Yüce Allah buyurdu ki:
«Daha önceden Medine'yi yurd edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler, kendilerine hicret edip gelenleri severler; onlara verilenler karşısında içlerinde bir çekememezlik hissetmezler; kendileri
zaruret
içinde bulunsalar
bile
onları
kendilerinden önde
tutarlar.
Nefsinin tamahkarlığından korunabilmiş kimseler, işte onlar saadete erenlerdir.» (el-Haşr, 9.)
«Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz. Doğrusu Allah her şeye şahiddir.» (cnNisâ, 33.)
Buharı, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: ayetiyle mirasçılar kastedilmiştir. «Kendileriyle yeminleştiğiniz kimseler» sözüyle şu mana kastedilmiştir: Muhacirler, Medine'ye geldiklerinde Muhacir akrabalarına değil de Ensâr'dan olan kimseye mirasçı oluyorlardı. Çünkü Peygamber (s.a.v.), Muhacirlerle Ensârarasmda kardeşlik tesis etmişti. ayeti nazil olunca bu hüküm neshedildi. Böyle dedikten sonra İbn Abbas: "Kendileriyle yeminleştiğiniz kimselere hisselerini veriniz.» mealindeki ayeti okudu ve: "Onların yardım, nasihat ve yiyecek yardımından hisselerini verin. Ama mirasçı olma durumu kalktı. Böyleleri için vasiyet edilir." dedi.
İmam Ahmed b. Hanbel dedi M: Süfyan'ajAsım'm, Enes'ten rivayet ederek şöyle dediğini duydum: Peygamber (s.a.v.), bizim mekanımızda Ensârile Muhacirler arasında karşılıklı anlaşma ve ittifak yaptırdı." şeklinde bir söz söylendi.
Süfyan der ki: Sanki o, aralarında kardeşlik tesis etti, diyordu.
Muhammed b. îshak dedi ki: "Rasûlullah (s.a.v.), ashabından olan Muhacirlerle Ensâr arasında kardeşlik tesis etti."
Aynı zat, sözüne devamla şöyle dedi: Bize ulaşan bir habere göre -ki söylemediği bir sözü kendisine isnad etmekten Allah'a sığınırız- Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: "Allah rızası için ikişer ikişer kardeş olun." Böyle dedikten sonra Hz. Peygamber, Ebu Talib oğlu Ali'nin elinden tutarak: "İşte bu, benim kardeşimdir." demiştir.
Rasûlullah (s.a.v.), peygamberlerin efendisi, takva sahibi kimselerin önderi, âlemlerin eşsiz ve benzersiz Rabbinin elçisi idi. Ebu Talib oğlu Ali ile o, iki kardeş idiler. Allah ve Rasûlünün aslanı, Rasûlullah'ın amcası Abdülmuttalib oğlu Hamza ile Rasûlullah'ın azadlısı Harise oğlu Zeyd de iki kardeş idiler. Rasûlullah, Uhud savaşında Hamza'ya göz kulak olmasını Zeyd'e vasiyet etmişti. Ebu Talib oğlu Cafer-i Tayyar --harpte iki kolu kesilip şehid olduğu için Rasûlullah tarafından kendisine iki kanatlı anlamına gelen bu unvan verilmiştir- ile Muaz b. Cebel de iki kardeş idiler.
İbn Hişam der ki: O günde (Uhud savaşında) Cafer, Habeş diyarında, uzaklarda idi.
İbn İshak der ki: Ebu Bekir ile Harice b. Zeyd el-Hazrecî iki kardeş idiler. Hattab oğlu Ömer ile Malik oğlu Utban iki kardeş idiler. Ebu Ubeyde ve Sa'd b. Muaz; Abdurrahman b. Avf ve Sa'd b. erRebî, Zübeyr b. Avvam ve Seleme b. Selame b. Vakş de iki kardeş idiler. Zübeyr b. Av-vam'ın, Abdullah b. Mes'ud ile kardeş olduğunu söyleyenler de vardır. Osman b. Affan ile Evs b. Münzir en-Neccarî, Talha b. Ubeydullah ile Ka'b b. Malik, Said b. Zeyd ile Übey b. Ka'b, Mus'ab b. Ümeyr ile Ebu Eyyüb, Ebu Hüzeyfe b. Utbe ile Abbad b. Bişr, Ammar ile Abdüleşhel'in müttefiki Hüzeyfe b. Yeman el-Absî iki kardeş idiler. Ammar'm, Sabit b. Kays b. Şemmas ile kardeş olduğunu söyleyenler de olmuştur.
Ebu Zer Berir b. Cünade ile hızlı koşan Münzir b. Amr, Hatib b. Ebi Beltaa ile Uveynı b. Saide, Sehnan ile Ebu Derda, Bilal ile Abdullah b. Revaha iki kardeş idiler.
Rasûlullah (s.a.v.)'ın, aralarında kardeşlik tesis edildiğini bildirdiği bazı sahabelerin adları üzerinde tartışılabilir. Şöyle ki;
Peygamber'in kendini Hz. Ali ile kardeş ilan ettiğine ilişkin haberi, bazı âlimler kabul etmemekte ve sahih olmadığını söylemektedirler.
Bu görüşlerine dayanak olarak da mezkur kardeşliğin, bazı sahabeleri birbirlerine kenetleme ve gönüllerini birbirine ısındırma amacıyla tesis edilmiş olduğunu göstermektedirler. Bunlara göre Peygam-ber'in kendini herhangi bir sahabe ile, Hamza ile Zeyd b. Harise örneğinde olduğu gibi bir Muhaciri başka bir Muhacirle kardeş kılmasının anlamı yoktu.
Yalnız şu hususu göz önünde bulundurmak gerekir ki, Peygamber Efendimiz, Hz. Ali'nin idare ve menfaatini başkasına havale etmeyi uygun görmediği için, Ali üe kardeş olduğunu ilan etmiş olabilir. Çünkü Hz. Peygamberin, geçimlerini temin ettiği kimselerden biri de Hz. Ali'dir. Henüz küçük yaşta ve babası Ebu Talib de hayatta iken, Peygamber onun nafakasını üstlenmişti. Daha önce bundan bahsederken
Mücahid ve diğerlerinin bu görüşte olduklarını söylemiştik. Aym şekilde Hz. Hamza da, azadlüarı Zeyd'in çıkarlarını korumayı üstlenmiş ve bu sebeple onunla kardeş olmuş olabilir. Doğrusunu Allah daha iyi bilir. Abdülmelik b. Hişam'm da işaret ettiği gibi Cafer-i Tayyar ile Muaz b. Cebel'in kardeşlikleri konusu üzerinde ihtilaf vardır. İleride de açıklanacağı gibi EbuTalib oğlu Cafer-i Tayyar, hicri yedinci sene başlarında, Hayber fethi esnasında Medine'ye gelmiştir. Böyle olunca Peygamberin Medine'ye gelişinin ilk günlerinde Cafer ile Muaz'ı kardeş kılmış olması nasıl mümkün olur? Yalnız ileriki bir zamanda Medine'ye geldiği takdirde, Cafer'le kardeş kılınması için Hz. Peygamber, Muaz'ı yedekte tutmuş olabilir.
Muhammed b. îshak'm; "Ebu Ubeyde ile Sa'd b. Muaz da iki kardeş idiler." sözü, İmam Ahmed b. Hanbel'in şu rivayetine ters düşmektedir:
Enes b. Malik'den rivayet olunduğuna göre Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Ubeyde b. Cerrah ile Ebu Talha'yı kardeş yaptı.
Müslim de, Abdüssamed b. Ab dül varis'ten şöyle bir rivayette bulunmuştur ki bu, Ebu Ubeyde iîe Sa'd b. Muaz'm kardeş kılındıklarına dair İbn İshak in anlattıklarına nisbetle daha doğrudur. Allah, doğru olanı daha iyi bilir.
Sahih-i Buharî'de Hz. Peygamberin ashabını birbiriyle nasıl kardeş kılmış olduğu bölümünde Abdurrahman b. Avf der ki:
"Peygamber (s.a.v.), Medine'ye geldiğimizde benimle Sa'd b. Rebii kardeş yaptı."
Ebu Cuhayfe dedi ki: "Peygamber (s.a.v.), Selman-ı Farisî ile Ebu Derda'yı kardeş yaptı."
Muhammed b. Yusuf, Enes'in şöyle dediğini rivayet eder: Abdurrahman b. Avf, Medine'ye geldi. Peygamber (s.a.v.), onunla Ensâr'dan Sa'd b. Rebii kardeş yaptı. Sa'd, kendi malını ve zevcelerinin yansım, Abdurrahman'a vermeyi teklif etti. Abdurrahman: "Malını ve aileni Allah sana mübarek etsin, yalnız sen, bana çarşının yolunu göster." dedi. Çarşıya gidip alış veriş yaptı. Kazanç olarak biraz yağ ve çökelek elde etti. Aradan bir kaç gün geçtikten sonra Hz. Peygamber, onunla karşılaştı. Üzerinden safran kokusu geliyordu. Ona: "Bu nedir ey Abdurrahman?" diye sordu. Abdurrahman: "Ya Rasûlallah, Ensâr'dan bir kadınla evlendim» cevabını verdi. Peygamber: "Ona ne kadar mehir verdin?" diye sorunca o da: "Bir hurma çekirdeği kadar altın verdim." dedi. Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurdu: "Bir koyun keserek de olsa, düğün yemeği ver."
İmam Ahmed b. Hanbel, Enes (r.a.)'in şöyle dediğini rivayet eder: Abdurrahman b. Avf, Medine'ye geldi. Rasûlullah (s.a.v.), onunla Sa'd b. Rebi el-Ensârî'yi kardeş yaptı. Sa'd, Abdurrahman'a şöyle bir teklifte bulundu: "Medine halkının en zenginiyim. Malımın yarısını al, senin olsun. Nikahlı iki karım var... Bak, hangisini beğeniyorsan onu senin için boşayayım da onunla evlen."
Bu teklife Abdurrahman şu cevabı verdi:
"Allah, malım ve aileni sana mübarek kılsın. Yalnız siz, bana çarşının yolunu gösterin."
Çarşının yolunu kendisine gösterdiler: Gitti, alışveriş yaptı, kazandı, biraz yağ ve çökelek getirdi. Aradan Allah'ın dilediği kadar bir süre daha geçtikden sonra, Safran kokusu sürünmüş olarak geldi, Rasûlullah (s.a.v.), "Bu da ne?" diye sorunca, Abdurrahman: "Bir kadınla evlendim ya Rasûlallah" dedi. "Ona ne kadar mehir verdin?" diye sorunca, "Bir çekirdek ağırlığınca altın verdim." dedi. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.): "Bir koyun keserek de olsa düğün yemeği yap." emrini verdi. Abdurrahman, bir defasında şöyle demişti:
"Nihayet kendimi öyle bir halde gördüm ki, yerden bir taş kaldır-sam, altında mutlaka altın ve gümüş bulacağımı umardım."
îmam Ahmed b. Hanbel, Enes'ten rivayet etti ki, Muhacirler şöyle demişlerdi:
"Ya Rasûlallah! Aralarına geldiğimiz bu Medine halkı kadar iyi bir kavim görmedik. Gelirleri az olduğu zaman bizimle paylaşırlar. Çok olduğu zaman ise, bize hissemizden kat kat fazla verirler. Vallahi bütün ecir ve sevabı, kendilerinin götürmesinden korkuyoruz."
Hz. Peygamber, onlara şöyle cevap verdi:
"Hayır, siz onları övdüğünüz ve onlara dua ettiğiniz müddetçe size de ecir verilir."
Buharı, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki; Ensâr, Rasûlullah'a şöyle dedi:
- Hurmalıkları bizimle (Muhacir) kardeşlerimiz arasında taksim et.
Rasûlullah:
- Hayır, diye cevab verdi.
Bu kez Ensâr, Muhacirlere yönelerek:
- Masrafları karşılarsanız, sizi ürüne ortak yaparsak olur mu? diye sordular.
Muhacirler: .
- Bu teklifinizi duyduk ve teklifinize uyduk, dediler.
- Abdurrahman b. Zeyd b. Eşlem, Rasûlullah (s.a.v.)'m Ensâr'a şöyle dediğini rivayet eder:
- (Muhacir) kardeşleriniz mal ve evladlannı bırakıp size gelmişlerdir.
- Malımızı onlarla paylaşacağız.
- Başka birşey yapsanız olmaz mı?
- Başka şey nedir?
- Onlar, çalışmayı bilmeyen kimselerdir. Onların yerine siz çalışın da ürünü onlarla paylaşın.
- Evet, olur.
Ensâr'm faziletine ve güzel karakterlerine dair hadislerle eserleri, «Daha önceden Medine'yi yurt edinmiş ve gönüllerine imanı yerleştirmiş olan kimseler...» (cl-Haşr, 9.) ayetinden bahsederken nakletmişizdir.

