Zeynep, kocasının, babası Hz. Peygamberle anlaştığı şartın gereği olarak Bedir va'kasmdan bir ay sonra Medine'ye hicret edip gelmişti.
İbn İshak dedi ki: Ebu'l-As, önceki sayfalarda da anlatıldığı gibi serbest bırakılıp Mekke'ye dönünce, Rasûlullah (s.a.v.), Zeyd b. Harise île Ensâr'dan bir adamı gönderdi ve onlara: «Yecec vadisinde bekleyin. Zeynep orada size uğrayacak, onu bana getirirsiniz.» dedi. Onlar da bulunacakları o yere gittiler. Bu hadise, Bedir'den bir ay veya bir aya yakın bir zaman sonra vuku bulmuştur. Ebu'l-As, Mekke'ye geldiği zaman Zey-ııeb'e babasına gitmesini söyledi. Zeyneb de hazırlanıp gitti.
îbn îshak, Abdullah b. Ebi Bekr kanalı ile Zeyneb'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Ben Mekke'ye, babama gitmek için hazırlanırken Hind binti Utbe bana rastladı ve şöyle dedi:
- Ey Muhanımed'in kızı, babanın yanma gitmek istediğini bilmiyor muyum? Ben de:
- Benim böyle bir niyetim yok, dedim. Bunun üzerine o:
- Ey amcamın kızı, çekinme, eğer yolculuğunda seninle beraber bulunması gereken eşyaya ya da babana götüreceğin bir mala ihtiyacın varsa, o benim yanımda mevcudtur. Sana veririm. Sakın benden çekinme. Çünkü erkekler arasında olan birşey kadınların arasına girmez, dedi.
Zeyneb dedi M: Vallahi bunu mutlaka yapmak için söylediğini anladım. Fakat ondan korktuğum için böyle bir niyetim bulunduğunu inkar ettim.
İbn îshak dedi ki: Zeyneb hazırlıklarını tamamladığında kaynı Ki-nane b. Rebi, ona bir deve getirdi. Zeyneb bindi. Kinane, yayım ve okluğunu aldı. Sonra kendisine ait mahfiline binerek Zeyneb ile gündüzün onu yederek yola çıktı. Kureyş'ten bir takım adamlar bunu duydular. Onu yakalamak için yola çıktılar. Zi-Tuva mevkiinde ona ulaştılar. Ona ilk ulaşan, Hebbar b. Esved b. Muttalib b. Esed b. Abdil-Uzza el-Fihrî oldu. Hebbar, Zeyneb mahfilinde iken onu mızrak ile korkuttu. İddia ettiklerine göre Zeynep hamile idi. Korktuğu için çocuğunu düşürdü.
Kayın biraderi Kinane, yere çömelip yayına oku yerleştirerek şöyle dedi: Vallahi bana yaklaşan herkese bir ok yerleştiririm. Bunun üzerine onlar:
- Ey Kinane, okunu bizden başka tarafa çevir. Seninle konuşacağız. O da ok atmayı bıraktı. Ebu Süfyan geldi. Yanında durup şöyle dedi:
- Sen isabetli bir iş yapmadın. Bir kadım milletin gözü önünde açıkça bir şekilde çıkarıp yola koydun. Oysaki sen, çektiğimiz sıkıntı ve zorlukları, Muhammed'in başımıza getirdiği şeyleri biliyorsun. Bu şekilde milletin gözü önünde, açıkça aramızdan onun kızını çıkarıp götürdüğün zaman millet zannedecek ki, bu, önceki musibetimizden doğarak bize isabet eden bir zelillik ve alçaklıktan dolayıdır. Bunu bizim bir zaaf ve güçsüzlüğümüz olarak değerlendirecekler. Yemin ederim ki Zeyneb'i, babasından alıkoymaya ihtiyacımız yoktur. Bu hususta intikam almak gibi bir niyetimiz yoktu. Ama Zeyneb'le birlikte geri dön.
Dedikodular kesilince, millet bizim Zeyneb'i geri çevirdiğimizi haber alınca, artık sen onu gizlice çıkarıp götür ve babasına kavuştur.
Ravi dedi ki: Kaynı Kinane, Zeyneb'i bilahare Rasûlullah'a götürüp teslim etti.
îbn İshak der ki: Zeyneb'i geri getirenler Mekke'ye döndüklerinde Hind, onları kınayarak şöyle dedi: "Kabalık, şiddet ve cefa bakımından barış halinde eşekler gibidirler.
Savaşta ise hayızlı kadınları andırırlar."
Bir rivayete göre Hind, bu sözleri, adamlarının bir kısmı öldükten sonra Bedir'den dönen Kureyşlilere hitaben söylemiştir.
îbn îshak dedi M: Zeyneb, Mekke'de sesler kesilinceye, dedikodular dininceye kadar birkaç gece ikamet etti. Sonra Kinane, onu geceleyin çıkarıp yola koydu. Nihayet onu Zeyd b. Harise ile arkadaşına teslim etti. Onlar da geceleyin onu götürüp Rasûlullah (s.a.v.)'a teslim ettiler.
"Delail" adlı eserde Beyhakî, Ömer b. Abdullah b. Urve b. Zübeyr kanalı ile Urve'den rivayet etti M; «Hz. Aişe, Zeyneb'in Mekke'den Medine'ye geliş kıssasını ve yolda iken Zeyneb'i yakalayıp Mekke'ye geri çevirişlerini, onunla karnındaki çocuğu düşürüşünü, Zeyneb'i getirmesi için Rasûlullah'm Zeyd b. Harise'yi Mekke'ye gönderişini anlatmıştır. Zeyd'i Mekke'ye gönderirken Rasûlullah, ona bir yüzük vermişti ki, Zeyneb, onunla birlikte Medine'ye gelsin. Zeyd, bir yolunu bulup o yüzüğü Mekkeli bir çobana verdi. Çoban da yüzüğü Zeyneb'e teslim etti. Zeyneb, yüzüğü görünce tanıdı ve:
- Bunu sana kim verdi? diye sordu. Çoban:
- Mekke dışında bulunan bir adam verdi, dedi.
Zeynep geceleyin Mekke'den çıktı, gelip Zeyd'in yanına vardı. Zeyd'le birlikte bineğe binip Medine'ye gitti."
Rasûhıllah (s.a.v.), onun hakkında şöyle demişti:
- O, benim en faziletli kızmadır. O benim uğruma musibete maruz kaldı.»
Bu hadis, Ali b. Hüseyin b. Zeynelabidin'e ulaştığında o, Urve'nin yanma gelip şöyle sordu:
- Senin naklettiğini duyduğum bir hadis var. Nedir o?
- Vallahi doğu ile batı arasındaki şeyler benim olmaktansa, Fatıma'nın layık olduğu bir hakkı eksiltmek istemem. Bundan sonra artık bu hadisi kimseye zikretmeyeceğim.
İbn îshak dedi ki: Abdullah b. Revaba veya Ebu Hayseme (Beni Salim b. Avf m kardeşi) bu hususta şöyle bir şiir söyler: İbn Hişam ise, bu şiirin Ebu Hayseme'ye ait olduğunu söylemiştir:
"İnsanların kadrini takdir edemedikleri kimse bana geldi, Zey-neb'den ötürü ki onların içinde isyan ve günahlar vardır.
Onun savaş meydanına çıkarılmasında, onun hakkında Muham-med zelil ve hakir olması, bizim aramızda savaşın şiddeti varken.
Ebu Süfyan, Damdam ile ittifak kurup bizimle savaştığından dolayı burnu yere sürüldü ve pişman oldu.
Oğlu Amr ile Mevla yeminini, esirlere özgü zincirlere vurup bağladık. Yemin ettim ki bizden askerler ayrılmasınlar, kalabalıklar arasında nişanlarıyla tanınan ordu kumandanları,
Kureyş'i küfre doğru sürdük, hatta onları burunlarının üstünde dağlama aletiyle nişanlamakla, onları zelil ve kahrolunmuş kimseler kılarız.
Biz onları Necd'in ve Nahle'nin kenarlarına indiririz.
Eğer atlarla ve yaya olarak Tihame'ye aşağı inerlerse, onları Tiha-me'ye indiririz. Bu, zaman boyunca böyle sürüp gider. Taki yolumuz sapmasın. Onları Ad ve Cürhüm'ün peşine takarız.
Bir kavim ki Muhammed'e itaat etmedi. Her zaman onlar pişmanlıkta olurlar.
Ebu Süfyan'a rastlarsan ona de ki: Eğer sen secdeye ihlasla gelmez ve Müslüman olmazsan,
Hayatta acele olarak zelil ve hakirlikle müjdelen. Cehennem'de ise ziftten bir gömlekle müjdelen." îbn îshak dedi ki: Şiirde sözü edilen Ebu Süfyan'ın Mevla yemini, Amr b.Hadremî'dir.
ibn Hişam ise, Ukbe b. Adil Haris b. Hadremî olduğunu söylemiştir. Amir b. Hadremî'ye gelince, o, Bedir gününde öldürülmüştür.
îbn îshak, ,Yezid Ebi Habib kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediği-
ni rivayet eder: Hz. Peygamber, benim de aralarında bulunduğum bir seriyyeyi göreve gönderdi ve şöyle dedi:
«Eğer Hebbar b. Esved'i ve onunla birlikte Zeyneb'in üzerine gelen diğer adamları ele geçirirseniz, onları ateşte yakın!»
Ertesi gün sabahleyin Rasûlullah bize haber gönderdi ve şöyle dedi: «Ben size o iki adamı yakalarsanız yakın, diye emretmiştim. Sonra Allah'tan başka hiçbir kimseye ateşle azap etmek yakışmaz, diye düşündüm. Eğer onları yakalarsanız öldürünüz.»
Buharı, Kuteybe, Leys ve Bükeyr kanalı ile Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.), bizi bîr seriyyeye gönderdi ve şöyle dedi:
- Eğer falan ve falanı görürseniz, onları ateşte yakın! Sonra yola çıkmak istediğimiz zaman bize şöyle dedi:
- Falan ve falanı ateşte yakmanızı size emretmiştim. Ama düşündüm ki yüce Allah'tan başkasının, ateşle azab etmesi doğru değildir. Eğer o kişileri görürseniz onları öldürünüz.»
îbn îshak dedi ki: Ebu'l-As Mekke'de ikamet etti. Zeyneb ise, Medine'de babasının yanında ikamet etti. Fetihten önce Ebu'l-As Kureyş'e ait bir ticaret kervanıyla sefere çıktı. Şam dönüşünde Rasûlullah (s.a.v.)'m seriyyesi ona rastladı. Yanındaki malları aldılar. O ise kaçıp onlardan kurtuldu. Kendisi de geceleyin gelip zevcesi Zeyneb'e sığındı. Zeyneb onu yanma alıp korudu. Rasûlullah (s.a.v.), sabah namazına çıkarken tekbir aldı. Müslümanlar da tekbir getirdiler. Zeynep, kadınların sofasından şöyle bağırdı:
- Ey insanlar! Ben, Ebu'l-As b. Rebi'i himayem altına aldım. Rasûlullah (s.a.v.), namazını tamamlayıp selam verdiğinde halka
dönüp şöyle dedi:
-Ey insanlar, siz de benim duyduğumu duydunuz mu? -Evet...
- Muhammed'in nefsi elinde bulunan Allah'a yemin ederim ki, işte bunu duymadan önce hiçbir şeyden haberim yoktu. Ve şunu bilesiniz ki Müslümanların en aşağı derecede bulunanları bile başkalarım himayeleri altına alabilirler.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), oradan ayrılıp gitti. Kızı Zeyneb'in yanına vardı. Ona şöyle dedi:
- Ey kızcağızım, onun yerini güzel yap. Ama yanma sakın bırakma. Çünkü, sen ona helal değilsin! Sonra Rasûlullah, Ebu'l-As'm malını ele geçiren seriyyeye haber gönderdi. Ele geçirdikleri malları, ona iade etmeye onları teşvik etti. Onlar da hiç birşey kaytfetmeksizin malını olduğu gibi kendisine iade ettiler. Ebu'l-As, malım alıp Mekke'ye döndü. Herkese hakkını verdi. Sonra şöyle dedi:
- Ey Kureyş topluluğu! Kimsenin benden almadığı bir malı kaldı mı?
- Hayır, Allah sana hayırlı mükafaatlar versin. Biz seni vefalı ve ke-remli bulduk. Bunun üzerine o: - Ben de şahadet ederim ki, Allah'tan başka ilah yoktur. Muham-med de O'nun kulu ve elçisidir. Vallahi ben, Medine'de Müslüman olurdum, ancak malınızı yemek istediğimi zannetmenizden korktuğum için orada Müslüman olmadım. İşte Allah size mallarınızı verdi. Ben zimmetten kurtuldum ve Müslüman oldum!
Sonra Mekke'den çıkıp Rasûlullah (s.a.v.)'m yamna Medine'ye geldi.
Ibn İshak, Davud b. Husayn kanalı ile İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.), ilk nikah üzerine Zeyneb'i Ebu'1-As'a verdi ve yeni birşey eklemedi."
Bu hadisi İmam Ahmed, Ebu Davud, Tirmizî ve İbn Mace, Muham-med b. İshak'm hadisinden rivayet etmişlerdir. Tirmizî, bu hadisin senedinde bir sakınca bulunmadığını ifade etmiştir. Süheylî ise, bu hadisin herhangi bir fakih tarafından söylenmediğini ifade etmiştir.
Bu hadisin birbaşka varyantında da şöyle denmektedir: Rasûlullah altı seneden sonra Zeyneb'i Ebu'1-As'a geri verdi.
İbn Cerir tarafından rivayet edilen başka bir varyantta da iki seneden sonra ilk nikah üzerine Rasûlullah'm, Zeyneb'i Ebu'1-As'a verdiği söylenmiştir. Başka bir rivayette de: "Yeni bir nikah yapmadı." denmektedir.
Bu hadis, bir çok âlime göre müşkildir. Çünkü bu âlimlere göre esas kural şudur: Bir kadın Müslüman olur da kocası küfürde kalırsa, eğer ikisi henüz gerdeğe girmişler ise iddetin bitimine kadar ayrılmaları ertelenir. Eğer iddet bekleme süresi içinde kocası da Müslüman olursa, nikahları devam eder. Ama koca Müslüman olmazda kadının iddeti tamamlanırsa, nikahları bozulmuş olur.
Resûlullah, peygamberlik görevini aldığı zaman Zeyneb Müslüman olmuştu. Bedir harbinden bir ay sonra da hicret etmişti. Müslüman kadınlar, hicretin altıncı senesi olan Hudeybiye senesinde müşrik erkeklere haram kılınmışlardı. Ebu'l-As ise, Mekke'nin fethinden önce hicretin sekizinci senesinde Müslüman olmuştur.
Resûlullah, Zeyneb'i onun hicretinin altıncı senesinde Ebu'1-As'a iade etti, diyenlerin sözü doğrudur. İki sene sonra yani Müslüman kadınların müşrik erkeklere haram kılınmalarından iki sene sonra Rasûlullah, Zeyneb'i Ebu'1-As'a iade etti, Rasûlullah, Zeyneb'i Ebu'l-As a iade etti, diyenlerin sözleri de doğrudur. Her takdire göre zahir olan hüküm şudur ki; Bu müddet zarfında Zeyneb'in iddetinin sona ennesinin en azı, haramlık emrinin nüzulünden iki sene sonradır veya buna yakın bir zamandır. Şu halde Rasûlullah, Zeyneb'i nasıl olmuşta ilk nikah üzerine Ebu'1-As'a iade etmiştir?
Bazıları demişler ki: Zeyneb'in iddetinin tamamlanmamış olması muhtemeldir. Bu da ihtimal dahilinde olan bir kıssadır. Diğerleri buna Ahmed, Tirmizi, ve İbn Mace'nin rivayet ettikleri ilk hadisi ileri sürerek itiraz etmişlerdir. Bunların ileri sürdükleri hadiste anlatıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.), Zeyneb'i yeni bir nikah ve yeni bir mehir ile Ebu'l-As b. Rebia'ya geri vermiştir.
İmam Ahmed b. Hanbel dedi ki: Bu hadis, zayıf ve boştur. Haccac, bunu Amr b. Şuayb'tan işitmemiş tir. Ancak Muhammed b. Ubeydullah el-Arzemî'den işitmiştir. Arzemî'nin hadisi ise hiç birşeye eşit değildir. Rivayet olunan en sahih hadis şudur ki; Peygamber (s.a.v.), Zeyneb ile Ebu'lAs arasındaki eski nikahı geçerli saymıştır. Dare Kutni de böyle demiştir. Şöyleki: Bu hadis sabit değildir. Doğrusu İbn Abbas'm hadisidir ki, Rasûlullah (s.a.v.), Zeyneb'i ilk nikah ile Ebul-As'a geri vermiştir.
Tirmizî dedi ki: Bu hadisin senedi söz götürür. İlim ehline göre uyulan hüküm şudur: Kadın kocasından önce Müslüman olurda kocası sonra Müslüman olursa, iddet süresi içinde bulunulduğu müddetçe kocası onu almak hususunda başka erkeklerden daha fazla hak sahibidir. Malik, Evzaî, Şafii, Ahmed ve îshak'm kavli budur. Diğerleri demişlerki: Zahir olan, Zeyneb'in iddetinin sona ermiş olmasıdır. Rasûlullah'm onu yeni bir nikahla Ebu'1-As'a verdiğini söyleyenlerin rivayetleri zayıftır.
Halbuki Zeyneb'in meselesinde şöyle bir delil ortaya çıkıyor: Kadın Müslüman olurda iddeti tamamlanıncaya kadar kocasının Müslümanlığı gecikirse, nikahı sırf bu sebebten neshe uğramaz. Aksine kadın muhayyer kalır. Dilerse başka bir erkekle evlenir, dilerse kocasının İslâm'a girişini bekler. Bu durumda kadın başka bir erkekle evlenmediği müddetçe kafir kocasının karısı olmakta devam eder.
Bu kavilde biraz kuvvetlilik vardır. Fıkıh bakımından da payı vardır. Doğrusunu Allah bilir.
Buharî'nin, "Müşrik kadınlardan Müslüman olanların nikah ve id-detleri" başlığıyla zikrettiği izahlar, bu delile dayanak teşkil etmektedir.

