Zührî, Urve'den, o da Hz. Aişe'den, Rasûlullah (s.a.v.)'ın Mekke'de iken Müslümanlara şöyle dediğini rivayet eder:
"Artık sizin hicret edeceğiniz yurd, iki kara taşlık arasında sürülmemiş hurmalık bir yer olarak bana gösterildi."
Rasûlullah (s.a.v.) böyle deyince, bazı kimseler Medine tarafına hicret etti. Habeşistan'a hicret etmiş olan Müslümanlar da Medine'ye döndüler.
Bunu, Buharı rivayet etmiştir.
Ebu Musa, Peygamber (s.a.v.)'in şöyle buyurduğunu rivayet eder:
"Rüyamda, Mekke'den hurmalık bir yere hicret ettiğimi gördüm. Orasının Yemame veya Hecer olduğunu vehmettim. Ama orası Medine -Yesrib-imiş."
Buharı bu hadisi, bir kaç yerde uzun uzadıya senediyle birlikte nak-letmiştir.
Hafız Ebu Bekir el-Beyhakî, Cerir'den rivayet etti ki; Peygamber (s.a.v.), şöyle buyurmuştur:
"Doğrusu yüce Allah, bana şöyle vahyetti: Şu üç beldeden hangisine inersen orası senin hicret diyarın olacaktır: Medine, Bahreyn ve Kmnes-rin."
İlim ehli kimseler dediler ki: Sonra Rasûlullah'ın Medine'ye gitmesine karar verildi. O da oraya hicret etmelerini ashabına emretti. Bu hadis, cidden gariptir. Tirmizî de "Menakıb" adlı eserinde Cerir'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:
"Doğrusu yüce Allah, bana şöyle vahyetti: Şu üç şehirden hangisine inersen orası senin hicret diyarın olacaktır: Medine, Bahreyn ve Kmnes-rin."
îbn îshak dedi ki: Cenâb-ı Allah, savaş için izin verdiğinde şu ayeti inzal buyurdu:
«Haksızlığa uğratılarak kendilerine savaş açılan kimselerin karşı koyup savaşmasına izin verilmiştir. Allah, onlara yardım etmeye elbette Kadir'dir. Onîar haksız yere ve "Rabbimiz Allah'tır." dediler diye yurtlarından çıkarılmışlardır." (el-Hacc, 39-40.)
Yüce Allah, Rasûlüne savaş için izin verdiği, Ensâr'dan olan bu kabilenin de İslâm'a ve ona tabi olanlara yardım etmek üzere Peygam-ber'e bey'at ettiği, Müslümanları bağrına bastıkları zaman , Muhacirlerden ve Mekke'deki Müslümanlardan olan ashabına, Medine'ye hicret etmelerini, Ensâr'dan olan kardeşlerine kavuşmalarını emredip şöyle buyurdu:
"Doğrusu yüce Allah, sizin için kardeşler kıldı ve içinde emin olacağınız bir yurt kıldı."
Bunun üzerine Müslümanlar, gruplar halinde peşpeşe Medine'ye gitmeye başladılar. Hz. Peygamber (s.a.v.) ise, Allah'tan hicret için izin bekleyerek Mekke'de kaldı. Rasûlullah'ın ashabından Kureyşli Muhacirlerden Medine'ye hicret edenlerin ilki, Beni Mahzum kabilesinden Ebu Seleme b. Abdi'l Esed b. Hilal b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum'dur. Akabe ashabının bey'atinden bir sene önce Medine'ye hicret etti. Habeşistan ülkesinden Mekke'ye-* Rasûlullah'm yanına gelmişti. Kureyşli-ler, ona eziyet verdiği ve Ensârî Müslümanların İslâm'a girme haberi ona ulaştığı zaman Medine'ye Muhacir olarak gitti.
İbn îshak, Ümmü Seleme'nin şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Seleme, Medine'ye gitmeye niyetlendiğinde devesini benim için hazırladı. Sonra beni ona bindirdi. Oğlum Seleme b. Ebu Seleme'yi de Önüme bindirdi. Sonra benimle yola çıktı. Binmiş olduğum deveyi yediyordu. Beni Muğire b. Abdullah b. Ömer b. Mahzum'un adamları onu gördüklerinde yanına gelip şöyle dediler: "Haydi sen kendin ne ise, diyelim kendini bizden kurtardın. Fakat şu arkadaşımıza ne dersin? Onu götürmene nasıl izin verelim?" Ümmü Seleme dedi ki: "Devenin yularını onun elinden çektiler ve beni ondan aldılar. Bu esnada Beni Abdi'1-Esed kabilesi öfkelendiler. Bunlar, Ebu Seleme'nin kavmi olup şöyle dediler:
- Hayır, vallahi biz oğlumuzu anasının yanında bırakmayız. Çünkü anasını adamımızdan aldınız.
Ümmü Seleme dedi ki:
- Böylece oğlum Seleme'yi aralarında birbirlerinden çekmeye çalış-talar. Nihayet onu bıraktılar. Beni Abdi'1-Esed kabilesi, onu alıp götürdü. Beni Muğire kabilesi de beni yanlarında alıkoydular. Kocam Ebu Seleme ise Medine'ye gitti.Böylece benimle kocamı ve oğlumu birbirimizden ayırdılar. Ben, her sabah çıkıp vadide oturuyor ve akşam oluncaya kadar ağlıyordum. Bu hal, bir yıl boyunca devam etti. Bir gün amcam oğullarından biri -ki Beni Muğire'dendir- bana rastladı. Başıma gelenleri gördü. Bana acıdı ve Muğire oğullarına şöyle dedi:
- Şu biçare ve miskin kadına acımaz mısınız, bu yaptığınızdan sıkılmaz mısınız? Onunla kocasını ve çocuğunu birbirlerinden ayırdınız.
Bunun üzerine onlar da dönüp bana şöyle dediler:
- Eğer dilersen kocana gidebilirsin..
Beni Abdi'1-Esed kabilesi de, bu esnada oğlumu bana geri verdi. Bunun üzerine devemi yola çıkardım. Oğlumu da yanıma alarak Medine'de bulunan kocamın yanma gitmeğe niyetlenerek yola çıktım. Beni kocama, götürmesini söyleyebileceğim hiçbir Allah'ın kuluna rastlaya-mıyordum. Nihayet Ten'im'de olduğum zaman Osman b. Talha b. Ebu Talha'ya rastladım. Bana şöyle sordu:
- Ey Ebu Ümeyye'nin kızı, nereye gidiyorsun?
- Medine'de ki kocamın yanını gitmek istiyorum. .
- Seninle beraber giden hiç kimse yok mu?
- Hayır, Allah'a yemin ederim, ancak Allah ve işte bu oğlum var.
- Seni yalnız bırakmak doğru olmaz, diyerek devemin yularım tuttu ve benimle birlikte süratle yola koyuldu. Vallahi şimdiye kadar Araplardan, ondan daha keremli bir kimse görmemiştim. Bir yere vardığımızda benim devemi çöktürür, sonra benden öteye gidip dururdu. Nihayet indiğim zaman devemi kenara alır, yükünü indirir, sonra onu ağaca bağlar, benden uzaklaşarak bir ağacın yanına gider, altına yatardı. Yola çıkma zamanı yaklaştığında devemin yanma gelip onu bana takdim eder, yola koyar, sonra benden kenara çekilip durur ve şöyle derdi: "Bin." Binip devemin üzerine kurulduğumda yularını tutar ve yederdi. Nihayet beni indirinceye kadar böyle yapardı. Beni, Medine'ye götürün-ceye kadar hep böyle davrandı. Küba mevkiinde Beni Amr b. Avf m köyüne bıraktığında şöyle dedi:
- Kocan, işte bu koydedir.(Gerçekten kocam Ebu Seleme, o köye inmişti.) Allah'ın bereketiyle onun yanma git.
Böyle dedikten sonra kendisi Mekke'ye dönüp gitti.
Ümmü Seleme devamla şöyle diyordu:
-Alllah'a yemin ederim ki İslâmiyet'te Ebu Seleme ailesinin başına gelenlerin, başka hiçbir ailenin başına geldiğini bilmiyorum. Osman b . Talha'dan daha mert bir arkadaşı da asla görmedim.
Sözü edilen Osman b. Talha b.Ebu Talha el-Abderî, Hüdeybiye andlaşmasmdan sonra Müslüman olup Halid b. Velid'le birlikte Medine'ye hicret etmiş, Uhud savaşında babası ve kardeşleri Haris, Kilab ve Müsan ile amcası Osman b. Ebu Talha öldürülmüşlerdi. Mekke'nin fethi gününde Rasûlullah (s.a.v.), ona ve amcası oğlu Şeybe'ye KaTbenin anahtarlarını vermişti. Bu vazifeyi cahiliyette olduğu gibi İslamiyet'te de onların uhdesinde bırakmıştı. Bu hususta yüce Allah'ın şu kavli nazil olmuştu:
«Hiç şüphesiz Allah size, emanetleri ehline teslim etmenizi emreder.» (en-Nisâ, 58.)
İbn îshak dedi ki: Ebu Seleme'den sonra Muhacirlerden Medine'ye gelenlerin ilki, Amir b. Rebia oldu. Bu zat, Adiy oğulları kabilesinin müttefiki idi. Beraberinde hanımı Leyla binti Ebi Hasme vardı. Sonra Abdullah b. Cahş b. Ri'ab b. Yamur b. Sabire b. Mürre b. Kebir b. Ğanm b. Dudan b. Esed b. Hüzeyme hicret etti. Bu zat, Beni Ümeyye b. Abdu'ş-Şems'in müttefikidir. Ailesi ve kardeşi Abd b. Cahş'ı yanma aldı. Karde.-şinin künyesi, Ebi Ahmed'tir; Ebu Ahmed'in adı, îbn îshak'ın da anlattığı gibi Abd'tır. Sümame olduğunu söyleyenler de olmuştur. Süheylî der ki: Birincisi, daha sahihtir. Ebu Ahmed, âmâ bir adamdı. Yanında bir kimse olmaksızın Mekke'nin alt ve üst taraflarım dolaşırdı. Şair bir kimse idi. Faria binti Ebu Süfyan b. Harp adındaki kadınla evliydi. Annesi Ümeyme binti Abdülmuttalib b. Haşim'dir.
Hicretten dolayı Beni Cahş'm evi kilitlenip'kapandı. Utbe b. Rebia ve Abbas b. Abdülmuttalib ile Ebu Cehil b. Hişam b. Muğire oradan geçtiler. Mekke'nin yukarılarına doğru çıktılar. Utbe b. Rebia, o eve baktığında kapılarının ıssız, kimsesiz, boş, içerilerde hiçbir kimsenin bulunmadığını görünce şöyle dedi:
"Her bir ev M, her ne kadar sağlam olarak durması uzun bir zaman alsa da, günün birinde musibet ve acı ona ulaşır."
İbn Hişam dedi ki: Bu beyit, Ebu Duad el İyadî'ye aittir. Onun bir kasidesinden alınmıştır.
Süheylî dedi ki: Ebu Duad'm asıl adı, Hanzele b. Şarkî1 dir. Harise olduğunu söyleyenler de vardır. Sonra Utbe b. Rebia, şöyle dedi:
- Beni Cahş'm evi, ıssız hale gelmiştir. İçinde kimseler kalmamıştır.
Ebu Cehil dedi ki:
- Senin ağlaman, o evin yalnız kalmasındandır. Böyle dedikten sonra Abbas'a da şöyle dedi:
- Bu senin yeğeninin işlerindendir. O, bizim toplumumuzu dağıttı. İşlerimizi alt üst etti. Münasebetlerimizi kopardı.
İbn İshak dedi ki: Ebu Seleme Amir b. Rebia ve Abdullah b. Cahş, Küba'da Mübeşşir b. Abdi'lMünzir'e konuk oldular. Sonra Muhacirler peşpeşe cemaat halinde geldiler. Beni Ganm b. Düdan, Müslüman olmuştu. Medine'ye hicret için bütün erkek ve kadınları ile yola koyulmuş,kendilerinden kimse geri kalmamıştı. Bunların adlarını şöylece sıralayabiliriz:
Abdullah b. Cahş, kardeşi Ebu Ahmed, Ükkaşe b. Mihsan, Suca, Ukbe (Suca ile Ukbe, Vehb'in oğullarıdırlar.), Erbed b. Cümeyre, Mun-kiz b. Nubate, Said b. Rukayş, Mahrez b. Nadle, Zeyd b. Rukayş, Kays b. Cabir Amr b. Mihsan, Malik b. Amr, Safvan b. Amr, Sakf b. Amr, Rebia b. Eksem, Zübeyr b. Ubeyde, Temmam b. Ubeyde, Sahbere b. Ubeyde, Muhammed b. Abdullah b. Cahş.
Bunların kadınlarının adları da şöyle idi:
Zeyneb binti Cahş, Hamne binti Cahş, Ümmü Habib binti Cahş, Cüdame binti Cendel, Ümmü Kays binti Mihsan, Ümmü Habib binti Sümame, Amine binti Rukayş, Sahbere binti Temim.
Ebu Ahmed b. Cahş, Medine'ye hicretleri ile ilgili olarak şöyle bir şiir okumuştu.
"Ahmed'in anası, beni gıyabında korktuğum ve kaçındığım bir kimsenin zimmetini aldığımda gördü.
Dedi ki: Eğer mutlaka birşey yapacaksan bizde kal. Yesrib'den uzaklaş.
Ben de ona şu cevabı verdim: Aksine Yesrib, bugün bizim gidecek yönümüz dür.
Rahman diledikçe kul yol gider.
Yüzümün yönü, Allah ve Rasûlünedir.
Kim yüzünü Allah'a çevirirse hiçbir gün, hiçbir zaman eli boş çıkmaz.
Çok sıcak dostları bıraktık, gözyaşlarıyla ağlar ve ağıtlar yakan kadınları bıraktık.
Ey kadın, sen bizim beldelerimizden uzaklaşmamızı, intikam alma talebi olarak zannedersin. Halbuki biz, hayırlı şeyler istediğimizi biliyoruz.
Beni Ganm'ı, kanlarının akıtılmaması için onların korunmasına destek olan hidayet ve hakka davet ettim.
Allah'a hamdolsun İd, onları hakka ve kurtuluşa çağıran, çağırdığı zaman icabet edip hep bir araya toplandılar. Arkadaşlarınız doğru yolda bizden ayrıldılar. Bize karşı silah ile başkalarına yardımcı oldular. İki topluluk gibi ki:
Onlardan biri hak üzeredir, uygundur, doğruyu bilip, hidayete ermiştir.
Öbür topluluk ise, azaplanmıştır.
İşte bu berikiler azdılar ve yalan olmasını temenni ettiler. Onları İblis haktan ayırdı, uzaklaştırdı. Onlarda kayba uğradılar ve uğratıldılar.
Peygamber Muhammed'in sözüne döndük ve güzel bir şekilde hakkın dostları olduk.
Hısımlarımızla onlara yakın olmaya çalıştık. Halbuki ey kadın, sen yaklaşmayınca, yakın olmayınca hısımlıklarla yakınlık olmaz.
O halde bizden sonra hangi yeğen(kızkardeşin oğlu), size güven verir ve hışmından sonra hengi hısım sizi gözetir.
Ey kadın, onlar ayrıldıkları ve insanların işi darmadağın olduğu zaman, yakında hangimizin hakka daha yakın olduğunu bileceksin."
İbn İshak dedi ki: Daha sonra Hattab oğlu Ömer ile Ayyaş b. Ebi Rebia Mekke'den yola çıkıp Medine'ye vardılar. Bu hususta, Hz. Ömer
şöyle der:
"Medine'ye hicret etmeyi kararlaştırdığımızda ben ve Ayyaş b. Ebi Rebia,ile Hişam b. As b. Vail esSehmî, Beni Gifar kabilesinin Mekke'ye on mil mesafedeki Udad mevkiinde Tenadip'de buluşmak üzere rande-vulaştık. Burası Şerif mevkiinin üst tarafmdadır. Rendavulaşırken birbirimize şöyle demiştik:
«Hangimiz oraya gelemezsek, yakalanmış demektir. Bu bakımdan diğer arkadaşları yollarına devam etsinler.»
Bundan sonra ben ve Ayyaş b. Ebi Rebia, Tenadip'de buluştuk. Hişam ise tutuklandı ve dinindenayrılmaya zorlanıp saptırıldı. Fitneye düşürüldü. Medine'ye vardığımızda Beni Amr b. Avf m Kuba'daki evinin yanına indik. Ebu Cehil b. Hişam ve Haris b. Hişam, Ayyaş b. Ebi Re-bia'nm peşine takıldılar. O, bunların amcalarının oğlu idi. Aynı zamanda onların ana bir kardeşleri idi. Nihayet o ikisi, Medine'ye yanımıza geldiler. Rasûlullah ise, henüz Mekke'de idi. Onlar, Ayyaş ile konuşup şöyle dediler:
"Annen, seni görmek için basma tarak vurmamaya, güneşe karşı gölgelenmemeye and içti. Gel, ona acı."
Ben de ona dedim ki:
- Ey Ayyaş! Allah'a yemin ederim ki, kavmin seni sadece dininden döndürmek istemektedir. Onlardan uzak dur. Vallahi eğer senin anana bir bit musallat olsa dahi, o saçını tarayıp ondan kurtulmaya çalışır. Eğer Mekke sıcaklığı onu rahatsız edecek olursa gölgeye çekilir.
Ayyaş da şöyle cevap verdi:
- Annemin yeminini yerine getireceğim. Benim orada mallarım
vardır. Onu alırım.
Ben de ona şöyle dedim:
- Allah'a yemin ederim ki, sen de biliyorsun ki Kureyş'in zenginlerinden biri de benim. Malımın yansı, senin olsun. Sakın, onlarla gitme.
Fakat Ayyaş beni dinlemedi. Onlarla birlikte gitmeye razı olunca ona şöyle dedim:
- Haydi dediğini yapıyorsun. Bari şu devemi al. Çünkü bu asil ve itaatkar bir devedir. Sırtına sarıl, eğer içine kavminden bir şüphe düşerse, bununla kaçıp kurtulursun.
O da deveme binip arkadaşlarıyla birlikte gitti. Nihayet yolun bir yerine vardıklarında Ebu Cehil, ona şöyle demiş:
- Yeğen! Devem beni taşıyamıyor, beni devenin üstüne almazmı-sın? O da:
- Evet, demiş.
Bunun üzerine o devesini çöktürmüş, onlar da çöktürmüşlerki, o devenin üzerine binip yer değiştirsinler. Yere indikleri zaman Ayyaş'a saldırıp, elini kolunu bağlamışlar, sonra Mekke'ye götürüp dininden
caydırmışlar.
Biz şöyle diyorduk: Allah, dininden dönenlerin teVbesini kabul buyurmaz.
Onlar da kendileri için aynı şeyi söylüyorlardı. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.), Medine'ye geldi. Yüce Allah da şu ayetleri inzal buyurdu:
«Ey Muhammed! De ki: "Ey kendilerine kötülük edip aşırı giden kullarım! Allah'ın rahmetinden umudunuzu kesmeyin. Doğrusu Allah günahların hepsini bağışlar. Çünkü O, bağışlayandır, merhametlidir." Rabbinize yönelin. Azap size gelmeden önce O'na teslim olun; sonra yardım görmezsiniz. Size ansızın, farkına varmadan azap gelmeden Önce Rabbinizden size indirilen en güzel söze, Kur'ân'a uyun.» (ez-Zümer, 53-55.)
Hz. Ömer dedi ki: Ben, bu ayeti bir kağıda yazıp Hişam b. As'a gönderdim.
Hişam da şöyle dedi: O yazı bana ulaştığında Zi-Tuva'da okumaya başladım. Zorlanıyordum. Bir türlü anlayamıyordum. Nihayet: "Allahım, bunun manasım bana kavrat." dedim. Bu ayetin bizim hakkımızda, bizim söylediğimiz sözler hakkında ve bizler için başkaları tarafından söylenen şeyler hakkında nazil olduğuna dair Cenâb-ıAllah, kalbime bir ilham bıraktı. Deveme döndüm. Üzerine binip Medine'ye Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldim.
İbn Hişam'm anlattığına göre Hişam b/As ile Ayyaş b. Ebi Rebia'yı Medine'ye getiren kişi, Velid b. Muğire'dir. Onları Mekke'den kaçırıp kendi devesine bindirerek Medine'ye getirmişti. O da onlarla birlikte yaya olarak yol almıştı. Yolda tökezleyince ayağının parmağı kanamış ve şöyle demişti:
"Sen sadece kanayan bir parmaksın, Başına gelenler ise, Allah yolunda olan şeylerdir." Buharı, Bera'mn şöyle dediğini rivayet etmiştir: Bize ilk olarak hic-. ret edip gelen Mus'ab b. Ümeyr ile İbn Ümmü Mektum olmuştur. Sonra Ammar ile Bilal geldiler.
Muhammed b. Beşşar, Ebu îshak'm şöyle dediğini rivayet eder: Be-ra b. Azib'in şöyle dediğim işittim: Bize ilk olarak hicret edip gelen, Mus'ab b. Ümeyr ile İbn Ümmü Mektum olmuştur. Bunlar, insanlara Kur'ân öğretiyorlardı. Bunlardan sonra Bilal, Sa'd ve Ammar b. Yasir hicret edip geldiler. Bunların ardı sıra yirmi kadar sahabe ile birlikte Hattab oğlu Ömer hicret edip geldi. Bunlardan sonra da Peygamber (s.a.v.) geldi. Medineliler, onun gelişine sevindikleri kadar başka hiçbirşeye sevinmemişlerdi. Öyleki Medineli cariyeler şöyle diyorlardı: Rasûlullah (s.a.v.) teşrif etti. O gelince ben, el-A'lâ sûresini okudum.
İbn İshak dedi ki: Hattab oğlu Ömer ve ailesi ile kavminden yanlarında bulunanlar Medine'ye geldiler. Beraberinde kardeşi Zeyd b. Hattab, Amr ile Abdullah b. Süraka b. Mutemer, Hüneys b. Hüzafe es-Sehmî (Hz. Ömer'in kızı Hafsa'nm kocası), amcası oğlu Said b. Zeyd b. Amr b. Nüfeyl, Vakid b. Abdullah et-Temimî (onların müttefiki), Havle b. Ebi Havle, Malik b. Ebi Havle (Beni îcil kabilesinden olup onların müttefikidir.), Bükeyr oğullarından İyaz, Halid, Akil, Amir ve bunların Beni Sa'd b. Leys kabilesinden olan müttefikleri de vardı. Bunlar, Küba'da Beni Amr b. Avf yurdunda Rufaa Abdu'l-Münzir b. Züneyr'e konuk
oldular.
İbn îshak dedi ki: Muhacirler peşpeşe geldiler. Allah, onlardan razı olsun. Talha b. Ubeydullah ile Süheyb b. Sinan, Sünh'te bulunan Belha-ris b. Hazreç'in kardeşi Ubeyd b. İsafa konuk oldular. Talha'nm, Es'ad b. Zürare'ye konuk olduğunu söyleyenler de vardır.
İbn Hişam'a göre E.bu Osman En-Nehdî şöyle demiştir: Bana ulaşan habere göre Süheyb, hicret etmeye niyetlendiğinde Kureyşli kafirler ona şöyle demişler:
- Bize fakir ve hakir olarak geldin. Yanımızda malın çoğaldı, yükseldin, sonra da malınla birlikte gitmek istiyorsun. Allah'a yemin ederiz ki, bu asla olmayacak birşeydir!
Süheyb de onlara şu cevabı vermiş:
- Malımı size verirsem, yolumdan çekilir misiniz?
- Evet...
- Öyle ise malımı size bıraktım.
Bu haber, Rasûlullah'a ulaştığında o şöyle demişti:
- Süheyb kazandı, Süheyb kazandı!
Beyhakî, Süheyb'ten naklederek Rasûlullah (s.a.v.)'m şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir:
"Hicret yurdunuz iki kara taşlık arasmda, çorak bir yer olarak bana gösterildi. Orası ya Hecer ya da Yesrib olmalıdır."
Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'le birlikte Medine'ye gitmek üzere yola çıktı. Ben de onlarla birlikte gitmek istediysem de bazı Kureyşli gençler, bana engel oldular. Ben de bütün gece hiç oturmadan ayakta durdum. Gençler birbirlerine şöyle dediler: "Bunun karnı ağrıyor." diyerek beni hasta sanıp yattılar. Halbuki hasta değildim. Gizlice oradan ayrılıp bir miktar yol aldım. Onlar da beni geri çevirmek için arkadan bana yetiştiler. Onlara:
- Benim bir kaç yüz dirhem ağırlığında bir külçem vardır. Onu, size versem benden vazgeçer misiniz? dedim. Onlar da; "Evet" dediler. Bunun üzerine onlarla birlikte geri döndüm. Ve onlara:
"Kapının alt pervazının altını kazm, benim külçem oradadır. Ayrıca falanca kadına gidin, onda da iki tane cübbem vardır. Onlar da sizin olsun." deyip yola çıktım. Hz. Peygamber, daha Küba'da iken kendisine yetiş tim.Beni görünce:
- Ya Eba Yahya, alış verişin karlı oldu, dedi.
- Ya Rasûlallah, benden önce kimse senin yanına gelmemiştir. Bunu sana söyleyen Cibril'den başkası değildir, dedim."
İbn İshak dedi ki: Hamza b. Abdülmuttalib, Zeyd b. Harise, Ğanevli ve Hz. Hamza'nın müttefikleri Ebu Mersid Kinaz b. Husayn ile oğlu Mersid, Rasûlullah'm azadhları Ense ile Ebu Kebşe, Küba'da Beni Amr b. Avf m kardeşi Kelsüm b. Hednı'e konuk oldular. Bunların, Sa'd b. Heyseme'ye konuk olduğunu söyleyenler olduğu gibi, sadece Hz. Ham-za'nın Es'ad b. Zürare'ye konuk olduğunu söyleyenler de vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Ubeyde b. Haris ile kardeşleri Tüfeyl ve Husayn, Mistah b. Esase,. Süveybit b. Sa'd b. Hüreymile (Beni Abdü'd-Dar'm kardeşi), Tüleyb b. Ümeyr (Beni Abd b. Kusayy'ın kardeşi), Utbe b. Gazvan'm azadlısı Hab-bab, Küba'da Bilaclan'ın kardeşi Abdullah b. Seleme'ye konuk oldular.
Abdurrahman b. Avf ile Muhacirlerden bir kaç erkek, Sa'd b. er-Ra-bia'ya konuk oldular.
Zübeyr b. Avvam ile Ebu Sebre b. Ebu Ruhm, Beni' Cahcebi yurdunda Usbe mevkiindeki Münzir b. Muhammed b. Ukbe b. Uhayha b. Cü-lah'a misafir oldular.
Mus'ab b. Ümeyr, Sa'd b. Muaz'a konuk oldu. Ebu Hüzeyfe b. Utbe ile azadlısı Salim, Seleme'ye misafir oldular.
İbn İshak'a göre el-Ümevî, bunların Ubeyd b. İsafa konuk olduklarını söylemiştir ki, Hübeyb, Beni Harise'nin kardeşidir.
Utbe b. Gazvan, Abbad b. Bişr b. Vakaş'a konuk oldu. Bunun evi, Abdu'l-Eşhel oğulları yurdunda idi.
Osman b. Affan, Beni Neccar yurdunda Hassan b. Sabit'in kardeşi Evs b. Sabit b. Münzir'in misafiri oldu.
İbn İshak dedi ki: Muhacirlerden bekar olan bazı erkekler, Sa'd b. Hayseme'ye konuk oldular. Çünkü o zaman, o da bekar idi. Bunlardan hangisinin doğru olduğunu yüce Allah, elbetteki daha iyi bilir.
Yakup b. Süfyan, îbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder: Mekke'den geldiğimizde Küba'da Usbe mevkiine indik. Hattab oğlu Ömer, Ebu Ubeyde b. Cerrah ve Ebu Hüzeyfe'nin azadlisı Salim'le birlikte idik. Bize, Ebu Hüzeyfe'nin azadlısı Salim imamlık yapıyordu. Çünkü Kur'ân'ı en iyi okuyanımız o idi.

