Hz. Ömer'in sîretinde de açıkladığımız gibi onun hilafeti döneminde ashabın ittifakı ile hicret, İslam tarihinin başlangıcı olarak kabul edilmiştir.
Buharî, îbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet eder: Peygamber (s.a.v.), kırk yaşında risaletle görevlendirildi. Mekke'de on üç yıl süre ile kendisine vahiy geldi. Sonra hicret etmekle emrolundu. Medine'ye hicret etti. Orada on sene kaldı. Altmışüç üç yaşında iken vefat etti. Bisetinin on üçüncü senesinin rebiyüleevvel ayının pazartesi gününde hicret etmişti.
İmam Ahmedb. Hanbel'in rivayetine göre îbn Abbas şöyle demiştir:
"Peygamberimiz pazartesi günü doğdu, pazartesi günü Mekke'den hicret etti, pazartesi günü risaletle görevlendirildi, pazartesi günü Medine'ye girdi ve pazartesi günü vefat etti."
Muhammed b. İshak dedi ki: Ebu Bekir, Rasûlullah'tan hicret için izin istediğinde Rasûlullah ona şöyle demişti: "Acele etme. Belki Allah senin için bir arkadaş kılar." Rasûlullah, bunu kendisine söylediği zaman of bununla sadece kendisini kasdettiğini umuyordu. Bunun üzerine iki binek devesi satın aldı, bu iş için hazırlık olarak yemlerini vererek evinde tuttu. Vakidî'nin ifadesine göre develeri 800 dirheme satın almıştı.
İbn İshak, mü'minlerin annesi Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Hz. Peygamber, bize ya sabah ya akşam gelir, gelmediği gün olmazdı. Ancak Cenâb-ı Allah'ın, kendisine Mekke'den hicret etmek için izin verdiği günde, bize gelmek itiyadında olmadığı bir saatte kavminin arasından çıkıp geldi. Babam onu görünce:
- Rasûlullah (s.a.v.), hiç^bu saatte gelmezdi. Muhakkak gelişinin önemli bir sebebi olmalı, dedi.
Hz. Peygamber içeri girince babam, oturduğu yerden inip yerini ona verdi. Babamın yanında ben ve kız kardeşim Esma'dan başka kimse yoktu. Peygamber (s.a.v.), babama:
- Bunları dışarı çıkar. Seninle gizli konuşacağım, dedi.
Babam:
- Ya Rasûlallah, ikiside benim kızîarundır. Anam babam sana feda olsun, acaba işin nedir? diye sordu.
Rasûlullah:
- Cenâb-ı Hak, bana Mekke'den çıkmak ve hicret etmek için izin verdi, dedi.
Babam:
- Ya Rasûlallah, arkadaşlık var mı? diye sordu. Peygamber (s.a.v.) de:
- Evet, arkadaşlık var, dedi.
O güne kadar her hangi bir kimsenin, sevincinden ağladığını görmemiştim. Babam sevincinden ağladı ve sonra:
- Ya Rasûlalîah, şu iki deveyi bu iş için hazırlamıştım, dedi. Sonra kendilerine kılavuzluk yapması için Abdullah b. Erkat'ı kiraladılar."
İbn Hişam der ki: Ona, Abdullah b. Uraykit denirdi. Beni Dil b. Bekr kabilesindendi. Annesi, Beni Sehm b. Amr kabilesinden olup müşrikti. Rasûlullah'la Ebu Bekir'e rehberlik edecekti. îki bineklerini ona teslim ettiler. Yolculuk gününe kadar develeri o besleyecekti.
îbn İshak dedi ki: Bana ulaşan habere göre Rasûlullah (s.a.v.)'m Mekke'den çıkışını Ebu Talib oğlu Ali ile Ebu Bekir es-Sıddık ve onun ailesinden başka kimse bilmiyordu. Rasûlullah (s.a.v.), Ali'ye insanların daha önce emanet olarak verdikleri mallan sahiplerine geri vermesi için kendisine halef olmasını emretmişti. Mekkelilerden bir kimse, muhafazasından korktuğu malını emanet olarak Rasûlullah'ın yanma bırakırdı. Çünkü onun doğruluk ve emanete riayetini biliyorlardı.
îbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'den çıkmaya karar verdiğinde Ebu Bekir b. Ebu Kuhafe'nin yanma geldi. Ebu Bekir'in evinin arkasındaki küçük bir kapıdan çıktılar.
Ebu Nuaym, İbrahim b. Sa'd kanalıyla Muhammed b. îshak'm şöyle dediğini rivayet eder: Bana ulaşan habere göre Rasûlullah (s.a.v.), hicret için Mekke'den çıkıp Medine'ye yöneldiğinde şöyle dua etmiştir:
"Ben hiçbir şey değilken, beni yaratan Allah'a hamdolsun. Allahım, dünyanın zorluklarına karşı bana yardım et. Zamanın kötülüklerine, günlerin ve gecelerin musibetlerine karşı bana yardımcı ol. Allahım* yolculuğumda benimle beraber ol. Ailemi gözet. Bana rızık olarak verdiğin şeyleri bereketli kıl. Beni kendine muti kıl. iyi ahlak üzere beni dos-' doğru kıl. Beni, kendine sevdir. İnsanların insanna bırakma beni. Ey güçsüzlerin Rabbi, sen benim Rabbimsin. Senin göklerle yeri aydınlatan yüce Zatına sığınırım. O zatın ki, karanlıklar kendisiyle aydınlanmış, öncekilerle sonrakilerin işi, onun sayesinde düzelmiştir. Beni gazabına maruz bırakma. Öfkeni üzerime indirme. Nimetinin zail olmasından, intikamının aniden üzerime gelmesinden, afiyetini üzerimden gidermenden ve bütün gazablarmdan sana sığınırım. Şikayetim sanadır. Yapabileceklerimin en hayırlısı, benim yammdadır. Güç ve kuvvet, ancak seninledir,"
İbn İshak dedi ki: Yolculuk sırasında Rasûlullah'la Ebu Bekir, Sevr mağarasına yöneldiler. Sevr, Mekke'nin alt tarafındaki bir dağın adıdır. O mağaraya gidip içeri girdiler. Ebu Bekir es-Sıddık, oğlu Abdullah'a; gündüz, insanların kendisi ile Rasûlullah hakkında söylediklerine kulak vermesini, akşamleyin günün haberlerini kendilerine getirmesini emretti.
Azatlısı Amir b. Füheyre'ye de gündüz koyunlarını otlatmasını, akşam olunca mağaraya getirmesini emretti.
Abdullah b. Ebu Bekir, gündüz Kureyşlilerin arasında bulunuyor, onların komplo kararlarına kulak veriyor. Rasûlullah'la Ebu Bekir hakkında söylediklerini dinliyor, akşam olunca haberleri getirip babasıyla Rasûlullah'a iletiyordu.
Amir b. Füheyre, Mekkeli çobanlarla birlikte Ebu Bekir'in koyunlarını otlatıyordu. Akşam olunca koyunları mağaraya doğru getiriyor. Sütünü sağıyor, daha sonra da birisini kesiyorlardı. Sabahyelin Abdullah b. Ebu Bekir, Rasûlullah'la babasının yanından ayrılıp Mekke'ye geliyor, peşisıra Amir b. Füheyre'de davar sürüsünü oradan geçirerek Abdullah'ın ayak izlerini yok ediyordu.
İbn Cerir, bazı kimselerden naklederek Rasûlullah (s.a.v.)'m Ebu Bekir'den önce sevr mağarasına gittiğini anlatır. Rasûlullah, Hz. Ali'ye kendilerinden sonra yola çıkıp kendilerine ulaşmasını emretmişti. Hz. Ali de yolda iken onlara ulaşmıştı.
Bu, cidden garip bir rivayet olup meşhur olan rivayetlere uymamaktadır. Meşhur rivayete göre Rasûlullah'la Ebu Bekir birlikte yola çıkmışlardır.
îbn îshak dedi ki: Esma binti Ebu Bekir, akşam olduğu zaman Rasûlullah'la Ebu Bekir'e iyi yemekler getiriyordu.
Esma şöyle demiştir: Rasûlullah ile Ebu Bekir Mekke'den çıktıklarında, Kureyşten bir topluluk bize geldi. Aralarında Ebu Cehil b. Hi-şam'da vardı. Ebu Bekir'in kapısının Önünde durdular. Ben de karşılarına çıktım. Dediler ki:
- Ey Ebu Bekir'in kızı, baban nerededir?
- Vallahi babamın nerede olduğunu bilmiyorum! dedim. Bunun üzerine Ebu Cehil elini kaldırdı. O, edepsiz ve murdar birisi
idi. Yanağıma bir tokat indirdi. Tokatm şiddetinden kulağımdan küpem fırladı. Sonra evimizin önünden ayrılıp gittiler.
Rasûlullah, Mekke'den çıktığında Ebu Bekir de onunla birlikte yola çıkmıştı. Ebu Bekir, malının tamamını; 5000 veya 6000 dirhemi beraberinde alıp, götürmüştü. Yanımıza dedem Ebu Kuhafe geldi. Gözleri kör olmuştu. Şöyle dedi:
- Vallahi ben görüyorum ki, o malım kendisiyle birlikte götürüp sizi perişan etmiştir. Dedim ki:
- Hayır ey babacığım, Ebu bekir bize çok mal bıraktı.
Bunun üzerine bir takım taşlar aldım ve onları evdeki bir küvete koydum. Babam da malını oraya koyardı. Sonra onların üstüne bir bez koydum. Ebu Kuhafe'nin elini tutup şöyle dedim:
- Ey babacığım, elini bu malın üzerine koy. O da elini taşların üzerine koyup şöyle dedi:
- Eh, sizin için bunu bıralanca çok iyi etmiş oldu. Bunda size yetecek kadar vardır.
Hayır, vallahi, halbuki Ebu Bekir bize hiçbir şey bırakmamıştı. Sadece ihtiyarı bununla sakinleştirmek istemiştim.
İbn Hişam, ilim ehlinden bazılarının kanalıyla Hasan b. Ebi'l-Hasan el-Basrî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah'la Ebu Bekir, geceleyin mağaraya vardılar. Ebu Bekir, Rasûlullah'tan önce mağaraya girdi.îçinde bir canavar ya da yılan olup olmadığını anlamak için eliyle mağarayı kontrol etti. O, Rasûlullah'ı koruyordu.
Ebu'l-Kasım el-Beğavî, îbn Ebi Müleyke'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v), Ebu Bekir'le birlikte Sevr mağarasına çıkarlarken Ebu Bekir gah Rasûlullah'm önüne, gah arkasına geçiyordu. Rasûlullah'm niçin böyle yaptığını sorması üzerine Ebu Bekir şu cevabı vermişti: "Arkana geçtiğimde Önden sana saldınlmasmdan korkuyorum. Önüne geçtiğimde de arkadan sana saldınlmasmdan korkuyorum."
Nihayet Sevr mağarasına vardılar. Ebu Bekir dedi ki:
"Ya Rasûlallah, olduğun yerde dur. Önce elimle içeriyi kontrol edeyim. Temizliyeyim. Eğer içeride bir canavar varsa, senden önce bana isabet etsin."
Nafî dedi ki: "Bana ulaşan habere göre o mağarada bir delik varmış. Ebu Bekir oradan bir canavar veya herhangi birşey çıkıpta Rasûîullah'a eziyet vermesin diye korkusundan ayağıyla bu deliği kapamıştı."
Beyhakî, Muhammed b. Sirîn'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Hz. Ömer'in halifeliği zamanında bazı kimseler, birşeyler söylemişlerdi. Bu sözleriyle sanM Hz. Ömer'i, Ebu Bekir'e üstün kılmak istemişlerdi Bu sözleri duyan Hz. Ömer şöyle demişti: "Allah'a yemin ede-Tİm_Jâ, Ebu Bekir'in o gecesi, Ömer'in bütün ailesinden daha hayırlıdır ve Ebu Bekir'in o günü de, Ömer'in ailesinden daha hayırlıdır!"
Rasûlullah (s.a.v.), mağaraya gittiği gece evden çıkarkan Ebu Bekir'de onunla beraberdi. Gah önünden, gah arkasından yürüyordu. Nihayet Allah'ın peygamberi, bunun farkına vararak sordu:
- Ey Eba Bekir, neden gah önümden, gah arkamdan gidiyorsun?
- Ya Rasûlallah, arkadan takip edildiğin ihtimalini düşünerek arkadan yürüyorum. Yolun kenarında oturup seni gözetledikleri ihtimalini düşünerek de önüne düşüyorum!
- Bir tehlike baş gösterirse, benim yerime senin başına gelmesini arzu ediyor musun?
- Evet, seni hak peygamber olarak gönderen Allah'a yemin ederim ki senin yerine benim başıma gelmesini istiyorum!
Mağaranın ağzına vardıkları zaman Ebu Bekir, Hz. Peygamber'e
şöyle dedi:
-Ya Rasûlallah, sen dur, mağaraya girip içini temizleyeyim, sonra
sen gir.
İçeri girip temizledikten sonra da: "Buyur, gir." dedi.
Ömer daha sonra şöyle demiştir: "Hayatım kudret elinde olan Allah'a yemin ederim ki, Ebu Bekir'in o gecesi, Ömer'in bütün ailesinden daha hayırlıdır!"
Beyhakî, bunu başka bir şekilde de Ömer'den rivayet etmiştir. Bu rivayette şöyle denmektedir:
Ebu Bekir, gah Rasûlullah'm önünden, gah arkasından yürüyor. Kah sağma geçiyor, gah soluna geçiyordu. Rasûlullah'm ayakları yürümekten Ötürü ağrımaya başlayınca Ebu Bekir es-Sıddık, onu omuzuna aldı. Mağaraya girdiğinde de oradaki deliklerin tamamını kapadı. Sadece bir delik kaldı. Ona tıkayacak birşey bulamayınca da, o deliği topu-ğuyla kapadı. Delikteki yılanlar, topuğunu parçalamaya başlayınca Ebu Bekir'in gözlerinden yaşlar akmaya başladı. Bunun üzerine Rasûlullah (s.a.v.), ona şöyle dedi: "Üzülme. Şüphesiz Allah, bizimle beraberdir."
Bu ifadelerde gariplik ve münkerlik vardır.
Beyhakî, Cündüp b. Abdullah'ın şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Bekir, Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte mağarada iken eline bir taş değdi. Bunun üzerine şöyle dedi:
"Sen ancak kanayan bir parmaksın,
Başına gelen ise, Allah yolunda olan birşeydir."
imam Ahmed b. Hanbel, îbn Abbas'm aşağıdaki ayet-i kerime hakkında şöyle dediğini rivayet eder: «înkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya Öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. (el-Enfâl,30.)
Kureyşliler, geceleyin Mekke'de bir araya gelip fikir alış verişinde bulundular. Biri şöyle demişti: "Sabah olunca Muhammed'i bağlayın."
Bir başkası; "Onu öldürün." Bir diğeri de: "Onu sürgün edin." demişti. Bütün bu konuşulanları Cenâb-ı Allah, Peygamber (s.a.v.)'e bildirmişti. O gece Hz. Ali, Rasûlullah'm yatağına girip uyumuştu.
Rasûlullah da geceleyin evinden yolculuğa çıkmış, nihayet mağaraya ulaşmıştı. Müşrikler, Rasûlullah zannederek Hz. Ali'yi o gece sabaha dek beklemişlerdi. Sabah olunca içeriye hücum ettiklerinde yatakta uyuyanın Hz. AH olduğunu görmüşlerdi. Allah, onların düzen ve hilelerini boşa çıkarmıştı. Hz. Ali'ye:
- Arkadaşın nerede? diye sordular. Hz. Alide:
- Bilmiyorum, diye cevap verdi.
Bunun üzerine Rasûlullah in izini takibe başladılar. Dağa vardıklarında izi karıştırdılar. Nihayet dağa çıkıp mağaraya ulaştılar. Mağaranın kapısında örümcek ağı gördüklerinde:
"Eğer buradan bir kimse içeri girmiş olsaydı, kapıda örümcek ağı olmazdı." dediler. Rasûlullah mağarada üç gece kaldı."
Bu, güzel bir senettir. Mağaranın kapısında örümcek ağının teşekkül etmesi, Allah'ın, Rasûlullah'ı himayesinin bir tezahürü idi.
Hafız Ebu Bekir Ahmed b. Ali b. Said el-Kadî, Hasan-ı Basrî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Peygamber, Ebu Bekir ile mağaraya girdiler. Kureyşliler, Peygamber (s.a.v.)'i ararlarken mağaranın kapısında örümcek ağını görünce:
- Buraya kimse girmemiştir, dediler.
O sırada Hz. Peygamber ayakta durup namaz kılıyor, Ebu Bekir de etrafi gözlüyordu. Peygamber (s.a.v.)'e:
- Bunlar senin kavmindir, seni arıyorlar, Allah'a yemin ederim ki, ben kendim için üzülüp kaygılanmıyorum. Bütün üzüntü ve kaygım senin içindir, dedi.
Allah'ın elçisi ona:
- Ey Ebu Bekir, korkma, Allah bizimle beraberdir, dedi."
Bu rivayette Hz. Peygamber'in mağarada namaz kıldığı şeklinde bir fazlalık vardır. Hz. Peygamber, bir işten üzüldüğünde namaz kılardı,
Ebu Bekir Ahmed b. Ali el-Kadî, Ebu Hüreyre'nin şöyle dediğini rivayet eder: Ebu Bekir oğluna şöyle demişti:
"Ey oğulcuğum! İnsanlar arasında bir hadise meydana geldiğinde Rasûlullah'la birlikte gizlendiğim mağaraya gel, orada ol. Rızkın, sabah akşam orada sana gelecektir."
Şair'in birisi, bunu şu mısralarında dile getirmiştir:
"Mağaradakileri, Davud'un dokuduğu zırh korumadı., Sadece örümceğin dokusu korudu."
Nakledildiğine göre iki güvercin de gelip mağaranın kapısına yuva kurmuşlardı. Sarsari, bu hadiseyi bir şiirinde şöyle ifade eder:
"Örümcek, Örgüsüyle mağaranın kapısını örttü. Güvercin de mağara kapısına gelip yumurtladı."
Hafız İbn Asakir, Ebu Mus'ab el-Mekkî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Zeyd b. Erkanı ile Muğire b. Şube ve Enes b. Malik'in sohbetlerini duydum. Bunlar, Rasûlullah (s.a.v.)'m mağarada bulunduğu gecede yüce Allah'ın bir ağaca emir vererek Rasûlullah'ı perdelediğini anlatmışlardı. Ayrıca yine o gecede Cenâb-ı Allah bir örümcek göndermiş, Ebu Bekir ile Rasûlullah ı, ağı ile perdelemişti. İki yaban güvercini de göndermiş, bu güvencinler kanat çırparak örümcek ağı ile ağaç arasına girmişlerdi. Ellerinde değnekleri, sopaları, yayları ve okları bulunan Ku-reyşli delikanlılar, mağaranın yanma gelmişlerdi. 200 zira mesafeye kadar mağaraya yaklaştıklarında kılavuzları Süraka b. Malik b. Cu'şum el-Müdlicî, onlara şöyle demişti:
- İşte bu taşa kadar izi getirdim. Ama bundan sonra o ayağını nereye atmıştır, bilemem, deyince gençler:
- Sen bu geceden şaşmadın.
Sabahladıklarında, «Mağaraya bakalım.» dediler. Bir kısmı mağaraya doğru geldi. Rasûlullah'a elli zira1 kadar yaklaştılar. Onlardan birisi, kapıda iki güvercin bulunduğunu görünce geri döndü. Ona: - Niye mağaraya bakmadan geri döndün? diye sordular. Oda:
- Orada, mağara ağzında iki yaban güvercini gördüm. Mağara içinde kimsenin bulunmadığını anladım. Onun için geri döndüm, dedi.
Peygamber (s.a.v.), onların konuşmalarını duydu. Bu güvercinler vasıtasıyla Cenâb-ı Allah'ın onları kendilerinden uzaklaştırdığını anladı. O güvercinleri yüce Allah, mübarek kılıp Harem'e yolladı. Orada çoğaldılar. Mekke'deki güvercinlerin tamamı, o iki güvercinin soyundan gelmektedir.
Yüce Allah buyurdu ki:
«Muhammed'e yardım etmezseniz, bilinki, inkar edenler onu Mekke'den çıkardıklarında mağarada bulunan ik kişiden biri olarak Allah ona yardım etmişti. Arkadaşı Ebi Bekir'e «Üzülme, Allah bizimledir» diyordu. Allah da ona güven vermiş, görmediğiniz askerlerle onu desteklemiş, inkar edenlerin sözünü alçaltmıştı. Ancak Allah'ın sözü yücedir. Allah güçlüdür, Hakimdir.» (ct-Tevhe, 40.)
Yüce Allah, Rasûlü ile cihaddan geri kalanları kınayarak diyor ki: Eğer siz ona yardım etmezseniz, şüphesiz Allah ona yardım edecek, onu teyid edip zafere kavuşturacaktır. Nitekim kavuşturdu da. İnkar edenler, onu Mekke'den çıkardıklarında ve o da Mekke'den kaçıp gittiğinde beraberinde dostu ve arkadaşı Ebu Bekir'den başka kimse yoktu.
Bu sebeple yüce Allah onun için; "Mağarada bulunan iki kişiden bin olarak....» buyurmaktadır. Yani onlar mağaraya sığınmışlar, orada peşleri sıra yapılan takibat yavaşlasın ve sona ersin, diye üç gün ikamet etmişlerdi. Zira müşrikler, daha önce belirtildiği gibi onları aramaya çıktıklarında her tarafa koşmuşlardı. İkisini ya da birini bulup getirene yüz deve mükafat vadetmişlerdi. İzlerini takibe çıkmışlar, nihayet izlerini karıştırmışlardı. Kureyşlilere izcilik yapan kişi Süraka b. Malik b. Cu'şum idi. Sevr dağına çıkmışlar, mağaranın kapısı Önüne gelmişlerdi. Ayakları, mağaranın kapısının hizasına gelmişti ama Rasûlullah'la Ebu Bekir'i görememişlerdi. Çünkü Allah, onları müşriklere karşı korumuştu. Nitekim Ahmed b. Hanbel, Enes b. Malik'ten rivayet ederek Ebu Bekir'in Enes'e şöyle dediğini nakletmiş tir: «Peygamber (s.a.v.)'e mağarada iken şöyle demiştim: Eğer müşriklerden birisi, ayaklarının ucuna bakacak olursa bizi ayaklarının altında mutlaka görür. O zaman Rasûlullah da bana şu cevabı vermişti: - Ey Ebu Bekir! Üçüncüleri Allah olan iki kişiyi sen ne sanıyorsun?» Bazı siyercilerin anlattıklarına göre Ebu Bekir, Resulullah'a böyle dediğinde Rasûlullah ona şöyle cevap vermiştir:
"Eğer onlar şuradan gelirlerse, biz de buradan çıkıp gideriz." Rasûlullah böyle deyince Ebu Bekir mağaranın öbür tarafina bakmış ve oradan bir kapı açıldığını, kapının öbür yanında denizin bulunduğunu, denizde de kapı ağzına halatla bağlı bir gemi durduğunu görmüştü.
Allah'ın yüce kudreti bakımından bu kabul edilmeyecek birşey değildir. Ancak bu konuda kuvvetli ya da zayıf bir sened varid olmuş değildir. Biz de bu hususta herhangi birşeyi kendiliğimizden tesbit edecek durumda değiliz. Yalnız senedi sahih veya hasen olan şeyleri söyleriz. Doğrusunu Allah bilir.
Hafız Ebu Bekir el- Bezzar, Ebu Hüreyre'den rivayet etti ki, Ebu Bekir, kendi oğluna şöyle demiştir: "Ey oğulcuğum! Eğer insanlar arasında bir hadise vuku bulursa, Rasûlullah'la birlikte içinde gizlendiğimizi gördüğün mağaraya gel, içinde dur. Çünkü orada sabah-akşam rızkın sana gelecektir."
Yunus b. Bükeyr, Muhammed b. İshak'm şöyle dediğini nakleder: Peygamberle birlikte mağaraya girişlerinden, mağaradan çıkıp yolculuğa başlamalarından, Süraka ile aralarında geçen şeylerden Ebu Bekir bize bahsetmişti. Bu hususta bir şiir de söylemişti:
«Peygamber dedi ki: Ben korkmuyorum. Beni teskin ediyordu. Biz mağaranın karanlığında iken dedi ki:
"Hiçbirşeyden korkma. Çünkü üçüncümüz Allah'tır. Bana destek olacağına teminat vermiştir.»
Ebu Nuaym, bu kasideyi Ziyad kanalıyla Muhammed b. İshak'tan rivayet edip uzun uzadıya zikretmiştir. Beraberinde başka bir kasidesinden de bahsetmiştir. Hakikati en iyi bilen yüce Allah'tır. îbn Lehia, Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Ensârla bey'at yaptığı hac mevsiminden sonra zilhiccenin kalan kısmı ile muharrem ve safer aylarını Mekke'de geçirdi. Sonra Kureyş
müşrikleri, Rasûlullah'ı öldürmek üzere bir araya gelip suikast planı yaptılar. Onu öldürmeye veya hapsetmeye ya da sürgün etmeye karar verdiler. Bu kararlarını yüce Allah, peygamberine bildirdi. Bu hususta da şu ayeti inzal buyurdu:
«İnkar edenler, seni bağlayıp bir yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı.» (ei-Enfâl, 30.)
Bunun üzerine Peygamber (s.a.v.), yatağında yatmasını Hz. Ali'ye emretti. Kendisi de Ebu Bekir'le birlikte Mekke'den çıkıp gitti. Sabah olduğunda müşrikler her tarafa adamlar göndererek onları aramaya başladılar.
Musa b. Ukbe de "Meğazî" adlı eserinde böyle anlatır. Peygam-ber'in Ebu Bekir'le birlikte geceleyin Sevr mağarasına gittiklerini de
söyler.
Buharı, Hz. Peygamberin zevcesi, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder:
«Aklım ereli beri ebeveynim dine bağlı idiler. Üzerimizden bir gün geçmezdi ki Rasûlullah (s.a.v.), sabah akşam bize uğramasın. Müslümanlar, mihnete düştükleri zaman Ebu Bekir, Habeşistan'a hicret etti. Yolda iken Berki'l-Gimad mevkiine vardığında el-Kare kabilesinin efendisi İbnu'd-Dağine kendisine rastlamıştı. İbnu'd-Dağine, onu Mekke'ye geri getirip himayesine almıştı. Nihayet günün birinde Ebu Bekir, Allah'ın himayesine razı olup Îbnu'd-Dağine'nin himayesini reddetmişti. O zaman Peygamber (s.a.v.) Mekke'de idi. Müslümanlara şöyle dedi: "Hicret diyarınız iki taşlık arasında, hurmalık bir yer olarak bana gösterildi."
Bazı kimseler Medine'ye doğru hicrete başladılar. Daha önce Habeşistan tarafina hicret etmiş olan bir takım sahabeler de geri dönüp Medine'ye hicret ettiler. Ebu Bekir, Medine'ye hicret etmek için hazırlıklara başladı. Peygamber (s.a.v.), ona şöyle dedi:
- Yavaş ol. Ümid ederim ki,, hicret için bana da izin verilir. Ebu Bekir de şöyle dedi:
- Anam babam sana feda olsun. Sen bu iznin verileceğini ümid edi-yormusun?
- Evet.
Ebu Bekir, Hz. Peygamberle hicret arkadaşlığı yapmak için sabırla bekledi. Hicreti erteledi. Yanındaki iki deveyi de semur ağacının yap-raklarıyla besledi. Dört ay böylece bekledi. Bazılarının anlattığına göre altı ay beklemiş ve develeri beslemişti.»
İbn Şihab, Hz. Aişe'nin şöyle dediğini rivayet eder: «Bir gün öğleyin Ebu Bekir'in evinde oturmakta idik. Adamın birisi, Ebu Bekir'e:
- İşte Rasûlullah, daha Önce alışık olmadığı bir saatte başına bir sargı sarmış olarak geliyor! dedi. Ebu Bekir de:
- Anam babam ona feda olsun, Allah'a yemin ederim ki önemli bir iş olmadıkça bu saatte gelmek onun âdeti değildi, dedi.
Hz. Aişe, sözüne şöyle devam eder:
- Rasûlullah (s.a.v.), kapıya geldi. İçeri girmek için izin istedi. Kendisine buyur, denildi. Bunun üzerine içeri girdi. Ardı sıra onunla Ebu Bekir arasında şöyle bir konuşma geçti:
- Yanında kim varsa dışarı çıkar!
- Anam babam sana feda olsun ya Rasûlallah, onlar senin ailen sayılırlar. Yabancı yoktur.
- Ey Ebu Bekir! Mekke'den Medine'ye hicret etmeme izin verildi.
- Ya Rasûlallah, anam babam sana kurban olsun, arkadaşlık var mı?
- Evet. Sende beraberimde olacaksın.
- Babam sana kurban ya Rasûlallah, şu iki deveden birini beğen de al, deyince Rasûlullah:
- Ancak bedeliyle satın alabilirim, dedi. Hz. Aişe sözünü şöyle sürdürüyor:
Biz, Rasûlullah ile Ebu Bekir'in yol tedarikini yaptık. îkisi için bir dağarcık içine bir miktar azık düzenleyip koyduk. Ağzı bağlanacağı sıra Ebu Bekir'in kızı kardeşim Esma, kemerinin bir parçasını kesip onunla dağarcığın ağzını bağladı. Bu sebeple Esma'ya «Zatü'n-Nitakayn» iki kemerli, denildi. Sonra Rasûlullah ile Ebu Bekir, Sevr mağarasına gittiler. Orada üç gece kaldılar. Her gece yanlarında Ebu Bekir'in oğlu Abdullah da kalırdı. Abdullah maharetli, kavrayışlı, genç bir delikanlı idi. Seher vakti Rasûlullah ile Ebu Bekir'in yanından çıkıp Mekke'ye gelir, orada gecelemiş gibi Kureyşlilerle birlikte sabahlardı. Abdullah, Rasûlullah ile Ebu Bekir hakkında Kureyş müşriklerinin hilelerinden duyduğu şeyleri aklında tutar, karanlık bastırınca gelip Rasûlullah ile babasına anlatırdı. Ebu Bekir'in kölesi Amir b. Füheyre (o civarda) bol sütlü, sağmal koyun otlatır ve akşamdan bir müddet geçince Rasûlullah ile Ebu Bekir'e getirirdi. Onlar da sağıp taze süt içerek gecelerdi. O süt, kendi sağmallarının sütü idi ve içine kızgın taş konularak ısıtılmış idi. Nihayet gecenin sonunda Amir b. Füheyre, mağaranın önüne gelir, sağmal koyuna seslenir, alıp otlatmaya götürürdü. Rasûlullah ile Ebu Bekir'in mağarada bulundukları üç gecenin hepsinde Amir, süt işini böylece halletmişti.
Rasûlullah ile Ebu Bekir Mekke'de iken, Abd İbn Adiy İbn Dil kabilesinden kılavuzlukta usta bir kişi olan Abdullah b. Uraykit adındaki bir adamı kiralamışlardı. Bu adam, As b. Vail es-Sehmî oğulları hakkında müttefik olarak yemin edip elini kana batırmıştı. Hala Kureyş kafirlerinin dini üzerine idi. Fakat doğruluğuna, güvenirliğine itimad ederek Rasûlullah ile Ebu Bekir develerini ona teslim etmişler ve üç gece sonra develeriyle birlikte Sevr dağında buluşmak üzere sözleşmişlerdi. Bu kılavuz kişi, Rasûlullah ile Ebu Bekir'in develeriyle birlikte üçüncü gecenin sabahında Sevr mağarasına geldi. Rasûlullah ve Ebu Bekir ile beraber Amir b. Füheyre ve kılavuz Abdullah İbn Uraykit de yola çıktılar. Kılavuz, yolcular için sahil yolunu izleyerek Medine'ye doğru hareket ettiler.
Müdlic oğullarından Süraka İbn Cu'şunı der ki: "Rasûlullah'm hicret yolu Müdliç oğulları sınırından geçtiği sırada Kureyş müşriklerinin etrafa saldıkları adamları bize geldiler. Anlaşıldığına göre Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir'den her birini öldüren veya esir eden kimse için müşrikler ayrı ayrı ödüller koymuşlardı. O günlerde ben, kavmim olan Müdlic oğullarının toplantılarından birinde oturuyordum. O sırada Kureyş adamlarından birisi çıkageldi ve biz otururken o ayakta dikilip şöyle dedi:
- Ey Süraka! Ben, hemen önüm sıra sahile doğru yollanan bir kaç yolcu karaltısı gördüm. Öyle samyorum ki bunlar, Muhammed'le arkadaşlarıdır!
Derhal anladım ki, o adamın sözünü ettiği yolcular, Muhammed ile arkadaşlarıdır. Fakat meseleyi ondan gizli tutmak için ona şöyle karşılık verdim:
- Gördüğün karaltılar, Muhammed'le arkadaşları değildir. Sen, falan ve falanca kişileri görmüş olmaksın! Şimdi onlar, bizim gözlerimizin önünden geçip gitmişlerdi.
Sonra harekete geçişimi meclistekiler anlamasınlar, diye bir müddet daha mecliste bekledim. Sonra kalkıp evime gittim ve cariyeme, atımı alıp çıkmasını, yüksek tepenin arkasında beni beklemesini emrettim. Ben de kargımı alarak evimin arka tarafından çıktım ve kargımın parıltısı dikkatleri çekmesin diye, alt taraûnı yerde sürüklemiş, üst tarafını da aşağıya doğru tutmuştum. Atıma bindim ve beni hedefime ulaştırması için hayvanı dört nala kaldırarak sürdüm. En sonunda Rasûlullah ile arkadaşlarına yetişip yaklaştım. Bu sırada atım sürçtü. Yere kapaklandı. Ben de yere düştüm. Fakat hemen toparlanıp kalktım ve elimi fal okları kabına uzattım. Fal oklarını çıkarıp -Muhammed'le arkadaşlarına zarar verirmiyim, yoksa vermezmiyim? diye- fal açtım. Fal sonucunda hoşlanmadığım (yani onlara zarar veremiyeceğim) şeklinde bir sonuç çıktı.
Bunun üzerine ben, yine atıma bindim, falın ters çıkmasına rağmen atımı yine dört nala kaldırdım ve beni Rasûlullah ile arkadaşına yaklaştırmasına çalıştım ve yaklaştım da. Öyie ki, Rasûlullah (s.a.v.)'m okuyuşunu işittim. Rasûlullah, dönüp arkasına bile bakmıyordu. Ebu Bekir ise çok bakmıyordu. Rasûlullah'm okuyuşunu işittiğim sırada, atımın iki ön ayağı yere, kum içine battı. Hatta bu batış dizlerine kadar erişti. Ben de attan düştüm. Sonra ben, hayvanı kalkmaya zorladım. O da kalkmaya çalıştı. Fakat bir türlü ayaklarını kumdan çıkaramadı. Hayvan hayli zorlukla homurdanarak kalkıp durunca, hemen iki ayağının gömülen izinden göğe doğru ateş dumanı gibi bir duman yükselip dağıldı. Bunun üzerine ben fal oklanyla tekrar fal açtım. Yine hoşlanmadığım sonuç çıktı. Sonra ben, Muhammedle arkadaşına: "İmdad!" diye haykırdım.
Bunun üzerine durdular. Ben de atıma binerek yanlarına vardım. RasûluUah ve arkadaşını taarruzumdan koruyan bunca harikalarla karşılaştığım o anda gönlümde kesin bir inanç meydana geldi. Rasûlullah'm durumu yakında kuvvetlenecek, peygamberlik davasıda güçlenecektir. Bu kesin inanç üzerine Rasûlul-lah'a şöyle dedim:
- Kavmin olan Kureyşliler, senin öldürülmen veya esir edilmen için ödüller koydular! Kureyşlilerin ona ve arkadaşına karşı ne kadar fenalık yapmak istediklerini birer birer anlattım. Kendilerine yol azığı ve levazımı vermeyi teklif ettim. Fakat benden birşey almadılar. Hiç birşeyde almak istemediler. Yalnız RasûluUah ile Ebu Bekir bana:
- Ey Süraka, bizim yolculuğumuzu gizle! dediler. Bunun üzerine ben, Rasûlullah'tan benim için bir emanname yazmasını istedim. Rasûlullah'da Amir b. Füheyre'ye emretti. Amir de deri parçasına yazıp verdi ve sonra RasûluUah yoluna devam edip gitti.
Muhammed b. İshak, Süraka'mn bu macerayı anlattığını rivayet eder. Ancak bu rivayete göre Süraka, takip işi için kendi evinden çıkmadan önce fal açtığım ve hoşlanmadığı bir sonuçla karşılaştığım ifade etmiştir. Atının dört kez tökezlediğini, her tökezlemeden sonra fal açtığını, hoşlanmadığı yani Rasûlullah'a zarar veremeyeceğini belirten bir sonuçla karşılaştığını, nihayet Rasûlullah'tan eman dilediğini, kendisi için bir emanname yazması için ondan dilekte bulunduğunu anlatmış ve şöyle demiştir: "Rasûlullah, benim için kemik , deri yahud bir bez parçası üzerine bir emanname yazdı. Aradan zaman geçti. Fetih esnasında Taif dönüşünde Cirane mevkiinde bu emannameyi kendisine gösterdiğimde bana şöyle dedi: "Bugün, söz üzerinde durma, iyilik yapma günüdür. Getir bakalım emannameni." Ben de.yanına yaklaştım ve Müslüman oldum."
Süraka, hicret yolundaki Rasûlullah'la arkadaşlarının yanından döndükten sonra yolda onları aramakta olan herkesi geri çeviriyor ve: "Bu taraflarda onları bulamazsınız." diyordu. Ama Rasûlullah'm Medine'ye ulaştığı haberi ortaya çıktıktan sonra Süraka, başından geçenleri, Rasûlullah'ta gördüğü fevkaladelikleri, atının tökezlemesini insanlara açıkça anlatmaya başladı. Kureyş reisleri, onun kendilerine zarar vermesinden ve birçok insanın da bu sebeple İslâm'a girmelerinden korktular. Çünkü Süraka, Müdliç oğullarının emîr ve reisi idi. Cehil, Müdliç oğullarına şu şiiri yazıp göndermişti:
"Ey Müdliç oğulları! Beyinsiziniz Süraka'mn, Muhammed'e yardım için insanları saptırmasından korkuyorum. Dikkat edin, topluluğunuzu dağıtmasın. Güç ve hakimiyetten sonra sizi darmadağın etmesin."
Süraka b. Malik de, bu şiirine karşı Ebu Cehil'e şu cevabî şiiri gönderdi:
"Ey Ebu Cehil, Allah'a yemin ederim M, ayakları kuma gömüldüğü zaman atımın durumunu görseydin şaşardın.
.Muhammed'in rasûl ve burhan olduğunda şüphen kalmazdı. Ona karşı kim direnebilir?
Sen, kavmini ondan uzak tutmaya bak. Çünkü günün birinde onun işaretlerinin açığa çıkacağını sanıyorum.
O öyle bir duruma gelecek ki, ona yardım etmek isteyeceksin. Onlar ve bütün insanlar, ona tamamen teslim olacaklar."
el-Ümevî de bu şiiri "Meğazi" adlı eserinde İbn İshak'tan naklet-miştir. Ebu Nuaym de Ziyad yolu ile İbn îshak'tan rivayet etmiş ve Ebu Cehil'in şiirine, beliğ bir küfrü içeren beyitler eklemiştir.
Buharı, Urve b. Zübeyr'in şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), hicret yolunda iken Şam'dan gelmekte olan ve Müslümanlara ait bir ticaret kervanıyla karşılaştı. Kervandaki adamlardan biri de Zübeyr idi. Zübeyr, Rasûlullah ile Ebu Bekir'e beyaz elbiseler giydirdi.
Medine'de Müslümanlar, Rasûlullah (s.a.v.)'ın Mekke'den yola çıktığını işitmişlerdi. Onu karşılamak için her sabah kuşluk vakti Harre mevkiine çıkarak öğle sıcağı bastırmcaya kadar teşrifini beklerlerdi. Yine bir gün Müslümanlar, bekleyişleri uzadıktan sonra evlerine dönmüşlerdi. Evlerine girdikleri sırada Yahudilerden bir kişi, kendisine ait bir işini görmek üzere Yahudi kulelerinden bir kulenin üzerine çıkıp yüksekten uzaklara bakmakta iken Rasûlullah ile arkadaşlarını, beyazlar giyinmiş oldukları halde sıcaktan meydana gelen serap ve sis manzaralarını yararak geldiklerim gördü. Artık Yahudi, bu muhteşem kafilenin teşrifini gizlemeye muktedir olamıyarak en yüksek sesiyle:
"Ey Arap topluluğu! İşte beklediğiniz o devletli misafiriniz geliyor." diye haykırdı. Bu sesi işiten bütün Müslümanlar, silahlarına sarılarak evlerinden çıkıp Rasûlullah'ı karşılamaya koştular. Harre denilen kara taşlık yolunda Rasûlullah'a kavuştular. Tekbir sedalarıyla arz-ı tazim gören Rasûlullah, maiyeti ve karşılayıcıları ile birlikte Medine'nin sağ tarafına doğru yönelerek yol aldı. Nihayet maiyetiyle beraber Amr b. Avf ailesinin yurduna indi ve onların konuğu oldu. Oraya rebiyülevvel ayının pazartesi gününde ulaşmıştı.
Karşılayıcılara karşı kabul merasimini Ebu Bekir yapmış, onlarla görüşmüş, Rasûlullah ise sessizce bir tarafa oturmuştu. Hattta Ensâr'dan Rasûlullah'ı daha evvel görmeyerek Küba'ya hoşgeldine gelenler, Ebu Bekir'i daha evvelce tanıdıklarından ötürü ilk önce ona selam veriyor, onu tebrik ediyorlardı. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'a güneş isabet edip de hemen Ebu Bekir varıp kendi abasıyla Rasûlullah'm üzerine gölgelik yapınca o zaman kendisini herkes tanıdı. Rasûlullah (s.a.v.), Amr b. Avf oğullan arasında on küsur gece misafir kaldı. Bu müddet zarfında takva üzerine kurulan mescidini tesis etti ve içinde namaz kıldı. Sonra Rasûlullah (s.a.v.) devesine bindi. İnsanlarla birlikte yola çıkıp Medine'ye yöneldi. Nihayet Medine'ye varıldığında deve, Rasûlullah (s.a.v.)'m Medine'deki mescidinin yerine çöktü. Burasını Müslümanlar o sırada namazgah edinmişlerdi. Daha önce de Sa'd b. Zü-rare'nin kefaletinde bulunan Süheyl ve Sehl adlı iki yetim çocuğa ait olup hurma kurutacak harman yeri idi. Rasûlullah (s.a.v.)'ın devesi, bu arsaya gelip çökünce Rasûlullah:
"înşaallah burası bizim menzilimiz ve makamımızdır." dedi. Daha sonra bu iki genci çağırıp burasını mescid yapmak üzere rayiç bedeliyle onlardan satın almak istedi. Bu gençler de:
"Ey Allah'ın, elçisi, burayı sana bağışlarız." dediler. Fakat Rasûlullah, çocuklardan bağış suretiyle almak istemedi. Sonunda muayyen bir bedel karşılığında satın aldı. Sonra Mescid-i Saadet'i oraya inşa etti. Mescidin inşası sırasında Rasûlullah (s.a.v.), ashabıyla bera-bar mescid duvarlarına kerpiç taşımaya başladı. Taşırken şu beyitleri okudu:
«Ey Rabbimiz! yüklenip taşıdığımız şu balçıktan dizilmiş ham kerpiç yükü, Hayber'in ürünlerinden daha hayırlı ve daha temizdir.
Şüphesiz ki hayır ve menfaat, ahiretin ecir ve sevabıdır. Allahım! Sen Ensâr'a ve Muhacirlere merhamet eyle.»
İmam Ahmed b. Hanbel, Bera b. Azib'in şöyle dediğini rivayet eder:
"Ebu Bekir, babam Azib'den on üç dirhem karşılığında bir at eğeri satın aldı ve babama:
- Bera'ya söyle, eğeri bizim evimize kadar götürsün, dedi. Babam ona:
- Sen ve Rasûlullah hicret ederken başınızdan geçenleri bana anlatmadıkça göndermem, dedi.
Bunun üzerine Ebu Bekir, hicret olayım anlatmaya başlayarak şöyle dedi:
- Biz geceleyin yola çıktık. O gün ile o geceyi hızlı bir yürüyüşle yolda geçirdik. Öğle vakti oldu. Güneş tepemize yükseldi. O zaman herhan-
gi bir yerde bir gölge bulamaz mıyız? diye göz gezdirdim. Gözüm bir kayalığa ilişti. İnip baktım. Kayalığın az bir gölgesi kalmıştı. Rasûlullah (s a.v.)'a gölgelik yeri temizledim ve kürkümü serip:
- Ya Rasûlallah, biraz uzan, dedim. O da uzandı, sonra bizi takip edenlerden herhangi birini görür müyüm, diye çıkıp etrafa baktım. O sırada bir koyun çobanı gördüm,, ona:
- Delikanlı, sen kimin yanında çalışıyorsun? diye sordum. Tanıdığım bir adamın adını vererek:
- Falanca'mn yanında çalışıyorum, dedi.
Ona:
- Süründe sütlü koyunlar var mıdır? diye sordum.
- Vardır, dedi.
- Bize biraz süt sağar mısın? dedim.
- Sağarım, dedi ve bir koyunun boynundan tutup getirdi.
Ona:
- Ellerini ve koyunun memesini tozdan temizleyip sil, dedim. Bende, ağzı mendille bağlı bir matara vardı. Çoban mataraya biraz
süt sağdıktan sonra onu bardağa boşalttım. Süt biraz soğuyunca o sırada uyanmış olan Hz. Peygamber'e götürüp verdim. Sütü alıp içtikten sonra kendisine:
- Artık gitmeyelim mi? diye sordum. Bunun üzerine tekrar yola çıktık.
Bizi arayanlar arkamızda bizi takip ediyorlardı. Fakat kimse bize yetişemedi. Ancak Süraka b. Malik, bir atın sırtında bize yetişmek üzere idi. Hz. Peygamber'e:
Ya Rasûlallah! Bu adam bizi yakalayacak, dedim.
Bana:
- Korkma, Allah bizimle beraberdir, dedi. Süraka da gittikçe bize yaklaşıyordu. Nihayet aramızdaki mesafe bir yada iki mızrak boyu kadar kalınca Rasûlullah (s.a.v.)1 a:
- Bu adam bizi yakaladı, dedim ve ağladım. Peygamber (s.a.v.):
- Niçin ağlıyorsun? dedi.
-Ya Rasûlallah! Allah'a yemin ederim ki kendim için değil, senin için ağlıyorum, dedim. Bunun üzerine:
- Allah'ım, bize yardım et ve bizi onun şerrinden koru, diye dua etti. Bu duayı yapar yapmaz, Süraka'nın atı -yer çamurmuş gibi- karnına kadar yere gömüldü. Süraka, atının sırtından yere düştü. Oysa ki yer kupkuru idi. Hz. Peygamber'e:
- Biliyorum, bunu sen yaptın. Bari, Allah'a dua et de beni bu durumdan kurtarsın. Allah'a yemin ederim ki, ben senin izini kaybettirmeye çalışacağım ve arkamda olanlara:
- Geri dönün, Muhammed bu yoldan gitmemiştir, diyeceğim. Bu da benim okluğumdur. Ondan bir ok çek, falanca yerde benim deve ve koyunlarım vardır. Yolun oradan geçiyor. Oku çobanlarıma göster. Sana ne kadar koyun ve deve lazımsa al götür, dedi. Bunun üzerine
Hz. Peygamber:
- Senin malına ihtiyacım yok, dedi ve ona dua etti.
Süraka da kurtulup arkadaşlarının yanına geri döndü. Biz de Medine'ye varıncaya kadar yolumuza devam ettik. Medine'ye vardığımızda halk, Allah elçisini karşılamaya çıkmıştı. Damlar ve üzerleri, insanlarla dolu idi. Köleler ile çocuklar koşuşup tekbir getiriyor ve:
- Allah'ın peygamberi geldi. Muhammed (s.a.v.) geldi, diyorlar, Hz. Peygamber'i misafir etmek için birbirleriyle çekişiyorlardı.
Peygamber (s.a.v.) de, gönüllerini almak için o gece dedesi Abdülmutta-lib'in dayıları olan Neccar oğulları kabilesinde misafir oldu. Ancak ertesi gün, Allah'ın kendisine emrettiği yere indi.
Bera dedi ki: «Muhacirlerden bize ilk olarak Beni Abdüd-Dar'm kardeşi Mus'ab b. Ümeyr gelmişti. Ondan sonra Beni Fihr kabilesinden âmâ (kör) İbn Ümmü Mektum gelmişti. Daha sonra yirmi kadar süvariyle birlikte Hattab oğlu Ömer gelmişti. "Rasûlullah ne yaptı?" diye sorduğumuzda o: «Rasûlullah arkamızdadır.» diye cevap verdi. Ben, mufassal sûrelerden birini okuyup bitirdikten sonra Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'le birlikte geldi."
Ibn îshak dedi M: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir'le birlikte mağarada üç gece kaldı. Kureyşliler, onları bulup getirene yüz deve ödül vadet-tiler. Üç gece geçtikten ve insanlar da artık onları takipten vazgeçtikten sonra kılavuzluk için Ebu Bekir'in kiraladığı adam, kendi devesi ve Ebu Bekir'in iki devesiyle birlikte mağaraya geldi. Ebu Bekir'in kızı Esma da yemen sofrasım onlara getirmişti. Ancak sofranın ağzını bağlayacak bir ip getirmeyi unutmuştu. Yola çıktıklarında sofrayı bağlamak için ip bulamayınca Esma, kemerini kesip sofrayı onunla bağladı. Bu sebeple ona iki kemerli anlamına gelen "Zatü'n-Nitakayn" adı verildi.
İbn İshak dedi ki: Ebu Bekir, o iki deveyi Rasûlullah'ın yanma getirdiğinde en iyisini ona takdim etti ve sonra:
- Anam babam sana feda olsun, bin ya Rasûlallah, dedi. Rasûlullah (s.a.v.):
- Bana ait olmayan bir deveye binmem, dedi. Ebu Bekir:
- Bu sana ait olsun ya Rasûlallah, anam babam sana feda olsun, deyince. Rasûlullah:
- Hayır, ama sen bunu kaça satın aldın? diye sordu. Ebu Bekir de:
-Şukadara satın aldım, dedi.
Rasûlullah da:
- Ben de deveyi şu kadar bedelle senden satın aldım, dedi. Bunun üzerine Ebu Bekir:
- Deve senindir ya Rasûlallah, dedi.
Vakidî'nin rivayetine göre, o iki deveyi 800 dirheme satın almıştır.
İbn İshak dedi ki: İkisi deveye binip yola çıktılar. Ebu Bekir, yolda kendilerine hizmet etmesi için, azadlısı Amir b. Füheyre'yi de terkisine bindirdi.
Konuyla ilgili olarak Ebu Bekir'in kızı Esma şöyle demiştir:
"Rasûlullah ve Ebu Bekir yolculuğa çıktıktan bir süre sonra Kureyş'ten birkaç kişi bize geldi. Aralarında Ebu Cehil b. Hişam'da bulunuyordu. Kapının önünde durdular:
- Ey Ebu Bekir'in kızı, baban nerededir?
- Vallahi, babamın nerede olduğunu bilmiyorum.
Bunun üzerine Ebu Cehil yanağıma bir tokat attı. Ondan dolayı küpem düştü.Sonra ayrılıp gittiler. Biz üç gece bekleyip kaldık. Rasûlullah'ın nerede olduğunu bilmiyorduk. Nihayet Mekke'nin aşağı taraflarından cinnî bir adam bize geldi. Araplar gibi bir şiirin beyitlerini okuyordu. Halk onun peşine düştü. Sesini dinliyorlardı. Ama onu göre-miyorlardı. Nihayet Mekke'nin üst tarafında şöyle diyerek ortaya çıktı:
"İnsanların Rabbi, hayırlı mükafatıyla Ümmü Mabed'in iki çadırına yerleşen iki arkadaşı mükafatlandırdı.
Onlar yere indiler, sonra dinlendiler ve Muhammed'in arkadaşı olan kişi kurtuluşa erdi.
Ka'b oğullarının genç kadınının yeri ve mü'minler için bir dinlenme yeri, bir gözetleme yeri olarak mübarek olsun."
Onun sözünü dinlediğimiz zaman, Rasûlullah'm hangi tarafta olduğunu, Medine'ye doğru gittiğini anladık. Onlar dört kişi idiler. Rasûlullah, Ebu Bekir, azadlısı Amir b. Füheyre ve kılavuzları Abdullah b. Uraykit."
Meşhur kavle göre kılavuzun adı, Abdullah b. Uraykit ed-Dilî'dir. O zamanlar henüz müşrik bir kimse idi.
îbn îshak dedi M: Kılavuzları Abdullah b. Uraykit, onlarla yola çıkınca kendilerini Mekke'nin aşağılarından götürüp sonra sahil tarafına geçtiler. Bilahare Usfan mevkiinin aşağısında yoldan ayrıldılar. Daha sonra da onları Emeç'in altından götürdü. Nihayet Kudeyd'i geçtikten sonra yol ayrıldı. Sonra ordan gitmeye devam etti. Harrar'a kadar gittiler. Sonra Seniyyetü'l-Mürre'ye geldiler. Oradan Likfİn'e ulaştıklarında kendisi, onları Likfin geyik yatağına götürdü. Sonra onları Nicac'm geyik yatağında vadiye indirdi. Sonra onları Nicac yamacına götürdü. Sonra onları Zü'1-Uzveyn'den olan yamaçlardan vadiye indirdi. Sonra Zîkesir vadisine götürdü. Oradan da Cedecid yanını daha sonra Ecred yanı yoluyla Ti'hin geyik yatağının düşmanlarının vadisinden olan Zü-seleme götürdü. Sonra Ababidin yanma gittiler.
Oradan Kahe'ye geçtiler. Kahe'den de Arc'a indiler. Yanlarındaki bir kısım yükleri, onları geciktirmişti. Bunun üzerine kendisine Evs b. Hücr denilen Eslemli bir adam, Medine'ye kadar Rasûlullah'ı İbn Rida' adındaki erkek devesine bindirdi. Onunla birlikte kendisine Mesud b. Hüneyde denilen bir hizmetçisini gönderdi. Sonra kılavuzları onları Arç'dan çıkartıp Rekû-be'nin sağ yanından Seniyetü'1-Aire götürdü. İbn Hişam'm ifadesine göre oraya Seniyetü'1Gair de denir. Nihayet onları Rim vadisine indirdi. Sonra onları Küba'ya, Beni Amir b. Avf m yurduna ulaştırdı. O sırada rebiyüllevvel ayından on iki gece geçmişti. Bu bir pazartesi günü idi. Gündüz vakti hayli ilerlediği bir sırada güneşin tam tepeye gelmeye yaklaştığı bir anda idi.
Ebu Nuaym da Vakidî kanalıyla bu menzillere dair hemen hemen aynı ifadeleri kullanmıştır. Ancak bazı değişik menzil adları söylemiştir ki doğrusunu Allah bilir.
Ebu Nuaym, Malik b. Evs el-Eslemî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir hicret ettiklerinde Cuhfe'deki bir devemizin yanından geçmişlerdi. Rasûlullah:
- Bu deve kimindir? diye sormuş. Oradakiler de:
- Eslemli bir adamındır, demişlerdi. Bunun üzerine Ebu Bekir'e dönüp şöyle demişti:
- înşaallah salim oldun (kurtuldun). Daha sonra adama:
- Adın nedir senin? Oda:
- Mesud'dur, diye cevap verdi. Yine Ebu Bekir'e dönüp şöyle dedi: înşaallah Mesud oldun.
Ravi diyor ki: "Babam yanıma geldi. Onu Îbnü'r-Rida denen bir deveye bindirdi."
Ben derim ki: Daha önce belirtildiği gibi ibn Abbas'a ait olan bir rivayete göre Rasûlullah(s.a.v-), pazartesi günü Mekke'den çıkmış, pazartesi günü de Medine'ye girmiştir. Öyle anlaşılıyor ki, Mekke'den çıkışı ile Medine'ye girişi arasında onbeş günlük bir zaman geçmiştir. Çünkü Sevr mağarasında üç gün ikamet etmiş, sonra sahil yolundan Medine'ye gitmişti ki, bu da yolların en uzağı idi. Yolda iken Ümmü Mabed binti Ka'b b. Beni Ka'b b. Huza'a adındaki bir kadına uğramıştı. Kadın, Huza'a kabilesindendi. Adı Atike binti Halef b. Mabed b. Rebia b. As-rem'dir. İbn Hişam böyle der. el-Ümeviye gelince o der ki: Ümmü Ma-bed'in adı Atike binti Tebî'dir. Beni Munkız b. Rebia b. Asrem b. Sanbis b. Haram b. Hayse b. Ka'b b. Amr kabilesinin müttefîklerindendir. Bu
kadının; Mabed, Nadre, Hüneyde adında üç oğlu vardır. Kocasının adı Ebu Mabed'tir. Asıl adı ise, Eksem b. Abdüluzza b. Mabed b. Rebia b. Asrem b. Sanbis'tir. Birbirini teyid eden rivayetlere göre Ümmü Mabed'in meşhur bir .kıssası vardır.
Evet, Ümmü Mabed el-Hüzaiyye'nin meşhur kıssası şudur: Yunus, İbn İshak'm şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.), Ümmü Mabed'in çadırına uğradı. Ümmü Mabed'in adı Atike binti Halef b. Mabed b. Rebia b. Asrem'dir. Ondan, kendilerine yiyecek vermesini istediler. O da:
- Allah'a yemin ederim ki yanımızda ne yemek, ne de verilecek birşey var. Sadece kısır koyunlarımız vardır, dedi.
Rasûlullah (s.a.v.)'da kısır koyunlarından birini getirmesini istedi. Kadın koyunu getirince Rasûlullah, memesine el sürüp Allah'a dua etti. Büyük kaba sağmaya başladı. Öyle ki kab dolup köpürmeye başladı. Sonra Rasûlullah:
- İç bakalım ey Ümmü Mabed, dedi. Ümmü Mabed'de:
- Sen iç. İçme hususunda sen, benden daha çok hak sahibisin, dedi. Ancak Rasûlullah bu emrini tekrarlayınca Ümmü Mabed sütü içti.
Sonra Rasûlullah, başka bir kısır koyun getirmesini istedi. O da getirdi. Aynı şekilde onu da dua edip sağdıktan sonra bu defa kendisi, o sütten içti. Daha sonra bir başka kısır koyun getirmesini istedi. Getirince onu da sağıp sütünü yol kılavuzuna içirdi. En sonunda başka bir kısır koyun daha getirmesini istedi. Ümmü Mabed, getirince onu da sağdı. Sütünü Amir b. Füheyre'ye içirdi. Daha sonra yollarına devam ettiler.
Kureyşliler, Rasûlullah (s.a.v.)'ı aramakta iken Ümmü Mabedin yanına vardılar ve ona:
- Şu, şu evsafta Muhammed adında birini gördün mü? diye sordular ve Rasûlullah'm Özelliklerini ona bildirdiler. Ümmü Mabed de:
- Ne dediğinizi anlamıyorum. Sadece kısır koyunları sağan bir genç bize geldi, dedi.
Kureyşliler:
- Aradığımız adam işte odur, dediler.
Hafız Ebu Bekir el-Bezzar, Cabir'in şöyle dediğini rivayet eder: "Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir hicret etmek üzere Mekke'den çıkıp Sevr mağarasına girdiler. Mağarada bir delik gördüler. Ebu Bekir, o deliği sabaha dek topuğuyla kapatıp durdu. Rasûlullah'a zarar verecek birşeyin oradan çıkmasından korktuğu için böyle yapmıştı. Mağarada üç gece kaldılar. Sonra oradan çıkıp yolculuğa devam ettiler. Yolculuk esnasında Ümmü Mabed'in çadırına vardılar. Ümmü Mabed, Rasûlullah'a haber salıp şöyle bir mesaj iletti: «Ben güzel yüzlü kimseler görmekteyim. Aslında kabilem, size ikramda bulunma hususunda benden daha kuvvetlidirler."
Onun yanında akşamladıklarında Ümmü Mabed, küçük oğlu ile onlara bir bıçak ve koyun gönderdi. Rasûlullah (s.a.v.) çocuğa: "Bıçağı geri götür. Bize büyük bir kap getir." dedi. Ümmü Mabed de şu haberi gönderdi: «Bizde süt ve kuzu yok.» Ancak Rasûlullah: "Bize kab getir." diye emrini tekrarladı. Ümmü Mabed de bir kap getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), koyunun sırtına vurdu. Koyun geviş getirip süt vermeye başladı. Rasûlullah da sütü sağdı. Kabı doldurdu. Kendisi içti, Ebu Bekir'e de içirdi. Sonra yine sağdı. Kabtaki sütü, bu defa Ümmü Mabed'e gönderdi."
Haûz el-Beyhakî, Ebu Bekir es-Sıddık'm şöyle dediğini rivayet eder:
"Rasûlullah (s.a.v.)'la birlikte Mekke'den çıktım. Arap kabilelerinden birine vardık. Rasûlullah (s.a.v.), uzaktaki bir eve bakıp oraya yöneldi. Evin yanma vardığımızda orada sadece bir kadın vardı. Kadın şöyle dedi:
- Ey Allah'ın kulu, ben yalnız bir kadınım, beraberimde kimse yoktur. Eğer konukluk istiyorsanız, kabilenin büyüğüne gidin.
Rasûlullah, ona cevap vermedi. Vakit akşamdı. Nihayet kadının oğlu, gütmekte olduğu bir kaç keçiyle birlikte geldi. Kadın, ona şöyle dedi:
- Ey oğulcuğum, şu keçiyi ve bıçağı alıp şu İM adama götür ve onlara de ki: "Annem, şu keçiyi kesip yemenizi ve bize de yedirmenizi söylüyor." Çocuk, yanına gelince Rasûlullah ona:
- Bıçağı götür, bana bir kab getir, dedi.
Çocuk da keçinin kısır olduğunu, sütünün bulunmadığını söyleyip gitti ve bir kab getirdi. Rasûlullah (s.a.v.), keçinin memesine el sürdü. Sonra sağmaya başladı. Kabı doldurdu. Sonra çocuğa: "Al bunu, annene götür." dedi. Ümmü Mabed, kana kana o sütü içti. Rasûlullah, çocuğa:
- Bunu götür, başka bir keçi getir, dedi. Çocuk gidip başka bir keçi getirdi. Rasûlullah onu da sağdı, sütünü bana (Ebu Bekir'e) içirdi. Başka bir keçi getirdiler. Onu da sağdı. Bu defa sütünü kendisi içti. İki gece orada kaldık. Sonra yoİumuza devam ettik. Ümmü Mabed, Rasûlullah'a mübarek diyordu. Zamanla koyunları çoğalmış, bir çoban bulmak için Medine'ye gelmişlerdi. Önlerinden geçtiğimde oğlu, beni görüp tanıdı. Annesine şöyle dedi:
- Anne bu, mübarekle beraber olan adamdır. Annesi kalkıp yanıma geldi ve şöyle dedi.
- Ey Allah'ın kulu, seninle beraber olan o adam kimdi?
- Onun, kim olduğunu bilmiyor musun?
- Hayır.
- O, Allah'ın peygamberidir.
- Öyleyse beni ona götür.
Onu alıp Rasûlullah'a götürdüm. Rasûlullah da ona yemek yedirdi ve ikramda bulundu. Ona birşeyler de verdi."
İbn Abdan, rivayetinde şu ilavelerde bulunmuştur: "Ümmü Mabed, Ebu Bekir'e:
- Beni Rasûlullah'a götür, dedi. Ebu Bekir de onu Rasûlullah'a götürdü. O, Rasûlullah'a çökelek ve biraz da bedevilere ait eşyalar hediye etti. Rasûlullah, ona bir elbise giydirip çeşitli hediyeler verdi. Ümmü Mabed de Müslüman oldu."
Beyhakî, Ebu Mabed el-Hüzaî'nin şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), hicret ettiği gece Mekke'den Medine'ye doğru Ebu Bekir, Amir b. Füheyre ve kılavuzları Abdullah b. Uraykit elLeysî ile birlikte yola çıktı. Ummü Mabed el-Hüzaiye'nin çadırına uğradılar. Ümmü Mabed, güçlü, kuvvetli bir kadın olup çadırın avlusunda oturuyor, sonra su ve yemek veriyordu. Ondan satılık et ya da süt istediler. Fakat yanında o anda birşey bulamadılar. Ümmü Mabed dedi ki:
- Eğer yanımızda birşey bulunsaydı, istemenize gerek kalmazdı. O sene halk, kıtlık ve kuraklık içindeydi. Rasûlullah, çadırın açığından bir koyuna baktı ve şöyle dedi:
- Ey Ümmü Mabed, nedir bu koyun?
- Zayıflığı,'onu sürüden geri koydu.
- Onda süt var mıdır?
- O süt veremiyecek kadar güçsüzdür.
- Onu sağmama izin verir misin?
- Eğer sütü varsa, sağ bakalım.
Rasûlullah (s.a.v.), koyunu istedi. Memesine el sürüp Allah'ın adım zikretti ve dua etti. Koyun da ona karşı ayaklarını açıp arayı genişletti. Geviş getirdi ve süt vermeye başladı. Kabın içi süt doldu. Sonra içmesi için sütü kadına verdi. Kadın kana kana içti, sonra arkadaşlarına verdi. Onlar da kana kana içtiler. En sonunda kendisi içti. Sonra onlar, kabla-nna süt doldurdular. Rasûlullah, ikinci kez sağdı. Yine kab doldu. Sonra sütü, kadının yanına bıraktı. Bunun üzerine kadın, islâm üzere Rasûlullah'la be/atleşti. Kafile onun yanından ayrılıp yollarına gitti. Çok geçmeden kadının kocası Ebu Mabed geldi. Zayıf bir takım koyunlarını güdüyordu. Ebu Mabed, sütü görünce şaştı ve şöyle dedi:
- Ey Ümmü Mabed, bu süt sana nereden geldi? Halbuki bu koyun zayıf ve güçsüzdür, evde de süt yoktu.
- Hayır, vallahi bize mübarek bir adam uğradı. Şu, şu vasıfta idi.
- Anlat, ey Ümmü Mabed. Allah'a yemin ederim ki, Kureyşlilerin aradıkları adamın o olacağını sanıyorum.
- Parlak yüzlü, güzel huylu, yakışıklı bir yüze sahip bir adam gördüm. Ne göbekli idi, ne de başı küçüktü. Düzenli ve ölçülü idi. İri gözlü, uzun kirpikli idi. Sesi kısık, gözleri şehla olup hilal kaşlı idi. Boynu uzun, sakalı sık idi. Sustuğunda vakarlı, konuştuğunda da heybetli ve yüce idi. Konuşması tatlı, açık seçik olup saçmalamazdı. Sözleri ipe dizilen boncuklar gibi idi. İnsanların en yakışıklısı ve en güzeli idi. Uzaktan öyle görünürdü. Yakından da hüsnü cemal sahibi olduğu müşahede edilirdi. Orta boylu idi. Uzaktan bakanlar onu çirkin görmezler, yakından bakan gözler de onu nahoş halde görmezlerdi. İki dal arasındaki bir dal gibiydi. Üç kişi arasında bulunduğunda, onların en parlak yüzlüsü idi. Endamı en güzel olandı. Etrafını çevreleyen arkadaşları vardı. Konuştuğunda sözünü dinlerlerdi. Emir verdiğinde emrini derhal yerine getirirlerdi. Etrafına toplanır ve ona yardımcı olurlardı. Asık suratlı ve yalancı değildi, dedi.
Ümmü Mabed'in kocası da şöyle dedi:
- Vallahi bu, Kureyşlilerin aradıkları adamdır. Eğer ona rastlasaydım, onunla arkadaş olmak isterdim. Ona ulaşabilecek bir yol bulursam, ulaşmak için gayret sarfederim.
Ravi diyor ki: Mekke'de göklerle yer arasında bir ses duyuldu. Ama sesin sahibi görünmüyordu. Sesin sahibi şöyle diyordu:
"İnsanların Rabbi, hayırlı mükafatıyla, Ümmü Mabed'in iki çadırına yerleşen iki arkadaşı mükafatlandırdı.
Onlar yere indiler, sonra dinlendiler, Muhammed'in arkadaşı olan kimse kurtuluşa erdi, ey Kusay ailesi!
Allah, mükafatsız işleri ve efendiliği, sizden uzaklaştırmasın. " Bacınız Ümmü Mabed'e, koyununu ve süt kabını sorun.
Koyuna sorsanız, o bile size tanıklık eder.
Rasûlullah, ondan kısır bir koyun getirmesini istedi.
Koyunun memeleri, açıktan açığa ona köpüklü süt verdi.
Sonra yoluna koyulup gitti, koyunu orada sağıcısına bıraktı.
Koyun da her gidiş gelişinde ona süt veriyordu."
İnsanlar, Mekke'de sabahladılar. Ama Peygamberleri aralarından çıkıp gitmişti. Araştırmaya başladılar. Ümmü Mabed'in çadırına geldiler. Nihayet Rasûlullah (s.a.v.)'a ulaştılar.
Hassan b. Sabit de o görünmez kişinin şiirine karşı şu cevabî şiiri söyledi:
"Peygamberleri aralarından çıkıp giden kavim kayba uğradı.
Geceleyin gidip sabahleyin yanlarına vardığı kavim de sevindi.
Akılsız bir kavmin yanından ayrılıp gitti.
Bir kavme yepyeni bir nurla konuk oldu.
Körlüklerinden Ötürü beyinsizlik yapan kavmin sapıkları ile hidayet kaynağından doğru yolu bulan doğru kimseler bir olur mu hiç?
İnsanların görmediklerim gören bir peygamber ki, hazır bulunduğu her yerde Allah'ın kitabını okur. Günün birinde gayba dair bir söz söylese, bugün ya da yarın kuşluk vakti (gibi) sözü doğrulanacaktır.
Ona arkadaşlık etmek için gayret sarfeden Ebu Bekir'in mutluluğu kutlu olsun, Allah'ın mutluluk verdiği kimse mutlu olur.
Ka'b oğullarının genç kadınının yeri ve mü'minler için bir dinlenme yeri, bir gözetleme yeri olarak mübarek olsun."
Abdülmelik b. Vehb der ki: Bana ulaşan habere göre Ümmü Mabed'in kocası Ebu Mabed, Müslüman olmuş, hicret edip Peygamber (s.a.v.)'in yanma gitmiştir.
Hafız Ebu Nuaym da, Abdülmelik b. Vehb el-Mezhicî kanalıyla böyle bir rivayette bulunarak hemen hemen aynı şeyleri söylemiş, rivayetinin sonuna da şunu eklemiştir. Abdütmelik dedi ki: Bana ulaşan habere göre Ümmü Mabed, hicret edip Müslüman olmuş, Rasûlullah 'in yanına gitmiştir.
Sonra yine Ebu Nuaym, ashabtan Hubeyş b. Halidın şöyle dediğini rivayet eder: Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir, Amir b. Füheyre ve yol rehberleri Abdullah b. Uraykit el-Leysî ile birlikte hicret için Mekke'den çıktıktan sonra Ümmü Mabed'in çadırına uğramıştı. Ümmü Mabed, güçlü, Kuvvetli bir kadın olup evinin avlusunda durup halka su ve yemek verirdi.
Ebu Nuaym, Sulayt el-Bedrî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Bekir, Amir b. Füheyre ve yol rehberleri İbn Uraykit İle birlikte hicret için Mekke'den çıktıktan sonra yolda Ümmü Mabed el-Huzaî'nin çadırına uğramıştı. Ümmü Mabed, onu tanımıyordu. Rasûlullah, ona şöyle demişti:
- Ey Ümmü Mabed, yanında süt var mıdır?
- Hayır, vallahi koyunlarımız kısırdır.
- Ya gördüğüm şu koyun nedir?
- Takatsizliğinden ötürü sürüden geri kalmıştır, dedikten sonra daha önce geçenleri aynen nakleder. Beyhakî, bu kıssaların tamamının aynı kıssa olması ihtimalini ifade ettikten sonra Ümmü Mabed elHuzaiye'nin kıssasına benzer başka bir kıssa anlatarak şöyle der: Ebu Abdullah el-Haüz, Kays b. Numan'ın şöyle dediğini rivayet eder: "Peygamber (s.a.v.) ile Ebu Bekir gizlice Mekke'den çıktıklarında koyun gütmekte olan bir köleye uğradılar. Or dan süt istediler. Ama o şöyle dedi:
- Yanımda sağılacak koyun yok. Ancak şurada bir oğlak var. Kışın başında hamile kalmıştı. Bir düşük yapmıştı. Sütü de kalmamıştır.
- Rasûlullah:
- Onu buraya getir, dedi.
Köle, oğlağı oraya getirdi. Rasûlullah, onu bağladı. Sonra memesine el sürüp dua etti. Bunun üzerine memesine süt indi. Ebu Bekir, bir kalkan getirip sütü onun içine sağdı. Sağılan sütü içti. Yine sağdı. Bu defa çoban içti. Üçüncü kez yine sağdı. Bu defa Rasûlullah içti. Çoban dedi ki:
- Allah aşkına söyle, sen kimsin? Allah'a yemin ederim ki, senin gibisini asla görmedim. Rasûlullah: - Beni'gördüğünü saklar mısın ki, sana kim olduğumu anlatayım? Köle:
- Evet, dedi.
- Ben, Allah Rasûlü Muhammed'im! Köle:
- Kureyşlilerin dinden çıktığını iddia ettikleri adam sen misin?
- Onlar böyle söylüyor, dedi.
- Şahadet ederim ki sen peygambersin. Ve yine şahadet ederim ki senin getirdiğin şey haktır. Çünkü senin yaptığını, ancak bir peygamber yapabilir. Ve ben, sana uydum, dedi.
- Sen bugün bunu yapamazsın. Ne zaman benim güçlenip ortaya çıktığımı duyarsan yanımıza gel." dedi."
Ebu Nuaym, Abdullah b. Mesud'un şöyle dediğini rivayet eder: "Ben yetişkin bir gençtim. Mekke'de Ukbe b. Ebi Muayt'ın koyun sürüsünü güdüyordum. Müşriklerden kaçmış olan Rasûlullah ile Ebu Bekir, yanıma gelip şöyle dediler:
- Ey çocuk, bize içirecek sütün var mı?
- Ben emanetçi bir kimseyim. Başkasının sütünü size içiremem, dedim.
- Üzerine koç otlamamış (kısır) koyunun var mı?
- Evet, var.
Böyle dedikten sonra koyunu yanlarına getirdim. Ebu Bekir, koyunu tuttu. Rasûlullah da memesine el sürüp dua etti. Memesi süt doldu. Ebu Bekir, çukurumsu bir taş getirdi. Sütü oraya sağdı. Sonra Rasûlullah ile Ebu Bekir, o sütü içtiler. Bana da içirdiler. İçtikten sonra memeye: "Geri çekil." dedi. Meme de geri çekilip büzüldü.
Daha sonra Rasûlullah'm yanına geldim ve:
- Bana şu güzel sözden (Kur'ân'dan) biraz, öğret, dedim. Rasûlullah (s.a.v.):
- Sen, eğitilmiş ve Öğretilmiş bir çocuksun, dedi. Ben, onun mübarek ağzından yetmiş sûre dinleyip öğrendim ki, bu hususta hiç kimse benimle tartışamaz."
Bu rivayette geçen «müşriklerden kaçmışlardı.» cümlesinden kasıt, hicret vaktindeki kaçış değildir. Bu, hicretten önceki bazı hallerde vuku bulan kaçışlardan biri idi. Ibn Mesud, ilk zamanlarda Müslüman olup Habeşistan'a hicret edenlerdendir. Bilahare Mekke'ye dönmüştür. Bu kıssası, sahih hadis kitaplarında sabit olup aslı bulunan bir kıssadır. Doğrusunu Allah bilir.
İmam Ahmed b. Hanbel, Abadilin azadlısı Faid'in şöyle dediğini rivayet eder: "İbrahim b. Abdurrahman b. Sa'd'le birlikte yola çıktık. Areç mevkiine vardığımızda İbn Sa'd ki, Rekube yolunu Rasûlullah'a gösteren kılavuzdur. İbrahim, İbn Sa'd'e sordu:
- Baban sana neler anlattı?
- Babam bana dedi ki; "Rasûlullah (s.a.v.) ile Ebu Bekir kendilerine gelmişler, Ebu Bekir'in bizim yanımızda süt emmekte olan bir kız çocuğu vardı. Rasûlullah, kısa yoldan Medine'ye ulaşmak istemişti. Babam Sa'd, ona şöyle demişti:
- Şurası Rekube'ye yakın Gamir köyüdür. Burada, Eşlem kabilesinden iki hırsız vardır. Kendilerine (hakir bir kişi anlamına gelen) "Me-hanan" denmektedir. İstersen onları kılavuz ediniriz.
Rasûlullah:
- Onları bize kılavuz edin, dedi. Babam Sa'd dedi ki:
- Yola çıktık. Gamir köyüne vardık. İki hırsızdan birinin, diğerine: "Bu, Yemanî'dir." dediğini işittik. Rasûlullah, onları çağırdı. Onlara İslâmiyet'i arzetti. Onlar da Müslüman oldular. Sonra adlarını sordu. Onlar, adlarının (hakir iki kişi anlamına gelen) "Mehanân" olduğunu söylediler. Bunun üzerine Rasûlullah, onlara (şerefli bir kişi anlamına gelen): "Siz Mükreman'sınız." dedi. Kendilerine Medine'ye gelmelerini emretti. Biz yola devam ettik. Küba'nın ilk evlerine ulaştık, orada onu Beni Amr b. Avf kabilesi karşıladı. Rasûlullah (s.a.v.), Ebu Ümame Es'ad b. Zürare'yî sordu. Sa'd b. Haysem'e: "O, benden önce vuruldu ya Rasûlallah, onu sana anlatayım mı?" dedi.
Sonra Rasûlullah (s.a.v.), yoluna devam etti. Hurmalığa geldi. Pınar başının insanlarla dolu olduğunu gördü. Ebu Bekir'e, dönüp şöyle dedi:
"Ey Ebu Bekir, menzil burasıdır. Müdliç oğullarının havuzları gibi havuzlara indiğimi görüyorum."

