El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Rasûlullah'ın Amcası Ebu Talîb'în Ölümü

Onun vefatından sonra Peygamber (s.a.v.)'in zevcesi Hüveylid kızı Hatice de vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun. Bazılarının söylediğine göre Hz. Hatice, Ebu Talib'ten Önce vefat etmiştir. Ama meşhur görüşe göre Ebu …

Onun vefatından sonra Peygamber (s.a.v.)'in zevcesi Hüveylid kızı Hatice de vefat etmiştir. Allah ondan razı olsun. Bazılarının söylediğine göre Hz. Hatice, Ebu Talib'ten Önce vefat etmiştir. Ama meşhur görüşe göre Ebu Talib ondan önce vefat etmiştir. Hz. Peygamber'e karşı şefkatli olan bu iki kimseden biri yani Ebu Talib kafir, diğeri yani Hz. Hatice mü'min ve sıddıka bir kadındı. Allah ondan razı olsun ve onu hoşnud eylesin.

İbn İshak dedi ki: Hatice ile Ebu Talib aynı senede öldüler. Hatice'nin vefatından sonra Hz. Peygamber'e musibetler peşpeşe geldi. Hatice, bela ve mihnetlere karşı Hz. Peygamber'in gerçek yardımcısı idi. Onu teskin ederdi. Ebu Talib'in vefatı sebebiyle ona musibetler geldi. Çünkü Ebu Talib, onun davetinde koruyucusu, destekçisi idi. Kavmine karşı güçlü bir himayeci ve yardımcı idi. Ebu Talib'le Hatice'nin vefatı, Hz. Peygamber'in Medine'ye hicretinden üç yıl önce vuku bulmuştu. Ebu Talib ölünce, Kureyşliler onun hayatında Hz. Peygamber'e yapamadıkları eziyetleri yapmaya başladılar. Öyleki, Kureyş beyinsizlerinden biri, onun önünü keserek başına toprak savurmuştu.

Hişam b. Urve, bana babasının şöyle dediğini anlattı: Rasûlullah (s.a.v.)evine girerken,-o beyinsizin savunduğu toprak hâlâ başında idi. Kızlarından biri kalkıp başını yıkadı. Yıkarken de ağlıyordu. Rasûlullah (s.a.v.)'da ona şöyle diyordu:

"Ağlama ey kızcağızım! Şüphesiz Allah, senin babanı koruyacaktır." Daha sonra da şöyle diyordu: "Ebu Talib ölünceye kadar Kureyşliler bana hoşlanmadığım birşeyi yapmadılar."

Bundan önce İbn îshak şöyle demiştir: Rasûlullah'ın kazanı ocağa konulduğu zaman müşriklerden biri, bazen kazanma pislik atardı. O böyle yaptığı zaman RasûîuUah, o pisliği bir değneğin ucu ile çıkarıp kapı önüne atar, sonrada şöyle derdi: "Ey Abdumenaf oğullan, bu nasıl komşuluktur?" Böyle dedikten sonra kapı önündeki pisliği yola atardı.

ibn İshak dedi ki:

Ebu Talib hastalandığı ve ağırlaştığı zaman Kureyş'e haberi yayıldı. Kureyşliler birbirlerine şöyle dediler:Hamza ye'Ömer, Müslüman oldular. Muhammed'in sesi, bütün Kureyş kabilesi içinde yayıldı. O halde beraberce Ebu Talib'e gidelim de bizim için kardeşinin oğlundan bir söz alsın ve bizden de ona bir söz versin. Vallahi, onların idareyi bizden zorla alacaklarından emin değiliz.

İbn İshak, İbn Abbas'm şöyle dediğim rivayet eder: Kureyş kavminin eşrafı olan Utbe b. Rebia, Şeybe foRebia, Ebu Cehil b. Hişam, Ümey-ve b. Halef ve Ebu Süfyan b. Harb, Ebu Talib'e gittiler. Onunla şöyle

konuştular:

- Ey Ebu Talib, bildiğin gibi sen bizdensin." İşte gördüğün gibi ölüme yaklaşmışsın. Biz, senin öleceğinden korkuyoruz. Bizimle ^kardeşinin oğlu arasındaki durumu biliyorsun. Onu çağır da bizden ona söz.Ver ve bizim için de ondan bir söz al ki, biz onu bırakalım.

Bunun üzerine Ebu Talib, Hz. Peygamber'e haber gönderdi,. Hz. Peygamber yanma gelince, Ebu Talib ona şöyle dedi:

- Ey kardeşimin oğlu, .bunlar senin kavminin eşrafıdırlar. Senin için toplanmışlardır ki, birbirinize söz veresiniz.

Hz. Peygamber dedi ki:

- Evet, bir kelime var. Onu bana verirseniz onunla Arab'a hakim olursunuz, Acem de onunla size itaat eder.

Ebu Cehil dedi ki:

- Evet, babana kurban, hadi on kelime olsun. Hz. Peygamber dedi ki:

- Lâ ilahe illallah dersiniz ve Allah'tan başka ibadet'ettiğiniz şeyleri söküp atarsınız.

Bunun üzerine el çırparak şöyle, dediler:

- Ey Muhammed, ilahları bir tek ilah mı kılmak istiyorsun? Senin işin çok tuhaf.

Sonra birbirlerine şöyle dediler:

- Vallahi bu adam, istediğiniz şeylerden size birşey verecek değildir. O halde gidiniz ve Allah sizinle onun arasında hükmünü verinceye kadar babalarınızın dini üzere devam ediniz. Sebatkar olunuz.

Böyle dedikten sonra dağılıp gittiler. Ebu Talib de Hz. Peygamber'e şöyle dedi:

- Vallahi ey kardeşimin oğlu, onlardan aşırı birşey istediğini görmedim.

Ebu Talib, bunu söylediği zaman Hz. Peygamber, onun Müslüman olacağını ümid etti ve ona şöyle dedi:

- Ey Amca, sen o kelimeyi söyle, onunla kıyamet gününde senin için şefaat helal olur.

Ebu Talib, Hz. Peygamber'in, ona olan düşkünlüğünü görünce şöyle dedi:

- Ey kardeşimin oğlu, vallahi eğer sana ve senin babanın oğullarına bundan sonra küfretme korkusu olmasa ve Kureyşliler, benim onu ölüm korkusundan dolayı söylediğimi zannetmeseler, elbette o kelimeyi söylerdim. Onu söylemiyorum, ancak seni onunla sevindirmek için söylüyorum.

Sonra Ebu Talib'in ölümü yaklaştığı zaman Abbas ona baktı ki dudaklarını hareket ettiriyor. Kulağı ile onu iyice dinledi ve şöyle dedi:

- Ey kardeşimin oğlu, vallahi kardeşim senin söylemesini kendisine emrettiğin kelimeyi söyledi.

Hz.. Peygamber de, işitmedim, dedi.

Cenâb-ı Allah, Ebu Talib'in yanma giden Kureyş heyeti hakkında şu ayetleri inzal buyurdu:

«Sad, Öğtit veren Kur'ân'a andolsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler...» (Sâd, 1-2.)

Tefsirimizde bu ayetlerle ilgili açıklamaları yaptık. Hamd ve minnet Allah'adır.

Şia'nın bazı müntesipleri ile diğer Gulat-ı Şia, Hz. Abbas'm bu hadisteki; «Ey kardeşimin oğlu! Kardeşim, kendisine söylemesini emrettiğin sözü söyledi, yani La ilahe illallah, dedi.» sözünü delil göstererek Ebu Talibin Müslüman olarak vefat ettiği görüşünü ileri sürmüşlerdir. Buna, bir kaç bakımdan cevap vermemiz mümkündür:

Bunlardan biri şudur: îbn Abbas'tan gelen bir rivayetin senedinde «Ailesinden bazılarından... »tabiri kullanılmıştır ki, bu isim ve durumu belirsiz bir zincirdir. Eğer sadece bu kelime bulunsaydı, sened mevkuf olurdu. İmam Ahmed, Neseî, İbn Cerir gibi zatlar da Ebu Usame'nin A'meş'ten gelen buna benzer bir rivayetini nakletmişlerdir. A'meş, demişti: Abbad, bize Said b. Cübeyr'den nakletti. Böyle derken Abbas'm sözünden bahsetmemiştir. Bunu, Tirmizf de rivayet etmiş ve hasen bir hadis olduğunu söylemiştir. Bu hadis, Beyhakî tarafından da nakledilmiştir. Onun rivayetine göre İbn Abbas şöyle demiştir: «Ebu Talib hastalandı. Kureyşliler yanma geldiler. Hz. Peygamber de yanma geldi. Ebu Talib'in yanı başında meclis toplanmış vaziyette iken Ebu Cehil kalkıp Hz. Peygamberi tebliğden menetmek istedi ve onu Ebu Talib'e şikayet etti. Ebu Talib Hz. Peygamber'e: "Ey kardeşimin oğlu! Kavminden ne istiyorsun?" diye sordu. O da şöyle cevap verdi:

«Ey Amca, ben onlardan sadece bir tek kelime istiyorum ki, o kelime sayesinde Araplar onlara boyun eğer, Acemler de onlara cizye öder.» Ebu Talib sordu:

- O kelime nedir?

- Lâ ilahe illallah'dır.

Bunun üzerine Kureyşli müşrikler şöyle dediler:

- Tanrıları bir tek tanrı mı yapıyor? Doğrusu bu, çok tuhaf birşeydir!

Böyle demeleri üzerine haklarında şu ayetler nazil oldu.

«Sâd; öğüt veren Kur'ân'a andolsun ki, inkar edenler gurur ve ayrılık içindedirler. Onlardan önce nice nesilleri yok ettik. Feryad ediyorlardı; oysa artık kurtulma zamanı değildi. Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşmışlardı. İnkarcılar: "Bu, pek yalancı bir sihirbazdır; tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Doğrusu bu tuhaf birşeydir." demişlerdi.» (Sâd, 1-7.)

îbn îshak'm anlattığından farklı olan ve daha sahih olan Buharî'nin şu rivayeti vardır: İbn Müseyyeb'in, babasından naklettiğine göre Ebu Talib Ölüm döşeğine yattığı zaman, Hz. Peygamber yanma gitti. Yanında Ebu Cehil de vardı. Ona şöyle dedi: «Ey amca, Lâ ilahe ilallah de ki, Allah katında o kelime ile senin için müdafaada bulunayım.»

Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye dediler ki:

- Ey Ebu Talib, Abdülmuttalib'in dininden vaz mı geçiyorsun? Bu sözlerini o kadar ısrarla tekrarladılar ki, Ebu Talib'in en son

söylediği söz: "Abdülmuttalib'in dini üzere..." oldu. Hz. Peygamber de şöyle dedi:

- Yasaklanmadığım müddetçe senin için istiğfarda bulunacağım. Böyle demesi üzerine şu ayetler nazil oldu:

«Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek, Peygamber'e ve mü'minlere yaraşmaz.» (et-Tevbe, 113.)

O zaman şu ayet te nazil olmuştu:

«Ey Muhammed! Sen, sevdiğini doğru yola eri süremezsin» (ei-Kasas, 56.)

Yine Buharî ile Müslim, Said b. Müseyyeb'in babasından buna benzer bir nakilde bulunduğunu ve hususta şöyle dediğini rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber, bu teklifini Ebu Talib'e tekrarladı. Öte yandan Ebu Cehil ile Abdullah b. Ebi Ümeyye de sözlerini tekrarlıyorlardı. Nihayet Ebu Talib'in en son söylediği söz; "Abdülmuttalib'in dini üzere..." oldu. Ve Lâ ilahe illallah demeye yanaşmadı.

Hz. Peygamber de: «Yasaklanmadığım müddetçe senin için mağfiret talebinde bulunacağım.» dedi. Bunun üzerine şu ayet-i kerime nazil oldu:

«Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar, puta tapanlar için mağfiret dilemek, Peygamber'e ve mü'minlere yaraşmaz.» (et-Tevbe, 113.)

Ebu Talib hakkında da şu ayet de nazil oldu:. «Ey Muhammed, Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin, ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.» (elKasas, 56.)

İmam Ahmed b. Hanbel, Müslim, Tirmizî ve Neseî, Ebu Hürey-re'nin şöyle dediğini rivayet ettiler: Ebu Talib ölüm döşeğinde iken Hz. Peygamber, onun yanma gelip şöyle dedi:

- Ey amca! Lâ ilahe illallah de ki, kıyamet gününde senin için bu kelimeyi söylediğine dair şahadette bulunayım.

- Kureyşliler beni ayıplara asalardı, Ebu Talib ölüm korkusundan böyle dedi demeselerdi, bu kelime ile senin gözünü aydınlatırdım. Ben sadece senin gözünü aydın kılmak için bu kelimeyi söylerim.

Ebu Talib'in bu sözü üzerine Cenâb-ı Allah, şu ayeti inzal buyurdu: «Ey Muhammed, Sen, sevdiğini doğru yola eriştiremezsin. Ama Allah, dilediğini doğru yola eriştirir. Doğru yola girecekleri en iyi O bilir.»

(el-Kasas, 56.)

Abdullah b. Abbas, İbn Ömer, Mücahid, Şabî ve Katade de böyle demişlerdir: Bu ayet, Hz. Peygamberin, kendisine, Lâ ilahe illallah demesini teklif ettiği zaman, Ebu Talib hakkında nazil olmuştur ki; o, Lâ ilahe illallah demeye yanaşmamış ve kendi atalarının dini üzere olduğunu ifade etmişti. Son olarak ta ağzından şu söz çıkmıştı: O, Abdülmuttalib'in dini üzeredir.

Buharî'nin, Abdullah b. Haris'ten yaptığı şu rivayette bunu tekid etmektedir:. Abdullah, Ahbas b. Abdülmuttalib'in şöyle dediğini naklet-miştir: «Peygamber (s.a.v.)'e:

- Amcana ne yararın oldu? O seni koruyor ve senin için müşriklere kızıyordu? diye sordum. Bana şu cevabı verdi:

- O, Cehennem'in sığ bir tarafîndadır. Eğer ben olmasaydım, en alt tabakasında olurdu.

Buharı ve Müslim'in sahihlerinde, Ebu Said'in şöyle dediği rivayet edilir: Hz. Peygamber'in yanında amcasından söz edildiğinde onun şöyle dediğini işittim:

«Belki de kıyamet gününde şefaatim ona fayda verir ve Cehennemin sığ bir tarafına konulur. Ateş, onun topuk kemiklerine kadar ulaşır ama yine de o ateşin tesiri ile beyni kaynar.»

Müslim, Ibn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:

Rasûlullah (s.a.v.) buyurdu ki:

«En az azap görecek olan cehennemlik kişi, Ebu Talib'tir. Onun ateşten bir çift ayakkabısı vardır ki, onlardan ötürü beyni kaynar.»

Yunus b. Bükeyr'in "Meğazi"sinde bu hadis, şöyle rivayet edilmiştir:

«O bir çift ayakkabıdan ötürü beyni kaynar, ta ki ayaklarının üzerine akmcaya kadar.»

Hafiz Ebu Bekir el-Bezzar, "Müsned" adlı eserinde Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.)'a: "Ebu Talib'e faydan oldu mu?" diye soruldu. O da şu cevabı verdi:

"Onu ateşten çıkardım. Ateşin en az olduğu yere bıraktım."

Süheylî dedi ki: Hz. Peygamber, amcası Abbas'm Ebu Talib hakkındaki şahadetini kabul etmemiş ve onun: "Kendisine söylemesini emrettiğin kelimeyi söyledi." sözüne karşı Hz. Peygamber: "Ben işitmedim." demiştir. Çünkü Abbas, o zaman kafir idi ve şahadeti makbul değildi.

Ben derim ki: Bana göre bu haber sahih değildir. Çünkü senedi zayıftır. Nitekim bundan daha öncede söz edilmişti. Bunu ispatlayan bir husus da şudur ki; Hz. Peygamber'e bundan sonra Ebu Talib'in durumu sorulduğunda o yine aynı şeyleri anlatmıştır. Ebu Talib, böyle birşeyi söylemiş olsa bile, can boğaza geldiği ve ölüm meleğini gördüğü esnada söylemiştir ki, o andaki imanın kimseye faydası olmaz. Doğrusunu Allah bilir.

Ebu Davut et-Teyalisî, Şube kanalı ile Naciye b. Kab m şöyle dediğini rivayet eder: Hz. Ali'nin şöyle dediğini işittim: Babam vefat ettiğinde Rasûlullah'a gelip şöyle dedim:

- Amcan vefat etti.

- Git, onu göm.

- O, müşrik olarak vefat etti.

- Git, onu göm ve gömdükten sonra buraya gelinceye kadar birşey

söyleme.

Gidip gömdüm ve Rasûlullah'm yanına geldim, O da yıkanmamı

emretti.

Ebu Davud ile Neseî, Hz. Ali'nin şöyle dediğini rivayet ettiler: Ebu Talib vefat edince dedim ki:

- Ya Rasûlallah, sapıklıkta olan ihtiyar amcan Öldü. Onu kim defnedecek?

- Git, babanı defnet. Yanıma gelinceye kadar da birşey söyleme, dedi.

Gittim, defnettim ve Rasûlullah'm yanma döndüm. Yıkanmamı emretti. Sonra onun için öyle dualar yaptı ki, yeryüzünde bana verilecek olan hiç birşey, beni o dualar kadar memnun etmezdi.

Hafiz el-Beyhakî, İbn Abbas'ın şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), Ebu Talib'in cenazesinden döndü ve şöyle dedi: "Akrabalık bağlarını bağladın. Ve hayırla mükafat gördün ey amca."

Ebu'l-Yeman el-Hevzenî'nin rivayetine göre Peygamber (s.a.v.), Ebu Talib'in mezarı üzerinde durmamıştır.

Önceki sayfalarda biz Ebu Talib'in, Hz. Peygamberi koruduğunu, onu savunduğunu, ona eza vermek isteyenlere engel olduğunu, onu ve sahabelerini müdafaa ettiğini, onun hakkında övücü sözler sarfettiğini, ona ve ashabına sevgi, dostluk ve şefkatini de şiirlerinde dile getirdiğini; ona muhalefet eden, onu yalanlayan kimseleri de ayıplayıp yerdiğini, bunu yaparken de Haşimi, Muttalib'i, beliğ ve fasih ifadeler kullandığını, o ifadelerin üstünlüğüne hiç kimsenin ulaşamayacağını, hiçbir Arab'ın o ifadelere yakın ifadeler kullanmasının mümkün olmadığım o ifadelere zıt ve aykırı ifadeleri kimsenin kullanmaya gücünün yetmeyeceğini anlatmıştık. O, bütün bunları yaparken de Rasûlullah (s.a.v.)'ın doğru sözlü, doğru yolda ve hidayette bulunan iyi bir insan olduğunu biliyordu. Ama buna rağmen kalbi, iman etmemişti. Kalbin bilmesi ile tasdik etmesi arasında fark vardır. Nitekim bu husus, Buharî'nin sahi-hindeki "Ritabu'1-İman" bahsini şerhederken açıklamışızdır.

Bunun delili de şudur;

Kendilerine kitap verdiklerimiz, Muhammed'i, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir takımı, doğruyu bile bile hakkı gizlerler.» (el-B akara, 146.)

«Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyuklen-meleirmden ötürü onları bile bile inkar ettiler.»(en-Nemi, 14.)

Musa, Firavun'a şöyle demişti:

«Musa da: "Andolsun ki, bunları göklerin ve yerin Rabbinin açık belgeler olarak indirdiğini biliyorsun, Ey Firavun! Doğrusu senin mahvolacağını sanıyorum." demişti.» (el-Isrâ,ı02.)

Bazı selef uleması da: «Onlar Kur'ân'dan ahkorlar ve ondan uzaklaşırlar.» (el-En'âm, 26.) ayet-i kerimesinin Ebu Talib hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir. Çünkü Ebu Talib, insanları Rasûlullah'a eziyet etmekten menetmekle birlikte kendisi de Rasûlullah'ın getirdiği hak dinden ve hidayetten uzak dururdu.

îbn Abbas'tan, Kasım b. Muhaymere'den, Habib b. Ebi Sabit'ten, Ata b. Dimar'dan, Muhammed b. KaİD ve diğerlerinden de böyle bir rivayet varid olmuştur. Ancak bunda, düşünmek gerekir. Doğrusunu Allah bilir. Kuvvetli görüşe göre, İbn Abbas'tan nakledilen diğer rivayet daha sağlamdır. O rivayete göre ayetin manası şöyledir: Onlar insanları, Mu-. hammed'e iman etmekten mene derlerdi. Mücahid, Katade, Dahhak ve birçok tefsirci bu görüştedirler.

İbn Cerir et-Taberî de bu görüşü benimsemiştir.

Bu ayetten kastedilen mana özetle şudur: Bu kelam, müşriklerin yerilmesini tamamlamak için burada ifade edilmiştir. Çünkü onlar insanları, Rasûlullah'a tabi olmaktan menederlerdi. Kendileri de ondan yararlanmazlardı. Bu sebeple yüce Allah şöyle buyurmuştur:

«Onlardan seni dinleyenler vardır. Kur'ân'ı anlarlar diye kalbleri-ne örtüler kulaklarına da ağırlık koyduk. Onlar her türlü mucizeyi görseler bile, yine de ona inanmazlar, nihayet sana geldiklerinde de seninle çekişirler. înkar edenler, "Bu, öncekilerin masallarından başka birşey değildir." derler.

Onlar Kur'ân'dan ahkorlar ve ondan uzaklaşırlar. Böylece yalnız

kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.» (el-En'âm, 25-26.)

Ayet-i kerimede geçen "onlar" zamirinin kullanılması da, bu ayetle bir cemaatın kastedildiğini göstermektedir. Onlar, ayetin devamında anlatılmaktadırlar.

«Böylece yalnız kendilerini mahvederler de farkına varamazlar.» cümlesi de, onların tam olarak yerildiklerine delalet etmektedir. Ancak Ebu Talib, bu mertebede değildi. Aksine o, bütün gücüyle insanları, Rasûlullah'a ve ashabına eziyet etmekten menediyordu. Söz ve fiili, can ve malı ile bu yolda gayret sarfedîyordu. Ama bununla birlikte Cenâb-ı Allah, onun için iman takdir etmedi. Çünkü bunda yüce Allah'ın büyük hikmetleri ve kesin delilleri vardı. Buna iman etmek ve teslim olmak gerekir. Cenâb-ı Allah bizi, müşrikler için mağfiret dilemekten menetmiş olmasaydı, Ebu Talib için mağfiret diler ve onun için ilahi rahmet niyazında bulunurduk.