El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Ramazan Orucunun Farz-Kılınması

Ramazan orucu, hicretin ikinci senesinde Bedir vakasından önce farz kılınmıştır. îbn Cerir, hicretin ikinci senesinde ramazan orucunun farz kılındığını söyler. Ramazan orucunun hicrî ikinci senenin şaban ayında farz …

Ramazan orucu, hicretin ikinci senesinde Bedir vakasından önce farz kılınmıştır.

îbn Cerir, hicretin ikinci senesinde ramazan orucunun farz kılındığını söyler. Ramazan orucunun hicrî ikinci senenin şaban ayında farz kılındığım söyleyenler de vardır. Anlatıldığına göre, «Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldiğinde Yahudilerin aşure günü oruç tuttuklarını gördü. Kendilerine niçin o günde oruç tuttuklarını sorduğunda şu cevabı verdiler:

- Bu, yüce Allah'ın Musa'yı kurtardığı gündür. Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

- Musa hususunda biz sizden daha çok hak sahibiyiz.

Böyle diyerek kendisi de aşure günü oruç tuttu ve Müslümanlara da o gün oruç tutmalarını emretti.» Bu hadis, Buharı ve Müslim'in sahihlerinde sabit olup İbn Ab-bas'tan rivayet edilmiştir.

Yüce Allah buyurdu ki:

«Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten sakmasunz diye, size de sayılı günlerde farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir, kim gönülden iyilik yaparsa o iyilik kendisine-dir. Oruç tutmanız -eğer bilirseniz- sizin için daha hayırlıdır. Ramazan ayı, ki onda Kur'ân, insanlara yol göstererek -yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak- indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun. Hasta veya yolculukta olan, tutamadığı günlerin, sayısınca diğer günlerde tutsun.» (el-Bakara, 183-185.)

Tefsirimizde konuyla ilgili hadis ve eserlerle, istifade edilecek ahkâmı yeterince naklederek bu hususta geniş açıklamalarda bulunduk. Hamd Allah'a mahsustur.

İmam Alımed b. Hatibe!, Ebu'n-Nadr vasıtasıyla Muaz b. Cebel'in şöyle dediğini rivayet eder: «Namazın farziyeti üç kademede oldu. Orucun farziyeti de üç aşama geçirdi.» Böyle dedikten sonra Muaz, namazın farziyetinin aşamalarını anlattı. Sonra şöyle dedi: «Orucun farziyetinin aşamalarına gelince; Rasûlullah (s.a.v.) Medine'ye geldi. Her aydan üç gün oruç tuttu. Ve bir de aşure günü oruç tuttu. Sonra Cenab-ı Allah, ona orucu farz kıldı ve şu ayeti inzal buyurdu:

«Ey inananlar! Oruç, sizden öncekilere farz- kılındığı gibi, Allah'a karşı gelmekten salanasmız diye, sayılı günlerde size de farz kılındı. İçinizden hasta olan veya yolculukta bulunan, tutamadığı günlerin sayısınca diğer günlerde tutar. Oruca dayanamayanlar, bir düşkünü doyuracak kadar fidye verir.» (el-Bakara, 183-184.)

Bu ayetin nüzulünden sonra Müslümanlardan dileyenler oruç tutuyor, dileyenler de düşkün bir kimseye yemek yediriyor ve bunu orucun bedeli olarak yeterli görüyordu. Sonra Cenab-ı Allah, başka bir ayet inzal buyurdu:

«Ramazan ayı, ki onda Kur'ân, insanlara yol göstererek -yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak- indirildi. Sizden bu ayı idrak eden, onda oruç tutsun.» (ei-Bakara,i85.)

Artık mukim ve sıhhatli olan kimsenin oruç tutması gerekli bir hüküm haline geldi. Ancak hasta ve yolcu kimseler için ruhsat tanındı. Oruç tutamayacak kadar yaşlı kimselerinse, oruca bedel olarak düşkün kimselere yemek yedirmeleri de bir hüküm farziyeti ile ilgili iki aşama idi.

Ravi dedi ki: Bu iki aşama zarfında Müslümanlar, iftardan sonra uyuyuncaya kadar yemek yiyor, içiyor ve hammlanyla cinsel ilişkide bulunuyorlardı. Uykuya daldıktan sonra artık yemekten,, içmekten ve hammlanyla cinsel ilişkide bulunmaktan uzak duruyorlardı. Sonra Ensâr'dan Sırma adlı bir adam, gündüzleyin oruçlu iken akşama kadar çalışıyordu. Akşam olunca evine gelip yatsı namazım kıldı. Sonra yemeden içmeden uykuya daldı. Sabah olunca uyandığında yine oruca devam etti. Rasûlullah (s.a.v.), onun aşırı derecede zayıflayıp bitkin düştüğünü gördü ve:

- Bana ne oluyor ki, senin aşırı derecede bitkin düştüğünü'görüyorum? diye sordu. Sırma da başından geçenleri ona anlattı.

Hz. Ömer, geceleyin bir müddet uyuduktan sonra hanımıyla cinsel ilişkide bulunmuş, Rasûlullah (s.a.v.)'m yanma gelerek yaptığı bu işi ona haber vermişti. Bunun üzerine yüce Allah, şu ayeti inzal buyurmuştu:

«Oruç tuttuğunuz günlerin gecesi kadınlarınıza yaklaşmanız size helal kılındı. Onlar sizin örtünüz, siz de onların örtülerisiniz. Allah, nefsinize güyenemeyeceğinizi biliyordu. Bu sebeple tevbenizi kabul edip,sizi affetti. Artık onlara yaklaşabilirsiniz. Allah'ın sizin için takdir ettiğini dileyin. Tan yerinde, beyaz iplik siyah iplikten ayırd edilinceye kadar yeyin, için. Sonra orucu geceye kadar tamamlayın.» (el-Bakara, 187.)

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde Hz. Aişe'nin şöyle dediği rivayet

olunur:

«Aşure günü oruç tutulurdu. Ama ramazan orucuyla ilgili farziyet ayeti nazil olunca, artık dileyen kimse aşure günü oruç tutar, dileyen tutmazdı.»

Buharî, İbn Ömer ve İbn Mesud'dan bunun gibi bir rivayette bulunmuştur. Bu konuyu tefsirimizde ve "Ahkamü'l-Kebir" adlı kitabımızda genişçe açıkladık. Allah'ın yardımına sığınırız.

İbn Cerir dedi ki: O sene insanlar fitre vermekle de emrolundular Denilir ki: RasûluUah (s.a.v.), ramazan bayramından bir veya iki gün önce insanlara hutbe irad etti ve fitre vermelerini emretti.

Rasûlullah (s.a.v.), o sene bayram namazını insanlarla birlikte kılmak üzere namazgaha gitti, ibadetini orada eda etti. Bu, kıldığı ilk bayram namazı idi. Önünde mızrakla gidiyorlardı. Bu mızrağı Necaşi, Zü-beyre hediye etmişti. Bayramlarda RasûluUah (s.a.v.)'m önü sıra mızrakla gidilirdi.

Ben derim ki: Müteahhirinden bazı kimselerin anlattıklarına göre o sene malın zekatı farz kılındı. Nitekim bununla ilgili açıklamalar, Bedir vakasını anlatışımızdan sonra inşaallah verilecektir. Güvencimiz ve dayanağımız Allah'tır. Güç ve kuvvet, ancak ulu ve yüce Allah sayesindedir.