El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Kureyş'in, Esirlerinin Fidyesi İçin Rasûlullah'a Heyet Göndermesi

İbn İshak dedi ki: Esirler arasında Ebu Veda'e b. Dubayre es-Sehmî de vardı. Resûlullah (s.a.v.), onun hakkında şöyle buyurdu: - Onun Mekke'de zeki, akıllı, tacir, mal sahibi bir oğlu var. Sanki o, size babasının fidye …

İbn İshak dedi ki: Esirler arasında Ebu Veda'e b. Dubayre es-Sehmî de vardı. Resûlullah (s.a.v.), onun hakkında şöyle buyurdu:

- Onun Mekke'de zeki, akıllı, tacir, mal sahibi bir oğlu var. Sanki o, size babasının fidye ile kurtulmasını talep için gelmiştir.

Kureyşliler: "Esirlerinizin fidyesi için acele etmeyin ki, Muham-med ve ashabı size karşı esirlerin fidyesinin alınmasında şiddet goster-mesinler." dedikleri zaman Muttalib b. Ebi Veda'e -ki bu Rasûlullah'm kasdettiği kimsedir- dedi ki:

- Doğru söylediniz. Acele etmeyiniz.

Böyle diyen Muttalib, geceleyin gizlice gitti. Medine'ye gelip babası için 4000 dirhem fidye verdi. Böylece babasını alıp götürdü.

Ben derim ki: Bu, fidye karşılığında serbest bırakılan ilk esirdi. Sonra Kureyşliler, esirlerinin fidyesini gönderdiler. Mikrez b. Hafs b. Ahyef, Süheyl b. Amr'ın fidyesini getirdi. Süheyl'i, Malik b. Duhşum esir almıştı. Malik, Beni Salik b. Avfın kardeşidir. Bu hususta şöyle demiştir:

"Süheylî esir aldım, onu hiçbir esire değiştirmem,

Hindef bilir ki, hakiki genç yiğit, onların Süheyl'idir.

Zulme uğradığı zaman kılıçla vurdum, nihayet o iki kat kesildi.

Dudağı yarık kimseye karşı nefsimi zorladım."

îbn İshak, Muhammed b. Amr b. Ata kanalı ile Ömer b. Hattab'm Rasûlullah (s.a.v.)'a şöyle dediğini rivayet eder:

- Ya Rasûlallah! Beni bırakta Süheyl b. Amr'ın ön dişlerini sökeyim. Böylece dili dışarı çıksın. Artık hiçbir yerde çıkıp senin aleyhine konuşamasın!

- Ben, onun uzuvlarına (organlarına) böyle zarar vermem. Eğer böyle yaparsam peygamber dahi olsam, Allah da bunu bana yapar!

Ben derim ki: Bu, mürsel, hatta mu'dal bir hadistir.

İbn İshak dedi ki: Bana gelen habere göre Rasûlullah (s.a.v.), bu konuda Ömer'e şöyle demiştir:

«Belki o, kötülemeyeceğin bir makama gelir.»

Ben derim ki: Süheyl'in Mekke'de erdiği bu makam, Rasûlullah vefat ettiği, Araplardan bazıları irtidad ettikleri ve Medine ile diğer yerlerde münafıklık zuhur ettiğinde o Mekke'de kalkıp insanlara hitapta bulunmuş ve onların Hanif dinde sebat etmelerine vesile olmuştu. Nitekim bunu, yeri geldiğinde açıklayacağız.

İbn İshak dedi ki: "Mikrez, Süheyl'i esir olarak ellerinde bulunduran ashabla mukavele yapıp rızalarını elde ettiğinde onlar:

- Haydi bakalım, hakkımızı ver, dediler. Mikrez:

- Onun yerine beni alıkoyun, onu bırakın ki, gidip fidyesini göndersin, dedi.

Onlar da Süheyl'i bıraktılar, yerine Mikrez'i yanlarında alıkoydular."

Mikrez, alıkonduğu zaman bir şiir söyledi. Ancak îbn Hişam, onun böyle bir şiir söylediğim kabul etmemiştir. Doğrusunu Allah.bilir.

îbn İshak, Abdullah b. Ebi Bekr'in şöyle dediğini rivayet eder: Esirler arasında Amr b. Ebu Süfyan Sahr b. Harp da vardı. Anası, Ukbe b. Ebu Muaytm kızı idi. îbn Hişam'm ifadesine göre anası, Ebu Muayt'ın kız kardeşi idi. Onu esir alan kişi, Ebu Talib oğlu Ali idi.

îbn îshak, Abdullah b. Ebi Bekr'in şöyle dediğini rivayet etmiştir. Ebu Süfyan'a:

- Oğlun Amr'ın fidyesini öde,denildi. O da dedi ki:

- Kanım gittiği gibi malımda mı gitsin? Hanzele'yi öldürdüler. Amr'ın da fidyesini mi vereyim! Onu, onların ellerinde bırakın. İstedikleri zamana kadar yanlarında tutsunlar.

Amr, bu halde Medine'de Rasûlullah'm yanında mahpus iken Sa'd b. Numan b. Ekkal, umre yapmak üzere yola çıktı. Bu, Beni Amr b. Avfın kardeşidir. Ayrıca Beni Muaviye'den de biridir. Yanında eşi de bulunuyordu. Baki'de kendisine ait bir koyun sürüsü olan Müslüman bir ihtiyar adamdı. Oradan umre için yola çıktı. Kendisine yapılan şeyden korkmuyordu. Mekke'de hapsolunacağım zannetmedi.Ancak umre yapmak üzere gelmişti. Çünkü Kureyşlilerle antlaşma yapmışlardı. Antlaşmaya göre Kureyşliler, hac ya da umre için Mekke'ye gelecek olan herhangi bir kimseye iyilikten başka birşey yapmayacaklardı. Fakat Ebu Süfyan b. Harp Mekke'de ona saldırdı. Onu, oğlu Amr'm karşılığında hapsetti. Sonra Ebu Süfyan şöyle dedi:

"Ey İbn Ekkal'm kavmi! Onun çağrısına cevap verin. Genç efendiyi yardımsız bırakmaya sözleşmiştiniz.

Eğer bağlanmış esirlerin bağını çözmezlerse demek ki, Beni Amr kabilesi aslı bozuk kimselerdir." Hassan b. Sabit te ona şu cevabı verdi:

"Eğer Sa'd, Mekke önünde serbest bırakılmış olsa, elbette sizin içinizde esir olunmazdan önce maktulleri çoğaltırdı.

Keskin kılıç ya da Neb'a ağacının yaylanyla -ki onların kirişi uzatıldığı zaman ses çıkarır- oku atarlar."

Beni Amr b. Avf, RasûluUah'a gitti. Durumu anlattılar. Amr b. Ebu Süfyan'ı kendilerine vermesini istediler. Karşılığında da onların arkadaşını serbest bırakacaklarım birdirdiler. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), Amr'ı serbest bırakıp Ebu Süfyan'a gönderdi. Dolayısıyla Sa'd'm serbest bırakılma yolu açıldı.

îbn îshak dedi ki: Esirler arasında Ebu'l-As b. Rebi b. Abdu'1-Uzza b. Abdu'ş-Şems b. Ümeyye de vardı. Bu, Rasûlullah (s.a.v.)'m damadı olup kızı Zeynep ile evli idi.

îbn Hişam dedi ki: Onu, Hiraş b. Simme esir aldı. Bu Hiraş, Beni Haram kabilesindendi.

îbn İshak dedi ki: Ebu'l-As, Mekke'nin malca, emanete riayetçe ve ticaretçe sayılı şahsiyetlerindendi. Hale Binti Hüveylid'den doğma idi. Hatice, Rasûlullah'tan, onu kendi kızı Zeynep'le evlendirmesini istemişti. Rasûlullah, Hatice'ye muhalefet etmezdi. Bu evlendirme işi, vahyin nüzulünden önce idi.

Rasûlullah (s.a.v.), kızı Rukiyye veya Ümmü Külsûmu Ebu Le-heb'in oğlu Utbe ile evlendirmişti. Vahiy geldiğinde Ebu Leheb: «Muhammedi kendi nefsi ile meşgul edin." dedi ve oğlu Utbe'ye emir vererek Rasûlullah'm kızını boşattı. Utbe, daha gerdeğe girmemişken Rasûlul-lah'm kızını boşadı. Osman b. Affan (r.a.), Rasûlullah'm boşanan bu kızı ile evlendi. Bunun üzerine Ebu'1-As'a gidip ona şöyle dediler:

- Hanımından ayni. Biz seni Kureyş'ten dilediğin herhangi bir kadınla evlendiririz.

- Hayır, vallahi ben hanımımdan ayrılmam ve hanımım yerine Ku-reyşten bir hanımımın olmasını da istemem!

Bana gelen habere göre Rasûlullah (s.a.v.), damatlığı bakımından Ebu'1-As'ı överdi.

Ben derim ki: Rasûlullah'm, Ebul-As'ın damatlığını övmesi, sahih hadisle sabittir. Nitekim bu konu ileride de gelecektir.

îbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de iken helal ve haram hükümlerini belirlememişti. Kendi işi üzerine mağlup olmuştu, islâmiyet, Rasûlullah'm kızı Zeynep'le Ebu'1-As'ı birbirinden ayırmıştı. Ama Rasûlullah, bunları birbirinden ayıracak güce sahip değildi.

Ben derim M: Cenâb-ı Allah, hicretin altıncı senesi olan Hudeybiye

muahedesi senesinde Müslüman kadınları, müşrik kocalarına haram kılmıştır. Bununla ilgili açıklama da ileride gelecektir.

îbn îshak, Yahya b. Abbad kanalı ile Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: Mekkeliler, esirlerinin fidyelerini gönderdiklerinde Rasûlullah'm kızı Zeynep de kocası Ebu'l-As'm kurtuluşu için fidye olarak bir gerdanlık göndermişti. Bu gerdanlığı Ebu'l-As ile gerdeğe girdiğinde annesi Hatice (r.a.) kendisine hediye etmişti. Rasûlullah, bu gerdanlığı görünce yüreği aşırı derecede duygulandı ve şöyle dedi:

- Eğer uygun görürseniz Zeyneb'in esirini serbest bırakın ve kendisine ait bu gerdanlığı da iade edin. Ashab da: "Olur ya Rasûlallah." diyerek Ebul-As'ı serbest bırakarak gerdanlığı iade ettiler.

İbn İshak dedi ki: Fidye vermeksizin serbest bırakılma kendilerine lütfolunan esirler arasında Beni Abdu'ş-Şems b. Abdumenaf tan Ebu'l-Âs b. Rebi b. Abdi'1-Uzza b. Abdu'ş-Şems vardı. Rasûlullah (s.a.v.), kızı Zeyneb'in fidye göndermesinden sonra onu bağışladı. Beni Mahzum b. Yakaza'dan da Muttalib b. Hantab b. Haris b. Ubeyd b. Ömer b. Mahzum vardı. Beni Haris b. Hazreç'in adamı idi. Ve onların ellerine bırakıldı. Nihayet onu serbest bıraktılar. O da gidip kavmine kavuştu.

İbn îshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu'1-As'ı serbest bırakırken, Zeyneb'i serbest bırakmasını, yani Medine'ye hicretine müsaade etmesini şart koştu. Ebu'l-As da bu şartı kabul etti ve yerine getirdi. Nitekim bununla ilgili açıklama ileride gelecektir. Önceki sayfalarda da Abbas b. Abdülmuttalib'in kendi şahsı, Akil ve Nevfel adındaki yeğenleri için 100 okiye altını fidye olarak verdiğini anlatmıştık.

îbn Hişam dedi ki: Ebul-As'ı esir alan kişi, Ebu Eyyüb Halid b. Zeyd idi.

îbn İshak dedi ki: Sayfî b. Ebi Rifaa b. Abid b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum, sahiplerinin eline bırakıldı. Onun fidyesini ödeme hususunda hiç kimse gelmeyince fidyesini onlara göndersin, diye ondan söz alındı ve serbest bırakıldı. Ama o sözünde durmadı. Bunun üzerine Hassan b. Sabit, bu hususta şöyle bir şiir söyledi:

"Sayfi borcu ödeyecek değildir. Tilkinin kafası bazı yerlerde çalışmaz."

îbn îshak dedi ki: Ebu Azze Amr b. Abdullah b. Osman b. Üheyb b. Hüzafe b. Cumah, kızları çok olan muhtaç bir kimse idi. Rasûlullah ile konuşup şöyle dedi:

'ya Rasûlallah, bilirsin ki malım yok, ben muhtaç ve çoluk çocuk sahibi bir kimseyim. Beni bağışla." Rasûlullah (s.a.v.) de ona lütfetti, fidyesini almadı ve RasûluUah'a karşı başka kimseye yardımcı olmamak şartıyla onu serbest bıraktı. Ebu Azze, bu hususta Rasûlullah'ı övdü, üstünlüğünü kavmi içinde anarak şöyle dedi:

"Benden Muhammed Rasûhıllah'a kim bildirecek ki, sen haksin, Melik'de Hamid'dir.

Sen, hak ve hidayete davet eden bir kişisin. Senin için büyük Allah'tan şahid vardır.

Sen, bizim içimizde bir mertebeye gelensin ki, mertebenin dereceleri vardır.

Sen kiminle savaşırsan elbette o yeniktir, bahtsızdır, mutsuzdur. Ve kiminle de barışırsan, o elbette mutludur, bahtiyardır.

Fakat Bedir ve onun ehli bana hatırlatıldığında, bendeki hasret ve ümitsizlik geri dönüyor."

Ben derim ki: Sözü edilen bu Ebu Azze, Rasûlullah'a verdiği sözü tutmadı. Müşrikler onun aklıyla oynadılar. O da onlara geri döndü. Uhud savaşında yine esir alındı. Yine Rasûlullah'tan, kendisine lütfetmesini talep etti. Ama Rasûlullah şöyle dedi: «Yanaklarını şilesin ve: "Muhammed'i iki kez aldattım!" diyesin diye seni bırakacak değilim!»

Bundan sonra Rasûlullah, emir vererek onu öldürttü. Nitekim bu konu, Uhud gazvesi anlatılırken ele alınacaktır. Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Azze hakkında şöyle demiştir:

«Mümin, aynı delikten iki defa ısınîmaz.» Bu, ancak Rasûlullah'tan duyulabilecek bir darb-ı meseldir.

İbn İshak, Muhammed b. Cafer b. Zübeyr kanalı ile Urve b. Zü-beyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Umeyr b. Vehb el-Cümehî, Safvan b. Ümeyye ile birlikte Bedir'e katılan Kureyşlilerin başına gelenlerden sonra Hicir'de birazcık oturdu. Umeyr b. Vehb, Kureyş şeytanlarından ve Rasûlullah ile ashabına eziyet verenlerdendi. O, Mekke'de iken ondan meşakkat ve zahmetler gördüler. Oğlu Vehb b. Umeyr, Bedir'de esir almanlar arasındaydı.

İbn Hişam dedi ki: Beni Zürayk kabilesinden Rifaa b. Rafı, onu esir

etti.

İbn İshak, Muhammed b. Cafer kanalı ile Urve'nin, Bedir kuyusuna atılan ve musibete maruz kalan müşrikleri anlatmasından sonra Safvan'm şöyle dediğim rivayet eder:

- Vallahi onlardan sonra yaşamakta hayır yoktur. Umeyr de şöyle dedi:

- Vallahi doğru söyledin. Vallahi eğer üzerimde borç ve benden sonra zayi olmasından endişe ettiğim çoluk çocuğum olmasaydı, elbette atıma biner, Muhammed'e gider ve onu öldürürdüm. Bedir'dekilerden önce oğlum, onların ellerinde esirdir.

Safvan da fırsatı ganimet bilip şöyle dedi:

- Borcunu ben öderim. Bu bana ait olsun. Çoluk çocuğun da benimkilerle birlikte kaldıkları sürece onlara ihsanda bulunurum. Elimize geçen nimeti onlarla paylaşırız. Onlar zorluk içinde ilçen ben rahat etmem.

Bunun üzerine Umeyr, ona şöyle dedi: -Durumumuzu gizle.

- Olur, gizlerim.

Sonra Umeyr, kılıcını getirmelerini, keskinletilmesini ve zehir sürülmesini emretti. Bunlar yapıldıktan sonra yola çıktı ve Medine'ye geldi. Bir ara Ömer b. Hattab, Müslümanlardan bir cemaatle beraber, Bedir gününden söz ediyorlardı. Ve Allah'ın kendilerine ücram ettiği şeyleri düşmanlarından onlara gösterdiğini konuşuyorlardı. O esnada Ömer, Umeyr b. Vehb'in, mescidin kapısı önünde, kılıcım kuşanmış vaziyette bineğini çöktürdüğünü gördü ve şöyle dedi:

- Bu, Allah'ın düşmanı Umeyr b. Vehbtir. Allah'a yemin ederim ki, o ancak kötülük için gelmiştir. O değilimdir ki aramızı bozdu ve Bedir günü de Kureyş için sayımızı takdir ve tahmin etti.

Daha sonra Ömer, Rasûlullah'ın yanma gidip şöyle dedi:

- Ey Allah'ın peygamberi! Bu, Allah düşmanı Umeyr b. Vehb kılıcını kuşanmış olarak gelmiştir. Rasûlullah:

- Onu yanıma gönder, dedi.

Bunun üzerine Ömer, dönüp geldi ve boynundaki kılıcının kayışını tutup göğsüne bağladı. Ensâr'dan yanında bulunan adamlara şöyle dedi:

- Rasûlullah'ın yanma girin. Yamnda oturun ve onu bu müşrikten koruyun. Çünkü bu, emin ve güvenilir bir kişi değildir.

Böyle dedikten sonra onu Rasûlullah'ın yanma getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), Ömer'in onun kılıcının kayışından tutup boynuna bağladığını gördüğü zaman dedi ki:

- Ey Ömer, onu serbest bırak, Ey Umeyr yaklaş. O da yaklaştı ve şöyle dedi:

- Bol nimetli iyi sabahlar! (Cahiliyet devri adamları, kendi aralarında böyle diyerek selamlaşırlardı.).

Rasûlullah (s.a.v.), şöyle karşılık verdi:

- Ey Umeyr! Allah bize senin selamlaşmandan daha hayırlı bir selamlaşmayı ikram etmiştir. Bu da cennetliklerin selamlaşması olan «selam»dır.

O da dedi ki:

- Allah'a yemin ederim ki Ey Muhammed, ben bu selamlaşmayı yeni işitiyorum.

- Ey Umeyr, seni buraya getiren sebeb nedir?

- Elinizde bulunan şu esir için geldim. Onu bağışlayın.

- O halde senin boynundaki kılıcın işi ne?

- Allah, kılıçların belasını versin. Onlar bize ne sağladı ki?

- Bana doğruyu söyle, niçin geldin?

- Başka birşey için gelmedim. Sadece bu iş için geldim.

- Hayır, aksine sen ve Safvan b. Ümeyye, Hicir'de oturdunuz. Ku-reyşlilerden kuyuya atılanları andınız. Sonra sen dedin ki:

«Eğer üzerimde borç olmasa ve çoluk çocuğum olmasa, elbette çıkıp gider, Muhammed'i öldürürdüm!» Böylece Safvan, senin borcunu ve çoluk çocuğunun bakımını, beni öldürmen karşılığında üstlendi. Allah ise, yapmayı tasarladığın bu işine engel oldu.

Umeyr dedi ki:

- Şahadet ederim ki şüphesiz sen, Allah'ın Rasûlüsün. Ey Allah Rasûlü! Biz göğün haberinden bize getirmiş olduğu şeylerde ve senin üzerine inen vahiyde seni yalanlamıştık. Bu işte ben ve SarVan'dan başka kimse yoktu. Allah'a yemin ederim ki bu haberi, ancak Allah sana bildirmiştir. Beni İslâm'a kavuşturan, beni işte bu yere sevkeden Allah'a hamdolsun.

Böyle dedikten sonra hak şahadeti getirdi. Rasûlullah da şöyle buyurdu:

- Kardeşinize dinini öğretin ve ona Kur'ân'ı öğretin. Esirini de salıverin.

Ashab, bu emri yerine getirdi.

Sonra Umeyr şöyle dedi:

"Ya Rasûlallah, ben Allah'ın nurunu söndürmeye gayret eden ve Allah'ın dini üzere olan kimselere şiddetli eziyet veren birisi idim. Ben diliyorum ki, bana izin veresin de Mekke'ye gideyim ve onları Allah ile Rasûlüne ve İslâm'a davet edeyim. Umulur ki Allah, onları hidayete kavuşturur. Yoksa daha önce senin ashabına dinleri hususunda eziyet verdiğim gibi, dinleri hususunda onlara eziyet veririm."

Rasûlullah da ona izin verdi. O Mekke'ye vardı.

Umeyr b. Vehb, Mekke'den çıkıp Medine'ye gitmekte iken Safvan şöyle demişti:

"Şimdi bir kaç gün içinde gelecek olan vak'a ile müjdeleniniz. O, size Bedir vak'asını unutturacaktır."

SarVan, kafilelerden Umeyr'i sorardı. Nihayet bir süvari geldi. Onun, İslâm'a girdiğini haber verdi. Bunun üzerine SafVan, onunla asla konuşmamaya ve ona asla menfaat sağlamamaya yemin etti.

İbn İshak dedi ki:

Umeyr, Mekke'ye geldiğinde İslâm'a davet ederek orada ikamet etti ye kendisine muhalefet eden kimselere şiddetli eziyetler verdi. Onun vasıtasıyla çok kimseler Müslüman oldu.

Ibn İshak dedi ki: Umeyr b. Vehb veya Haris b. Hişam, Bedir gününde îblis'in gerisin geri dönüp kaçtığını görmüş ve şöyle dediğini işitmiştir: «Benim sizinle ilgim yok; doğrusu, sizin görmediğinizi görüyorum.» (el-Enfâl, 48.)

O gün İblis, Müdliçlilerin emiri Süraka b. Malik b. Cu'şum suretinde görünmüştü.

Fasıl