El-Bidaye ve'n-Nihaye · Temmuz 1, 2026

Resûlullah (s.a.v.)'in Hicret Sebebi

Yüce Allah buyurdu: «De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver.» (ei-lsrâ, 80.) Cenâb-ı …

Yüce Allah buyurdu:

«De ki: "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et; çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver.» (ei-lsrâ, 80.)

Cenâb-ı Allah, peygamberine bu duayı okumasını ilham edip gösterdi ki, bu dua sayesinde onun için yakın bir genişlik ve erken bir çıkış yolu yaratsın. Nihayet Medinetü'l-Nebeviyye'ye hicret etmesine yüce Allah izin verdi. O Medine ki, orada dostları ve yardımcıları vardı. O Medine ki, onun için yurt ve yerleşim merkezi oldu. O Medine ki, halkı onun için yardımcılar oldular.

Ahmed b. Hanbel ile Osman b. Ebi Şeybe, İbn Abbas'm şöyle dediğini rivayet ederler: Rasûlullah (s.a.v.), Mekke'de idi. Hicret etmekle em-rolundu. Ve ona şu ayet nazil oldu:

«De ki "Rabbim! Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et, çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar. Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver.» (cl-Isrâ, 80.)

Katade dedi ki: "Beni dahil edeceğin yere hoşnutluk ve esenlikle dahil et." cümlesindeki yerden kasıt, Medine'dir. "Çıkaracağın yerden de hoşnutluk ve esenlikle çıkar." cümlesindeki yerden kastedilen de Mekke'dir. «Katından beni destekleyecek bir kuvvet ver." cümlesinde geçen destekleyici kuvvetten maksat, Allah'ın kitabı, farzları ve hududu (yasakları) dur.

îbn İshak dedi ki: Rasûlullah (s.a.v.), hicret eden ashabından sonra Mekke'de kaldı. Kendisine hicret için Allah'tan izin verilmesini bekliyordu. Hz. Ali, Hz. Ebu Bekir es-Sıddık ve yakalanıp dinlerinden caydı-rüanlar hariç, Mekke'de hiçbir sahabe kalmadı. Ebu Bekir de zaman zaman Rasûlullah'tan hicret için izin isteğinde bulunuyordu. Ancak Rasûlullah ona şöyle diyordu: "Acele etme. Belki Allah senin için bir arkadaş kılar." Böylece Ebu Bekir, arkadaşının Rasûlullah olmasını ümid

ediyordu.

Kureyş, Rasûlullah'm taraftar bulduğunu ve memleketlerinden başka bir yerde ashabının çoğaldığını, Muhacirlerden olan ashabının onlara katıldıklarını gördüklerinde, onların bir yurda yerleşmiş olduklarını ve bir kuvvet teşkil ettiklerini anladı. Rasûlullah'ın, onlara katılmasından çekindiler. Zira biliyorlardı ki o, kendilerine karşı savaş için ashabını toplamıştır. Bunun üzerine Darü'n-Nedve'de toplandılar. Burası, Kusay b..Kilab'm evi idi. Kureyşliler, bütün kararlarım hep orada alırlardı. Rasûlullah'm durumundan korktukları zaman, ona ne yapacaklarını tartıştılar.

îbn îshak dedi ki: Kendilerini yalancılıkla suçlayamıyacağımız bazı arkadaşlarımız Abdullah b. Abbas'ın şöyle dediğini rivayet etmişlerdir:

Bu işe karar verdikleri ve Darü'n-Nedve'ye Rasûlullah'm durumu hakkında tartışmak için toplanmayı kararlaştırdıkları günün sabahında toplandılar. O güne, "zahmet günü" denilmişti. İblis, büyük bir ihtiyar adam kılığında onlara görünmüştü. Üzerinde kalınca bir elbise vardı. Evin kapısı önünde durdu. Orada durduğunu gördüklerinde şöyle dediler:

- Kimdir bu ihtiyar adam? O da:

-Necid halkındanım, dedi. Muhammed hakkında toplanacağınızı işittiğimden sizi dinlemeye geldim. Sizden görüş ve nasihatlerimi esirgemeyeceğimi ümit ediyorum.

Öyleyse gir bakalım, dediler.

O da içeri girdi. Orada Kureyş'in ileri gelenleri toplanmışlardı. Toplantıya Utbe, Şeybe, Ebu Süfyan, Tuayme b. Adiy, Cübeyr b. Mut'im b. Adiy, Haris b. Amir b. Nevfel, Nadr b. Haris, Ebu'l-Bahteri b. Hişam, Zem'a b. Esved, Hakim b. Hizam, Ebu Cehil b. Hişam, Haccac'm oğulları Nebih ile Münebbih, Ümeyye b. Halef ile sayılamıyacak kadar çok miktarda Kureyşli katılmıştı.

Birbirlerine şöyle dediler:

- Bu adamın (Muhammed (s.a.v.)) işi, gördüğünüz gibi gelişiyor. Biz, onun ve ona tabi olanların bize saldıracaklarından emin değiliz. Artık onun hakkında ortak bir görüş belirlememiz gerekiyor. Böylece müşavere yaptılar. Sonra onlardan Ebu'l-Bahteri b. Hişam dedi ki:

- Onu demir parmaklıklar içine hapsedin. Üzerine kapıyı kilitleyin. Sonra ondan önceki benzerleri olan Züheyr ve Nabiğa gibi şairlerin başına gelenlerin, onun başına da gelmesini bekleyin.

Necidli Şeyh (İblis) dedi ki:

- Hayır, Allah'a yemin ederim ki, bu sizin için yararlı bir görüş değildir. Vallahi eğer dediğiniz gibi onu hapsederseniz, elbette_onun haberi ve tebliğleri kapının ötesine çıkar. Siz, ashabına karşı onun kapısını kapatırsanız, yakında size saldırırlar ve sizi yenecek kadar çoğalırlar. Onu, sizin elinizden kurtarırlar. Bu, iyi bir görüş değildir. Başka birşey düşünün ve müşaverenizi yapın.

Sonra onlardan biri şöyle dedi:

- Onu aramızdan çıkaralım ve memleketimizden uzaklaştıranın. Bizden ayrıldığı zaman nereye giderse gitsin ve nereye düşerse düşsün, karışmayız, yeter ki bizden uzak olsun. Böylece biz, ondan kurtulalım. Böylece işimiz düzelir. Ve münasebetlerimiz eski haline döner.

Bunun üzerine Necidli ihtiyar dedi ki:

- Hayır, Allah'a yemin ederim ki, bu da sizin için iyi bir görüş değildir. Onun güzel sözlerini ve tatlı konuşmasını görmüyor musunuz? Yaptığı şeylerle adamların gönüllerini kazanır.-Vali ahi eğer bunu yapsanız, Araplardan bir kabilenin yanına yerleşmesinden emin olamazsınız. Çünkü o bir kabileye giderse, sözleriyle onları etkiler. Nihayet onlar da ona uyarlar. Sonra onlarla birlikte size gelir ve memleketinizde sizi ezip geçerler. Böylece işinizi elinizden alır, sonra size dilediğini yapar. Onun hakkında bundan başka bir görüş belirleyin.Bunun üzerine Ebu Cehil fc. Hişam dedi ki:

- Vallahi, onun hakkında daha önce değinmediğiniz bir görüşüm

vardır.

- Ey Ebu'l Hakim, nedir o görüş?

- Görüşüm şu ki, her kabileden kuvvetli, kavmi arasında şerefli, nesebi yüksek genç birer adam alalım. Sonra onlardan her birine keskin birer kılıç verelim.Gitsinler ve o kılıçlarla bir tek adamın vuruşu gibi Muhammed'e vursunlar. Böylece biz de ondan kurtulalım. Zira onlar, onu öldürdüklerinde onun kanı, kabilelerin hepsinin üzerine dağılır. Abdumenaf oğulları, bütün kavimlerle savaşmaya güç yetiremezler. Diyet ödememize razı olurlar. Biz de onlara, Muhammed'in diyetini öderiz.

Bunun üzerine Necidli ihtiyar dedi ki:

- Söz, bu adamın sözüdür. Bu görüşten başka bir görüşü tasvib etmem!

Böylece topluluk bu görüş üzerinde ittifak edip dağıldı. Öte yandan Cebrail, Rasûlullah'a gelip;

- Bu gece yatağında yatma, dedi.

Gecenin ilk üçte biri geçtiğinde, Rasûlullah'm kapısında toplandılar. Ne zaman uyuyacağını kolluyorlardı ki üzerine atılsınlar, Rasûlullah, onların yerlerini aldıklarını görünce Hz. Ali'ye şöyle dedi:

- Benim yatağımda yat. Benim bu yeşil Hadramî cübbemle örtün ve içinde uyu. Sana hoşlanmadığın hiçbirşey isabet etmeyecektir.

Rasûlullah (s.a.v.), hep bu cübbenin içinde uyurdu. Rasûlullah'm kapısı önünde toplananlar arasında bulunan Ebu Cehil, kapının önünde dururken şöyle dedi:

- Muhammed'in iddiasına göre eğer sizler, onun dediklerim yapmak üzere kendisine tabi olursanız, Araplarla Acemlerin hükümdarları olursunuz. Ölümünüzden sonra yeniden dirilirsiniz. Sizin için Ürdün'ün bahçeleri gibi Cennetler kılınır. Eğer yapmazsanız, onun sizinle savaşma hakkı olurmuş. Ölümünüzden sonra yeniden diriltilecek-mişsiniz. Sonra da sizin için, sizi yakacak bir ateş olacakmış! O ateşte yanacakmışsmız!

Rasûlullah (s.a.v.) evinden dışarı çıktı. Bir avuç toprak aldı ve: "Evet, ben bunu söylüyorum. Ve sen de o ateşte yanacaklardan birisin!" dedi.

Cenâb-ı Allah, müşriklerin gözlerine perde çekti. Rasûlullah'ı göremez oldular.O da elindeki toprağı üzerlerine savurarak de şu ayeti okudu: .

«Yâsîn. Ey Muhammed! Kur'ân-ı Hakîm'e and olsun ki, sen doğru yol üzere gönderilmiş peygamberlerdensin. Bu, babaları uyanlmadığm-dan gani kalmış bir milleti uyarman için güçlü ve merhametli olan Allah'ın indirdiği Kur'ân'dır. Andolsun ki, hüküm çoğunun aleyhine gerçekleşmiştir. Bunun için artık inanmazlar. Boyunlarına, çenelerine kadar varan demir halkalar geçirmişizdir, bunun için başları yukarı kalkıktır. Önlerine ve arkalarına sed çekmişizdir. Gözlerini perdelediğimizden artık göremezler.» (Yâsîn, 1-9.)

Savurulan toprak, orada bulunanların tamamına isabet etmişti. Sonra Rasûlullah (s.a.v.), gitmek istediği tarafa yönelerek hareket etti. Bilahare daha kendileri ile birlikte bulunmayan bir adam yanlarına gelip şöyle dedi:

- Burada ne bekliyorsunuz?

- Muhammed'i bekliyoruz.

- Allah müstehakınızı versin! Vallahi Muhammed çıkıp gitti. Hepinizin başına da toprak savurdu. Gitmek istediği yere gitti. Başınızda neler olduğunu görmüyor musunuz?

Her biri elini başına götürdüğünde başında toprak olduğunu gördü. Sonra içeri bakmaya başladılar. Ali, Rasûlullah'ın cübbesine bürünmüş uyuyordu. "Allah'a yemin ederiz ki, işte Muhammed uyuyor, üzerinde de cübbesi var." diyorlardı. Sabaha kadar öylece yerlerinde kala kaldılar. Hz. Ali, yataktan çıkınca dediler ki: "Vallahi bize haber veren kişi doğru söylemiş!"

îbn tshak dedi ki: O gün ve onların yapmak için toplandıkları iş hakkında Cenâb-ı Allah'ın indirdiği ayetlerden biri de şu idi:

«İnkar edenler, seni bağlayıp bîr yere kapamak veya öldürmek, ya da sürmek için düzen kuruyorlardı. Onlar düzen kurarken, Allah da düzenlerini bozuyordu. Allah düzen yapanların en iyisidir.» (ei-Enfâi, 30.)

«Yoksa senin için şöyle mi derler: "Şairdir, zamanın onun aleyhine dönmesini gözlüyoruz."

De ki: "Gözleyin, doğrusu ben de sizinle beraber gözlemekteyim." (et-Tûr, 30-31.)

İşte o esnada yüce Allah, Peygamber (s.a.v.)'e hicret iznini verdi.