye sordu. Ona:

- Cemil b. Ma'mer el-Cümahî'dir, dediler.

Bunun üzerine Ömer, Cemil'i bulmaya gitti. O sırada ben,gördüğü her şeyi anlayan ve aklında tutabilecek yaşta olan bir delikanlı idim. Ömer'i takibe başladım. Nihayet Cemil'i bulup:

- Cemil, biliyor musun? Ben Müslüman oldum ve Muhammed (s.a.v.)'in dinine girdim, dedi.

Allah'a yemin ederim ki Ömer daha sözünü tamamlamamıştı ki, Cemil yerinden fırlayıp eteğini yerde sürüyerek mescide doğru ilerledi. Ömer de ondan ayrılmayıp ardından gittiği için ben de onları arkadan izledim. Cemil, Mescid-i Haram'm kapısına varır varmaz, olanca sesi ile bağırarak: - Ey Kureyşliler! Beni dinleyin. Hattab oğlu Ömer dinden çıkmıştır, dedi.

O sırada Kureyşlilerin tamamı, Ka'be'nin çevresinde grup grup oturmuşlardı. Cemil'in arkasında duran Ömer:

- Yalan söylüyor. Ben, sapıtmamışım. Ben, Müslüman olup Allah'tan başka ilah bulunmadığına ve Muhammed'in Allah'ın elçisi olduğuna şahadet getirmişimdir, dedi.

Bunun üzerine hepsi birden kalkıp Ömer'e hücum ettiler. Ömer de onlarla, güneş tepelerine yükselinceye kadar dövüştükten sonra yorulup yere oturdu. Bu defa başına toplandılar. O da, onlara: - Ne yaparsanız yapın. Allah'a yemin ederim ki, eğer biz Müslümanlar, 300 kişi olsaydık bu şehri, ya biz size terk ederdik, ya da siz bize terke derdiniz, dedi.

Bu sırada Kureyşliler den, üstünde çizgili bir kaftan ile nakışlı bir gömlek bulunan yaşlı bir adam çıkıp geldi. Adam yanlarına varınca, başlarında durup:

- Ne yapıyorsunuz? diye sordu. Ona:

- Ömer sapıtmıştır, dediler. Adam:

- Bırakın, adam kendine bir yol seçmiştir. Ne istiyorsunuz ondan? Adiyy oğullarının kendi adamlarına sahip çıkmayacaklarım mı sanıyorsunuz? Vazgeçin adamdan, dedi.

Adam, bunu der demez, Allah'a yemin ederim ki, elbisesinden soyunan bir kimse gibi hepsi Ömer'in başından dağılıverdiler. Medine'ye hicret ettikten sonra babama sordum:

- Babacığım, Mekke'de iken Müslüman olduğun günde seninle savaşmakta olan o kavmi başından kovup azarlayan adam kimdi?

- Oğulcuğum, o, As b.Vail es-Sehmî idi.

Bu, sağlam ve güzel bir senettir. Hz. Ömer'in sonraları İslâm'a girdiğine delâlet etmektedir. Çünkü İbn Ömer, Uhud savaşında ondört yaşmda iken cepheye katılmak için Rasûlullah'a arz edildi. Uhud savaşı ise, hicretin üçüncü senesinde yapılmıştır. İbn Ömer, babasının İslâm'a girişi zamanında reşid bir çocuktu. Şu halde babasının İslâm'a girişi, hicretten dört yıl kadar önce yani bisetin dokuzuncu senesinde vuku bulmuştur. Doğrusunu Allah bilir.

Beyhakî, el-Hakim tarikiyle İbn îshak'm şöyle dediğini rivayet eder:

Rasûlullah (s.a.v.) Mekke'de iken, biset haberini duyan Hristiyan-lardan yirmi veya buna yakın sayıda kişiden oluşan bir heyet yanma geldi. Bunlar, Habeşistan'dan gelmişlerdi. Onu, meclisinde buldular, kendisiyle konuştular, bazı sorular yönelttiler. O esnada Kureyşliler de Ka'be'nin çevresinde grup grup oturmaktaydılar. Rasûlullah, onları Aziz ve Celil olan Allah'a imana davet etti, onlara Kur'ân okudu. Kur'ân i dinlediklerinde gözlerinden yaşlar boşandi.Sonra davetine icabet ederek iman ettiler, peygamberliğini doğruladılar, hakkında kendi kitaplarında anlatılan şeylerin gerçek olduğunu,anladılar. Bu heyet, Rasûlullah'm yanından kalktıktan sonra bir kaç Kureyşli ile birlikte Ebu Cehil, onların yoluna çıkıp kendilerine şöyle dedi:

- Allah sizi öldürsün, ey kafile! Arkanızdaki milletiniz ve dindaşlarınız, kendileri için birşeyler elde etmeniz ve bu adamın haberini götürmeniz maksadıyla sizi buraya gönderdi, ama siz bu, adamın yanma oturur oturmaz dininizden ayrılıp size söylediği şeyleri tasdik ettiniz. Sizden daha ahmak bir kafile görmedik!

Onlar da Ebu Cehil ve arkadaşlarına şu karşılığı verdiler:

- Size cahilane bir şekilde cevap vermeyeceğiz. Size selam olsun. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size olsun. Biz, kendimiz için hayrı aramakta kusur etmeyeceğiz.

Denilir ki bu Hristiyan heyet, Necran'dan gelmişti. Bu heyetin nereden geldiği hususunu, Allah daha iyi bilir. Yine anlatıldığına göre şu ayetler, onlar hakkında nazil olmuştur:

«Kendilerine daha önceden kitap verdiklerimiz buna da inanırlar. Kur'ân onlara okunduğu zaman: «Ona inandık, doğrusu o Rabbimizden gelen gerçektir; biz şüphesiz daha önceden Müslüman olmuş kimseleriz; derler. İşte onlara, sabırlarından dolayı, ecirleri İM defa verilir; onlar kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızıktan da sarfe-derler. Onlar, boş söz işittikleri vakit ondan yüz çevirirler. «Bizim işlediğimiz bize, sizin işlediğiniz sizedir. Size selam olsun. Cahillerle ilgilenmeyiz.» derler.» (ei-Kasas, 52-55.)