İbn İshak, Mus'ab b. Ümeyr'in daha sonra Mekke'ye döndüğünü söyler. Ensâr'dan bazı Müslümanlar, kendi kavimleri olan müşriklerin hacılarıyla birlikte Mekke'ye geldiler. Cenâb-ı Allah, kendilerine ikramda bulunmak, peygamberine yardım etmek, ehl-i İslâm'a ve Müslümanlığa destek vermek, şirke ve müşriklere zillet vermek istediği bir zamanda bunlar, teşrik günlerinin ortalarında Akabe'de Rasûlul-lah'la buluşmak üzere sözleştiler.
Mabed b. Kal) b. Malik'in bana anlattığına göre Ensâr arasında en bilgili bir şahsiyet olan kardeşi Abdullah b. Kab'a, Akabe'de hazır bulunup Rasûlullah'a bey'atta bulunan babası Ka'b şöyle demiş: - Müşrik olan kavmimizin hacılanyla birlikte Medine'den yola çıktık. Namaz kıldık. Dinimizin hükümlerini anladık. Beraberimizde Bera b. Marur'da vardı. O bizim efendimiz ve büyüğümüzdü. Yolculuğa yöne-lip Medine'den çıktığımızda Bera b. Marur, bize şöyle dedi:
- Ey Millet! Bende bir fikir ve görüş hasıl oldu. Bu görüşüme muvafakat edip etmiyeceğinizi bilemiyorum.
- Nedir, o görüşün?
- Ben, Ka'be'yi arkama alarak değil de Ka'be'ye yönelerek namaz kılmayı düşünüyorum.
- Vallahi Rasûlullah'm, Kudüs'ten başka bir. yere yönelerek namaz kıldığını duymadık. Biz, ona muhalif hareketlerde bulunmak istemiyoruz.
- Doğrusu ben, Ka'be'ye yönelerek namaz kılacağım.
- Ama biz böyle yapmayız.
Namaz, vakti geldiğinde biz, Kudüs'e yöneldik. O ise, Ka'be'ye yöneldi. Bu şekilde namazlarımızı kıldık. Nihayet Mekke'ye vardık. Bu yaptığından ötürü onu kınadık ama o, Ka'be'den başka bir yere yönelmemekte ısrar etti. Mekke'ye geldiğimizde Bera, bana şöyle dedi:
-Yeğen, beni Rasûlullah'a götür ki, bu yolculuk esnasında yaptığımızın hükmünü ona sorayım. Çünkü bu hususta, kalbime şüphe düştü. Zira bu hususta, sizin bana muhalefet ettiğinizi gördüm.
Çıkıp Rasûlullah'm yerini sormaya başladık. Onu tanımıyorduk. Daha önce görmüşlüğümüz de yoktu. Mekkelilerden bir adama rastladik. Ona, Rasûlullah'ı sorduk. O da bize şöyle sordu:
- Siz, onu tanıyor musunuz?
- Hayır.
- Amcası Abbas b. Abdülmuttalib'i tanıyor musunuz?
- Evet. (Abbas'ı önceden tanırdık. Çünkü öteden beri ticaret maksadıyla hep bize gelirdi.)
- Siz, mescide girdiğinizde Abbas'm yanında oturan adam, Rasûlullah olacaktır.Mescide girdik. Baktık ki Abbas ile Rasûlullah, bir arada oturuyorlar. Onlara selam verip yanlarına oturduk. Rasûlullah, Abbas'a sordu:
- Ey Eba Fadl! Şu iki adamı tanıyor musun?
- Evet. Bu, kavminin efendisi Bera b. Marur, diğeri de Ka'b b. Malik'dir.
Allah'a andolsun ki Rasûlullah (s.a.v.)'m, «Şair mi?» sözünü ve onun da: "Evet." sözünü hiç unutmam. Bera b. Marur ona şöyle dedi:
- Ey Allah'ın peygamberi! Bu seferime çıktım. Allah, beni İslâm'a kavuşturdu. Ben, bu binayı yani Ka'be'yi arkama almamayı uygun gördüm, ona doğru yönelip namaz kıldım. Arkadaşlarım ise, bu hususta bana muhalefet ettiler. Bundan dolayı içimde bir şüphe meydana geldi. Ya Rasûlallah, buna sen ne dersin?
- Sen, bir kıble üzereydin. Onda sebat etseydin ya!
Bunun üzerine Bera, Rasûlullah'm yöneldiği kıbleye yani Kudüs'e yönelmeye ve bizimle birlikte aynı istikamete doğru namaz kılmaya başladı. Ailesinin iddiasına göre o, ölünceye kadar Ka'be'ye yönelerek namaz kılmıştır. Ama gerçek böyle değildir. Bu durumu biz, onlardan daha iyi biliyoruz. Ka'b b. Malik dedi ki: Sonra hacca gittik. Rasûlullah ile Akabe'de bayram günlerinde buluşmak üzere sözleştik. Rasûlullah'la sözleştiği-miz gece, hac işlerini bitirdik. Yanımızda Abdullah b. Amr b. Haram Ebu Cabir de vardı.O, bizim efendilerimizden biri idi. Onu yanımıza aldık. Durumumuzu, bizimle birlikte olan kavmimizin müşriklerinden gizliyorduk. Onunla konuştuk ve ona dedik ki:
- Ey Ebu Cabir! Sen, efendilerimizden birisin, eşranmızdansm.Biz seni içinde bulunduğun halden dolayı, yarın Cehennem'in odunu olmandan uzaklaştırmak istiyoruz.
Böyle dedikten sonra onu İslâm'a davet ettik. Rasûlullah'ın, Akabe'de bizimle buluşmak üzere sözleştiğini kendisine bildirdik. O da Müslüman oldu. Bizimle birlikte Akabe'de hazır bulundu. Temsilcimiz oldu.
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de on yıl kaldı. Bu süre içinde Ukaz, Mecenne ve diğer panayırlara katılan Arap kabilelerine baş vurarak:
- Allah'ın bana verdiği görevi yerine getirene kadar bana yer verip yardım edecek ve bu hizmetime karşılık Cennet'i kazanacak kimse yok mu? diyor ve fakat hiç kimse çıkıp:
- Biz, sana yer vereceğiz ve yardım edeceğiz, demiyordu.
Hatta bir kişi, Yemen'den veya Mudar oğullarının herhangi bir kabilesinden panayıra gelmek için evinden çıktığı zaman, kavmi kendisine:
- Sen, Mekke'ye gidiyorsun. Dikkatli ol. Kureyşlilerin adamı, seni kandırıp yoldan çıkarmasın, diyor ve Rasûiullah (s.a.v.), aralarından geçerken onu parmakla birbirlerine gösteriyorlardı.
Nihayet Cenâb-ı Allah, bizi, ona Medine'den gönderdi ve onu aramıza alarak iman ettik. O derecede M, aileden bir kişi çıkıp ona iman ediyor. Ondan Kur'ânayetlerini dinliyor ve evine döndüğü zaman bütün ev halkı o kişiye uyarak Müslüman oluyordu. Böylece Müslüman bulunmayan ve Müslümanlığı açıkça söylemeyen bir ev dahi kalmadı. Sonra toplanıp birbirimize danıştık ve:
- Allah'ın peygamberi ne zamana kadar Mekke dağlarında kalacak ve şuradan buradan kovulup duracak? dedik.
Bunun üzerine bizden yetmiş kişi yola çıktı. Nihayet Mekke'ye gelip Şi'bu'l- Akabe'de kendisiyle buluşmak üzere sözleştik. Birer ikişer kişi gelip orada toplandıktan sonra kendisine:
- Ya Rasûlallah, ne üzerine sana bey'at edeceğiz? dedik.
- Bana her şartta uyacaksınız, darlıkta ve bollukta geçimimi sağlayacaksınız, iyiliği emir ve kötülükten nehyedeceksiniz. Hakkı söylemekte kimseden korkmayacaksınız. Kendinizle aile ferdlerinizi nasıl koruyorsanız, beni de öylece koruyacaksınız. Buna karşılık ben de size, Cennet'i vaad ediyorum, dedi.
Bunun üzerine benden başka yaşça en küçükleri olan Es'ad b. Zürare, elini tutup kalktı ve şöyle dedi:
- Ey Medineliler! Beni biraz dinleyin. Biliyorsunuz ki bu adama, Allah'ın peygamberi olduğuna inandığımız için, develerin karnını dövüp gelmiş bulunuyoruz. Onu yanımıza alıp götürsek, bütün Araplara düşmanlık ilan etmiş oluruz. Yarın bir çok adamlarımız, bu yolda kurban olacaklar ve kalanlar da kılıç darbelerine hedef olacaklar. Eğer siz buna dayanacaksamz onu alıp götürelim, yüce Allah da bizim sevabımızı verecektir. Eğer kendinizden korkup buna dayanamayacaksanız, şimdiden söyleyin de onu götürmeyelim. Zira peşin olarak söyleyip işe girişmemek, girişip de işi yarıda bırakmaktan iyidir.
Ona, arkadaşları şöyle dediler:
- Ey Es'ad, bırak bunları. Allah'a yemin ederiz ki biz, bu bey'atı ter-ketmeyeceğiz ve hiç kimse onu bizden alamayacaktır.Bunun üzerine kalkıp birer birer Rasûlullah'a bey'at ettik. O da bize şartları bir bir söyledi ve karşılığında bize Cennet'i vadetti.
İmam Ahmed b. Hanbel, Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah.(s.a.v.), bizimle bey'atta bulunurken Abbas, onun elini tutmuştu. Bey'at sona erince Rasûiullah şöyle buyurdu: "Aldım ve verdim."
Bezzar, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûiullah (s.a.v.), Ensâr'm temsilcilerine (nakiplerine) şöyle dedi:
- Beni barındıracak ve beni koruyacaksınız değil mi?
- Evet. Ama" mun karşılığında bize ne var?
- Cennet var!
İbn İshak, Ka'b b. Malik'in şöyle dediğini de rivayet eder: O gece, kavmimizle birlikte eşyalarımızın yanında uyuduk. Gecenin üçte biri geçtiğinde Rasûiullah ile sözleştiğimiz yere gittik. Bağırtlak kuşunun yuvasından çıkması gibi gizlice Akabe'deki boğazda toplandık. Yetmiş üç kişi idik. Bizimle birlikte iki de kadın vardı. Bunlar Nesîbe binti Ka'b, Ümmü Ammare ki bu, Beni Mazin b. Neccar'm kadınlarındandır. Esma binti Amr b. Adiy b. Nabi ki bu da, Beni Seleme'nin kadınlarındandır. Bu kadın Ümmü Meni'dir.
Boğazda toplandık. Rasûiullah'ı bekliyorduk. Beraberinde amcası Abbas b. Abdülmuttalib'le birlikte geldi. O, henüz kavminin dini üzere idi. Ancak yeğeninin işinde hazır bulunmayı ve onu güvence altına almayı arzu ediyordu. Oturduğu zaman ilk konuşan Abbas b. Abdülmut-talib oldu ve şöyle dedi:
- Ey Hazreç topluluğu! (O zaman Araplar, Ensâr'm hem Evs, hem de Hazreç kabilelerine birlikte Hazreçliler diye hitap ederlerdi.) Doğrusu bildiğiniz gibi, Muhammed bizdendir. Ve biz, onu kavmimizden koru-muşuzdur. O millet ve memleketi içinde izzet ve emniyet içindedir. Sizden başka kimseye katılmak istemiyor. Eğer siz, kendisine vaad ettiğiniz şeyleri yerine getireceğinize, onu muhaliflerine karşı koruyacağınıza güveniyorsanız, size ve yüklendiğiniz bu sorumluluğa diyeceğim yoktur. Ama onu, yanınıza götürdükten sonra yardımsız bırakacağınızı ve kendi haline terkedeceğinizi düşünüyorsanız, onu şimdiden bırakın. Çünkü o, kavminde ve beldesinde izzet ve kuvvet içindedir.
Biz de ona şu cevabı verdik:
- Söylediklerini duyduk. Sen anlat ey Allah'ın Rasûlü. Kendin için ve Rabbin için istediğin sözü bizden al.
Rasûiullah (s.a.v.), konuştu. Kur'ân okudu ve Allah'a davet etti. insanları, İslâm'a imrendirip teşvik etti. Sonra da şöyle buyurdu:
- Kadınlarınızı ve çocuklarınızı koruduğunuz şeylere karşı, beni de korumanız üzere sizinle bey'atleşiyorum.
Bera b. Marur, onun elini tuttu. Sonra şöyle dedi:
- Evet, seni hak peygamber olarak gönderene yemin ederim ki, seni, kadınlarımızı koruduğumuz gibi koruyacağız. Ey Allah'ın Rasûlü bizimle bey'atleş. Çünkü Allah'a yemin ederim M, biz savaş erbabı kimseleriz. Bu kabiliyet, atalarımızdan bize miras olarak gelmiştir. Bera Rasûlullah'la konuşmakta iken Ebü'l-Heysem b. et-Teyhan araya girip şöyle konuştu:
- Ya Rasûlallah, bizimle bazı adamlar (yani Yahudiler) arasında ipler vardır. Biz, bu ipleri koparacağız. Böyle yaptığımız takdirde sonra Allah, seni güçlendirip iktidara getirirse, bizi bırakıp kavmine döner misin?
Rasûlullah (s.a.v.), bu soru karşısında gülümsedi. Sonra şöyle buyurdu:
- Hayır, aksine.. Kanınız kanımdır. Hareminiz haremimdir.Ben sizdenim, siz de bendensiniz. Sizin savaştıklarınızla savaşırım. Barıştıklarınızla da barışırım.Ka'b b. Malik dedi İd: Rasûlullah (s.a.v.), şöyle buyurdu:
"Aranızdan bana on iki temsilci çıkarın ki, kavimlerinin üzerine hakim olsunlar." Bunun üzerine orada hazır bulunan Hazreçliler dokuz, Evsliler de üç temsilci çıkardılar.
İbn İshak, bu temsilcilerin şunlar olduğunu söyler: Ebu Umame Es'adb. Zürare,Sa'db. Rebib. Amrb. EbiZüheyrb. Malikb. İmrul-Kays b. Malik b. Salebe b. Kal) b. Hazreç b. Haris b. Hazreç, Abdullah b. Reva-ha b. Sa'lebe b. Îmru'1-Kays b. Malik b. Sa'lebe b. Ka'b b. Hazreç b. Haris b. Hazreç, Rafı b. Malik b. Aclan, Bera b. Marur b. Sahr b. Hansa b. Sinan b. Übeyd b. Adiy b. Ganm b. Ka'b b. Seleme b. Sa'd b. Ali b. Esed b. Saride b. Yezid b. Cüşem b. Hazreç, Abdullah b. Amr b. Haram b. Sa'lebe b. Haram b. Ka'b b. Ğanm b. Ka'b b. Seleme, Ubade b. Samit, Sa'd b. Ubade b. Düleym b. Harise b. Ebi Hüzeyme b. Sa'lebe b. Tarif b. Hazreç b. Saide b. Ka'b b. Hazreç ve Münzir b. Amr b. Hüneys b. Harise b. Levzan b. Abdi Vûd b. Zeyd b. Sa'lebe b. Hazreç b. Saide b. Ka'b b. Hazreç.
Bunlar Hazreçlilerin dokuz temsilcisi idi.
Evslilerin üç temsilcisi de şunlardı: Üseyd b. Hudayr b. Simak b. Atik b. Rafı b. Îmru'1-Kays b. Zeyd b. Abdu'l-Eşhel b. Cüşem b. Hazreç b. Amr b. Malik b. Evst Sa'd b. Hayseme b. Haris b. Malik b. Ka'b b. Nahhat b. Ka'b b. Harise b. Ganm b. Selm b. İmrul-Kays b. Malik b. Evs ve Rufaa b. Abdülmünzir b. Züneyr( el-İstiab'da "Zübeyr" şeklindedir.) b. Zeyd b. Ümeyye b. Zeyd b. Malik b. Avf b. Amr b. Avf b. Malik b. Evs.
İbn Hişam dedi ki: İlim ehli kimseler, bunlar arasında Rufaa'nın yerine Ebu'l-Haysem b. etTayyihan'dan bahsederler. Yunus'un, İbn îshak'tan naklettiği rivayette de bu böyledir. Süheylî ile îbn Esir de bu görüşü benimsemişlerdir.
Sonra İbn Hişam, bu on iki temsilciyle ilgili olarak Ka'b b. Malik'in şu şiirini delil olarak ileri sürmüştür:
"Übeyy'e bildir ki, onun görüşü boşa çıktı, Akabe boğazı zamanı geldi.Allah, senin yaptıklarım kabul etmemiştir, senin yaptıkların gösteriş ve şöhret içindir.
Ebü Süfyan'a bildir, anladık ki Ahmed'de Allah'ın hidayetinden bir nur göründü.
İstediğin şeyde aşırı gitme, toplayabileceğin şeyleri topla.
Al ve bilki, sana olan sözlerimizi bozmak için kavim, bir bir peşine geldiklerinde istemediler.
Bera ve İbn Amr, ona razı olmadılar.
Esad'ta sana karşı, ona razı olmadı.
Rafi ve Sa'd ona razı olmadı.
Said ve Münzir, eğer bunu hile ile yapmayı isterse, elbette senin
burnunu keseceğim.
îbn Rebi'nin ahdini aldımsa, o ahdini bırakacak değildir, istemez de.
Ve yine îbn Revaha da ahdini geri vermez.
Ona göre ahdi bozmak, bir zehirdir.
Kavkali b. Samit, senin hile ile talep ettiğinde genişlik içinde, yüksek bir yerdedir.
Ebu Heysem de yine onun gibi vefakardır. Verdiği sözü yerine getirmek için, ikrar ve teslimiyet gösterir.
Eğer İbn Hudayr'dan bir tamah istersen, acaba azgınlığın şiddetli ahmaklığından çıkacak değil misin?
Sa'd ki, Amr b. Avf m kardeşidir. O kayırıcıdır ve kendini müdafaa eder.
Bir işi, hile ile istediğini engeller.
Onlar böyle yıldızlardır ki, gecenin karanlığında doğmuşlardır. Senin üzerine uğursuzlukla batmazlar."
İbn Hişam dedi ki: Bu şiirinde Ka'b, temsilciler arasında Ebü'l-Heysem b. et-Teyyihan'dan söz etti. Ama Rüfaa'yı anmadı.
Ben de derim ki: Sa'd b. Muaz'ı anlattı. Ama o, asla temsilcilerden değildir. O gece Akabe'de hazır bulunmamışlardır.
Yakup b. Süfyan, Malik'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Akabe gecesinde Ensâr yetmiş kişi idi. On iki temsilcileri vardı.Bu temsilcilerin dokuzu Hazreç kabilesinden, üçü de Evs kabilesindendi. Ensâr'dan bir adamın bana anlattığına göre o gece Cebrail, Akabe'de hazır bulunanlar arasından kimi temsilci seçeceğini Rasûlullah'a bizzat işaret edip gösteriyormuş. O gece seçilen temsilcilerden biri de, Üseyd b. Hudayr'dı.
İbn İshak, Abdullah b. Ebu Bekir'den rivayette bulunarak Rasûlullah (s.a.v.)'m temsilcilere şöyle dediğini nakleder:
- Siz, kavminizin kefillerisiniz. Havarilerin, İsa b. Meryem için kefillik ettikleri gibi. Ben de kavmimin üzerine kefilim.
- Evet, dediler.
Asım b. Ömer b. Katade'nin bana anlattığına göre kavim Rasûlullahla bey'atleşmek için toplandıkları zaman Abbas b. Ubade b. Nadle el-Ensârî -Beni Salim b. Avf in kardeşi- şöyle demişti:
- Ey Hazreç topluluğu! Bu adamla niçin bey'atleştiğinizi biliyor musunuz?
- Onlar, evet dediler.
- Siz onunla, insanların kırmızısı ve siyahıyla savaşmak üzere bey'atleşiyorsunuz. Eğer mallarınıza bir felaketin gelmesiyle eksildik-leri ve eşrafınız helak oldukları zaman onu kendi başına yardımsız bırakmayı düşünüyorsanız, bunu şimdiden yapınız. Allah'a yemin ederim ki, eğer böyle birşey yaparsanız, bu dünya ve ahiretin zararıdır. Eğer onun davet ettiği şeyde malların eksilmesine ve eşrafın öldürülmesine rağmen ona vefakarlık edeceğinizi düşünüyorsanız, onu tutunuz. Vallahi bu, dünya ve ahiretin hayrıdır.
Buna karşılık onlar:
- Biz onu, malların musibete maruz olmasına ve eşrafın öldürülmesine rağmen tutarız. Ya Rasûlallah! Eğer biz, bu sözümüze bağlı kalırsak buna karşı bizim için ne vardır? dediklerinde Rasûlullah:
- Cennet vardır, dedi. Öyleyse elini ver.
Rasûlullah da elini verdi. Onunla bey'atleştiler. Asım b. Ömer b. Katade'ye gelince, o şöyle dedi:
- Allah'a yemin ederim ki bunu, Abbas başka şey için söylemedi. Ancak Rasûlullah'a verilen andlaşmayı pekiştirmek için söyledi.
Abdullah b. Ebu Bekir'in görüşüne göre o, bey'atı bir başka geceye ertelemek maksadıyla böyle söylemiştir. Ayrıca o böyle demekle Abdullah b. Übey b. Selül'ün -Hazreçlilerin lideri- gelmesini ümid ediyordu ki, durum dahada kesinlik kazansın. Bu ihtimallerden hangisinin doğru' olduğunu elbetteki yüce Allah, daha iyi bilir.
İbn İshak dedi ki: Neccaroğullarının iddiasına göre Rasûlullah'm elini tutup bey'at yapan ilk şahıs, Ebu Umame Es'ad b. Zürare'dir. Ab-dü'l- Eşhel oğullarına göre ise, Ebü'l-Heysem b. etTeyyihan'dır. Mabed b. Ka'b'm rivayetine göre Ka'b b. Malik şöyle demiştir: Bey'at için Rasûlullah'm elini tutan ilk kişi, Bera b. Marur'dur. Ondan sonra Rasûlullah, oradakilerin tamamı ile bey'atleşti.
"Üsdü'1-Gabe" adlı eserde İbn Esir şöyle der: Seleme oğullarının iddiasına göre o gece, Rasûlullahla bey'atleşen ilk şahıs, Ka'b b. Malik'tir.
Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Tebük gazvesinden geri kalışından bahsederken Ka'b b4. Malik'in şöyle dediği nakledilir: «İslâm üzere birbirimize söz verip bey'at yaptığımızda Akabe gecesinde Rasûlullahla beraber bulundum. Her ne kadar insanlar arasında Bedir'in şanı daha çok ise de, Akabe gecesine karşılık Bedir'de hazır bulunmayı daha fazla sevecek değilim.»
Beyhakî, Amir eş-Şa'bînin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), amcası Abbas'la birlikte Akabe'de ağacın altında bulunan yetmiş kişilik Ensâr topluluğuna doğru gitti. Yanlarına varıp şöyle dedi:
- Sözcünüz konuşsun ve konuşmayı uzatmasın. Çünkü müşriklerin casusları, sizleri arıyorlar. Eğer burada olduğunuzu anlarlarsa, sizi perişan ederler.
Ensâr'ın sözcüsü Ebu Umame şöyle dedi:
- Ya Muhammedi Rabbin için ne dilersen dile. Sonra kendi şahsın için ne dilersen dile. Daha sonra bunu yaptığımız takdirde Allah'ın bize ve size vereceği sevabı anlat. Bunun üzerine Hz. Peygamber ;
- Rabbim için sizden istediğim şudur ki, ona ibadet edesiniz ve hiç birşeyi O'na ortak koşmayasmız. Kendi şahsım ve ashabım için de istediğim şudur ki, bizleri barındır asınız, bize yardım edesiniz ve kendinizi koruduğunuz gibi bizi de koruyasmız.
- Bunu yaparsak, bizim için ne vardır?
- Sizin için Cennet vardır.
- Öyleyse biz, bu istediklerini sana vereceğiz.
Beyhakî, Rufaa'nm şöyle dediğini rivayet eder: Bir yerden bir takım şarap tulumları gelmişti. Ubade b. Samit de gelip onları delerek şöyle dedi:
"Biz, Rasûlullah (s.a.v.)'a Cennet karşılığında, dinî emirlere itaat etmekte ihmalkar davranmamak, darlık ve bolluk hallerinin ikisinde de infak etmek, iyiliği emir ve kötülükten vazgeçirmek, yericilerin yermesi korkusundan ötürü hakkı söylemekten ayrılmamak ve Hz. Peygamber Medine'ye geldiği zaman kendimizi, kadın ve çocuklarımızı koruduğumuz gibi onu da korumak üzerine bey'at ettik. İşte bizim, bey'at ettiğimiz şeyler bunlardır."
Yunus, İbn îshak'tan Ubade b. Samit'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber Efendimiz'e, bize verilen emirleri yerine getirmek için -ister elimiz dar olsun ister bolluk içinde olalım, bize edilen emir ister hafif ister ağır gelsin- savaşmak, itaat etmek, başkalarını kendimizden önde tutmak, işin ehli dururken işe göz dikmemek ve -nerede olursak olalım- hiç kimseden korkmamak, hakkı söylemek üzere bey'at ettik."
İbn îshak, Ka'b b. Malik'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) ile bey'atleştiğimiz zaman Şeytan, Akabe'nin başından, şimdiye kadar işittiğim seslerden çok daha nüfuzlu bir sesle şöyle ünledi:
- Ey Cebacib (evler) halkı! Dinden çıkmış kimselerin de beraberinde bulunduğu bu çok yerilmiş kişiden haberiniz yok mudur? Sizinle savaşmak üzere toplanmışlardır.
Bunun üzerine Rasûlullah, şöyle dedi:
- Bu, Ezebbü'l-Akabe'dir, Ezyeb'in oğludur. (Bu, şemanın isimlerinden biridir.) Duyuyor musun ey Allah'ın düşmanı? Sırası gelince seninle de uğraşacağım.
Böyle dedikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), dönüp bize:
- Eşyalarınızın yanına gidiniz, diye talimat verdi. Bunun üzerine Abbas b. Ubade b. Nadle, ona dedi ki:
- Seni hak ile gönderen Allah'a yemin ederim ki Ya Rasûlallah eğer dilersen yarın Mina halkının etrafını kılıçlarımızla doldururuz. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bununla emrolunmadık. Fakat yolculuk eşyalarınızın yanına dönünüz, dedi.
Biz de yataklarımıza döndük ve Öylece sabaha kadar uyuduk.
Sabahleyin bir grup Kureyş büyükleri yanımıza geldiler, yerlerimize girip şöyle dediler:
"Ey Hazreç topluluğu, duydukki siz, bu arkadaşımıza gelmişsiniz. Onu aramızdan çıkartmak istiyörmüşsünüz. Ve onunla bize karşı savaşmak üzere bey'atleşiyormuşsunuz. Valahi bir savaş çıkarsa, size kızdığımız kadar hiçbir kabileye kızmayız."
Bunun üzerine kavmimizin müşriklerinden orada bulunanlar, ortaya atılarak böyle birşeyin olmadığına ve bunu bilmediklerine dair Allah'a yemin ettiler. Aslında doğru söylemişlerdi. Çünkü bey'atten haberleri yoktu. Biz de birbirimize bakıyorduk. Sonra Kureyşliler kalk-ü.Aralarında Haris b. Hişam b. Muğire el-Mahzumî de vardı. Ayaklarında bir çift yeni ayakkabı vardı. Ben, yanım dakileri de ortak edercesine bir söz söyledim:
"Ey Ebû Cabir! Sen, bizim için bir efendisin, Kureyşli gencin ayakkabıları gibi bir çift ayakkabı alamaz mısın?"
Haris, bu sözümü işitti ve ayaklarından ayakkabılarını çıkart-ü.Sonra onları bana verip şöyle dedi: - Sen onları giymelisin. Ebu Cabir ise şöyle diyordu.
- Yapma, vallahi genci kızdırdın. Onun ayakkabılarını ona geri ver. Dedim ki:
- Vallahi onları geri vermeyeceğim. Vallahi bu iyi bir şanstır. Şansım doğru çıkarsa, onu ondan zorlada olsa alacağım.
İbn îshak, Abdullah b. Ebu Bekir'in kendisine şöyle dediğini nak-letmiştir: Onlar, Abdullah b. Übey b. Selül'e gittiler ve ona Kaş'ın söylediği sözün aynısını söylediler. O da onlara şöyle dedi:
"Allah'a yemin ederim ki, bu büyük bir iştir. Kavmim böyle bir nimeti, benden gizlemiyecek sanıyorum ve böyle bir işin olduğunu da bilmiyorum." Bu konuşmadan sonra onlar, yanından ayrılıp gittiler. Halk, Mina'dan Mekke'ye hareket etti. Kureyşliler, haberin aslını araştırıp ondan çok söz etmeye başladılar. Baktılar ki iş işten geçmiş, sonra bey'at edenleri aramaya çıktılar. Ezahir'de Sa'd b. Ubade ve Munzir b. Amr'e kavuştular. (Münzir, Beni Saide b. Ka'b b. Hazreç'in kardeşidir. Bunların ikisi de temsilci idiler.) Fakat Münzir'i yakalayamadılar. Sa'd'e gelince onu yakaladılar. Yükünün şeridiyle ellerini boynuna bağladılar. Onu geri çevirip döverek ve perçeminden çekerek Mekke'ye soktular. O gür.saçlı biri idi.
Sad-şöyle dedi: Vallahi ben, onların elinde idim. Bana Kureyş'ten bir topluluk göründü. İçlerinde güzel yüzlü, beyaz renkli, uzun boylu, tatlı bir adam vardı. İçimden dedim ki: Eğer bu cemaatın içinde hayırlı biri varsa oda bu adamdır. Fakat o yaklaştığı zaman elini kaldırdı ve bana şiddetli bir tokat attı. Ben de içimden şöyle dedim: Hayır, Allah'a yemin ederim ki, bundan sonra artık bunlarda hiçbir hayır yoktur. Vallahi ben onların elinde idim. Beni çekip sürüyorlardı. Orda olan bir adam bana acıdı ve: "Yazık sana, seninle Kureyşli bir adam arasında andlaşma ve ahid yok mudur?" diye sordu. "Evet, Cübeyr b. Müt'im b. Adiy b. Nev-fel b. Abdumenaf a ticaret kefaletim vardır. Memleketimde onlara zulmetmek isteyenlere karşı korurdum. Birde Haris b. Harp b, Ümeyye b. Abdu'ş-Şems b. Abdumenaf a da ticari himaye ahdim vardır." dedim.
O arkadaş dedi ki: "Yazıklar olsun sana. O iki adamın ismini söyle ve seninle onlar arasındaki andlaşmayı anlat."
Bunun üzerine durumu Kureyşlilere anlattım. O adam onlara gitti ve onları mescidde Ka'be'niri yanında buldu ve dediki; "Hazreç'ten bir adam, vadide şimdi dövülüyor, sizi çağırıyor. Onunla sizin aranızda himaye ahdi bulunduğunu söylüyor.
Onlar: "O kimdir?" diye sordular. Adam da: "Sa'd b. Ubade'dir." dedi. Onlar: "Doğru, vallahi ö bize ticaret himayesi verir ve memleketinde zulüm olunmaktan bizi korurdu." dediler. Sonra gelip Sa'd'ı, onların ellerinden kurtardılar. O daoradan gitti. Sa'd'a tokat vuran Süheyl b. Amr idi. Beni Amir b. Lüeyy'in kardeşi idi. îbn Hişam'm anlattığına göre Sad'a acıyan adam ise, Ebu'l Bahteri b. Hişam idi. Beyhakfnin rivayetine göre İsa b. Ebi İsa b. Cübeyr şöyle demiştir: Akabe gecesinde Kureyşliler, Ebu Kubeys dağında birinin şöyle dediğini duymuşlar:
"Eğer iki Sa'd Müslüman olurlarsa Muhammed, Mekke'de muhaliflerin muhalefetinden korkmaz hale gelir."
Kureyşliler, sabahladıklarında Ebu Süfyan şöyle sormuştu:
"Bu iki Sa'd kimdir? Yoksa Sa'd b. Bekir ile Sa'd b. Hüzey midir?"
Kureyşliler, ikinci gece bir başkasının Ebu Kubeys dağının üzerinden şöyle seslendiğini duymuşlardı:
"Ey Evs'in Sa'd'ı, sen yardımcı ol.
Ey Hazreçlilerin Sad'ı ki efendisin.
Hidayet davetçisine icabet edin.
Allah'tan, Firdevsi temenni edin, arif kişilerin temenni edişi gibi Hidayet isteyene Allah'ın vereceği mükafat, Firdevs Cennetleridir ki, oralarda refrefler vardır." Kureyşliler sabahladıklarında Ebu Süfyan şöyle dedi: "Allah'a yemin ederim ki, bu iki Sad'dan biri Sa'd b. Muaz, ciğeri de Sad b. Ubade'dir."

