Bu hadise, Bedir vakasından önce hicretin ikinci senesinde vuku bulmuştur. Bazılan dediler ki: Bu hadise, hicretin ikinci senesinin receb ayında vuku bulmuştur. Katade ile Zeyd b. Eşlem böyle demişlerdir. Muhammed b. İshak da böyle bir rivayette bulunmuştur. Ahmed b. Hanbel, İbn Abbas'tan da buna delalet eden rivayetleri nakletmiştir ki, bu rivayetler kuvvetli rivayetlerdir. İleride de belirtileceği gibi Bera' b. Azib'in hadisi, buna dair bir delildir. Doğrusunu Allah bilir. Kıblenin Ka'be'ye çevrilmesinin, hicri ikinci senenin şaban ayında vuku bulduğunu söyleyenler de vardır.
İbn İshale, Abdullah b. Çalışın gazvesinden sonra kıblenin Kabe'ye çevrildiğini söylemiştir. Rasûlullah (s.a.v.)'m Medine'ye gelişinin onse-kizinci ayının başında (şaban ayında) kıblenin Kabe'ye çevrildiğini söyleyenler de olmuştur. İbn Cerir, Süddî vasıtasıyla bu kavli nakletmiş ve İbn Abbas, İbn Mesud ile bir kaç sahabeye isnad etmiştir. Cumhur-u ulema ise, kıblenin hicretin onsekdzinci ayı. başında, şaban ayının ortasında Ka'be'ye çevrilmiş olduğunu söylemişlerdir. Muhammed b. Sa'd ise, Vakidî'nin şöyle dediğini nakletmiştir: «Kıble, şaban ayının ortasında salı günü Ka'be'ye çevrilmiştir.»
Ancak bu kesin belirlemede ,ihtilaf vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Tefsirimiz de şu aşağıdaki ayetle ilgili açıklamayı yaparken bu konuda uzun uzadıya izahatta bulunduk:
«Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın Kıb-le'ye seni, ey Muhammed, elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir; bulunduğunuz yerde yüzlerinizi o yöne çevirin. Doğrusu kitap verilenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından gafil değildir.» (ei-Bakara, 144.)
Bu ayetin öncesinde ve sonrasındaki ayetlerde de Yahudi ve münafıklardan olan beyinsizlerin, aşağılık cahillerin buna dair ileri sürdükleri itirazlara da değinmişizdir. Çünkü İslâm tarihinde vuku bulan ilk nesih budur. Şunu da belirtelim ki yüce Allah, Kur'ânî ifadelerde bundan önce inzal buyurduğu bir ayet-i kerimede neshin caiz olacağını belirtmiştir:
«Herhangi bir ayetin hükmünü yürürlükten kaldırır veya unuttu-rursak, onun yerine daha hayırlısını veya onun benzerini getiririz. Allah'ın herşeye kadir olduğunu bilmez misin?» (el-Bakara, ıoe.)
Buharı, Ebu Nuaym kanalı ile Bera'ın şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), onaltı ya da onyedi ay boyunca Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kıldı. Ama kıblesinin Ka'be'ye çevrilmesini istiyordu. Ka'be'ye yönelerek kıldığı ilk namaz, ikindi namazı idi. Bir toplulukla birlikte namaz kıldılar. O esnada yanında bulunanlardan bir adam çıkıp bir nıescidde rükû halinde bulunan bir cemaate uğrayıp şöyle dedi: «Allah'ı şahid tutarım ki, Rasûlullah (s.a.v.) ile birlikte Mekke'ye yönelerek namaz kıldım. Siz de onlar gibi Ka'be'ye yönelerek namaz kılın.»
Kıblenin Ka'be'ye döndürülmesinden önce bazı sahabeler ölmüş ya da öldürülmüşlerdi. Onlar hakkındaki hükmün ne olacağı bilinmiyordu. Bunun üzerine Cenab-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu. «Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir. Doğrusu Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.» (el-Bakara, 143.)
Müslim, bu hadisi başka bir yönden rivayet etmiştir:
İbn Ebi Hatim, İbn Ebi Zur*a kanalı ile Bera'ın şöyle dediğini rivayet etti:
« Rasûlullah (s.a.v.), onaltı ya da onyedi ay boyunca Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kıldı. Ka'be'ye döndürülme sini arzu ediyordu. Bunun üzerine yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
«Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni, ey Muhammed, elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram semtine çevir» (el-Bakara, 144.)
Ravi diyor ki: Bu ayetin nüzulü üzerine Rasûlullah (s.a.v.) Ka'be'ye yöneldi.
İnsanlardan bazı beyinsizler -ki onlar Yahudilerdir- şöyle demişlerdi: Onları üzerinde bulundukları kıbleden döndüren sebeb nedir?
Bunun üzerine yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
«De ki: "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir.» (el-Bakara, 142.)
Özetle demek istediğimiz şu ki; İmam Ahmed b. Hanbel'in, îbn Ab-bas (r.a.)'dan da rivayet ettiği gibi Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de iken Ka'be yanında durduğu halde Kudüs'e yönelerek namaz kılardı. Medine'ye hicret ettiği zaman hem Ka'be'ye hem de Kudüs'e yönelerek namaz kılma imkanım bulamadı. Medine'ye ilk gelişinde Ka'be'yi arkasına alıp Mescid-i Aksa'ya yönelerek namaz kıldı. Bu hal, onaltı ya da onyedi ay müddetle devam etti. Yani hicretin ikinci senesi receb ayına kadar bu halini sürdürdü. Doğrusunu Allah bilir. Peygamber (s.a.v.), kıblesinin Ka'be'ye çevrilmesini arzuluyordu. Çünkü Ka'be, İbrahim peygamberin kıblesi idi. Bu arzusunun gerçekleşmesi için yüce Allah'a çokça yalvarıp yakarıyor ve niyazda bulunuyordu. Ellerini semaya kaldırıp gözlerini göğe dikerek bu dileğini Rabbine arz ediyordu. Nihayet yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
«Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Hoşnud olacağın kıbleye seni, ey Muhammed, elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram Semtine çevir» (cl-Bakara, 144.)
Kıblenin Ka'be'ye çevrilmesine dair emir nazil olunca Rasûlullah (s.a.v.), Müslümanlara bir hutbe irad etti ve bu hükmü onlara iletti. Vakit öğle vakti idi. Nitekim Neseî de Ebu Said b. el-Mualla'dan böyle bir rivayette bulunmuştur. Bazı insanlar, kıblenin Ka'be'ye çevrilmesine dair emrin iki namaz arasında nazil olduğunu söylemişlerdir. Mücahid ile diğerleri böyle demişlerdir. Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Be-ra'dan rivayet olunan hadis de bunu teyid etmektedir. .Şöyle ki: «Peygamber (s.a.v.)'in, Medine'de Ka'be'ye yönelerek kıldığı ilk namaz, ikindi namazı idi.» Tuhaftır ki, bu hadisenin ikinci günü sabah namazında bile haber Kübalılara ulaşmamıştı. Nitekim Buharı ve Müslim'in sahihlerinde İbn Ömer'in şöyle dediği n aide dilmektedir:
"İnsanlar, Küba'da sabah namazını kılmakta iken kendilerine birisi gelip şöyle dedi: "Rasûlullah (s.a.v.)'a bu gece Kur'ân nazil oldu ve kıblesinin Ka'be'ye yönelik olmasına dair emir geldi. Siz de Ka'be'ye yönelerek namaz kılın."
Sabah namazını kılmakta olan Kübalılar, Kudüs'e yönelmişlerdi. Bu haberi alınca Ka'be'ye döndüler."
Sahih-i Müslim'de Enes b. Malik1 ten nakledilen böyle bir rivayet daha vardır.
Söylemek istediğimiz bir başka husus da şudur: Kıblenin Ka'be'ye çevrilmesine dair ayet nazil olup da Kudüs'e yönelerek namaz kılma hükmü neshedildiğinde; bazı beyinsizler, bilgisiz ve geri zekalılar, İslâm'a dil uzatarak: "Müslümanları eski kıblelerinden çeviren sebep nedir?» demişlerdi. Oysa kitap ehlinden olan kafirler, bu hükmün Allah'tan geldiğini bilmekte idiler. Çünkü onlar, kitaplarında Hz.Peygamber'in evsafını, Medine'ye hicret edeceğini ve Ka'be'ye yönelmekle emronulacağını haber veren ayetleri görmekte idiler. Nitekim yüce Allah da bunu şu ayetle teyid etmiştir:
«Doğrusu kitap verilenler, bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu
bilirler.» (el-Bakara, 144.)
Cenâb-ı Allah, bununla birlikte onların sorularını cevaplandırarak şu ayeti inzal buyurdu:
«İnsanların beyinsizleri, "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler. De ki; "Doğu ve batı Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola eriştirir.» (el-Bakara, 142.) Yani mülkün sahibi ve mutasarrıfı O'dur. O, öyle bir hükroedicidir İd, hükmünü engelleyebilecek herhangi bir kimse yoktur. O, yaratıkları üzerinde dilediği gibi tasarrufta bulunur. Vaz' etmek istediği hükmü koyar. O, dilediğini dosdoğru yola ileten ve dilediğini de sırât-ı müstakimden saptırandır. Bütün bu yaptıklarında hikmet vardır İd, bu hikmete razı olmak ve teslimiyet göstermek gerekir. Bu ayetten sonra yüce Allah şöyle buyurmuştur:
«Böylece sizi insanlara şahid ve Örnek olmanız için tam ortada bulunan (hayırlı) bir ümmet kıldık» (ci-Eakara, 143.}
Yani namaz kılarken sizleri en faziletli yöne, peygamberlerin atası İbrahim (a.s.)'in kıblesine yönelttiğimiz, ondan sonra Musa'nın ve kendisinden önceki diğer peygamberlerin yönelerek namaz kıldıkları Ka'be'ye çevirdiğimiz gibi, aynı şekilde siz ümmetlerin en hayırlısı, âlemin hülasası, taifelerin en şereflisi, esinlerle yenilerin en kıymetlisi kıldık ki; kıyamet gününde bütün insanlara karşı şahid olasınız. Çünkü onlar, kıyamet gününde sizin fazilet ve üstünlüğünüz hususunda ittifak edeceklerdir.
Buharî'nin sahihinde Ebu Said'den merfu olarak nakledilen bir hadiste, Nuh peygamberin kıyamet gününde bu ümmet lehinde şahadette bulunacağı söylenmiştir. Zamanı çok önce olmasına rağmen Nuh peygamber, bu ümmet hakkında lehte şahadette bulunacağına göre, ondan sonraki peygamberler haydi haydi lehte şahadette bulunacaklardır. Bulunmaları da gerekir.
Yüce Allah, bu hadisenin vukuundan şüphe eden kimselerden intikam alacağı ve bu hadiseyi tasdik edenlere de nimetini bahşedeceği hususunda hikmetini beyan ederek şöyle buyurmuştur:
«Senin yöneldiğin yönü, peygambere uyanları, cayacaklardan ayırd etmek için kıble yaptık.» (elBakara, 143.)
İbn Abbas dedi ki: «Senin yöneldiğin yönü, kimin peygambere uyduğunu, kimin de ondan caydığını görmek için kıble yaptık.»
Doğrusu bu, büyük birşeydir. Yani kıblenin değiştirilmesi, çok ağır, önemli ve büyük bir hadisedir. Ancak Allah'ın, kendilerini hidayete ilettiği kimseler, bu hadisenin Allah katından geldiğine inanır ve tasdik ederler. Bu hususta asla şüphe etmezler. Aksine buna razı olur, inanır ve gereğince amel ederler. Çünkü onlar, yüce Hakim'in kullarıdırlar. O Hakim ki, uludur, kudret sahibidir. Yumuşak huyludur. Her şeyden haberdardır. Lütufkar ve bilgi sahibidir.
«Allah ibadetlerinizi boşa çıkaracak değildir» Yani daha önce Kudüs'e yönelerek kıldığınız namazları geçersiz sayacak değildir. «Allah insanlara şefkat gösterir, merhamet eder.»
Bu konuda birçok hadis ve eserler vardır. Onları burada nakletmek fazla yer işgal edecektir. Ancak onları tefsirimizde uzun uzadıya naklettik. "Ahkamü'l-Kebir" adlı eserimizde bu konuda daha geniş açıklamalar yapacağız.
îmam Ahmed b. Hanbel, Ali b. Asım vasıtasıyla Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder. Rasûlullah (s.a.v.), kitab ehli hakkında şöyle buyurdu:
«Allah'ın bize gösterdiği ve kendilerini ondan uzaklaştırdığı cuma günü ile Allah'ın bize gösterdiği ve kendilerini ondan uzaklaştırdığı kıble ve imam arkasında amin deyişimiz hususunda onlar bizi kıskandıkları kadar başka birşeyde kıskanmadılar.»

