Medine'de Kaynuka oğulları, Nadir oğulları ve Kurayza oğulları gibi Yahudi kabileleri, vardı. Taberî'ye göre bu Yahudi kabileleri, Ensâr'dan çok önceleri Buhtü'n-Nasr'm Kudüs'ü tahrip ettiği zamanlarda Hicaz'a gelip yerleşmişlerdi. Sonra Seylu'l-Arinı olduğunda Sebe'deki halk sağa sola gruplar halinde dağıldıklarında Evsliler ve Hazreçliler, Medine'ye gelip Yahudilerin yamna yerleştiler. Onlarla ittifaklar akdedip onlara benzemeye çalıştılar. Çünkü peygamberlerden nakledile gelen ilim hususunda, Yahudilerin kendilerinden üstün olduklarını görmüşlerdi. Lakin Cenâb-ı Allah, müşrik olanları hidayete ve İslâm'a kavuşturarak lütfuna mazhar kıldı. Yahudileri çekememez-likleri, azgınlıkları ve halika tabi olma karşısında büyüklük taslamaları sebebiyle yardımından ve rahmetinden uzaklaştırdı.
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Enes b. Malik'in evinde Muhacirlerle Ensâr arasında ittifak akdetti.
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.), benim evimde Kureyşlilerle Ensâr arasındla ittifak akdetti.
İmam Ahmed b. Hanbel, Amr b. Şuayb'm dedesinin şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), Muhacirlerle Ensârarasmda, birbirlerinin diyetlerini ödemede yardımcı olmak, esirlerinin fidyesini örfe uygun olacak ölçüde ödemek ve Müslümanların arasını ıslah etmek şartı üzerine ittifak akdi yapmıştı.
Sahih-i Müslim'de Cabir'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah (s.a.v-), her batın üzerine diyet ödeme yükümlülüğü yazmıştır.
Muhammed b. İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Muhacirlerle Ensârarasında birleştirici bir akid olmak üzere bir belge düzenledi. Bu belgede, Yahudilerle saldırmazlık akdi yaptığını, onları dinleri ve malları üzerine bıraktığım ve onlara karşı bazı şartlar ileri sürdüğünü, onlara bazı haklar tanıdığını beyan ederek şöyle dedi:
"Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla. Bu peygamber Muhammed (s.a.v.)'den, Kureyş ve Medineli mü'min ve Müslümanlarla, onlara tabi olup onlara katılanlar ve onlarla birlikte cihad edenler arasında bir antlaşmadır. Onlar, insanlardan ayrı olarak bir tek ümmettirler. Ku-reyş'ten olan Muhacirler, İslâm'dan önceki halleri üzere, aralarında diyetlerini verirler. Esirlerinin fidyelerini mü'minler arasında iyilik ve adaletle paylaşıp öderler. Avf oğulları da eski halleri üzere ilk diyetlerini, aralarında paylaşarak öderler. Her taife, esirlerinin fidyelerini mü'minler arasında iyilik ve adaletle paylaşıp öderler..."
Peygamber böyle dedikten sonra Ensâr'dan her batnı ve her aileyi zikretti. Saide oğulları, Cüşem oğlulan, Neccar oğulları, Amr b. Avf oğulları, Nebit oğulları gibi aileleri saydı. Sonra şöyle dedi:
"Mü'minler, aralannda borcu ağır olan, çoluk çocuğu fazla olan bir kimseyi, gerek fidye hakkında, gerek diyet hakkında insansız ve yar- . dımsız bırakamazlar. Hiçbir mü'min, diğer bir mü'minin kölesiyle, o müminin kendisi olmaksızın ittifak akdi yapamaz. Muttaki mü'minler, azgınlık yapan veya büyük bir zulüm, yahud günah veya düşmanlık ya da mü'minler arasında fesad meydana getirmek isteyen kimseye karşıdırlar. Onun hakkından gelirler. Bütün müminlerin elleri, onun üzerine bir tek yumruk gibidir. O fesadçı kişi, onlardan birinin çocuğu olsa dahi yine böyle yaparlar. Hiç bir mü'min bir mümini, kafire karşılık olarak öldürmez ve mü'mine karşı kafire yardım etmez. Allah'ın himayesi, herkes için eşittir. Onlara karşı, onların en zayıfım himaye eder. Mü'minler, insanlar içinde birbirlerinin dostları ve sahipleridirler.
Yahudilerden bize tabi olanlar için, bizden onlara yardım ve sahip çıkma vardır. Zulme uğramayacaklar ve baskı altına alınmayacaklardır. Mü'minlerin barış antlaşması birdir. Bir mü'min, öteki mü'min yerine Allah yolundaki bir savaşta barış anlaşmasını, ancak mü'minler arasında eşitlik ve adalet üzere yapar. Bizimle birlikte savaşan her kadın, birbirlerine yardımcı olurlar. Mü'minler, birbirlerini Allah yolunda canlarına erişen musibetlere karşı korurlar. Takvalı mü'minler, en güzel gidişat ve en doğru yol üzeredirler. Hiçbir müşrik Kureyşli'nin, ne malını ne de canını himaye edemez. Bir mü'mine karşı, onun önünde duramaz. Bir mü'mini, öldürülmesini gerektiren bir suçu olmaksızın bey-yine ile sabit olan bir öldürme ile Öldürürse, o, o sebeble kısasa tabi tutulur. Ancak maktulün velisi razı olursa müstesna. Mü'minlerin hepsi, ona karşı olurlar. Onlar için ancak, ona karşı koymak helal olur. Bu sa-hifedeki hususları ikrar edip kabul eden, Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir mü'min için, dinden olmayan birşeyi icad eden bid'atçi kimseye yardım etmemesi ve onu barındırması helal olmaz. Kim ona yardım eder ve onu barındırırsa, Allah'ın lanet ve gazabı kıyamet gününde onun üzerine olur. Ne tevbesi, ne de sadakası kabul olunur. Bir konuda ayrılığa düştüğünüz zaman, Allah ve Rasûlüne müracaat edin. Mü'minler savaştıkları sürece, Yahudiler onların savaş, masraflarına katkıda bulunurlar.
Beni Avf Yahudileri, mü'minlerle beraber bir topluluktur. Yahudilere, kendi dinlerine bağlı kalma hakkı vardır. Müslümanlara da, kendi dinlerine bağlı kalma hakkı vardır. Gerek köleleri olsun, gerek kendileri olsun bu hüküm böyledir. Ancak zulmeden ve kötülük yapan müstesnadır. Çünkü o, ancak kendisini ve ailesini mahveder.
Neccar oğulları, Haris oğulları, Saide oğulları, Cüşem oğulları, Evs oğulları, Salebe oğulları, Cefne oğullan, Şütaybe oğulları ve Yahudileri için, Avf oğulları Yahudilerine tanınan hakların ve yüklenen yükümlülüklerin aynısı vardır. Yahudi kabilelerinin batınları da, o kabilelerin kendileri gibidir. Muhammed (s.a.v.)'in izni olmadan, hiç kimse onlardan ayrılamaz. Yaralama kısasını yapmaktan imtina edemez. Kim yaralama veya öldürme suretiyle yahut herhangi bir surette bir hakkı çiğnerse, kendisi ve ailesi ile bu hak ödettirilir. Ancak zulmeden müstes-na'dır. Allah böyle ister.
Yahudilerin nafakaları, kendilerine aittir. Müslümanların nafakaları da kendilerine aittir. Bu düsturu kabul edenlere karşı savaşanlarla savaşmak için aralarında yardımlaşacaklar, birbirlerinden yararlanacaklar ve iyilik edeceMerdir. Birbirlerine zarar vermeyeceklerdir. Hiç kimse, müttefikine kötülük yapmayacaktır. Mazluma yardım edilecektir. Yesrib'in içi, bu belge ehli için haremdir.
Komşu zarar vermedikçe ve kötülük yapmadıkça, ev sahibi gibidir. Hiçbir ev halkı, sahibinin izni olmaksızın himaye edilmez.
Bu sahifeyi kabul eden taraflar arasında bir ihtilaf veya hadise meydana gelirde fesadından korkulursa, Allah ve Rasûlünün hakemliğine başvurulsun. Allah, bu sahifedeki hayırlı ve iyi şeyleri kabul eder. Kureyş himaye edilmez. Onlara yardım edenler de himaye olunmaz. Bu sahifeyi kabul edenler, Medine'nin etrafına ansızın saldırılıp kuşatılması durumunda, saldırganlara karşı aralarında yardımlaş acaklar dır. Barış yapacakları ve kabul edip yüklenecekleri bir barışa çağrıldıkları zaman bu barış akdini yapar ve kabul edip yüklenirler. Onlar barışa çağrıldıkları zaman, müminlere karşı hakları olur. Ancak dine karşı savaşanlar, bundan müstesnadırlar. Herkesin eski borçları, aynen devam eder. Bu sahife, zalim veya günahkarların ceza görmesine engel olmaz. Medine'den çıkan, Medine'de oturan kimse güvenliktedir. Ancak zulmeden veya günah işleyen müstesnadır. İyilik edip takvalı olan kimseyi, Allah korur."
İbn İshak, bu muahedeyi bu şekilde nakletmiştir. Ebu Ubeyd Kasım b. Sellam,"Garip" adlı kitabında bundan uzun uzadıya söz etmiştir.

