İbn îshak, babasının şöyle dediğini rivayet eder: Rükane b. Abdi Ye-zid b. Haşim b. Muttalib b. Abdumenaf, Kureyşlilerin en güçlü adamla-nndandı. Bir gün Mekke sokaklarından birinde Rasûlullah (s.a.v.)'la karşılaştı. Yanlarında kimse yoktu. Rasûlullah, ona şöyle dedi:
- Ey Rükane, Allah'tan korkmaz mısın? Davet ettiğim şeyi kabul etmez misin?
- Davet ettiğin şeyin hak olduğunu bilsem, sana tâbi olurum.
- Güreşip de seni yere yıkarsam, söylediğim şeylerin hak olduğunu anlar mısın?
- Evet.
- Öyleyse kalk, seninle güreşelim.
Rükane kalktı. Rasûlullah'la güreşe tutuştu. Rasûlullah, onu yakalayınca yere yatırdı. Rükane, birşey yapamaz oldu. Sonra Rasûlullah'a:
- Ya Muhammedi Yeniden güreşelim, dedi. Tekrar güreştiler. Rasûlullah, onu yeniden yere yıktı. Bu defa şöyle dedi:
- Ey Muhammed, Allah'a yemin ederim ki, bu şaşılacak bir iş-tîr.Sen beni nasıl yenersin?
- Bundan daha şaşılacak birşey var. İstersen onu da sana göstereyim. Ama Allah'tan korkacak ve yoluma girecek isen göstereyim. .
- Nedir o göstereceğim şey?
- Şu gördüğün ağacı çağıracağım. O da yanıma gelecek.
- Çağır öyleyse.
Rasûlullah (s.a.v.), ağacı çağırdı. Ağaç gelip Rasûlullah'm önünde durdu. Sonra ona: «Yerine dön!» dedi. Bunun üzerine ağaç yine eski yerine döndü. Bunu gören Rükane, kendi kavmine gidip şöyle dedi: "Bu adamınız sayesinde bütün yeryüzü halkıyla büyü yarışma girin! Allah'a yemin ederim ki, bundan daha büyük bir sihirbaz görmedim!"
Böyle dedikten sonra Rasûlullah'tan gördüğü ve Rasûlullah'm yaptığı işleri onlara anlattı.
Ebu Davud ile Tirmizî, Ebu Cafer b. Muhammed b. Rükane'nin babasından şöyle bir nakilde bulunduğunu rivayet ettiler: Rükane, Peygamber (s.a.v.)'le güreşti. Peygamber (s.a.v.), onu yenip yere yıktı.
Ben derim ki: Ebu Bekir eş-Şafii, güzel bir senedle îbn Abbas'tan şöyle bir rivayette bulunmuştur: Yezid b. Rükane, Peygamber (s.a.v.)'le güreşti. Peygamber (s.a.v.), onu üç kez yendi. Her defasında yüz koyun karşılığında güreşmişlerdi. Üçüncüsünde Rükane şöyle demişti:
- Ya Muhammedi Bugüne kadar senden önce hiç kimse sırtımı yere getirmemişti ve sana kızdığım kadar hiç kimseye kızmıyordum. Allah'tan başka ilah olmadığına, senin de Allah'ın rasûlü olduğuna şahadet ederim.
Böyle demesi üzerine Rasûlullah (s.a.v.), onun üzerinden kalktı ve koyunlarını kendisine geri verdi. Hz. Peygamber (s.a.v.)'in ağaca seslenipde yanma çağırması üzerine, ağacın yanına gelmesiyle ilgili hikayeye gelince bu, "Delailü'n-Nübüvve" adlı eserde siret bahsinden sonra anlatılacaktır. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır.
Ebu'l-Eşeddeyn'den de rivayet olunduğu gibi o, Hz. Peygamberle güreşmiş, Rasûlullah'ta onu yenmiştir.
Bundan sonra İbn îshak, Habeş halkından yirmi kadar Hristiyan süvarinin Mekke'ye geldiklerini ve tamamının Müslüman olduklarını anlatmıştır. Biz de Necaşi'nin kıssasından sonra bu hadiseyi daha önceki sayfalarda anlattık. Hamd ve minnet Allah'adır.
İbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), mescidde otururken ashabından Habbab, Ammar, Safvan b. Ümeyye'nin azadhsı Ebu Fükeyhe, Ye-sar ve Kureyş tarafından alaya ahnan diğer güçsüz Müslümanlar gelip yanma oturmuşlardı. Kureyşliler, bunları alaya alırken şöyle diyorlardı: "Görüyorsunuz ya işte bunlar, Muhammed'in ashabıdırlar. Biz dururken Allah, bunlara mı hidayet ve hak din lütfunda bulundu? Eğer Muhammed'in getirdiği şey hayırlı birşey olsaydı, bizden önce bunlar bu hayırlı şeye koşmazlardı. Biz dururken Allah, o hayırlı şeyi bunlara tahsis etmezdi."
Böyle demeleri üzerine Allah Teâlâ şu ayetleri inzal buyurdu:
«Sabah akşam, Rablerinin rızasını isteyerek, O'na yalvaranları kovma. Onların hesabından sana bir sorumluluk yoktur. Senin hesabından da onlara bir sorumluluk yoktur ki onları kovarak zulmedenlerden olasın.
Böylece biz onların kimini kimi ile denedik ki: "Allah, aramızdan şunlara mı lütfü layık gördü?" desinler. Allah, şükredenleri daha iyi bilen değil mi?
Ayetlerimize inananlar, sana geldikleri zaman: "Size selam olsun, de. Rabbiniz, kendi üzerine rahmeti yazmıştır. Sizden kim, bilmeyerek bir kötülük yapar da sonra ardından tevbe eder, uslanırsa muhakkak ki O, bağışlayan, esirgeyendir.» (el-En'âm, 52-54.)
îbn İshak'a göre Rasûlullah (s.a.v.), çoğu zaman Merve tepesinin yanında Cebr adındaki Hristiyan bir kölenin ibadet ettiği yerde otururdu. Cebr, Hadrem oğullarının kölesiydi. Bunu gören müşrikler: "Allah'a yemin ederiz İd Muhammed'in bize söylediği şeylerin çoğunu, kendisine Cebr öğretiyor." dediler. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti indirdi:
«And olsun M: "Muhammed'e elbette bir insan Öğretiyor" dediklerini biliyoruz. Kasdettikleri kimsenin dili yabancıdır, Kur'ân ise fasih Arapçadır.» (en-Nahî, 103.)
Bundan sonra îbn îshak, Kevser sûresinin As b. Vail hakkında nazil oluşunu da anlatır. As, Rasûlullah (s.a.v.)'m nesli kesik olduğunu, vefat edince adının, sanının yok olacağım iddia etmişti. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şöyle buyurmuştu:
«Asıl sonu kesik olan, sana buğzeden kimsedir.» Yani binlerce çocuk ve nesil bıraksa da sonu kesik olan, sana buğzeden kimsedir. Şan ve şeref ile ad, san, doğru lisan; evlad çokluğu, nesil fazlalığı ile değildir. Tefsirimizde bu sûreyle ilgili olarak geniş açıklamalarda bulunduk. Allah'a
hamd olsun.
Ebu Cafer el-Bakır'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir: As b. Vail, Peygamber (s.a.v.)'in oğlu Kasım öldüğünde böyle demişti. Kasım, bineğe binip develer üzerinde yol gidecek çağa ulaşmıştı. As, onun ölümü üzerine Rasûlullah hakkında böyle konuşunca yüce Allah, Kevser sûresini inzal buyurmuştu.
îbn îshak, şu ayetlerin nüzulü hakkında da gerekli açıklamayı yapar:
«Ona bir melek indirilmeli değil miydi? dediler. Eğer bir melek indir şeydik, iş bitirilmiş olurdu.» (el-En'âm, 8.)
Übey b. Halef, Zem'a b. Esved, As b. Vail ve Nadr b. Haris'in Rasûlullah (s.a.v.)'a: «Sana bir melek indirilmeli değil miydi ki, senin adına insanlarla konuşsun.» demeleri üzerine yukarıdaki ayet-i kerime nazil oldu.
İbn îshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Velidb, Muğire, Ümeyye b. Halef ve Ebu Cehil b. Hişam'm yanından geçerken onlar, bazı laflar atarak onunla alay etmişlerdi. Bu da Rasûlullah'ı kızdırmıştı. Bunun üzerine yüce Allah, onlar hakkında şu ayeti inzal buyurmuştu:
«Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi, ama onlarla alay edenleri, o alay ettikleri şey kuşatıverdi.» (ei-Enbiyâ, 4i.)
Ben de derim ki; Konuyla ilgili olarak yüce Allah, şöyle buyurmuştur:
«Senden önce de elçiler yalanlanmıştı. Yalanlanmalarına ve eziyet edilmelerine sabrettiler, nihayet onlara yardımımız yetişti. Allah'ın kelimelerini değiştirebilecek kimse yoktur. Sana da elçilerin haberinden bir parça gelmiştir.» (el-En'âm, 34.)
Bir başka ayette de yüce Allah şöyle buyurmuştur:
«O alay edenlere karşı biz sana yeteriz.» (ei-Hicr, 95.) Süfyan, Cafer b. İyas vasıtasıyla İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.)'le alay edenler şunlardı: Velid b. Muğire, Esved b. Abdiyağus ez-Zührî, Esved b. Muttalib Ebi Zem'a, Haris b. Aytal, As b. Vail es-Sehmî.
Cebrail geldiğinde Rasûlullah (s.a.v.), bu alayaları ona şikayet etti. Velid'i ona gösterince Cebrail, Velid'in parmak uçlarına işaret edip; "Sen ondan kurtuldun." dedi. Sonra Rasûlullah, Esved b. Muttalib ı ona gösterince Cebrail, onun boynuna işaret etti ve; "Artık ondan kurtuldun." dedi. Sonra Rasûlullah, Esved b. Abdiyağus'u ona gösterince Cebrail onun başına işaret etti ve; "Artık sen ondan kurtuldun." dedi. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), Haris b. Aytal'ı Cebrail'e gösterdi. O da onun karnına işaret ederek; "Artık sen ondan kurtuldun." dedi. As b. Vail yanlarından geçerken Cebrail, onun ayak tabanına işaret ederek; "Artık sen bundan da kurtuldun." dedi.
Velid'e gelince o, kendisine ait mızrağın ucunu sivriltmekte olan Huzaah bir adamın yanma gitti. Adamın elindeki mızrak, Velid'in parmak uçlarına isabet etti. Parmaklarını kesti.
Esved b. Abdi yağusun da başında çıbanlar çıktı. O çıbanlar yüzünden öldü.
Esved b. Muttalib'e gelince, o da kör oldu. ŞöyleM: O semure ağacının altına gidip oturmuş ve şöyle demeğe başlamıştı: "Ey oğullarım, beni savunmayacak mısınız? îşte beni öldürüyorlar!"
Oğulları da; "Birşey gördüğümüz yok." demişlerdi. O ise sözüne devamla şöyle diyordu: "Oğullarım, işte ben ölüyorum. Beni korumayacak mısınız? işte diken gözlerime battı."
Oğulları ise: "Birşey göremiyoruz." demişlerdi. Gözleri kör oluncaya kadar o, feryadını devam ettirmişti.
Haris b. Aytal'a gelince, onun karnında sarı su toplanmış, hastalanmıştı. Öyleki pisliği ağzından çıkıyordu. Bu sebeple de ölmüştü.
As b. Vail de günün birinde başına diken batmış, kafası şişmiş ve bu sebeple ölmüştü. Başka biri ise şöyle demiştir: As b. Vail, merkebe binerek Taif'e gidiyordu. Merkebi onu dikenlikte yere atmış, ayaklarının altına bir diken batmış ve bu sebeple ölmüştü.
İbn îshak dedi ki: Peygamber (s.a.v.)'i alaya alan kimseler, kendi' kavimleri içinde yaşlı ve şerefli kimselerdi. Bunlardan biri Esved b. Muttalib oğlu Zem'a idi. Rasûlullah (s.a.v.): «Allahım, onun gözünü kör et ve anasını ağlat.» diyerek ona beddua etmişti. Diğer alaycılar da şunlardı: Evsed b. Abdiyağus, Velid b. Muğire, As b. Vail ve Haris b. Tulati-le.
İbn İshak'a göre Cenâb-ı Allah, onlar hakkında şu ayetleri inzal buyurmuştur:
«Sen emrolunduğun şeyi açıkça söyle ve ortak koşanlara aldırma. O alay edenlere karşı biz sana yeteriz. O, Allah ile beraber başka tanrı tutanlar, yakında (yaptıklarının sonucunu) bileceklerdir!» (ei-Hicr, 94-96.)
îbn İshak'a göre bu alaycılar, Ka'be'yi tavaf etmekte iken Cebrail, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelmiş, ikisi yanyana duruyorlarken yanlarından Esved b. Muttalib geçmişti. Cebrail, yeşil bir yaprağı onun yüzüne fırlatmış, bunun üzerine Esved kör olmuştu.
Bundan sonra Esved b. Abdiyağus yanlarından geçerken Cebrail, onun karnına işaret etmiş, karnı su toplamış, şişmişti. Bu yüzden ölmüştü.
Bundan sonra Velid b. Muğire yanlarında geçerken Cebrail, iki sene önce ayağında meydana gelen bir yaraya işaret etmişti. Velid, iki sene önce kendisi için bir oku sivriltmekte olan Huzaalı bir adamın yanına gitmiş, adamın elindeki ok, Velid'in eteğine değmiş, onu azıcık delmişti. Bu sebeple Velid, İM sene sonra Cebrail'in işaretinden bir müddet sonra ölmüştü. Bundan sonra As b. Vail yanlarından geçerken Cebrail, onun ayak altına işaret etmişti. Bilahare As, eşeğine binerek Taif'e giderken hayvan onu dikenlikte yere atmış, bir diken ayağının altına batmış, bu sebeple de ölmüştü. Bundan sonra Haris b. Tulatil yanlarından geçerken, Cebrail onun başına işaret etmiş, bilahare başı cerahatlanarak ölmüştü.
İbn İshak'a göre Velid b. Muğire, Ölüm döşeğinde iken Halid, Hişam ve Velid adındaki üç oğluna şu vasiyette bulunmuştu:
- Oğullarım! Size üç vasiyette bulunuyorum:
1- Benim kanım, Huzaalılarm boynundadır. Kanım boşa gitmesin. Allah'a yemin ediyorum ki, benim ölümümden onlar sorumlu değildirler. Ancak bugünden sonra kanımı aramadığındanız dolayı size küfredilme sinden korkuyorum.
2- Benim faiz alacağım, Şakulilerdedir. Onu onlara bırakmayın, tahsil edin.
3- Ebu Üzeyhir ed-Devsî'de benim mehir alacağım vardır. Sakın bunu onlarda bırakmayın.
Ebu Üzeyhir, kızını Velide nikahlamıştı ama gerdeğe girmesine müsaade etmemişti. Mehrini aldığı halde ölünceye kadar kızını ona teslim etmemişti. Bu yüzden Velid, mehrini ondan almalarını oğullarına vasiyet etmişti.
Velid'in ölümünden sonra Manzum oğulları, diyet talebi ile Huzaa-lılara saldırdılar. "Adamınızın oku kendisine isabet ettiği için Velid öldü, dediler. Huzaalılar diyet vermeye yanaşmadılar. Karşılıklı şiirler okudular. İki kabile arasındaki ihtilaf büyüdü. İş kızıştı. Nihayet Huzaalılar, diyetinin bir kısmını verince anlaştılar. Ve birbirlerine kar-Şi savaş açmaktan vazgeçtiler.
ibn îshak dedi ki: Bundan sonra Hişam b. Velid, Zülmecaz panayınnda Ebu Üzeyhir'e saldırıp öldürdü. Ebu Üzeyhir, kendi kavmi içinde şerefli bir kimse idi. Kızı, Ebu Süfyan'm nikahında idi.Öldürülmesi, Bedir vak'asından sonra oldu. Onun öldürülmesi yüzünden Ebu Süfyan oğlu Yezid, insanları Mahzum oğullarına karşı topladı. O esnada, babası orada hazır değildi. Ebu Süfyan gelince, oğlunun bu yaptığına kızdı. Kınayıp onu dövdü. Ebu Üzeyhir'in diyetini verdi ve oğluna şöyle dedi: "Devsli bir adam yüzünden Kureyşlilerin birbirlerini öldürmesine mi çalıştın?"
Hassan b. Sabit de, Ebu Üzeyhir'in kanını aramak için Ebu Süfyan'ı kışkırtıcı bir kaside yazmıştı. Bunun üzerine Ebu Süfyan, şöyle demişti:
"Bedir savaşında eşrafımız gittiği halde, birbirimizi öldürmeye teşvik eden Hassan'm zannı, ne kötü bir zandır!"
Halid b. Velid, Müslüman olup Rasûlullah ile birlikte Taife gidince, babasının Taiflilerden faiz alacağının tahsilini ondan istemişti.
İbn îshak dedi ki: Bazı ilim ehlinin bana anlattıklarına göre şu ayetler bu hususta nazil olmuşlardır: «Ey inananlar! Allah'tan korkun, eğer inanıyorsanız faizden geri kalan kısmı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasûluyla savaşa girdiğinizi bilin. Tevbe ederseniz ana sermayeniz sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız.» (ei-Bakara, 278-279.)
İbn îshak dedi ki: İslâmiyet'in insanları birbirlerine karşı koruyucu olarak gelişine kadar, Üzeyhiroğulları arasında başkalarına karşı bir kan davası ve intikam talebi bulunduğunu bilmiyorduk. Ancak Dırar b. Hattab b. Mirdas el-Eslemî, birkaç Kureyşli ile birlikte Devs diyarına gitmiş. Ümmü Gaylan adında, Devslilerin azadlısı olan bir kadının yanına misafir olmuşlardı. O kadın gelinlerin çeyizini hazırlar, onları süsleyip saçlarım tarardı. (Bir nevi kuaförlük yapardı.) Devsliler, onun misafiri olan Kureyşlileri, Ebu Üzeyhir'in intikamını almak amacıyla öldürmek istemişlerdi. Ama Ümmü Ğaylan ve beraberindeki kadınlar, Kureyşli misafirleri Devslilere karşı korumuşlardı.
Süheylî'ye göre Ümmü Gaylan, Dırar'ı elbisesi ile vücudu arasında gizlemişti.
İbn Hişam dedi ki: Hz. Ömer, halife olduğu zaman Ümmü Gaylan onun yanma gelmişti. Dırar'ın, Hz. Ömer'in kardeşi olduğunu sanıyordu. Ama Hz. Ömer, ona şöyle demişti:
- O, benim sadece din kardeşimdir. Ona iyilik yaptığını biliyorum.
Böyle dedikten sonra Hz. Ömer, onu yolcu olarak kabul etmiş ve ona bir miktar ganimet malı vermişti.
İbn Hişam dedi ki: Dırar b. Hattab, Uhud savaşında Hz. Ömer'in yanma varmış, mızrağının yan tarafiyla ona vurup kendisine şöyle demişti: "Kaç ey Ömer kaç, seni öldürmiyeyim!"
İslâm'a girişinden sonrada Hz. Ömer, onun bu iyiliğini unutmamışti. Allah ikisinden de razı olsun.

