îshak b. Raheveyh, Abdürrezzak tarikiyle İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Velid b. Muğire, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma geldi. Rasûlullah ona Kur'ân okudu. Velid biraz yumuşar gibi oldu.Ebu Cehil bundan haberdar oldu. Velid'in yanma gidip şöyle dedi: "Amca, senin kavmin senin için biraz mal toplamak istiyor." dedi. O da, niçin? diye sorunca Ebu Cehil şu cevabı verdi: "Sana vermek için, çünkü sen Muham-med'e gitmiş ve ona meyletmiş bulunuyorsun. Sana mal verecekler ki, bundan vazgeçesin."
Velid: "Kureyşliler çok iyi bilirler ki, ben hepsinden daha zenginim." dedi.
Ebu Cehil: "O halde onun hakkında Öyle birşey söyle ki, kavmin senin onu inkar ettiğini bilsin." dedi.
Velid dedi ki: "Ben onun hakkında ne söyleyeyim? Allah'a yemin ederim ki, içinizde şiirleri benden daha iyi bilen, nazım ve nesirleri benden daha iyi anlayan ve kahinlerin sözlerini daha çok işiten yoktur. Allah'a yemin ederim ki, onun söyledikleri hiç birine benzemez. Allah'a yemin ederim ki, onun söylediği sözde bir tatlılık var. Üstünde bir revnak ve güzellik var. Yukarısı meyvelidir, aşağısı sağanak halinde yağan yağmurlar gibi gür ve iri tanelidir. Hiç şüphe yok ki o, sonunda üstün çıkacak ve hiç birşey onu alt edemiyecektir. Fakat o altındakileri ezecektir."
Ebu Cehil: "Sen onun hakkında birşey söylemedikçe, senin kavmin senden razı olmayacaktır." dedi. Velid dedi ki: "Öyle ise dur, biraz düşünüp taşmayım." Biraz düşündükten sonra şöyle dedi: "Bu, sihirbazlardan öğrenilip rivayet edilen bir sihirden başka birşey değildir. Muhammed, onu başkasından nakletmektedir." Bunun üzerine şu ayetler nazil oldu:
"Benimle şu adamı yalnız bırak M, ben onu tek olarak yarattım. Ona uzun boylu mal verdim. Göz Önünde oğullar (verdim)." (ei-Müddessir,n-i3.)
Beyhakî, bunu Hakim'den bu şekilde rivayet etmiştir. Mekke'de yaşayan Abdullah b. Muhammed es-San'anî'nin îkrime'den mürsel olarak yaptığı rivayete göre Velid b. Muğire, bu konuşma esnasında Ebu Ce-nil'e şu ayeti okumuştur:
"Allah şüphesiz adale ti,iyilik yapmayı, yakınlara bakmayı emreder, hayasızlığı, fenalığı ve haddi aşmayı yasak eder. Tutasımz diye size
ÖğÜt Verir," (en-Nahl, 90.)
Beyhakî, Hakim tarikiyle İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Hac mevsimi geldiğinde Velid b. Muğire, Kureyşli bir kaç kişiyle bir araya gelip toplantı yaptı. Velid, onlar arasında en yaşla olan kimse idi. Şöyle dedi: "Artık Arap ziyaretçiler size geleceklerdir. Adamınız Muham-medin durumunu da duymuşlardır. Gelin, onun hakkında tek bir görüşte karar kılalım. Yabancılara farklı şeyler söylemiyelim. Birbirimizi yalanlayacak ifadeler kullanmıyalım. Birbirimizin sözlerini red etmeyelim." Bunun üzerine onlar:
"Ey Eba Abdi Şems! Bize söyle, bizim için bir görüş belirle, ona uyalım." dediler.
"Hayır, siz söyleyin ben dinliyeyim." dedi. Onlar: "Muhammed, kahindir, diyelim." dediler.
Velid dedi ki: "O kahin değildir. Çünkü ben kahinleri gördüm. Onun söylediği sözler kahinlerinkine benzememektedir."
Deli olduğunu söyleyelim, de diler.
Velid, dedi ki: "O deli değildir. Biz deliliği görüp biliriz. Deliler gibi boğulup sıkıntı çekmiyor, vesvese görmüyor."
Onun şair olduğunu söyleyelim, dediler.
Velid dedi ki: O şair değildir. Biz şiiri receziyle, hecesiyle, karizi, makbuzu ve mebsutu ile bilmekteyiz. Her çeşidini biliriz. Onun söyledikleri şiir de değildir."
"Onun sihirbaz olduğunu söyleyelim." dediler.
Velid dedi ki: "O sihirbaz da değildir. Sihirbazları ve sihirlerini gördük. O, onlar gibi düğümlere de üflemiyor."
Öyleyse onun için ne diyelim. Ey Eba Abdi Şems? diye sordular. ' Velid dedi ki: "Allah'a yemin ederim ki, onun sözünde bir tatlılık vardır. Kökü hurma ağacı gibi, dalı da meyvelidir. Onun hakkında bu söyleyeceklerinizden herhangi birini söylerseniz, sözünüzün batıl ve asılsız olduğu hemen anlaşılır. Ama her halde onun hakkında söyleyeceğiniz en uygun şey, onun sihirbaz olduğunu söylemeniz olacaktır. Onun sihirbaz olduğunu, kişiyi dininden ayırdığını, kişi ile babasını, kişi ile eşi-ni,kişi ile kardeşini, kişi ile aşiretini birbirinden kopardığını söylersiniz." Bu söz üzerinde karar kılarak meclisten ayrılıp gittiler. Artık hac mevsimi geldiğinde hacca gelen kimselerin yanma gidiyorlar, her kimin yanma varırlarsa, mutlaka onu Rasûlullah'tan sakındırıp durumunu anlatıyorlardı.
Cenâb-ı Allah,Velid b. Muğire hakkında şu ayetleri inzal buyurdu:
"Benimle şu adamı yalnız bırak ki, ben onu tek olarak yarattım. Ona boylu mal verdim. Göz önünde oğullar (verdim.)" (ei-Müddessir, 11-13.)
ıakkında da yüce Allah, şu ayeti inzal buyurdu:
"Rabbin hakkı için biz onların hepsine mutlaka soracağız, yaptıkları şeylerden." (e)-Hicr,92-93.)
Ben de derim ki: Bu hususta yüce Allah, onların cahilliklerini ve akıllarının kıtlığını haber vererek şöyle buyurmuştur:
"Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şairdir. (Eğer gerçekten peygamberse) bize öncekilerin gönderildikleri gibi, o da bir mucize getirsin." (ei-Enbiyâ, 5.)
Bu hususta ne diyeceklerini bilemediler, şaşırdılar. Söyledikleri her şey batıldı. Çünkü hak çizgisinin dışına çıkan kimse, her ne söylerse hata yapar. Yüce Allah buyurdu ki:
"Bak nasıl misallar verdiler de şaştılar. Artık bir daha yolu bulamazlar." (el-Isra, 48.)
İmam Abd b. Hümeyd, Cabir b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet etmiştir:
"Bir gün Kureyşliler toplanıp; "Bakın, içinizde kim daha çok büyücü, kahin ve şair ise> aramıza ikilik sokan, işimizi darmadağın eden ve bizim dinimizi yeren şu adama (Muhammed'e) gidip kendisiyle konuşsun ve ona gereken cevabı versin." dediler. Ve bu iş için: "Biz, Utbe b. Re-bia'dan daha becerikli bir kimse bilmiyoruz." deyip onu gönderdiler. Utbe de Hz. Peygamber'e gelip:
- Ey Muhammed! Sen mi iyisin, yoksa Abdullah mı? Sen mi iyisin yoksa Abdülmuttalib mi? diye sordu. Peygamber sustu. Utbe:
- Eğer bunlar senden iyi kimseler ise, onlar senin yerip ayıpladığın tanrılara tapınışlardır. Yok eğer sen onlardan iyi isen o zaman söyle, seni dinleyelim. Allah'a yemin ederim ki, hiçbir milletin sevip yetiştirdiği bir evladı, senin kadar kendi mileti hakkında uğursuz olmamıştır. Aramıza ikilik soktun, işimizi alt-üst edip bizi darmadağın ettin. Dinimizi ayıpladın. Bizi Araplar içinde rezil rüsva ettin. Bugün Kureyş kabilesinden bir büyücü, bir kahin türemiştir, denilmektedir. Allah'a yemin ederim ki, nerede ise gebe kadının çığhk atışı gibi bir çığlık atılacak ve sonra birbirimize kılıçlarla girişip birbirimizin kökünü kesecek duruma gelmiş bulunuyoruz. Be adam! Sen ne istiyorsun? Eğer senin bir ihtiyacın varsa, söyle de Kureyşlilerin en zengini oluncaya kadar sana mal toplayalım. Eğer sen şehvet düşkünü bir kimse isen, Kureyş kabilesinin hangi kızlarını beğeniyorsan seni onlardan on tanesiyle evlendirelim.
Hz. Peygamber (s.a.v.):
- Sözün bitti mi?
Utbe, evet deyince Rasûlullah:
- "Bismillâhirrahmânirrahîm. Hâ-mîm. Bu, Rahman ve Rahim'den indirilmiştir. Bilen bir toplum için ayetleri açıklanmış, Arapça okunan bir kitaptır." mealinde Fussilet sûresinin ilk ayetlerinden başlayarak;
"Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ad ve Semud'un başına düşen yıldırım gibi, bir yıldırıma karşı uyardım." mealindeki on üçüncü ayetine kadar okudu. Utbe;
- Bu okuduğun yeter, sende bundan başka birşey var mı? diye sordu. Hz. Peygamber, hayır deyince kalkıp Kureyş kabilesinin yanma döndü. Kureyşliler ona:
- Ne haber? diye sordular.
Utbe: "Kendisine söyleyeceğinizi tahmin ettiğim her şeyi söyledim." dedi.
- Sana bir cevap vermedi mi? diye sordular.
Utbe: "Evet, fakat Ka'be'yi ibadete diken Allah'a yemin ederim ki -Ad ve Semud kavimlerini çarpan yıldırım gibi size de bir azabın gelip çarpacağını hatırlatırım- sözünden başka kendisinden birşey anlayamadım." dedi.
- Yazıklar olsun sana! Adam seninle Arapça konuşuyor ve sen ne dediğini anlayamıyorsun, dediler. Utbe: "Vallahi yıldırım çarpmasından başka birşey anlayamadım." dedi."
Beyhakî ile başkaları da bu hadisi, Hakimden nakletmişlerdir. Fakat onların naklinde:
"Eğer bize baş olmak istiyorsan sana bayraklarımızı bağlarız. Sağ kaldığın müddetçe başımızda kalırsın." ilavesi vardır. Ayrıca bunda Hz. Peygamber: "Eğer yüz çevirirlerse de ki: Ben sizi Ad ve Semud'un başına düşen yıldırım gibi, bir yıldırıma karşı uyardım." mealindeki ayet-i kerimeyi okuyunca Utbe, eliyle Hz. Peygamberin ağzını tutup:
- Allah aşkına sus! dedi ve artık Kureyşlüerin yanma gitmeyerek kendi evine dönüp kapandı.
Ebu Cehil de:
- Ey Kureyş topluluğu! Öyle sanıyorum ki Utbe de Muhammed'in dinine girdi. Her halde Muhammedin yemeği hoşuna gitti, bu da kendisinin yoksul olmasındandır. Kalkın ona gidelim, dedi ve hep beraber Ut-be'ye gittiler.
Ebu Cehil, Utbe'ye:
- Biz sana Muhammed'in dinine girdiğin ve işini beğendiğin için geldik. Eğer senin bir ihtiyacın varsa, seni zengin edecek kadar aramızda mal toplayabiliriz, dedi.
Bunun üzerine Utbe kızdı ve:
- Allah'a yemin ederim ki, bundan böyle Muhammed ile konuşmayacağım. Bilirsiniz ki ben, Kureyşlilerin çoğundan zenginim. Fakat ben ona gittim ve her şeyi söyledim. O bana öyle birşey ile cevap verdi ki, ne şiir, ne sihir ne de kehanetti. Bana: "Eğer yüz çevirirlerse, de ki: Ben sizi
.Ad ve Semud'un başına düşen yıldırım gibi, bir yıldırıma karşı uyardım." şeklinde birşey okudu. "Doğrusu ben korktum ve ağzını tutup Allah aşkına sus! dedim. Zira biliyorsunuz ki, Muhammed birşey söylediği zaman yalan söylemez. Gerçekten başıma azap geleceğinden korktum, dedi." diye bir ziyadelik daha vardır.
Beyhakî, Muhammed b. Ka'b'm şöyle dediğini de rivayet eder: Yumuşak huylu ve efendi bir kimse olan Utbe b. Rebia, günün birinde Kureyş meclisinde oturmakta idi. Rasûlüllah (s.a.v.)'da yalnız başına Mes-cid-i Haram'da bulunmakta imiş. Utbe, meclisindeki adamlara:
- Ey Kureyş topluluğu! Şu adama gidip te bazı tekliflerde bulunayım mı? Belki tekliflerimin bir kısmını kabul eder de bize sataşmaktan vazgeçer, dedi.
- Olur ya Eba Velid, dediler.
Utbe kalkıp Rasûlullah'm yanına gitti, onunla konuşmaya başladı. Mal, mülk ve diğer şeyleri teklif etti. Ziyad b. Ishak'a göre Utbe dedi ki:
- Ey Kureyş topluluğu! Gidip Muhammed'le konuşayım ve bazı tekliflerde bulunayım mı? Belki bu tekliflerimin bazısını kabul eder, kendisine birşeyler veririz de bize sataşmaktan vazgeçer.
Hz. Hamza'nın Müslüman olduğu ve Rasûlullah'm sahabelerinin günden güne çoğaldığını gördükleri zamanda Kureyşliler böyle konuşmuşlardı. Utbe'nin teklifini kabul ederek:
- Olur ya Eba Velid. Git de onunla konuş, dediler Utbe kalkıp Rasûlullah'm yanma gitti ve ona şöyle dedi:
- Ey kardeşimin oğlu! Sen bizim içimizde ailece en üstünümüzsün. Bizde senin yerin büyüktür. Bununla beraber sen, kavminin başını öyle bir derde soktun M, hiçbir kimse kavmini böyle bir derde sokmamıştır. Topluluğumuzu dağıttın. Akıllarımızı yerdin. Tanrılarımızı kötüledin. Dinimize küfrettin. Maziye kulak ver. Sana bazı tekliflerde bulunacağım. İyi düşün. Belki bunların bir kısmım kabul edebilirsin.
Rasûlüllah (s.a.v.):
- Seni dinliyorum ya Eba Velid, dedi. Utbe:.
- Ey kardeşimin oğlu! Eğer sen bu davanla mal ve servet sahibi olmak istiyorsan, ben üzerime alırım. Sana mal toplayıp verir ve seni en zenginimiz yaparız. Eğer şeref ve büyüklük istiyorsan, biz sana öyle bir paye vereceğiz ki, kavmin içinde senden daha şeref sahibi ve büyük bir kimse bulunmayacaktır. Sensiz hiçbir işe karar vermeyeceğiz. Eğer bu davanla hükümdarlık istiyorsan, seni başımıza hükümdar yaparız. Eğer bu cinlerin sana dokunmasından dolayı sende baş gösteren bir hastalık ise ve bu hastalıktan kurtulmaya gücün yetmiyorsa, bütün mallarımızı seni tedavi etmek yolunda harcamaya hazırız, dedi.
Utbe sözlerini tamamlayınca Rasûlüllah (s.a.v.), ona: "Sözünü tamamladın mı ya Eba Velid?" diye sordu. O da evet, deyince Rasûlullah: "Bana kulak ver." dedi. O da olur, deyince Rasûlullah (s.a.v.) şu ayetleri okumaya başladı:
"Hâ, mîm. Bu, Rahman, Rahim'den indirilmiştir. Bilen bir toplum için ayetleri açıklanmış, Arapça okunan bir kitaptır. "Hz. Peyamber, ayetleri okumaya devam etti. Utbe okunan ayetleri dinleyince iyice anlayabilmek için elini arkasına koyup yaslandı.Nihayet Rasûlullah'da secde ayetine ulaşınca secde etti. Sonra:
- İşittin mi ya Eba Velid? diye sordu. O, evet deyince Rasûlullah:
- İşte sen ve bu ayetler! Var düşün, kararım ver, dedi. Sonra Utbe oradan kalkıp arkadaşlarının yanma gitti. Onun geldiğini görünce birbirlerine: "Allah'a yemin ederiz ki Ebu Velid (Utbe) gittiği yüzden başka bir yüzle bize dönmektedir." dediler. Utbe gelip yanlarına oturunca:
- Ne haber ey Eba Velid? diye sordular. O da şöyle cevap verdi:
- Allah'a yemin ederim ki, bugüne kadar benzerini işitmediğim bir söz işittim. Allah'a andolsun ki, o söz, ne şiirdir ne de kehanettir. Ey Ku-reyş topluluğu! Bana itaat edin. Adamı da kendi haline bırakın. Ona ilişmeyin. Allah'a andolsun ki, kendisinden duyduğum sözler bir haberdir. Hem de önemli bir haber! Onu, diğer Araplarla başbaşa bırakın. Eğer o, onları yenerse onun üstünlük ve galibiyeti sizin için de üstünlük ve galibiyet olacaktır. Ve eğer onlar onu yenerlerse hiç birinizin burnu kanamadan onun şerrinden kurtulmuş olursunuz. Ama o üstün gelirse, onun üstün gelmesi sizin üstün gelmeniz demek olacaktır. Ve onun sayesinde insanların en mesudları siz olacaksınız!
Kureyşliler: "Vallahi ey Eba Velid, Muhammed diliyle seni de büyülemiş!" dediler. O da şu cevabı verdi:
- Bu sizin görüşünüzdür. Dilediğinizi yapabilirsiniz.
Beyhakî, Ebu Muhammed Abdullah tarikiyle İbn Ömer'in şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.) Efendimiz, Utbe b. Rebia'ya: "Hâ, mîm. Bu, Rahman, Rahim 'den indirilmiştir." ayetini okuyunca Utbe,arkadaşlarının yanma dönerek şöyle demişti:
"Ey kavmim! Bugün bana bu hususta itaat edin. Ama bundan sonra isterseniz isyan edin. Allah'a andolsun ki bu adamdan (Muhammed1 den) öyle bir söz işittim ki daha önce kulaklarım, onun gibi bir söz işitmiş değildir. Ona ne cevap vereceğimi bilemedim."
Bu hadis, bu yönü ile gerçekten gariptir.
Beyhakî, Hakim vasıtasıyla Zührî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Bana anlatıldığına göre Ebu Cehil, Ebu Süfyan ve Ahnes b. Şurayk, Rasûlullah'dan Kur5 ân dinlemek için bir gece evlerinden çıkıp hane-i risaletin yanına gitmişlerdi. O gece Rasûlullah evinde namaz kılmaktaydı. Her biri ondan Kur'ân dinlemek için bir yere yerleşmişti. Ama birbirlerinin orada olduklarından habersiz idiler. Kur'ân dinlemek için geceyi orada geçirdiler. Sabah olup tan yeri âğannca oradan ayrılıp evlerine gittiler. Giderken yolda karşılaştılar. Birbirlerini ayıplayarak: "Artık bir daha böyle birşey yapmayalım. Eğer beyinsiz ve cahillerimiz bizi görürlerse, bu hususta kalblerine şüphe düşer." dediler. Sonra da ayrılıp evlerine gittiler.
Ertesi gece yine herkes eski yerine, gelip oturdu ve geceyi Rasûlullah'tan Kur'ân dinleyerek geçirdi. Sabahleyin şafakla oradan ayrılıp evlerine giderlerken yolda birbirlerine rastladılar. Yine önceki gece gibi birbirlerini ayıplayarak ayrılıp evlerine gittiler.
Üçüncü gece yine gelip yerlerine oturdular. Ve geceyi Rasûlullah'tan Kur'ân dinleyerek geçirdiler. Sabahleyin fecir doğduğunda oradan ayrılıp evlerine giderlerken yolda birbirleriyle karşılaştılar. Ve birbirlerine: "Artık bir birimize buraya tekrar dönmeyeceğimize dair kesin söz vermedikçe buradan ayrılmayacağız." dediler. Bu hususta birbirlerine kesin söz verdikten sonra ayrılıp evlerine gittiler. Ahnes b. Şurayk bir sabah değneğini eline alarak Ebu Süfyan'ın evine gitti ve ona: "Ey Eba Hanzele! Muhammed1 den duyduğun şeyler hakkında neler düşündüğünü bana anlat." dedi. Ebu Süfyan, ona: "Ey Eba Salebe! Allah'a yemin olsun ki ondan duyduğum bazı şeylerin manasını anladım. Bazı şeylerin manasını anlayamadım." dedi. Ahnes de: "Vallahi ben de aynı durumdayım." diye karşılık verdi. Sonra Ebu Süfyan'ın yanından ayrılıp Ebu Cehil'in evine gitti. İçeri girip ona: "Ey Eba Hakem! Muhammed1 den duyduğun şeyler hakkında neler düşünüyorsun?" diye sordu.Ebu Cehil de şu cevabı verdi:
"Ne dinlemiş olabilirim ki ondan? Biz Abdumenaf oğulları ile şeref hususunda çekiştik. Onlar yemek yedirdiler, biz de yedirdik. Onlar başkalarının yükünü kaldırdılar, biz de kaldırdık. Onlar başkalarına bağışta bulundular, biz de bulunduk. Öyle ki rahvan atlar gibi diz üstü çöküp yarışa hazır vaziyete geldik. Birbirimize meydan okuduk. Şimdi onlar diyorlar ki, bizde bir peygamber var. Gökten ona vahiy geliyor! Biz buna nasıl ulaşabiliriz? Allah'a yemin ederim ki ben, o peygamberi asla dinlemeyecek ve tasdik etmeyeceğim!"
Bunun üzerine Ahnes b. Şurayk, Ebu Cehü'in yanından kalkıp gitti.
Beyhakî, Muğire b. Şube'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.)'ı tanıdığım ilk günde ben ve Ebu Cehil b. Hişam, Mekke sokaklarının birinde yürümekteydik. Rasûlullah'la karşılaştığımızda, Ebu Ce-nil'e şöyle dedi: "Ey Ebu Cehil, Allah'a ve Rasûlüne gel. Seni Allah'a davet ediyorum."
Ebu Cehil, ona şöyle karşılık verdi: 'ta Muhammed! Sen bizim tanrılarımıza küfretmekten vazgeçmeyecek misin? Senin daveti tebliğ ettiğine şahadet etmemizi mi istiyorsun? Senin tebliğ ettiğine şahadet ediyoruz. Ancak Allah'a andolsun ki, söylediğin şeylerin gerçek olduğunu bilseydim sana tâbi olurdum."
Rasûlullah (s.a.v,), oradan geçip gitti. Ebu Cehil dönüp bana şöyle dedi: "Allah'a andolsun ki söylediği şeylerin gerçek olduğunu biliyorum. Ama ona tâbi olmaktan beni engelleyen birşey vardır. Kusayy oğullları dediler ki; "Ka'be'nin perdedarlığı bizdedir."
Biz de, evet, dedik. Sonra onlar; "Hacılara su dağıtma görevi bizdedir." dediler. Biz de, evet, dedik. Sonra onlar; "Darü'n-Nedve idaresi bizdedir." dediler. Biz de, evet, dedik. Sonra onlar millete yemek yedirdiler, biz de yedirdik. Öyleki artık birbirimizle yarışıp birbirimize meydan okumaya başladık. Onlar: "Bizden bir peygamber var." dediler. Vallahi işte ben, bunu kabul etmem.
Beyhakî, Ebu îshak'tan şöyle bir rivayette bulundu: Peygamber (s.a.v.), oturmakta olan Ebu Cehil ile Ebu Süfyan'a uğradı. Ebu Cehil: "Ey Abdu'ş-Şems oğullan, işte peygamberiniz budur." dedi.
Ebu Süfyan da: "Bizden birinin peygamber olmasına şaşıyor musun? Bizden daha aşağı ve kalabalığı bizden daha az olan kabilelerden bile peygamber çıkmıştır." dedi
Ebu Cehil: "Yaşlılar dururken bir gencin peygamber olarak ortaya çıkmasına şaşıyorum!" dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)'da onları dinliyordu. Yani arına gelip şöyle dedi: "Sana gelince ey Ebu Süfyan! Sen, Allah ve Rasûlunün rızası için Ebu Cehil'e kızmadın. Aksine sen, aşiretçilik gayretine kapılarak ona kızdın. Sen ise ey Ebu Cehil! Allah'a yemin ederim ki siz çok az gülecek, çok ağlayacaksınız."
Ebu Cehil: "Ey kardeşim oğlu! Şu peygamberliğin sebebiyle beni ne kötü tehdit ediyorsun!" dedi.
Bu hadis, bu bakımdan mürseldir ve ifadelerinde gariplik vardır. Cenâb-ı Allah, Ebu Cehil ve emsallerinin söylediklerini şu ayette haber vermiştir:
"Seni gördükleri zaman, mutlaka seni eğlence konusu yapıyorlar: "Allah bunu mu elçi göndermiş? Eğer biz tanrılarımıza tapmakta İsrar etmeseydik, neredeyse bizi tanrılarımızdan saptıracaktı." (diyorlar). Azabı gördükleri zaman kimin yolunun sapık olduğunu bileceklerdir."
(el-Furkân, 41-42.)
İmam Ahmed b. Hanbel, Hüseym tarikiyle İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de gizlenmekte iken şu ayet nazil oldu:
"Namazında pek bağırma, pek de (sesini) gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut." (ei-Isrâ, ııo.)
Rasûlullah (s.a.v.), ashabına namaz kıldırırken yüksek sesle Kur'ân okurdu. Müşrikler onu işitince, Kur'ân'a,
Kur'ân'ı
indirene
ve
getirene
küfretmeye
başladılar.
Bunun
üzerine
yüce Allahjpeygamberine: "Namazında pek bağırma." dedi. Yani namazda Kur'ân okurken yüksek sesle okuma ki müşrikler duymasın ve Kur'ân'a küfretmesinler. "Pek de (sesini) gizleme." Sesini, ashabına duymayacak şekilde alçaltına. Kur'ân'ı çok gizlice okuma. Senden duyabilecekleri kadar seslice oku: "Bu ikisinin arasında bir yol tut."
Buharî ve Müslim, bunu bu şekilde Ebu Bişr Cafer b. Ebi Hayye'den rivayet etmişlerdir.
Muhammed b. îshak, Davud b. Husayn tarikiyle İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), namaz kıldırırken Kur'ân'ı yüksek sesle okuyunca etrafından dağıldılar ve onu dinlemek istemediler. Çünkü bir adam Rasûlullah'm namaz kılarken okuduğu ayetleri dinlemek istediği takdirde, müşriklerin korkusundan açıkça onu dinlemeye cesaret edemezdi. Onu dinlerken gördüklerini anlarsa kendisine eziyet edecekleri korkusuyla dinlemeden çekip giderdi. Ama Rasûlullah sessizce okuduğu takdirde onu dinlemek isteyenler, okunan ayetleri işitemezlerdi. Bunun üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu: "Namazında pek bağırma (yoksa senin yanından dağılıp giderler.) Pek de(sesini) gizleme. (O zaman dinlemek isteyen kimse okuduğun ayetleri işitemez. Biraz seslice oku, belki o, duyduğu ayetlerin bir kısmına riayet edip yararlanır.) Bu ikisinin arasında bir yol tut."

