îbn îshak dedi ki: Ebu Talib oğlu Ali, bundan bir gün sonra yanlarına geldiğinde Rasûlullah ile Hatice'nin namaz kılmakta olduklarını gördü. Ve: "Ya Muhammed, bu nedir?" diye sordu. Rasûlullah da şu cebabı verdi "Bu Allah'ın kendi nefsi için seçtiği ve peygamberlerim de bununla gönderdiği dinidir. Seni, bir ve ortağı olmayan Allaha O'na ibadet etmeye, Lat ve Uzza'yı inkar ve terketmeye davet ediyorum."
Ali dedi ki: "Bu, bugüne kadar duymadığım birşeydir. Babam Ebu Talib ile görüşüp konuşmadan bu hususta bir karar veremem." Resûlul-lah (s.a.v.)'da, durumu tamamıyla açığa çıkmadan Önce sırrının ifşa edilmesinden çekindi ve: "Ey Ali! Eğer Müslüman olmazsan bari bu sum gizle." dedi. Ali, o gece bekledi. Sonra Cenâb-ı Allah, onun kalbine İslâm'ı bıraktı.
Ertesi sabah Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanma gelerek: "Ya Muhammed, sen bana neyi teklif etmiştin?" diye sordu. Rasûlullah da şöyle cevap verdi: "Allah'tan başka ilah olmadığına, onun bir ve ortaksız olduğuna şahadet edecek, Lat ve Uzza'yı terkedecek, şeriklerden de uzak duracaksın." Ali, böyle yapıp Müslüman oldu. Ebu Talibin korkusundan İslâmiyet'ini gizleyerek Hz. Peygamber'in yanma geldi. Bir süre böyle devam etti. Sonra Zeyd b. Harise Müslüman oldu. Bir ay kadar zaman geçtikten sonra Ali, yine bu halini devam ettirmekte idi. Cenâb-ı Allah'ın kendisine lütuf ve ihsanı dolayısıyla Ali, İslâm'dan önce Rasûlullah (s.a.v.)'ın yanında yaşamıştı.
îbn îshak, Mücahidin şöyle dediğini rivayet eder: Cenâb-ı Allah'ın, Ali'ye lütuf ve ihsanı şöyle olmuştur: Kureyş'in şiddetli bir kıtlığa maruz kaldığı ve Ebu Talib'in de çoluk çocuğunun çok, geçiminin kıt olduğu bir zamanda Rasûlullah (s.a.v.), Haşim oğullarının en varlıklısı olan amcası Abbas'a şöyle demişti:
"Ey Abbas! kardeşin Ebu Talib'in çoluk çocuğu kalabalıktır. Gördüğün gibi insanlar, kıtlığa maruz kalmışlardır. Gel, Ebu Talib'in yanına gidelim ve çoluk çocuğunun kalabalıklarını biraz azaltalım (çocuklarının bir kısmını yanımıza alıp bakımını üstlenelim)."
Rasûlullah (s.a.v.), amcası Ebu Talib'in çocuklarından Ali'yi yanına aldı. Bisete kadar Hz. Ali, onun yanında kaldı. O da, Rasûlullah'a iman etti ve peygamberliğini tasdik etti.
Yunus b.Bükeyr, Eş'as b. Kays'm kardeşi Afifin, annesine şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ben, ticaretle uğraşan bir adamdım. Hac mevsiminde Mina'ya geldim. Abdütmuttalib oğlu Abbas da tüccar bir adamdı. Yanına varıp kendisinden birşeyler satın aldım. Ben de ona birşeyler sattım. Bir ara biz orada durmakta iken, çadırdan bir adamın çıkıp Kabe'ye yönelerek namaz kıldığını gördük. Sonra bir kadın gelip aynı istikamette namaza durdu. Daha sonra bir çocuk gelip yanlarında namaz kılmaya başladt.Ben: "Ey Abbas, bu din nedir? Bu dinin ne olduğunu bilmiyoruz." dedim.
Abbas dedi ki: "Bu, Abdullah oğlu Muhammed'dir. Allah tarafından peygamber olarak gönderildiğini, kisra ile kayserin hazinelerinin kendisine açılacağım iddia ediyor. Bu-da zevcesi Hüveylid kızı Hatice'dir ki, ona iman etmiştir. Diğeri de amcası oğlu Ali b. Ebi Talib'tir ki, o da kendisine iman etmiştir."
Afif dedi ki: "Keşke o gün, ben de ona iman edip ikinci mü'min olsaydım!"
İbrahim b. Sa'd da bir rivayetinde şöyle demiştir:
"Yakınlardaki bir çadırdan bir adam çıktı, semaya baktı. Güneşin tepeden yana meylettiğini görünce namaza durdu." Böyle dedikten sonra Hatice'nin de gelip Rasûlullah'm arkasında namaza durduğunu söylemiştir.
İbn Cerir, Muhammed b. Ubeyd el-Muharib vasıtasıyla Yahya b. Afifin şöyle dediğini rivayet eder: "Cahiliye zamanında Mekke'ye geldim. Abbas b. Abdülmuttalib'e misafir oldum. Güneş doğduğunda ve semaya yükseldiğinde Ka'be'ye bakıyordum. O esnada bir genç geldi. Gözlerini semaya dikti, sonra Ka'be'ye yöneldi. Ka'be'ye yönelik olarak namaz kıldı. Çok geçmeden bir delikanlı gelip onun sağında namaza durdu. Az bir süre sonra bir kadın geldi. Bu ikisinin arkasında namaza durdu. Genç rükûa vardı. Delikanlı ile kadın da rükûa vardılar. Genç rükûdan kalktı, delikanlı ile kadın da rükûdan kalktılar. Genç secdeye kapandı, onlar da secdeye kapandılar. Dedim ki:
- Ey Abbas, bu, büyük bir iş!
- Evet, büyük bir iş.. Bunun kim olduğunu biliyor musun? diye sordu. Ben de:
- Hayır, dedim.
- Bu, Abdülmuttalib oğlu, kardeşim Abdullah'ın oğlu Muhammed'dir. Şu delikanlının kim olduğunu biliyor musun?
- Hayır.
- Bu da, Ebu Talib oğlu Ali'dir.
Şu arkalarında namaza durmuş olan kadının, kim olduğunu biliyor musun?
- Hayır.
- Bu da kardeşim oğlunun zevcesi, Hatice binti Hüveylid'dir. Bu, hana Rabbimin, göklerin ve yerin Rabbi olduğunu anlattı. Kendilerine bu namazı O emretmiştir. Allah'a andolsun ki yer üzerinde bu üç kişiden başkasının bu din üzerinde bulunduğunu bilmiyorum."
İbn Cerir, îbn Hümeyd vasıtasıyla Muhammed b. Münkedir, Rehia b. Ebi Abdirrahman ve Ebu Hazim el-Kelbî'nin şöyle dediklerini rivayet eder: "İlk Müslüman olan Ali'dir."
Kelbî, Hz. Ali'nin, dokuz yaşında iken Müslüman olduğunu-söyler.
îbn Hümeyd, Seleme'den, İbn îshak'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Rasûlullah (s.a.v.)'a iman eden ve onu tasdik eden ilk erkek, Ebu Talib oğlu Ali'dir. O, on yaşında iken Müslüman olmuştu. İslâm'dan önce de Rasûlullah'm yanında büyümekteydi.
Vakidî, Mücahid'in şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ali, on yaşında iken Müslüman olmuştur.
Vakidî dedi ki: Ashabnmz, Rasûlullah'm bisetinden bir sene sonra Hz. Ali'nin Müslüman olduğu görüşü üzerinde icma etmişlerdir.
Muhammed b. Ka'b dedi ki: Bu ümmetin ilk Müslüman olan kişisi, Hatice'dir. Erkeklerden Müslüman olan ilk iki kişi, Ebu Bekir ile Ali'dir. Ali, Ebu Bekir'den önce Müslüman olmuştur. Babasından korktuğu için imanını gizlerdi.Öyleki babasıyla karşılaştığında babası^ ona: "Müslüman oldun mu?" diye sormuş, o da: "Evet" cevabını vermiş, bunun üzerine babası, ona şu öğüdü vermişti: "Amcan oğluna destek ol ve ona yardım et."
Müslüman olduğunu açıklayan ilk şahıs, Ebu Bekir es-Sıddık olmuştur.
îbn Cerir, tarihinde İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: "İlk namaz kılan kişi Ali'dir."
Abdülhamid b. Yahya, Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.), pazartesi günü risaletle görevlendirildi. Salı günü de namaz kıldı."
Amr b. Mürre, Ensâr'dan bir adam olan Ebu Hamza'nın şöyle dediğini rivayet eder: "Zeydb. Erkanı'm şöyle dediğini işittim: Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte ilk Müslüman olan kişi, Ebu Talib oğlu Ali'dir."
Bu rivayet, Nehaî'ye hatırlatılınca, o bunu inkar etmiş ve şöyle demiş: "İlk Müslüman olan, Ebu Bekir'dir."
Ubeydullah b. Musa, Abbad b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder: Ali'nin şöyle dediğini işittim: "Ben, Allah'ın kuluyum. Rasûlünün kardeşiyim. En büyük tasdikçi benim. Benden, başka birşey söyleyen, yalancı ve iftiracıdır. Ben, insanlardan yedi yıl önce namaz kıldım."
Bu hadis, her haliyle münkerdir. Hz. Ali, böyle birşey söylememiştir. Onun, insanlardan yedi yıl önce namaz kılmış olması nasıl mümkün olur? Bu, asla tasavvur edilemiyecek birşeydir. Doğrusunu Allah bilir.
Diğerleri dediler ki: Bu ümmetten Müslüman olan ilk şahıs, Ebu Bekir es-Sıddık'tır.
Bütün bu kavilleri, şöyle uzlaştırmak mümkündür: Kadınlardan ilk Müslüman olan, Hz. Haticedir. ifadelerin zahirinden de bu anlaşılmaktadır. O, aynı zamanda erkeklerden önce de Müslüman olmuştur.
Kölelerden ilk Müslüman olan, Zeyd b. Harise'dir.
Çocuklardan ilk Müslüman olan, Ebu Talib oğlu Ali'dir. O zamanlar çocuk idi. Meşhur rivayete göre buluğa ermemişti. Bunlar, Müslüman olurlarken Hz. Peygamberin aile efradından idiler.
Hür erkeklerden ilk Müslüman olan da Ebu Bekir es-Sıddık olmuştur. Onun İslâm'a girişi, Önce İslâm'a girmiş olan diğer şahıslarınkine nisbetle daha yararlı olmuştur. Çünkü o, Kureyş'te kıymet gören bir reis, büyük bir şahıs, mal sahibi, zengin ve İslâm'a davet eden bir kimse idi. Allah'a ve Rasûlüne itaat uğruna malını sarfederek sevilen bir kimse olmuştur.Bununla ilgili açıklamalar ileride gelecektir.
Yunus, İbn İshak'm şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Bekir es-Sıddık, Rasûlullah'la karşılaştığında ona şöyle sordu: "Ya Muhammed, tanrılarımızı bıraktığın, bizi akılsızlıkla itham ettiğin, atalarımızı tekfir ettiğin hususunda Kureyşlilerin söyledikleri gerçek midir?"
Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki: "Evet, şüphesiz ki ben, Allah'ın Rasûlü ve elçisiyim. Ey Ebu Bekir! Seni bir ve ortaksız Allah'a, O'ndan başkasına ibadet etmemeye, sadece O'na itaate devam etmeye çağırıyorum."
Rasûlullah (s.a.v.), böyle dedikten sonra ona, Kur'ân'ı okudu. O da ikrar ve inkar etmedi. Müslüman oldu. Putları terketti. Şerikleri reddetti. İslâm'ın hak din olduğunu ikrar etti. O andan sonra Ebu Bekir iman etmiş, hakkı doğrulamış bir mü'min olarak evine döndü.
İbn îshak, Muhammed b. Abdurrahman b. Abdullah b. Husayn et-Temimî'den rivayet etti ki, Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Her kimi İslâm'a davet ettiysem, mutlaka biraz düşünüp tereddüt etti. Ancak Ebu Bekir, kendisine İslâmiyet'i anlattığım zaman ne bekledi ne de tereddüt etti."
İbn İshak'm sözlerinde geçen "ikrar ve inkar etmedi" sözü, münker bir sözdür. Çünkü İbn îshak ve diğerlerinin anlattıklarına göre Hz. Ebu Bekir, bisetten önce de peygamberin arkadaşıydı. Onun doğruluk, emanet, güzel karakter, yüce ahlak sahibi olduğunu bilirmiş. Ki bu vasıfları da, onun insanlara karşı yalan söylemesine engeldi. İnsanlara karşı yalan söylemesi imkansız olan bir kimse, Allah'a karşı nasıl yalan söyler? Bunun içindir ki Peygamber (s.a.v.), kendisine İslâmiyet'i anlatınca Ebu Bekir tereddüt geçirmeden, beklemeden Müslüman oldu. Hakkı tasdik etti.
Ebu Bekir'in İslâm'a giriş keyfiyetini, fazilet ve şemailini müstakil olarak onun sîreti hakkında yazdığımız bir kitapta anlatmışızdır. Aynı şekilde Hz. Ömer'in de sîretini yazmışızdır. Peygamber (s.a.v.)'in, o iki şahsiyet hakkında buyurduğu sözler, onlar hakkında nakledilen eser, ahkam ve fetvalar da o kitaplarda yer almıştır. Bu iki kitap, üç cild teşkil etmiştir. Hamd ve minnet, Allah'a mahsustur.
Sahih-i Buharî'de Ebu Derda'dan rivayet olunduğuna göre Ebu Bekir ile Ömer arasındaki tartışma üzerine Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur: "Allah, beni size gönderdi, siz yalan söyledin, dediniz. Ebu Bekir ise; doğru söyledi, dedi. Canı ve malı ile bana iyilikte bulundu. Arkadaşımı artık bana bırakmayacak mısınız?" Bu sözü, iki kez tekrarladı. Bundan sonra artık Ebu Bekir'e eziyet edilmedi. Bu söz, Ebu Bekir'in ilk Müslüman olduğu hakkında bir nass gibidir.
Tinnizî ile îbn Hibban, Ebu Said'in şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Ebu Bekir es-Sıddık dedi ki: "İnsanlar içinde ona en layık olan ben değil miyim, ilk Müslüman olan ben değil miyim, falan şeyin sahibi ben değil miyim?"
îbn Asakir, Behlûl b. Ubeyd vasıtasıyla Haris'in şöyle dediğini rivayet eder: İşittim ki Ali şöyle diyor: "Erkeklerden ilk Müslüman olan Ebu Bekir es-Sıddık'tır. Erkeklerden, peygamber (s.a.v.)'le birlikte ilk namaz kılan da Ebu Talib oğlu Ali'dir.".
Şu'be, Zeyd b. Erkam'm şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.)'le birlikte ilk namaz kılan, Ebu Bekir es-Sıddık'tır."
Daha önce îbn Cerir'in bu hadisi, Şu'be kanalı ile Zeyd b. Erkam'dan rivayet ettiğini söylemiştik. O rivayete göre Zeyd şöyle demiştir: "İlk Müslüman olan, Ebu Talib oğlu Ali'dir."
Arar b. Mürre dedi ki: "Ben bunu İbrahim en-Nehaî'ye anlattığımda o bunu inkar edip şöyle dedi: "İlk Müslüman olan, Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.)'tır."
Vakidî, seleften bir cemaatın şöyle dediğini rivayet eder: "İlk Müslüman olan, Ebu Bekir esSıddıktır."
Yakub b. Süfyan, Ebu Bekir el-Humeydî tarikiyle Malik b. Miğvel'in bir adamdan rivayet ederek şöyle dediğini nakletmiştir: îbn Abbas'a: ilk iman eden kimdir?" diye sorulduğunda o şu cevabı vermiştir: Ebu Bekir es-Sıddıktır. Hassanın şu şiirini duymadın mı?
"Güvenilir kardeşimi anıp coşmak istersen.
Kardeşin Ebu Bekir'i yaptığı işlerle an.
O ki yaratıkların en hayırlısı, en vefalısı, en adilidir.
Peygamberden sonra, yükünü yüklenmeye en layık olanda odur.
Pergamberlerden sonra gelen ve şehid düştüğü yer övülen
İnsanlardan, peygamberin ilk tasdikçisi olan odur.
Allah'ın emrine hamdederek yaşadı.
İslâm'dan önce ve sonra arkadaşı olan rasûlün emrine de uydu."
Ebu Bekir b. Ebi Şeybe, Amir'in şöyle dediğim rivayet etti: İbn Ab-bas'a: 'İnsanların ilk Müslüman olanı kimdir?" diye sordum (veya soruldu.) O da dedi ki: "Hassan b. Sabit'in sözlerini duymadın mı?" diye cevap verdi ve Hassanın yukarıda geçen şiirini okudu.
Ebu Kasım el-Beğavî, Yusuf b. Macişu'nun şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Aralarında Muhammed b. Münkedir, Rebia b. Ebi Abdirrah-man, Salih b. Keysan ve Osman b. Muhammedin de bulunduğu üstad ve şeyhlerimize ulaştım. Bunlar, insan içinde İslâm'a ilk giren kişinin Ebu Bekir es-Sıddık (r.a.) olduğu hususunda şüphe etmezlerdi."
Ben de derim ki: İbrahim en-Nehaî, Muhammed b. Ka'b, Muhammed b. Şirin ve Sa'd b. İbrahim de böyle demişlerdir. Bu görüşün ehl-i sünnetin cumhuruna ait olduğu meşhurdur.
İbn AsaMr, Sa'd b. Ebi Vakkas ile Muhammed b. Hanefiyye'nin şöyle dediklerini rivayet etmiştir: "Ebu Bekir es-Sıddîk, insanların ilk İslâm'a gireni değildir. Ancak İslâmiyet bakımından en üstün olanlarıdır." Sa'd demiş ki: "Ebu Bekir'den önce beş kişi İslâm'a girmişti."
Sahih-i Buharî'den Hemmam b. Haris'in Ammar b. Yasir'den şöyle bir rivayeti vardır: Ammar dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.)'ı gördüğümde beraberinde sadece beş köle, iki kadın ve Ebu Bekir vardı."
İmam Ahmed b. Hanbel, îbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet etmiştir: "İslâmiyet'im ilk açıklayan yedi kişidir: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir, Ammar, Ammar'm annesi Sümeyye, Süheyb, Bilal ve Mikdad."
Cenâb-ı Allah, Rasûlullah (s.a.v.)'ı, amcası, vasıtasıyla himaye etmiştir. Ebu Bekir'i ise kavmi vasıtasıyla himaye etmiştir. Diğerlerine geline, müşrikler onları yakalamış, onlara demir zırhlar giydirerek güneş sıcağı altmda âdeta eritircesine eziyet etmişlerdir. Güneş sıcağı altında eziyet görenlerin hepsi, müşriklerin isteklerine muvafakat etmişlerdir. Ancak Bilal, Allah yolunda kendi nefsini hiçe saymış, kavmini önemsememişti. Bu sebeple onu yakalayıp çocuklara teslim etmişler, çocuklar da onu Mekke sokaklarında dolaştırmışlardı. O,dolaşırken de bir bir, diyordu."
İbn Cerir'in rivayetine gelince o şöyle demiştir:
İbn Hümeyd, Muhammed b. Sa'd b. Ebi Vakkas'm şöyle dediğini rivayet etmiştir: Babama dedim ki: "Sizin İslâm'a ilk gireniniz Ebu Bekir miydi?" Hayır, dedi. Ondan önce beşten fazla adam İslâm'a girmişti. Ama o, bizim aramızda İslâmiyet bakımından en üstün olan kimse idi." Bu sened ve metin bakımından münker bir hadistir.
İbn Cerir, diğerlerinin şöyle dediklerini söylemiştir: "İlk Müslüman olan, Zeyd b. Harise'dir." Daha sonra Vakidî yolu ile İbn Ebu ZiİD'in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Kadınlardan ilk Müslüman olan kimdir?" diye Zühri'ye bir soru yönelttim, O da ilk Müslüman olan kadının Hatice olduğunu söyledi. Erkeklerden ilk Müslüman olanın kim olduğunu sorduğumda; Zeydb. Harice olduğunu söyledi.
Urve ve Süleyman b. Yesar ile başka bir kaç kişi de böyle demişlerdir: Erkeklerden ilk Müslüman olan kişi, Zeyd b. Harise'dir.
Allah kendisinden razı olsun Ebu Hanife, bu kavilleri uzlaştırarak şu sonuca varmıştır: Hür erkeklerden ilk Müslüman olan Ebu Bekir'dir. Kadınlardan Hatice'dir. Kölelerden Zeyd b. Harise'dir. Çocuklardan da Ebu Talib oğlu Alidir. Allah bunların tamamından razı olsun.
Muhammed b. îshak dedi ki: Ebu Bekir Müslüman olupta İslâmiyet'ini açığa vurduğunda, insanları Aziz ve Celil olan Allah'a imana davet etti. O, kavmi tararından sevilen, müsamahakar ve ülfet edilen bir kimse idi. Kureyşliler arasında nesebi yüksek, onların iyi ve kötü yanlarını bilen bilgin bir kimse idi. Güzel ahlaklı ve iyiliği olan tüccar bir adamdı. Bilgili, ticaretten anlayan, hoş sohbet bir kimse olduğundan birçok işler için kavminden bazı kimseler, onun yanına gelir ve onunla ülfet ederlerdi. Yanma gelen, meclisine katılan, sırdaşı olan ve kendisi-ninde güven duyduğu kavminden bazı kimseleri İslâm'a davet etmeye başladı. Onun vasıtasıyla Zübeyr b. Avvam, Osman b. Affan, Talha b. Ubeydullah, Sa'd b. Ebi Vakkas ve Abdurrahman b. Avf Müslüman olmuşlardır. Allah, hepsinden razı olsun. Bunlar, Ebu Bekir'le birlikte Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitmişler, o da kendilerine İslâmiyet'i anlatıp Kur'ân okumuş, İslâmiyet hakkında onlara bazı haberler vermişti. Bunun üzerine onlar da iman etmişlerdi. İslâm'a ilk giren bu sekiz kişi, namaz kılıp Rasûlullah (s.a.v.)'ı tasdik etmiş ve Allah katından getirdiği hükümlere iman etmişlerdi.
Muhammed b. Ömer el-Vakidî,Talha b. Ubeydullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir: "Busra pazarında hazır bulundum. Bir de baktım ki rahibin biri manastırından şöyle sesleniyor: "Şu panayır halkına sorun bakalım: Aralarında Harem'den bir kimse var mıdır?"
"Evet, ben varım." dedim." Rahip: "Ahmed, ortaya çıktı mı?" diye sordu. Ben de: "Ahmed kimdir?" diye sordum. Rahip dedi İd: "O, Abdul-muttalib oğlu Abdullah'ın oğludur. Bu ayda ortaya çıkacaktır. O, son peygamberdir. Harem'den çıkacak, hurmalıklı, kara taşlıklı, çorak bir beldeye hicret edecektir. Dikkat et. Ona iman eden ilk kişi, sen ol."
Rahibin bu sözleri, kalbime tesir etti. Aceleyle Busra'dan çıkıp Mekke'ye gittim. Çevremdekilere: "Herhangi bir hadise oldu mu?" diye sordum. Onlar da dediler ki: "Evet, Abdullah'ın oğlu el-emin olan Muham-med, peygamber olduğunu iddia etti. Ebu Kuhafe'nin oğlu Ebu Bekir de ona tâbi oldu."
Talha ded iki: Oradan ayrılıp Ebu Bekir'in yanına gittim. "Sen şu adama tâbi oldun mu?" diye sordum. O da dedi M: "Evet. Sen de ona git. Yarana var, ona tâbi ol. Çünkü o, hakka davet ediyor." Ayrıca Talha, rahibin söylediklerini de Ebu Bekir'e anlattı. Ebu Bekir, Talha'yı alıp Rasûlullah'm yanma götürdü. Talha, orada Müslüman oldu ve rahibin söylediklerini de kendisine anlattı. Rasûlullah (s.a.v.) da memnun oldu.
Ebu Bekir ile Talha Müslüman olunca, Nevfel b. Hüveylid b. Adeviy-ye onları yakaladı. Nevfel'e, Kureyş aslanı denirdi. Bu ikisini, bir iple bağladı. Bunlara, Teym oğulları arka çıkamadılar. Bu sebepledir ki Ebu Bekir ile Talha'ya iki arkadaş denmiştir. Peygamber (s.a.v.) bu hadiseyi duyunca: "Allahım, bizi îbn Adeviyye'nin şerrinden koru." demiştir. Bu hadiseyi, Beyhakî nakletmiştir.
Haûz Ebu'l-Hasan Heysem'e b. Süleyman el-Atrablusî, Ubeydullah b. Muhammed tarikiyle Hz, Aişe'nin şöyle dediğini rivayet etmiştir: Ebu Bekir, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gitmek üzere evden çıktı. Rasûlullah, cahiliye döneminde de onun arkadaşı idi. Yolda karşılaştılar. Ebu Bekir ona dedi ki: "Ey Eba Kasım, kavminin meclislerinde görünmez oldun. Onların babalarını ve analarını ayıpladığını söylüyor, seni bununla suçluyorlar."
Rasûlullah (s.a.v.),-Ebu Bekir'e dedi ki: "Şüphesiz ben, Allah'ın Rasûlüyüm. Seni Allah'a imana devet ediyorum." Rasûlullah (s.a.v.), bu sözlerini tamamlayınca Ebu Bekir Müslüman oldu. O da oradan koşarak gitti. Ebu Bekir'in, İslâm'a girişinden dolayı Ahşebeyn dağları arasında Rasûlullah kadar sevinmiş plan bir kimse yoktu.Ebu Bekir de oradan geçip gitti. Osman b. Afîan, Talha b. Ubeydullah, Zübeyr b. Avvam ve Sa'd b. Ebi Vakkas'a uğrayarak İslâm'a davet etti. Onlar da Müslüman oldular. Ertesi sabah da Osman b. Maz'un, Ebu Ubeyde b. Cerrah, Abdurrahman b.Avf, Ebu Seleme b. Abdilesed ve Erkam b. Ebil Erkam gelip Müslüman oldular. Allah onlardan razı olsun.
Abdullah b, Muhammed, Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.)'in otuzsekiz kişiden ibaret olan ashabı toplandıklarında Ebu Bekir, ortaya çıkmak için Rasûlullah'a ısrar etti. Rasûlullah: "Ey Ebu Bekir, doğrusu bizim sayımız azdır." dedi. Ebu Bekir, ısrarlarını sürdürdü. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.) ortaya çıktı. Müslümanların her biri, Mescid-i Haram'm bir tarafina kendi aşiretlerinin yanına gitti. Ebu Bekir de halk arasında dikilip hitapta bulundu. Rasûlullah (s.a.v.) de orada oturmuştu. İnsanları, Allah'a ve Rasûlüne davet eden ilk hatip, Ebu Bekir olmuştu. Bu sebeple müşrikler, ona ve diğer Müslümanlara saldırmaya, Mescid-i Haram'm her tarafında onları şiddetle dövmeğe başladılar. Ebu Bekir, ayaklar altına alındı, şiddetle dövüldü. Müşrik Utbe b. Rebia, ona yaklaşarak dikişli ayakkabılarıyla vurmaya veyüzü-ne çarpmaya başladı.
Ebu Bekir'in karnının üzerine çıkarak vurmaya devam etmiş, öyleki yüzü ile burnu birbirinden ayırd edilemez hale gelmişti. Nihayet Teym oğulları koşarak geldiler, müşrikleri Ebu Bekir'in üzerinden uzaklaştırdılar, Ebu Bekir'i bir kumaşa sarıp evine götürdüler. Artık öleceğine kesinlikle inanıyorlardı. Tekrar dönüp Mescid-i Ha-ram'a gelerek: "Allah'a andolsun ki, Ebu Bekir Ölürse biz de mutlaka Utbe b. Rebia'yı öldürürüz." dediler. Tekrar Ebu Bekir'in yanma döndüler. Babası Ebu Kuhafe ile Teym oğulları kendisinden cevap alıncaya kadar onu konuşturmaya çalıştılar. Nihayet akşama doğru Ebu Bekir konuşmaya başladı ve: "Rasûlullah ne yaptı?" diye sordu. Bunun üzerine onlar da kendisine dil uzatıp kınadılar, daha sonra da kalkıp, giderken annesi Ümmü'l Hayr'a: "Bak hele, şuna birşeyler yedirmeye veya içirmeye çalış." dediler.
Annesi, Ebu Bekir ile başbaşa kaldığında, yemesi ve içmesi için, ona ısrar etti. O ise: "Rasûlullah ne yaptı?" diye soruyordu. Annesi: "Vallahi, senin arkadaşının durumunu bilmiyorum." dedi. Ebu Bekir: "Öyleyse Hattab kızı Ümmü Cemil'e git de, Rasûlullah'ı ondan sor." dedi. Annesi, Ümmü Cemil'in yanma gidip: "Ebu Bekir, Abdullah oğlu Muhammed'in durumunu senden soruyor." dedi. Ümmü Cemil dedi ki: "Ebu Bekir'i de, Abdullah oğlu Muhammed'i de bilmiyorum. Ama istersen seninle birlikte oğlun Ebu Bekir'in yanına gelirim." dedi. Annesi Ümmü'l Hayr da: "Olur." dedi. Beraberce kalkıp Ebu Bekir'in yanma geldiler. Ümmü Cemil, onu ağır hasta ve baygın halde görünce yanma yaklaştı ve çığlık attı. Sonra da: "Allah'a andolsun ki sana böyle yapanlar, fasık ve kafir kimselerdir.Ümid ederim ki Allah, senin öcünü onlardan alacaktır!" dedi.
Ebu Bekir: "Rasûlullah ne yaptı?" diye sorunca Ummü Cemil: "İşte annen burada, söylediklerim duyuyor." dedi. Ebu Bekir: "Ondan sana ne!" deyince Annesi: "Rasûlullah sağ, salim ve sıhhattedir." dedi. Ebu Bekir: "O nerede?" diye sorunca. Annesi: "Erkam'm oğlunun evinde." dedi.Ebu Bekir: "Allah hakkı için Rasûlullah'a gitmeden ne birşey yer, ne de birşey içerim." dedi. İki kadın, çaresiz ortalığın sakinleşmesini beklediler. Ortalık sakinleşip sessizleşince Ebu Bekir, ikisine yaslanarak evden çıktı. Onu, Rasûlullah'm yanma götürdüler. İçeriye girince Rasûlullah (s.a.v.) ,Ebu Bekir'in üzerine kapandı, onu öpmeye başladı. Müslümanlar da Ebu Bekir'in üzerine kapandılar. Rasûlullah (s.a.v.), ona çok acıdı. Ebu Bekir dedi ki: "Babam anam sana feda olsun ya Rasûlallah, bende herhangi bir acı yok. Ancak o müşrik, benim yüzüme biraz vurdu.
İşte oğlu hakkında iyi olan annem de burada. Sen mübarek bir insansın. Onu, Allah'a imana davet et. Onun için Allah'a dua et. Ümid ederim ki Allah, senin vasıtanla onu ateşten kurtarır."
Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'in annesi için dua etti. Onu, Allah'a imana davet etti. O da Müslüman oldu.
Bunlar, Erkam'm evinde bir ay süre ile Rasûlullah'la birlikte kaldılar. Otuz dokuz erkek idiler. Ebu Bekir'in dövüldüğü gün, Abdülmut-talib oğlu Hamza da Müslüman olmuştu. Rasûlullah (s.a.v.), Hattab oğlu Ömer veya Hişam oğlu Ebu Cehil için Allah'a dua etmiş, bunlardan birinin Müslüman olmalarını istemişti. Bu duayı çarşamba günü yapmış, perşembe günü de Hattab oğlu Ömer Müslüman olmuştu. Erkam'm evinde bulunan Rasûlullah (s.a.v.) ile ashabı, tekbir getirmişler, bu tekbir sesleri, Mekke'nin üst taraflarında duyulmuştu. Erkam'm babası, kafir ve ama bir kimse olup evden dışarı çıkmış ve şöyle demişti: "Allah'ım, oğlum Ubeyd el-Erkam'ı bağışla. O dinden çıktı" Hz. Ömer, ayağa kalkıp şöyle demişti: "Ya Rasûlallah! Hak yolda olduğumuz halde dinimizi niye gizliyoruz? Halbuki bâtıl yolda oldukları halde onlar dinlerini açığa vuruyorlar?" Rasûlullah (s.a.v.) ise şu cevabı vermişti: "Ey Ömer, bizim sayımız azdır.
Nelerle karşılaştığımızı sende gördün." Bunun üzerine Ömer şöyle demişti: "Seni hak ile gönderen Allah'a andol-sun ki, kafir olarak oturmuş olduğum her mecliste mutlaka imanımı açığa vuracağım!" Böyle dedikten sonra Rasûlullah'm yanından ayrılmış, Ka'be'yi tavaf etmiş, sonra kendisini beklemekte olan Kureyşlilerin meclisine uğramıştı. Hişam oğlu Ebu Cehil ona: "Senin dinden çıktığın iddia ediliyor. Bu doğru mu?" diye sormuş, Hz. Ömer de şu karşılığı vermişti: "Allah'tan başka ilah olmadığına, O'nun ortaksız olduğuna, Muhammed'in de O'nun kulu ve elçisi olduğuna şahadet ederim." Böyle demesi üzerine müşrikler, ona saldırdılar. O da Utbe'nin üzerine saldırdı. Yere yıkıp göğsü üzerine oturdu. Ona vurmaya başladı. Parmaklarını da gözlerine soktu. Utbe çığlık atmaya başlayınca, çevresindeki insanlar uzaklaştılar.
Ömer de ayağa kalktı. Kendisine yaklaşanların en güçlülerini yakalayarak vurmaya başladı. Orada bulunanlar, ona karşı aciz kaldılar. Ömer, daha önce katıldığı meclislerin hepsine giderek iman ettiğini açıkladı. Tekrar Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına döndü. Müşriklerin hepsini mağlup etmişti. Rasûlullah'a şöyle demişti: "Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah? Allah'a andolsun ki daha önce kafir olarak oturduğum bütün meclislere uğrayıp korkusuzca imanımı açığa vurdum." Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), bulunduğu evden dışarı çıktı. Ömer ile Abdulmuttalib oğlu Hamza da önünde yürüyorlardı. Kabe'ye vardılar, Peygamber, Ka'be'yi tavaf etti. Güven içinde öğle namazını kıldı. Sonra Ömer, yalnız başına oradan ayrıldı. Rasûlullah (s.a.v.) da bilahare oradan ayrılıp gitti.
Sahih kavle göre Hz. Ömer, Muhacirlerin Habeş diyarına gitmelerinden sonra, yani bisetin altıncı senesinde Müslüman olmuştur. Nitekim bu husus, yeri geldiğinde açıklanacaktır. Ebu Bekir ve Ömer'in İslâm'a giriş keyfiyetlerini, bunlar hakkında müstakil olarak yazmış olduğumuz siyer kitabında teferruatlı bir şekilde anlatmışızdır. Allah'a hamd olsun.
Sahih-i Müslim'de, Amr b. Abese es-Sülemî'nin şöyle dediği rivayet edilmektedir: Bisetinin ilk zamanında Mekke'de iken, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına vardım. İlk zamanlar o, davetini gizlemekte idi. Dedim
ki:
"- Sen kimsin?
- Ben, peygamberim.
- Peygamber nedir?
- Allah'ın elçisidir.
- Allah mı seni gönderdi? -Evet.
- Seni ne ile gönderdi?
- Ortağı olmayan bir Allah'a ibadet etmem, putları kırmam ve akrabalık bağlarım kuvvetlendirmem ile gönderdi.
- Seni gönderdiği şey ne güzeldir! Bu hususta sana kim tâbi oldu?
- Hür ve köle. (Ebu Bekir ve Bilal.)"
Amr b. Abese es-Sülemî şöyle diyordu: "Ben, kendimi İslâm'ın dörtte biri olarak görüyordum. Müslüman oldum ve "Seninle birlikte olayım mı ya Rasûlallah?" diye sordum. O: "Hayır, kavmine git. Benim peygamber olarak ortaya çıktığımı sana haber verirlerse, o zaman yanıma gel." dedi.
Peygamber (s.a.v. )'in bu rivayetteki "hür ve köle" kelimelerinin, birer cins ismi olduğu söylenmiştir. Bu kelimelerin, Ebu Bekir ile Bilal için söylenmiş olduğu hususunda ihtilaf vardır. Çünkü Amr b. Abe-se'den önce Müslüman olan bir topluluk vardı. Nitekim Zeyd b. Harise, Bilal'den önce Müslüman olmuştu. Amr b. Abese'nin kendini islâm'ın dörtte biri olarak bildirmesi, belki de onun ilmi açısındandır. Çünkü o zamanlar mü'minler, İslâmiyet'lerini gizliyorlardı. Yabancılar, çöldeki bedeviler, hatta akrabalarının bir çoğu bile onların imanlarından habersizdi. Doğrusunu Allah bilir.
Sahih-i Buharı'de Said b. Müseyyeb'in şöyle dediği rivayet edilir: Sa'd b. Ebi Vakkas'm şöyle dediğini işittim: "Müslüman olduğum günde hiçbir kimse, Müslüman olmadı. Ben, yedi gün bekledim. Ve ben, İslâm'ın üçte biri idim."
"Müslüman olduğum gün, hiçbir kimse Müslüman olmadık sözünü anlamak kolaydır. Ama bunu "Müslüman olduğum güne kadar hiç kimse Müslüman olmamıştı." şeklinde anlamak mümkün değildir. Çünkü bunu bu şekilde yorumlarsak, ondan önce herhangi bir kimsenin İslâm'a girmediğini söylememiz gerekir. Oysa bilinmektedir ki, Ebu Bekir es-Sıddık, Ali, Hatice, Zeyd b. Harise ondan önce Müslüman olmuşlardır. Nitekim bunların, ilk İslâm'a giren kimseler olduğu hususunda aralarında İbn Esir'in de bulunduğu bir çok kimse icma etmişlerdir, Ebu Hanife Hazretleri de bunlardan her birinin, kendi ebnayı cinsinden Önce Müslüman olduklarını kesin olarak açıklamıştır. Doğrusunu Allah bilir.
Sa'd b. Ebi Vakkas'm: "Ben, yedi gün bekledim ve ben İslâm'ın üçte biri idim." sözü de anlaşılması müşkül bir sözdür. Bunu ne şekilde yorumlamak gerektiğini bilemiyorum. Ancak kendi ilmi bakımından böyle dediğini yorumlarsak, o zaman bu sözler anlaşılabilir. Doğrusunu Allah bilir,
Ebu Davud et-Tayalisî, Hammad b. Seleme tarikiyle Abdullah İbn Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder: Ben yetişkin bir çocuk iken Mekke'de, Ukbe. b. Ebi Muayt'm koyunlarım otlatırdım. Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir yanıma geldiler. Müşriklerden kaçmışlardı. Bana dedi (veya dediler) ki; "Ey genç! Bize içireceğin sütün var mı? "Ben de: "Ben, güvenilir bir kimseyim. Başkalarının sütünü size içirmem." dedim. "Henüz üzerine koç atlamamış bir koyunun var mı?'1 diye sordu. Ben de, "Evet" dedim. Yanlarına getirdim. Ebu Bekir bağladı. Rasûlullah (s.a.v.), hayvanın memelerinden tutup dua etti. Memelerini avuçladı. Ebu Bekir de onu çukur bir kayanın yanma getirdi.Sütü oraya sağdı. Sonra hem kendisi, hem de Ebu Bekir o sütten içtiler. Bana da içirdiler. Sonra Rasûlullah, memeye: "Çekil ve büzüş." dedi. Memelerde çekilip eski hale döndüler. Bilahare Rasûlullah (s.a.v.)'m yanına gidip: "O güzel sözü, (Kur'ân'ı) bana öğret." dedim. Buyurdu ki: "Sen, Öğretilmiş bir gençsin." Ben de onun mübarek ağzından yetmiş sûre alıp ezberledim. Bu hususta hiç kimse benimle tartışamaz."
Beyhakî, Muhammed b. Abdullah b. Amr b. Osman'ın şöyle dediğini rivayet eder: Halid b. Said b. As'm İslâm'a girişi çok eskidir. Kardeşleri arasında İslâm'a ilk giren odur. İslâm'a girişinin başlangıcı şöyle olmuştur: Rüyasında ateşten bir uçurumun kenarında durduğunu görmüştü. O uçurumun aşağısındaki ateş çukurunun genişliğini, kendisi sonraları bize anlatmıştır ki miktarını Allah bilir. Rüyada iken bir başkasının gelip kendisini o ateşe atmaya çalıştığını, Rasûlullah (s.a.v.)'m da içine düşmemesi içinde onun göğüsünden tuttuğunu görmüştü. Korku ile uykudan uyanmış ve: "Allah'a yemin ederim ki, bu gerçek bir rüyadır." demişti. Ebu Kuhafe oğlu Ebu Bekir'e rastlayıp rüyasını ona anlatmış, o da: "Bu rüya vasıtasıyla senin için hayır murad edilmiştir. İşte Rasûlullah.. Git ve ona tâbi ol. Sen ona tâbi olup İslâm'a girecek ve Rasûlullah'la beraber olacaksın. İslâmiyet, o ateş çukuruna düşmene engel olacaktır. Ama baban, o ateşe düşecektir." demişti. Halid b. Said, bundan sonra Rasûlullah'm yanma gitmiş, Ecyad'da onunla karşılaşmış ve: 'ta Rasûlallah, ya Muhammed, sen neye davet ediyorsun?" diye sormuştu. Rasûlullah da ona şu cevabı vermişti: "Seni bir ve ortaksız olan Allah'a imana, Muhammedin de onun kulu ve elçisi olduğunu tasdik etmeye, işitmeyen, zarar vermeyen, görmeyen, fayda vermeyen, kendisine ibadet edenle etmeyeni bilmeyen taşlara ibadet etmeye son vermeye davet ediyorum."
Halid demişti ki: "Allah'tan başka ilah olmadığına şahadet ederim. Senin de Allah'ın rasûlü olduğuna şehadet ederim." Halid'in bu şehadeti üzerine Rasûlullah (s.a.v.), sevinmiş ve onun İslâm'a girmesiyle memnun olmuştu.
Halid gizlendi. Oğlunun İslâm'a girdiğini öğrenen babası, onu yakalatıp yanma getirtti. Öyle dövdü ki, elindeki değnek kırıldı. Oğluna: "Allah'a andolsun ki sana azık vermeyeceğim." dedi. Halid de: "Sen bana azık vermesen de Allah, yaşayabileceğim kadar bana azık verir." dedi. Daha sonra da Rasûlullah'ın yanına gitti. Rasûlullah, ona ikramda bulundu ve Halid'de onunla beraber oldu.

